- Resim Silinmiş.
Fenerbahçeliler Kızmasın!...Fenerin En Son Aldığı Türkiye Ku
· 22 Yanıt · 3.4K görüntüleme 0 okuyor
22 Yanıt
😆
A
altanyunus
⭐ 19y
lol
R
ReaLPrisoN
⭐ 19y
LoL
P
Poker Face
⭐ 19y
Yanlız Fenre 1907'de doğdu 🤘 😈
Yanlız Fenre 1907'de doğdu 🤘 😈
Belki Hicri takvim e göre o yıl ? xD
1338 = 1922 ^^
P
Poker Face
⭐ 19y
onu düşünmedimde çok ii akıl ettin 😄
Fener en son Türkiye kupasını 1985 ve ya o civarlardı aldı diye biliyorum...
_
_MaGiCiNe_
⭐ 18y
m.ö den önce 1907 milattan sonra tekrar başladı
sacma bır konu olmus :!!&%&!
A
AnatoliaFire1
⭐ 18y
lol.
Resime değilde bunu gerçek sanıpta o kadar uzun değil ki tarzında mesaj yazan arkadaşa güldüm 😆
Seneye en son kupayı alan olacagız. 😎
O
Optimus Prime
⭐ 18y
Yanlız Fenre 1907'de doğdu 🤘 😈
Belki Hicri takvim e göre o yıl ? xD
1338 = 1922 ^^
ama m.ö diyor m.ö 1338
Ya cepheye gidersin Ya Fener'den gidersin
Önce Birinci Dünya Savaşı, sonra Kurtuluş Savaşı derken, Fenerbahçe'nin formasını çıkarıp, askeri üniformasını giyen futbolcuları şehit ya da gazi olunca
takım çökmüştü. Kadro erimiş, Fenerbahçe'nin elinde oynatabileceği sadece 3 futbolcu kalmıştı.. Kayıplar nedeniyle, 1916-17 sezonunda lig, 15-16 yaş
grubundaki çocuklarla oynanabilmişti. Fenerbahçe'nin Arif, Kaptan Galip ve Sabri gibi futbolcuları; çoğu kez savaş alanlarından kopup gelerek sahaya çıkmış
ve takımlarına destek vermişlerdi. Dünyada böylesine cepheden lig maçlarına koşmuş, tekrar savaşa dönmüş başka futbolcular yoktu.. Arif'in kaybı,
Fenerbahçe'nin müthiş bir milliyetçilik duygusunun kabarmasına yol açmıştı. Bunun bir uzantısı olarak, işgal yıllarında, Kurtuluş Savaşı, için çok aktif bir
rol oynamıştı. Evet, Türk futbolu topyekün savaşın içindeydi. Ancak, arada çatlak sesler çıkmıyor değildi. Herkes koşa koşa cepheye giderken, bazı
futbolcular, silah altına girmemek için çaba sarf ediyordu. Bunlardan biri de Nuri'ydi.. Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak şımartılmıştı Nuri...
Askere gitmek istemiyordu. Fenerbahçe Yönetimi, "Nasıl herkes düşmanla savaşıyorsa, sen de eline silah alacaksın" diye çıkışmıştı bu yetenekli
futbolcusuna.. Ancak Nuri, zoru görünce patlamıştı: "Üzerime gelmeyin, yoksa Altınordu'ya geçerim!..." Başkan Hamit Hüsnü'nün cevabı
kesindi: "Ya cepheye gidersin, ya Fener'den gidersin..." Nuri, blöfünün sökmediğini görünce, daha da küstahlaşmıştı; "Başkan ben bu kulüpten gidersem,
birçok futbolcu da peşimden gelir." Hamit Hüsnü Bey'in Kuşdili'ndeki öfkesi, taa Kadıköy İskelesi'nden duyuluyordu: "Haddini bil, efendi...
Fenerbahçe'de senin gibi başka bir vatan haini bulamazsın. Çabuk bu kulüpten defol.." Nuri'nin o andan itibaren, Fenerbahçe ile ilişkisi kesildi..
Ama, Nuri neden "Altınordu'ya geçerim" diyordu. Çünkü Altınordu, Osmanlı'nın güçlü isimlerinden Talat Paşa'nın başkanlığı, yani koruması altındaydı.
Bünyesinde bulunan futbolcuları askere almıyordu. Herkes açlık ve yokluk çekerken, Altınordulu futbolcular bolluk içindeydi. Bazıları böyle çıkarını
düşünürken, Fenerbahçe cephelerde şehit üstüne şehit veriyordu. Üstelik, sağ kalıp geri dönenlere de, hiçbir ayrıcalık yoktu.
Onlar toplumdan ve kulüplerinden gördükleri saygıyı, en büyük nimet olarak bellemişlerdi. Vatan selamete çiksın, onlara yeterdi...
Fenerbahçe, durup dururken, ya da kupası çok diye "Büyük kulüp" olmadı. Tarihi şerefle dolu olduğu için büyük kulüp oldu ve Türkiye'de milyonlar tarafından çok sevildi...
Arif gelemeyecek.. Çünkü şehit düştü
Fenerbahçe'nin Türk halkı tarafından fazlaca sevilmesinin bir nedeni de Kurtuluş Savaşı yıllarında gerek Anadolu'ya silah sevkiyatını bizzat yönetmesi, gerek işgal kuvvetlerinin takımlarıyla yaptığı maçlardan hep galibiyetle ayrılması, gerekse de cephede şehit verdiği çok sayıdaki futbolcusundan kaynaklanmaktadır.. Şehidin büyüğü, küçüğü olmaz ama ''En büyük şehit'' ya da ''En anlamlı şehit'' denilince o yıllarda tek bir isim akla gelmektedir. O da Fenerbahçeli Arif'tir.. ''Çanakkale geçilmez'' destanını yazan askerlerden biri olan Arif, bir yandan düşmana geçit vermezken, bir Galatasaray maçı öncesi takımının da formasını giyebilmek için tam 26 saat at sırtında yolculuk yapmış, maçını oynadıktan sonra yine atla geldiği gibi giderek düşmana karşı savaşını sürdürmüştür.. Arif'i 1917 yılında Galatasaray maçında oynamaya bu kadar hevesli kılan olay ise ilk kez bir büyük derbide oynama isteğiydi.. Arif gibi o maçta oynamak isteyen bir başka Fenerbahçeli futbolcu da kaptan Galip Kulaksızoğlu'ydu.. Galip de Kırklareli'nden at sırtında derbi karşılaimasına gelmişti. İki futbolcunun bu maç sonrası cepheye dönmeleri ise gerçekten dramatik, hazin bir öykünün ortaya çıkmasına neden olacaktı.. Galip Kulaksızoğlu savaşta yaralanıp, tedavi için İstanbul'a geri gönderilirken, Arif Emirzade ise daha bir süre cephe ile Fenerbahçe takımı arasında gidip gelmeyi sürdürecekti.. Doğaldır ki Arif yoğun yurt savunması içinde takımının her maçına yetişemiyordu. Ama iddialı maçların hiç birini kaçırmamaya çalışıyordu. Özellikle de Galatasaray karşılaşmalarını. Fenerbahçe Kulübü, 1919- 1920 sezonuna iddialı gimek istiyordu. Bunun için, ilk kez sahaya çıkacakları İdmanyurdu maçında, sağbekleri Arif'in mutlaka oynamasını istiyorlardı. Kumandanlıktan özel izin alarak, Arif'in oynamasını sağlama almışlardı. O mutlaka gelmeliydi, gelecekti... Arif gerçekten de, Fener defansının vazgeçilmez adamıydı... Onun nasıl bir futbolcu olduğunu anlamak için, eski Fenerbahçeli futbolculardan Sedat Taylan'ın 1944 yılında yayınladığı, "Fenerbahçe'den Hatıralar" adlı kitabına bir göz atalım: "Arif, çok eskiden Fenerbahçe takımında, müteaddit defalar tekdirle seyremiştim. O zaman, Fenerbahçe müdaafasının belkemiği vaziyetindeydi. Zayıf fakat çok çetin, gözü pek bir oyuncuydu. Sert, fakat faulsuz oynardı. Maç sırasında asabi olan Arif, maç bitiminde sakin ve nazik bir genç olurdu..." Evet, daha önce de söyledik... Fenerbahçe, 1919- 1920 sezonunun ilk maçı olan İdmanyurdu mücadelesi için, Papazın bağında Arif'i bekliyordu... O gelmeliydi, gelecekti, gelirdi de... Fakat, onun yerine, kara haber geldi: "Arif, tam kalbine yediği bir kurşunla, şehit oldu." Fenerbahçeliler, gelen haberle bir anda mateme boğuldu. Herkes birbirine sarılıp ağlıyor, Türk futbolunun yetiştirdiği en gerçek kahramanının kaybına kahroluyordu... Hüzün, dalga dalga tüm İstanbul'a yayılmıştı. Ancak, maç oynanmalıydı... Fenerbahçeli yöneticiler, santra çizgisinin başladığı yerdeki sahanın kenarına bir sandalye koydular ve üzerine Arif'in 2 numaralı formasını astılar. Takım, sahaya 10 kişi çıkmıştı... Ama, Fenerbahçe eksik değildi. Saha kenarındaki sandalyede asılı duran forma, Arif'i sahaya sürmüş gibiydi. Sanki, rakibin ataklarını, o durduruyordu. Fenerbahçe, kahramanının huzur içinde toprakta yatması için, o denli coşkulu oynadı ki, rakibi İdmanyurdu'nu tarihinin en farklı skoru ile yendi: 11-1. O günden bu yana, o rekor hkırılamadı. Fenerbahçeli tüm futbolcular, bu galibiyet sonrasında hep birlikte 2 numaralı formanın önünde saygı duruşuna geçerek, "Ruhun şad olsun Arif" dediler.
FUTBOLCUNUN ADI - ŞEHİT DÜŞTÜĞÜ YER
1- Arif Bor Ovası
2- Nurettin Fikirtepe Bataryası
3- Halim Fikirtepe Bataryası
4- Kemal Yeri belli değil
5- Zeki Çanakkale Savaşı
6- Hüsnü Çanakkale Savaşı
7- Neşet Çanakkale Savaşı
8- Refik Bey Kulüp binasında
9- Mustafa Bey Kulüp binasında
10- Ethem Erenköy Bataryası
11- Haldun Yeri belli değil
...
...
...
Ben Galatasaraylıyım ama fenerin geçmişini çoğu fb liden ii biliorum galiba kemalist bana neden gülüosun acaba gerçek yada deil paylaştım bak takımınızın eski kadrosuna şerefli bi takım olduğunuda yazıoruz...Keşke her takım fenerin eski kadrosu gibi olsaa
Önce Birinci Dünya Savaşı, sonra Kurtuluş Savaşı derken, Fenerbahçe'nin formasını çıkarıp, askeri üniformasını giyen futbolcuları şehit ya da gazi olunca
takım çökmüştü. Kadro erimiş, Fenerbahçe'nin elinde oynatabileceği sadece 3 futbolcu kalmıştı.. Kayıplar nedeniyle, 1916-17 sezonunda lig, 15-16 yaş
grubundaki çocuklarla oynanabilmişti. Fenerbahçe'nin Arif, Kaptan Galip ve Sabri gibi futbolcuları; çoğu kez savaş alanlarından kopup gelerek sahaya çıkmış
ve takımlarına destek vermişlerdi. Dünyada böylesine cepheden lig maçlarına koşmuş, tekrar savaşa dönmüş başka futbolcular yoktu.. Arif'in kaybı,
Fenerbahçe'nin müthiş bir milliyetçilik duygusunun kabarmasına yol açmıştı. Bunun bir uzantısı olarak, işgal yıllarında, Kurtuluş Savaşı, için çok aktif bir
rol oynamıştı. Evet, Türk futbolu topyekün savaşın içindeydi. Ancak, arada çatlak sesler çıkmıyor değildi. Herkes koşa koşa cepheye giderken, bazı
futbolcular, silah altına girmemek için çaba sarf ediyordu. Bunlardan biri de Nuri'ydi.. Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak şımartılmıştı Nuri...
Askere gitmek istemiyordu. Fenerbahçe Yönetimi, "Nasıl herkes düşmanla savaşıyorsa, sen de eline silah alacaksın" diye çıkışmıştı bu yetenekli
futbolcusuna.. Ancak Nuri, zoru görünce patlamıştı: "Üzerime gelmeyin, yoksa Altınordu'ya geçerim!..." Başkan Hamit Hüsnü'nün cevabı
kesindi: "Ya cepheye gidersin, ya Fener'den gidersin..." Nuri, blöfünün sökmediğini görünce, daha da küstahlaşmıştı; "Başkan ben bu kulüpten gidersem,
birçok futbolcu da peşimden gelir." Hamit Hüsnü Bey'in Kuşdili'ndeki öfkesi, taa Kadıköy İskelesi'nden duyuluyordu: "Haddini bil, efendi...
Fenerbahçe'de senin gibi başka bir vatan haini bulamazsın. Çabuk bu kulüpten defol.." Nuri'nin o andan itibaren, Fenerbahçe ile ilişkisi kesildi..
Ama, Nuri neden "Altınordu'ya geçerim" diyordu. Çünkü Altınordu, Osmanlı'nın güçlü isimlerinden Talat Paşa'nın başkanlığı, yani koruması altındaydı.
Bünyesinde bulunan futbolcuları askere almıyordu. Herkes açlık ve yokluk çekerken, Altınordulu futbolcular bolluk içindeydi. Bazıları böyle çıkarını
düşünürken, Fenerbahçe cephelerde şehit üstüne şehit veriyordu. Üstelik, sağ kalıp geri dönenlere de, hiçbir ayrıcalık yoktu.
Onlar toplumdan ve kulüplerinden gördükleri saygıyı, en büyük nimet olarak bellemişlerdi. Vatan selamete çiksın, onlara yeterdi...
Fenerbahçe, durup dururken, ya da kupası çok diye "Büyük kulüp" olmadı. Tarihi şerefle dolu olduğu için büyük kulüp oldu ve Türkiye'de milyonlar tarafından çok sevildi...
Arif gelemeyecek.. Çünkü şehit düştü
Fenerbahçe'nin Türk halkı tarafından fazlaca sevilmesinin bir nedeni de Kurtuluş Savaşı yıllarında gerek Anadolu'ya silah sevkiyatını bizzat yönetmesi, gerek işgal kuvvetlerinin takımlarıyla yaptığı maçlardan hep galibiyetle ayrılması, gerekse de cephede şehit verdiği çok sayıdaki futbolcusundan kaynaklanmaktadır.. Şehidin büyüğü, küçüğü olmaz ama ''En büyük şehit'' ya da ''En anlamlı şehit'' denilince o yıllarda tek bir isim akla gelmektedir. O da Fenerbahçeli Arif'tir.. ''Çanakkale geçilmez'' destanını yazan askerlerden biri olan Arif, bir yandan düşmana geçit vermezken, bir Galatasaray maçı öncesi takımının da formasını giyebilmek için tam 26 saat at sırtında yolculuk yapmış, maçını oynadıktan sonra yine atla geldiği gibi giderek düşmana karşı savaşını sürdürmüştür.. Arif'i 1917 yılında Galatasaray maçında oynamaya bu kadar hevesli kılan olay ise ilk kez bir büyük derbide oynama isteğiydi.. Arif gibi o maçta oynamak isteyen bir başka Fenerbahçeli futbolcu da kaptan Galip Kulaksızoğlu'ydu.. Galip de Kırklareli'nden at sırtında derbi karşılaimasına gelmişti. İki futbolcunun bu maç sonrası cepheye dönmeleri ise gerçekten dramatik, hazin bir öykünün ortaya çıkmasına neden olacaktı.. Galip Kulaksızoğlu savaşta yaralanıp, tedavi için İstanbul'a geri gönderilirken, Arif Emirzade ise daha bir süre cephe ile Fenerbahçe takımı arasında gidip gelmeyi sürdürecekti.. Doğaldır ki Arif yoğun yurt savunması içinde takımının her maçına yetişemiyordu. Ama iddialı maçların hiç birini kaçırmamaya çalışıyordu. Özellikle de Galatasaray karşılaşmalarını. Fenerbahçe Kulübü, 1919- 1920 sezonuna iddialı gimek istiyordu. Bunun için, ilk kez sahaya çıkacakları İdmanyurdu maçında, sağbekleri Arif'in mutlaka oynamasını istiyorlardı. Kumandanlıktan özel izin alarak, Arif'in oynamasını sağlama almışlardı. O mutlaka gelmeliydi, gelecekti... Arif gerçekten de, Fener defansının vazgeçilmez adamıydı... Onun nasıl bir futbolcu olduğunu anlamak için, eski Fenerbahçeli futbolculardan Sedat Taylan'ın 1944 yılında yayınladığı, "Fenerbahçe'den Hatıralar" adlı kitabına bir göz atalım: "Arif, çok eskiden Fenerbahçe takımında, müteaddit defalar tekdirle seyremiştim. O zaman, Fenerbahçe müdaafasının belkemiği vaziyetindeydi. Zayıf fakat çok çetin, gözü pek bir oyuncuydu. Sert, fakat faulsuz oynardı. Maç sırasında asabi olan Arif, maç bitiminde sakin ve nazik bir genç olurdu..." Evet, daha önce de söyledik... Fenerbahçe, 1919- 1920 sezonunun ilk maçı olan İdmanyurdu mücadelesi için, Papazın bağında Arif'i bekliyordu... O gelmeliydi, gelecekti, gelirdi de... Fakat, onun yerine, kara haber geldi: "Arif, tam kalbine yediği bir kurşunla, şehit oldu." Fenerbahçeliler, gelen haberle bir anda mateme boğuldu. Herkes birbirine sarılıp ağlıyor, Türk futbolunun yetiştirdiği en gerçek kahramanının kaybına kahroluyordu... Hüzün, dalga dalga tüm İstanbul'a yayılmıştı. Ancak, maç oynanmalıydı... Fenerbahçeli yöneticiler, santra çizgisinin başladığı yerdeki sahanın kenarına bir sandalye koydular ve üzerine Arif'in 2 numaralı formasını astılar. Takım, sahaya 10 kişi çıkmıştı... Ama, Fenerbahçe eksik değildi. Saha kenarındaki sandalyede asılı duran forma, Arif'i sahaya sürmüş gibiydi. Sanki, rakibin ataklarını, o durduruyordu. Fenerbahçe, kahramanının huzur içinde toprakta yatması için, o denli coşkulu oynadı ki, rakibi İdmanyurdu'nu tarihinin en farklı skoru ile yendi: 11-1. O günden bu yana, o rekor hkırılamadı. Fenerbahçeli tüm futbolcular, bu galibiyet sonrasında hep birlikte 2 numaralı formanın önünde saygı duruşuna geçerek, "Ruhun şad olsun Arif" dediler.
FUTBOLCUNUN ADI - ŞEHİT DÜŞTÜĞÜ YER
1- Arif Bor Ovası
2- Nurettin Fikirtepe Bataryası
3- Halim Fikirtepe Bataryası
4- Kemal Yeri belli değil
5- Zeki Çanakkale Savaşı
6- Hüsnü Çanakkale Savaşı
7- Neşet Çanakkale Savaşı
8- Refik Bey Kulüp binasında
9- Mustafa Bey Kulüp binasında
10- Ethem Erenköy Bataryası
11- Haldun Yeri belli değil
...
...
...
Ben Galatasaraylıyım ama fenerin geçmişini çoğu fb liden ii biliorum galiba kemalist bana neden gülüosun acaba gerçek yada deil paylaştım bak takımınızın eski kadrosuna şerefli bi takım olduğunuda yazıoruz...Keşke her takım fenerin eski kadrosu gibi olsaa
P
Poker Face
⭐ 19y
Ne kdr uzatıldı 😄
Bir laf attık alınması gereken kişi dışında 300 kişi ortaya atıldı konuya mesaj yazan yazmayan herkez msn'den banamı güldün diye sordu ne lan bu ?
Biraz mantık yürütün bir kere sen mesaj mı yazdın yoksa konumu açtın ? Hiç düşünmeden direk balıklama atlıyorsunuz kaybediyorsunuz işte burada :?
Biraz mantık yürütün bir kere sen mesaj mı yazdın yoksa konumu açtın ? Hiç düşünmeden direk balıklama atlıyorsunuz kaybediyorsunuz işte burada :?
Bir laf attık alınması gereken kişi dışında 300 kişi ortaya atıldı konuya mesaj yazan yazmayan herkez msn'den banamı güldün diye sordu ne lan bu ?
Biraz mantık yürütün bir kere sen mesaj mı yazdın yoksa konumu açtın ? Hiç düşünmeden direk balıklama atlıyorsunuz kaybediyorsunuz işte burada :?
Pardon hacım k.baqma özür dilerim..Bu sıralar alınganımda 😄
rofl
😆 🙄
Yanıt yazmak için giriş yapın.
Giriş Yap