- Resim Silinmiş.
Bülent Korkmaz GALATASARAY formasini derisi yapmiş büyük adam şu anda kimse ondan soz etmiyor.Cok gurur duydugumuz Uefa Kupasi Süper kupayi almamizda en büyük payi olan futbolculardan biri peki bunun sorumlusu kim?
işTe Bülent Korkmazin hayati hayalleri ve jübilesini bile yapmadan başka takima gonderen başkana soyleyecekleriniz icin bir konu!
İlk once Bü(lent)Yük K(orkmaz)aptanin HayaTi bilmeyenlere!!
Nevin - Osman Korkmaz çiftinin üç erkek kardeşinden biri olan Bülent Korkmaz, 24 Kasım 1968 tarihinde İstanbul'da doğdu.
Çocukluk yılları Fatih, Edirnekapı'da geçiren Korkmaz, ilkokulu bugünkü Vefa Stadı'nın arkasında bulunan Hattat Rakım İlkokul'unda bitirdi. O yıllarda dahi futbola ilgisi, boş vakitleri top oynayarak geçirmesiyle kendini belli ediyordu.
İlkokul sonrası ailesi Florya'ya taşındı. Yeni evleri Galatasaray Futbol Kulübü'nün bugünkü tesislerinin karşısındaydı. Bir gün evinin yakınlarında top oynarken, Galatasaray altyapısından Salih Bulgurlu ve Ahmet Keskinkılıç tarafından farkedilip, altyapıya kazandırıldığında henüz 11 yaşındaydı. O günler için sonradan şöyle diyecekti:
Galatasaray formasını bir gün giyeceğim diyordum. Ama daha 11 yaşında giyeceğimi rüyamda görsem inanamazdım. Bir gün bana "Seni Galatasaray'a alalım, gelir misin" dediler... İşte o an Galatasaray maceram başladı. O gece sabaha kadar uyuyamadım, 11-12 yaşımda renklerine gönül verdiğim takımın futbolcusu olacaktım. Ertesi günü iple çektim. Tuttuğum takımın, her gün uzaktan baktığım Galatasaray kulübünün içindeydim artık.
Altyapıda oynarken Şenlikköy Orta Okulunu bitirdi. O dönem kadrosunda yer aldığı, Ahmet Keskinkılıç yönetimindeki minikler takımı Yıldızlar İstanbul şampiyonu oldu. 14 yaşında Bülent Ünder tarafından, 14-16 yaş "Gençler Takımı"na alındı. Futbol hayatında basamakları takılmadan çıkmasının en büyük sebebi, sahip olduğu hırs ve heyecandı.
Gençler takımında oynadığı dönemde 2. şampiyonluğunu yaşadı: "Gençler Türkiye şampiyonluğu". Gençler takımının ardından girdiği paf takımıyla "U21 Türkiye şampiyonluğu"nu kazandı. O dönemi şöyle anlatıyor:
Bülent Ünder Hoca'mdan çok şey öğrendim. U21 Türkiye şampiyonu olduk. O sırada genç takım ve u21 (PAF takım) ile, amatör ligde, 3.ligde devamlı maç yapıyordum. Haftanın üç günü değişik kategorilerde Galatasaray forması altında oynuyordum.
Genç takımlar "Türkiye Şampiyonluğu"nun ardından, Bülent Korkmaz, İhsan, Hüseyin ve Tugay'la birlikte Bülent Ünder tarafından A takım'a gönderildi. Derwall ve Mustafa Denizli döneminde A takım ile idmanlara çıkmaya ve forma giymeye başladı. Lig maçlarının yanı sıra bir çok Avrupa Kupası maçlarında da forma giyme şansı buluyordu. Sahip olduğu hırs, Bülent Korkmaz'ın Galatasaray'daki yerini her geçen gün sağlamlaştırıyordu.
A takımına girmiş olmanın mutluluğunu yaşadığı dönemde eşi Banu ile tanıştı. Profesyonel olarak mukavele imzaladıktan 2 sene sonra, 22 yaşında evlendi. Evliliğinin 4. senesinde ilk çocukları Selen, 9. senesinde ise ikinci çocukları Ezgi dünyaya geldi.
A takımın çiçeği burnunda futbolcusuyken bir aile ortamında eşim Banu ile tanıştım. Yıldırım aşkı bu olsa gerekti. Bir yanda futbol aşkı ve bir yanda ömür boyu sürecek bir evliliğin kıvılcımlarının atıldığı bir aşk.
Futbol hayatı nedeniyle bıraktığı eğitimine devam etme kararı alarak, Pertevniyal Lisesi gece bölümüne başladı. 2. sınıfda idmanlar ve maçların yoğunluğu sebebiyle liseyi dışardan bitirmek zorunda kalan Bülent Korkmaz, diplomasını Bakırköy Lisesinden aldı.
Futbol hayatını, başladığı gibi, 22 sene forma giydiği "Yurt içinden ve dışından bir çok transfer teklifi almama rağmen asla ve asla Galatasaray'dan ayrılmayı düşünmedim." dediği Galatasaray'da noktaladı.

"40 DERECE ATESE RAGMEN"
Galatasaray Genç takımındayız Türkiye Gençler Şampiyonasında bir üst gruba çıkmak için Altay ile zorlu bir maça çikacağız... Ancak ben maç öncesi 39-40 derece atesle yatıyordum... Erkan abi (Masör Erkan Kazancı) beni hastaneye götürdü, iğne oldum bir süre hastanede kaldıktan sonra tekrar otele döndük... Ayakta duracak halim yoktu... Hem ateşim vardı hem de üşüme geliyor zaman zaman titriyordum...
Maç saati yaklaşıyordu. Hocamız Bülent Ünder ve rahmetli Salih Bulguroglu bana "Bülent sen otelde kal. Dinlen" dediler. Ama ben ısrarla maçı seyretmek istediğimi söyledim... Hocalarımızda kulübede seyredeyim diye beni yedek listesine yazmışlar... Ben de giyindim. Forma ve sortun üzerine iki eşofman giydim. Onun üzerine de mont giydim.
Yedek kulübesinde zaman zaman gelen titreme yüzünden bir de battaniyeye sarıldım... Yedek arkadaslar arasında "Adalı Bülent" diye bir arkadasımız daha vardı. Adımız karışmasın diye ona "Adalı Bülent" diyorduk... Takımımız 2-0 mağlup durumdaydı... Bülent Hoca ve Salih Hocalar "Bülent soyun oğlum" dediler. Kendimde olmadan bir de baktım soyunmuşum, üzerimde ne battaniye kalmış, ne eşofmanlar bir de baktım ayakkabılarımı bağlıyorum... Kafamı kaldırdığımda Bülent Hoca ile Salih Hoca'nın yüzleri ile karşılaştım... Ikisinin de gözleri buğulanmıştı... O zaman bende jeton düştü... Onların "Bülent soyun" diye "Adalı Bülent" arkadasımızı kastettiklerini anladım... Öyle göz göze bir kaç saniye kaldıktan sonra, Bülent Hoca "Hadi Koçum" dedi sırtıma vurdu ve sahaya çıktım... Skoru 2-0 dan 3-2 lehimize çevirdik.. Ancak son dakikalarda bir gol daha yedik 3-3 oldu.
Penaltılarla Altay'ı eledik ve bir üst tura çıktık...
ARSENAL MAÇINDA CIKAN OMZUNA RAĞMEN OYUNA DEVAM EDEN KORKUSUZ KAPTAN
- Resim Silinmiş.
Arsenal ile oynadığımız UEFA Final maçı futbol hayatımın en önemli maçıydı... Ülke olarak, takım olarak, ımotivasyon olarak inanIlmaz bir heyecan, inanIlmaz bir coşku yaşıyorduk... "Avrupa'nın en büyüğü biziz" diyorduk. Inanıyorduk ve bu inançla finale kadar geldik... Büyük heyecan ve cosku tribünlere de yansımıstı muhteşem bir atmosfer vardı...
Hagi'nin kırmızı kartla oyun dışı kalması hem oyun gücümüzü, hem de moral motivasyonumuzu olumsuz yönde etkilemisti... Doğruyu söylemek gerekirse endiselenmeye baslamıştık...
Arsenal bir ara yüzde yüz bir gol pozisyonu yakaladı... "Tamam golü yedik" derken Taffarel fizik kurallarina aykırı bir şekilde inanilmaz bir refleksle topu kaleye girmekten kurtardı...
Iste o an "Bu maç artik bizim" dedim. Taffarel'in kurtarışı ile bir anda maç sonundaki sevinç tablomuzu yasadım gözlerimin önünde... Arkadaslarıma teker teker "Bu iş bitti kupa bizim bu maç bizim" diyerek içindeki inancı onlara aktarmaya çalıştım...
Zaten bu kurtarıstan sonra onlarında aynı hırs ve sonu gördüm.. Maç uzatmalara kalmıstı... Çok iyi savasıyorduk... Bir pozisyon sonrasi omzumda dayanılmaz bir acı hissettim...
Omuzum çıkmıstı... Degistirelim mi diye sordular "Hayır devam edecegim" dedim... Ölsem bile hiç umurumda degildi... Futbol hayatımın "Rüya maçında" bu rüyadan kimse beni uyandıramazdı...
Maç penaltılara kaldı... Taffarel faktörü ile "Bu iş bitti kupa bizim" dedim... Artık bir an önce büyük sevinci yasamak ve kupaya sarilmak istiyordum... Takım arkadaslarımızla birbirimize sarıldık... Kalp atışlarımız sanki tribünlerden duyulacak gibiydi..
Arsenal iki penalti kaçırdı... Dördüncü penalti için Pope gitti topun başına... Vurdu veee topu aglarda gördük...
Taffarel'in hayatı kurtarışında gözümün önüne gelen muhtesem sevinç tablosunun gerçegini yasıyordum... Ellerimi açarak "Allah'ım sana şükürler olsun" derken hüngür hüngür ağlıyordum... Baktım ki Fatih Hoca da ellerini havaya açmış ağlıyor... Tüm arkadaslarım gözyasları içinde sarmaş dolaş...
TV başındaki milyonların aynı duyguları yasadigini düsündüğüm o an... Onların dualarını duyar gibiydim.. Futbol hayatımdakı en büyük mutluğu yasıyordum...
Şükürler olsun... Şükürler olsun...