Ve 2012 yılında geçecek olan ''MARDUK'' dünya haritasını değiştireceği söylentiler arasında yer almaktadır.
Ayrıca Aksam Gazetesi de bu şekilde yer vermiş :
Uygarlık tarihinde kritik dönem
Thera adasındaki büyük volkan, İsa'dan önce 1650 ile 1645 arasına rastlayan bir tarihte etkinleşmiş ve bu, bilinen en büyük volkanik patlamalardan birini oluşturmuştu. O denli etkili ve güçlü bir patlamaydı ki, krater bütünüyle içe çökmüş, adanın coğrafyası değişmiş, kısa ve uzun dönem etkileriyle bu doğal afet, yalnızca Minos uygarlığını değil, bütün Yakındoğu'yu ciddi biçimde etkilemişti
Araştırmacı ve yazar Charles Pellegrino, 'Thera volkanı patlarken, dünyanın tarihini de değiştirdi' diyor, 'Unearthing Atlantis' adlı kitabında. Sözünü ettiği Thera, Akdeniz'in doğusunda Yunanistan'a bağlı, bugün bizim Santorini adıyla bildiğimiz adalardan biri. Günümüzden yaklaşık beş bin yıl kadar önce Ege Adaları ve Batı Anadolu'nun kimi sahil kasabalarına egemen olan ünlü Minos uygarlığının en önemli liman kentlerinden biri, bu ada üzerinde kurulu olan Akrotiri'ydi. Yüzyıllar boyunca Akrotiri, güçlü Minos donanması ve ticaret filosunun üslerinden biri olan bir limana ev sahipliği yaptı, Doğu Akdeniz'in en önemli ticaret kentlerinden ve kültür merkezlerinden biri oldu. Ne var ki, 3650 yıl kadar önce, birkaç aşama halinde art arda gelen doğal afetler, yalnız Akrotiri kentini değil, görkemli Minos uygarlığını da çöküşün eşiğine getirdi.
Coğrafya değişti
Ege'nin bu görkemli uygarlığının çöküşü, yıllarca arkeologlar ve jeologlar arasında uzun süreli sert ve yıpratıcı tartışmalara neden oldu. Geleneksel arkeolog görüşü, Girit, Rodos, Kıbrıs ve Mısır'ın kuzey kıyılarındaki bulgulardan yola çıkarak, Minos uygarlığının güçten düşüp sarsılmasına neden olan volkanik patlamanın ve ona eşlik eden doğal afetlerin, İsa'dan önce ondördüncü yüzyıl başlarında gerçekleştiği görüşüne sıkı sıkı bağlı kalmaya çalışırken, jeologlar bu tarihin çok daha gerilere çekilmesi gerektiğini savunuyorlardı. Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren yerbilimde yaşanan hızlı gelişmeler, giderek daha çok ve daha net verilerin elde edilmesini sağladı ve sonuçta, 1990'lı yıllara girildiğinde, resim açık seçik ortaya çıkmaya başladı:
Girit'in hemen yakınlarındaki Thera (bugünkü adıyla Santorini) adasındaki büyük volkan, İsa'dan önce 1650 ile 1645 arasına rastlayan bilinen en büyük patlamalardan birine yol açmıştı. O denli etkili bir patlamaydı ki, krater bütünüyle içe çökmüş, adanın coğrafyası değişmiş ve kısa ve uzun dönem etkileriyle bu doğal afet, yalnızca Minos uygarlığını değil, bütün Yakındoğu'yu etkilemişti.
Minos'un çöküşü
Volkanbilim uzmanı Dr. Floyd McCoy, patlamanın, arkeolojik bulgular ışığında daha önce tahmin edilenden on kat daha şiddetli olduğuna dikkat çekiyor ve şunları söylüyordu:
'Dolayısıyla bölgenin tarımı, ticareti, altyapısı ve deniz ulaşımı üzerinde yaptığı yıkıcı etkilerle, Minos'un çöküşünü hazırladı. Fikrimi sorarsanız, bu volkanik patlama, Batı uygarlığının bütün seyrini ciddi biçimde etkiledi.'
Genel kabul gören teorilerin dışına çıkıp bölgede araştırmalarını yürüten arkeolog ve yerbilimcilerin ortak çalışmaları, edinilen bulgularla resmin daha büyük ve daha çarpıcı biçimde ortaya çıkmasını sağladı: Thera'da yaşanan patlama, münferit bir olay değil, birbirine bağlı bir doğal afetler zincirinin parçasıydı ve tetikleyici depremleri, volkanik patlamayı, büyük artçı sarsıntıları ve en önemlisi, gökyüzüne yükselen yoğun kül ve dumanın yaygın ve kalın bir tabaka oluşturması sonucu ortaya çıkan iklim değişimini de içeriyordu.
Deprem tetikledi
1999 yılında Güney Afrika'nın Capetown kentinde toplanan Dünya Arkeoloji Kongresi'nin ana teması, büyük oranda Bronz Çağı'ndaki doğal afetler ve bunların sosyolojik, siyasi ve kültürel yapılar üzerindeki etkileri üzerinde yoğunlaşmıştı. Çok sayıda önemli araştırmacı ve bilim adamının katıldığı kongrede, üzerinde en çok durulan konuların başında, İsa'dan önce 1650 sonrasında yaşanan doğal afetler geliyordu. Minos uygarlığının çöküşü alanındaki uzmanlardan biri olan Belçikalı Dr. Jan Driessen, Thera'nın patlamasının, yıllara yayılan ve birbiriyle ilişkili bir dizi doğal afetin parçalarından yalnızca biri olduğuna dikkati çekti. Driessen'e göre, süreç ilkin Akdeniz'in doğusunda, Ege Adaları dolayında gerçekleşen bir dizi güçlü (ve aslında 'tetikleyici' unsur olan) depremle başlamıştı. Arkeolojik bulgular, depremin hasar verdiği kentlerde bir süre sonra onarım çalışmalarının başladığını, ancak tamamlanmasına fırsat bulunamadan, Thera'nın faaliyete geçeceğine ilişkin işaretlerin ortaya çıkmasıyla birlikte, adanın hızla boşaltıldığını gösteriyordu.
Gündüzler gece oldu
Volkanik patlama, rekor miktarda magmanın yer değiştirmesine neden olduğu gibi, atmosferde kilometrelerce yükseğe dek erişen yoğun ve kalın bir duman tabakası yaratmış; bu tabakanın hızla yayılması sonucu Ege adalarının, Anadolu'nun, Doğu Akdeniz kıyılarının ve Mısır'ın üzerini kaplayan siyah bir örtü, gündüzleri günışığının, geceleri de Ay ve yıldızların görünmesini engellemişti. Diğer yandan, çok büyük miktarda magmanın ani hareketi yeni depremleri tetiklemiş, deniz tabanında meydana gelen büyük sarsıntılar, Mısır, Filistin, Lübnan, Suriye kıyılarına ve Kıbrıs'a, Batı Anadolu'ya ulaşan tsunamilere neden olmuştu. Ancak, zincirleme afetlerin etkileri, bunlarla sınırlı kalmıyordu.
Driessen'e göre, Thera patlamasını da içeren doğal afetlerin kısa ve uzun dönemde farklı etkileri söz konusuydu: Kısa vadeli etkilerin birincisi, depremlerin yarattığı korku ve tedirginlikti. Ardından, volkanik patlama sonucu oluşan duman tabakasının yarattığı karanlığın psikolojik etkileri bölge halklarının moral, güven ve iç düzenlerini etkilemişti.
Uzun vadede ise Güneş ışığından yoksun kalan ve fotosentez yapamayan bitkiler, ekinler çürümüş, tarımsal üretim darbe almıştı (ki 3650 yıl önce ekonominin can damarını tarım oluşturuyordu.) Volkanik patlamayla gökyüzüne dağılan sülfürik asit zaman içinde yere çökmüş, akarsuları zehirlemiş, bu sulardan içen hayvanların ölmeleri sonucu hayvancılık ve taşımacılık sekteye uğratmıştı. Atmosferdeki dengelerin bozulması sonucu 'vokanik kış' adıyla bilinen bir etki devreye girmiş ve yaz aylarında dondurucu soğukların yaşandığı kısa süreli bir iklim değişimi ortaya çıkmıştı.
Afet zincirleri
İÖ 1650 sonrasına rastlayan afet zincirleri sırasında 'kıyamet' ya da 'dünyanın sonu' yaşanmamıştı. Dehşet verici can kayıpları ya da taş üstünde taş kalmamacasına yerle bir olan kentler de söz konusu değildi. Bütün o sürecin, kısa ve uzun vadeli etkileriyle verdiği en büyük zarar, dönemin güçlü devletlerinin ekonomileri, halkların psikolojileri ve merkezi otoriteler üzerinde gerçekleşti. 3650 yıl önce, tarım ve ticaret, her şey demekti. Oysa, felaketler sırasında bütün o güçlü donanmalar, ticaret filoları, gemiler yok oldu; kara taşımacılığının üzerlerine kurulduğu binek hayvanlarının kırılması da eklenince, ticaret durma noktasına geldi. Kalın kül ve asit tabakalarıyla toprağın kalitesi bozulduğu, kimi yerlerde sular zehirlendiği, ışık alamayan ekinler çürüdüğü için tarım da çöktü ve ekonomiler havlu attı, kimi yerlerde kıtlık ortaya çıktı.
Dengeler bozuldu
Güçten düşen ve dizleri üzerine çöken bir ekonomi, hele 3650 yıl önce, düzenin, otoritenin ve asayişin ciddi biçimde sarsılması demekti. Afetler sırasında psikolojik durumu da etkilenen toplumların yer yer yaygınlaşarak başlattığı isyanlar ve merkezi otoritenin sahibi hanedanların askeri güçlerinin bozulup dağılması, İsa'dan önce 1645'ten itibaren, eski dünyanın bilinen hemen bütün büyük uygarlıklarının ciddi sarsıntılar yaşaması sonucunu doğurdu. Birçok uygarlık çöktü, ayakta kalabilenlerde yönetimler değişti ve hemen tüm eski dünya, uzun yıllar sürecek bir kaos ortamına adım attı: Ege'den Ortadoğu'ya, Hindistan'dan Çin'e ve hatta Orta Amerika'ya dek.
Eldeki bütün veriler, yaklaşık 3650 yıl önce, birkaç yıllık bir zaman dilimine yayılmış etkili doğal afetlerin yaşandığını göstermekte. Dönemin en güçlü, en sarsılmaz sanılan hanedanları yerle bir olmuş; uygarlıklar duraklama ve gerileme devirlerine girmişler; birçok kritik bölgede yaşanan kaos, siyasi dengeleri altüst etmiş; ekonomiler büyük darbeler almış. Çok yakın bir örneğe yüzeysel olarak dahi bakmak, neyin kastedildiği konusunda daha net bir fikir verebilir: Aralık 2004'te Sumatra depremi sonrasında dünyanın tanık olduğu tsunami felaketi, o bölgede yaşayan ve afetle yüz yüze gelen insanlar için gerçek bir kabustu; birkaç dakika içinde, yıkımı ve korkuyu tattılar. Ama bütün o can kayıplarının ve psikolojik sarsıntının ötesinde, fiziksel tehlike geçip gittikten sonra, geride kalanlar daha büyük bir sorunla yüz yüze geldiler: Otorite boşluğu, temel hizmetlerin yokluğu, gıda maddesi sıkıntısı, evsiz kalanlar için barınacak yer yetersizliği, ulaşım ve iletişimin çökmesi, asayişin bir süreliğine de olsa yerle bir olması. Asya'da Aralık ayında yaşananlar, ne kıyametti ne de dünyanın sonu. Hatta bırakın dünyayı, Endonezya'nın bile sonu değildi. Ama o gün, o saatlerde Banda Aceh'de yaşayanlara sorsanız, kıyametin ta kendisiydi bu. Yalnızca olay anıyla değil, sonrasındaki sıkıntı ve kaosla birlikte, gerçek bir kıyamet.
Doğal afetlere Hollywood yapımı felaket filmlerinin abartılı ve 'korku tüccarlığı' yapan gerçekdışı gözlükleriyle değil, bunların doğal birer süreç ve döngü olduklarını bilerek ve öncesiyle-sonrasıyla, ekonomik ve sosyopolitik sonuçlarıyla birlikte değerlendirerek bakmak gerek. Dünya tarihi, İÖ 1650 afetleri gibi örneklerle, bunların olası sonuçları hakkında bize fikir vermekte.
KARANLIK ÇAĞ
Mezopotamya tarihinin en büyük uzmanlarından (zamanında ülkemize de gelip üniversitelerimizde ders veren) Profesör Benno Landsberger, aşağı yukarı İsa'dan önce 1650 ile 1550 yılları arasını kapsayan yüz yıllık bir dönemi 'Karanlık Çağ' olarak adlandıran ilk bilim adamı oldu. Bu terimi ve yaklaşımı, Asurolog Leo Oppenheim ve tarihçi Michael Roaf'un da aralarında bulunduğu geniş bir akademisyenler grubu destekledi. Niçin bu adı seçmişti Landsberger? Çünkü söz konusu döneme ilişkin olarak, Yakındoğu ülkelerinden hemen hiçbirinde elle tutulur bir belge ya da bir kayıt bulunamamıştı. Daha öncesine ve daha sonrasına ilişkin belge ve kayıtlar birçok yerde bol miktarda ele geçmiş olmasına karşın, 1650 ile 1550 yılları arasındaki dönem, tarihçilerin ellerindeki kronolojilerde bıçakla kesilmiş gibi bir boşluk yaratıyordu. Çünkü bu dönem boyunca, çağın önemli devletleri büyük sarsıntılar yaşamış; krizi atlatamayanlar tarihten silinmiş ya da büyük yaralar almışlardı. Kısaca sıralarsak:
# Dönemin 'süper güç'lerinden Mısır'ın kuzeyi, İÖ 1640 dolaylarında doğudan gelen yağmacı kabilelerin saldırısına uğrarken hükümdarlar ve prensler güneye, Teb kentine kaçmış; yağmalardan sonra da kuzeyde, Nil deltasında, ayrı ve bağımsız bir krallık kurulmuştu. Mısır'da bütünlük, ancak İÖ 1550'de, Teb prensleri ve hükümdar Ahmose'nin kuzeylileri yenilgiye uğratmasından sonra sağlanabildi.
# İndüs ve Sarasvati ırmakları kıyılarında kurulan, eskiçağın en büyük uygarlıklarından Harappa'nın kentleri, İÖ 1900 dolaylarında başlayan iklim değişimi ile sarsıntıya uğramış; ama son darbeyi İÖ 1650 sonrasına rastlayan afetler sırasında alınca, ayakta kalamamıştı. Deprem ve toprak kaymaları Sarasvati nehrinin kurumasına, İndüs nehrinin de rejim değiştirmesine neden olmuş; buna iklim değişiminin getirdiği zararlar da eklenince Harappa kentleri terk edilmişti. İÖ 1550 dolaylarında, bu bölgeye, kuzeyden gelen Arianların yerleştiği düşünülüyor.
# Anadolu'daki Hatti şehir devletleri, güneydoğudaki Asur ticaret kolonileriyle olan yoğun ilişkiler üzerine kurdukları ekonomileri İÖ 1650 afetleri sonrasında ticaret ve tarım büyük darbe alınca, yoğun bir kaosu yaşamaya başladı. Bölgeye birkaç yüzyıl önce yerleşmeye başlamış Hititler, bu kaosun da sağladığı avantajlarla Anadolu'ya egemen oldular; daha sonra Babil üzerine yürüyüp kentleri yağmaladılar.
# Thera yanardağının patlaması, onu izleyen tsunamiler ve iklim değişiminin yarattığı sarsıntı, ekonomisi ticaret üzerine kurulu bir ada kentleri uygarlığı olan Minos'u sarstı. Bu uygarlık yavaş yavaş tarih sahnesinden silinirken, yerini Akalar ve diğer Grek kavimleri aldı.
# Çin'de, yüzlerce yıldır hükümranlığını sürdüren Xia hanedanı İÖ 1650'nin hemen sonrasında çöktü, yerini ona karşı isyan başlatan Tang hanedanı aldı. Döneme ait tarihsel kayıtlar, Xia iktidarının son döneminde art arda doğal afetlerin yaşandığı; yaz aylarında don olaylarının görüldüğü; 'göksel düzenin bozulduğu' ifadelerini içeriyor.