1. Reklam


    1. joysro
      ledas
      jungler
      keasro
      zeus
      karantina

Türkün gerçek ve öz inancı Gök Tengri ve Şamanizm


  1. Tengrİ

    Tengrİ   nowayout rank8

    Kayıt:
    27 Mart 2007
    Mesajlar:
    2.299
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Hakas Türkleri'nden (Şamanlardan) resimler

    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]

    Gök Tengri (Tanrı) Dini

    Gök Türkler'in dini, Gök Tanrı dinidir. Gök Tanrı düşüncesinin, toprağa yerleşmiş topluluklardan daha çok avcılık, çobanlık ya da hayvancılıkla geçinen göçebe topluluklara özgü olduğu bilindiğinden, bu inancın kökeni, Asya bozkırlarına bağlanmıştır. Türk tarihi ve kültürüyle ilgili araştırmalarıyla tanınmış bilim adamlarına göre Gök Tanrı inancı bütün Türklerin ana kültüdür. Bu kült, Kunlar, Tabgaçlar, Gök Türkler, Uygurlar gibi eski Türk boylarında inanç sisteminin başında yer alır.

    Orkun yazıtlarında, Türk Tanrı inancının temelleriyle ilgili bazı bilgilere rastlanmaktadır. Tonyukuk bengü taşında birçok kez adı geçen Tangri ya da Tengri, daha çok milli bir tanrı niteliği taşır. Gök Türklerin Çin esaretinden kurtularak İkinci Göktürk Devleti'ni kurmaları (680-682), Tanrının isteğiyle gerçekleşmiş kabul edilir; Hakanı Türklere Tanrı vermiş, budun Hakanı terk edince Tanrı tarafından cezalandırılmıştır. Yani Tanrı Türk Milleti'nin hayatı ve geleceği ile ilgilenen bir ulu varlık durumundadır.

    Gök Tanrı (Kök Tengri) kavramının eski Türk inanışında önemli bir yer tuttuğu konusunda daha somut örnekler de vardır: Tanrıkut Mete (Motun) Çin hükümdarına yazdığı bir mektupta, kendisini tahta Gök-Tanrının çıkardığını bildirmiş, Gökün yardımıyla ve kendi askerlerinin ve atlarının çabalarıyla çevresindeki 26 devleti ve (Gansudan kuzey Tibet ile batı Türkistana kadar uzanan bölgede) bazı halkları yenerek Kunlaştırdığını belirtmiştir. Görüldüğü gibi, günümüze kalan belgelerde, devletin başına kağanı Gökün getirdiği belirtilmiş, devletin ve insanların yönetimi de Göke mal edilmiştir: Tanrı Türkün yaşamına doğrudan karışır, buyruklar verir, iradesine boyun eğmeyenleri cezalandırır, insanlara bağışladığı iktidar (kut) ve kısmeti (ülüğ) değerini bilmeyenlerden geri alır. Şafak söktüren (tan üntürü) ve bitkileri oluşturan da Ulu Tanrıdır. O, yaşam verici ve yaratıcıdır, ölüm de Tanrının iradesine bağlıdır.

    Bütün bu inanışlar, Gök Tanrının eşi ve benzeri olmayan, insanlara yol gösteren, onların varoluşuna hükmeden, cezalandıran ve ödüllendiren bir ulu varlık olduğunu ortaya koymaktadır.

    Türk inanç sisteminin Gök-Tanrı dışında bir başka özelliği de Atalar Kültüdür. Ölmüş atalara saygı, onlar için kurban kesilmesi, ataerkil ailede baba egemenliğinin belirtisi sayılmaktadır. Kunların her yılın mayıs ayı ortalarında atalara kurban sunulduğu bilinmektedir. Eski Türklerde en büyük kurban, bozkırlı Türkün kutsal bir duyguyla benimsediği attır. Eski Türk bölgelerinde özellikle Altaylardaki kurganlarda birçok at iskeleti bulunmuştur. Atalarla ilgili kalıntıların kutlu sayılması, mezarlara yapılan tecavüzlerin sert şekilde cezalandırılmasından da anlaşılmaktadır : Batı tarihçilerine göre Attilanın ikinci Balkan seferinin nedenlerinden biri, Kun hükümdar ailesine ait mezarların Margus (Belgrat dolaylarında, Tuna kıyısındaki kent-kale) piskoposu tarafından açılarak soyulmasıdır. Kunların büyük bir hakaret saydıkları bu işe piskoposu sevk eden etken, eski Türklerin erkek ölüleri silah ve değerli eşyalarıyla; ölen başbuğları altın ve gümüş koşumlu atlarıyla; kadınları da süs eşyaları ve mücevherleriyle birlikte gömmeleriydi. Bunun nedeni, Türklerin, öbür dünyada ikinci bir hayatın varlığına ve ruhların sonsuza kadar yaşadıklarına inanmalarıydı.

    Türkçede (Gök Türkçe, Uygurca) ruh için can anlamına gelen tin sözcüğü kullanılıyordu. Bu aynı zamanda soluk demekti. Ölüm, soluğun kesilmesi, ruhun bedenden ayrılıp uçması biçiminde düşünülüyordu. Bu yüzden de bazen öldü yerine uçtu denir, ruhları öbür dünyaya göç eden ataların, orada rahatsız edilmemeleri, iyi yaşamaları gerektiğine inanılırdı. Bu nedenle Eski Türklerde mezarları gizleme geleneği yoktur, aksine özellikle büyüklerin özel mezarları yapılıp, üzerlerine bir yapı (bark) yapılmış, barkın iç duvarları ölünün yaşarken katıldığı savaş sahnelerini gösteren resimlerle süslenmiştir. Ayrıca mezarın ya da mezar yapısının üstüne Balballar dikilmiş, sıradan kişilerin mezarlarına da, belirli olması için tümsek biçimi verilmiştir.

    Eski Türklerde ruhların insan biçiminde düşünülmesi söz konusu olmadığı için, tapınmaya ilişkin putlara da rastlanmaz. Türkler gizli güçleri olduğuna inandıkları doğa olgularına kutsallık vermekle yetinmişlerdir. Doğada gizli güçlerin bulunması inancı, Orkun yazıtlarında yer-su (yarsub) terimiyle yansıtılmıştır. Bu açıdan yer-su kutsal sözcüğüyle nitelendirilmiştir. Genellikle bu tür inançlarda maddi yaşam koşullarının, ekonomik ve toplumsal etkenlerin rol oynadığı kabul edilmektedir. Orkun yazıtlarında, Türklerin yararına çalışan manevi güçler anlamında kullanılan yer-su sözcüğüne oldukça sık rastlanır. Eski Türklerde kutsallık ıduk kavramıyla dile getirilmiş, özellikle Göktürklerde sular, dağlar ıduk sayılmıştır. Her boyun her obanın bir kutsal dağı olmuş, bu dağ ıduk olarak benimsenmiştir.

    Gök Tanrıya sunulan bütün kurbanlar, adaklar ilgili dağa götürülerek orada törenle, şölenle gereği yapılmıştır. Orta Asya Türkleri arasında en yüce, en kutsal sayılan dağ Ötükendir. Ötüken yalnız dağ değil aynı zamanda bir ormandır. Türkler ona büyük saygı göstermiş, adaklar sunmuş, kurbanlar kesmişlerdir. Kurban, iyi ruhların sembolü ve yerinin gökyüzünde olduğuna inanılan Bay Ülgen için kesilmişse başı doğuya, kötü ruhların sembolü ve yeraltında olduğuna inanılan Erlik adına kesilmişse batıya çevrilir.

    Dağların yanı sıra bazı tepeler, ormanlar, sular, ateş, gök gürültüsü, ay ve güneş de kutsal sayılmıştır: Bizans elçisi Zemakhos Orta Asyada Batı Göktürk sınırına vardığında, Türklerin onu ve arkadaşlarını alevler üstünden atlatarak kötü ruhlardan arındırdıklarını belirtmiştir. Kunlar döneminde güneş, ay, yıldız kültleri (daha sonra 6. - 8. yy. larda Türk toplulukları arasında değerlerini yitirmişlerdir) de rol oynamıştır; Kun hükümdarı her sabah doğan güneşe, gece de dolunaya saygısını belirtirdi. Ayrıca Gök-Tanrının yanı sıra yer de büyük önem taşımıştır. Ancak, eski Türk belgelerinde geçen yer sözcüğüyle toprağın kastedilmediği, tanrısal gücün öğelerinden biri olarak yeri, tanın kültürüne bağlı topluluklardaki toprak tanrısı ile karıştırmamak gerektiği. Eski Türk dinine göre yerin de Tanrı tarafından yaratılmış olduğu araştırıcılar tarafından belirtilmektedir.

    Orta Asya Türklerinin yaradılış efsanesine göre, tanrıların en yükseği, insanoğlunun atası olan Tengere Kayra Han (ya da Bay Ülgen), kişiyi, onun aracılığı ile de yeryüzünü, dağları, vadileri yaratmış; kişinin kendisine baş kaldırması üzerine, ona Erlik adını vererek ışık evreninden yeraltı atmış, yerden dokuz dallı bir ağaç büyüterek her dalında bir cins insan yaratmıştır. Orkun yazıtlarında da, Türk evrendoğum inanışı hakkında: Yukarıda mavi gök, aşağıda yağız yer yaratıldığında, ikisi arasında insanoğlu yaratılmış cümlesine rastlanmaktadır. (Uze Kök Tengırü, asra yağız kılındıkta, ikin ara kişioğlu kılınmış). Bu cümleden bazı araştırmacılar, Kök Tengri deyimiyle bir tek yüce Tanrının değil, doğrudan mavi gökün kastedildiğini; Kök Tengri deyimiyle Ulu Tanrı kastedilseydi, yaratanın da aynı zamanda yaratılmış olması gibi çelişkinin söz konusu olacağını belirtmektedirler.

    Altaylarda dünyanın sonlu olduğu günün birinde yıkılacağı inancı vardır. Bu inanca göre, yeryüzü yaşamı sürekli değildir; günün birinde sona erecek ve insanlar, hayvanlar, bitkiler yok olacaktır. Bu sona doğru insan soyunda azalma başlayacak, suçlar çoğalacak, günahlar alıp yürüyecek, insanlarda tanrı korkusu kalkacaktır. İyilik simgesi Bay Ülgenle, kötülük simgesi Erlik arasında oluşacak büyük savaşın sonunda, Bay Ülgen dışında bütün savaşanlar ölecektir. Bay Ülgen bütün canlıların öldüğünü, yeryüzünde kendisinden başka kimse kalmadığını görünce kalkın ey ölüler diye bağıracak, bu çağrı üstüne bütün ölüler yattıkları yerden kalkacaktır. İnsanların yeniden dirilmesi anlamına gelen kalkancı çağ (kalıcı çağ) budur.

    Kunlarda gerçek bir dinle karşılaşılmakta, Gök Türklerde ise Gök Tanrı bütünüyle manevi bir güç durumuna gelmektedir.

    Gök-Tanrı dininin Türklere özgü bir inanç olduğu, Tanrı (Tengri) sözcüğünden anlaşılmaktadır: Bu sözcük belirli fonetik farklarla ( Başkurtça dışında ) bütün Türk lehçelerinde yer almasının yanı sıra, birçok Asya topluluğu dillerine giren ortak bir kültür öğesidir; Türkçe olan Tanrı sözcüğü en açık biçimde Çince yazılmış bir metinde Kun imparatoru Metenin unvanları arasında geçmektedir.

    Şamanizm

    Şamanizm, ata ruhlarına, doğa varlıklarına tapınmaya dayanan eski bir Asya dinidir. Aslında bir dinden ziyade, temel ilkesi ruhlara, cinlere, perilere emir vermek, gelecekten haber almak düşüncesi olan bir çeşit sihirdir. Eskiçağ ve Ortaçağdaki çok yaygın olan sihirlerden farkı, onların kişisel olmalarına karşılık, şamanlığın başta Orta Asya ve Kuzey Asya halkları olmak üzere, Tunguzlarda, Moğollarda, Mançularda, Laponlarda, Eskimolarda, Vogullarda, Ontiyaklarda, Samoyedlerde, Kafkaslarda, Hindistanda, Çinde, Japonyada, Endonezyada, Malezyada, Polinezyada, Avustralyada, Büyük Okyanusun öbür adalarında, Alaskada, Grönland ve İzlandada, Kuzey Amerikada, Guyanada, Amazon bölgesinde ve Afrikanın birçok yerinde (ufak tefek ayrılıklar bir yana) temel ilkeler değişmemek koşuluyla az yada çok kalabalık cemaatın bulunmasıdır. Şamanlığın ne zaman ortaya çıktığı, ne gibi değişiklikler geçirdiği kesin olarak bilinmemektedir.

    Tarih ve din bilimi açısından, Şamanizmin doğuşu ve kaynağı gibi, şaman sözcüğünün de nereden geldiği, nasıl bir anlam taşıdığı kesin olarak belirlenememiştir. Bu konuda üç farklı görüş öne sürülmektedir ;

    1) Şaman kavramı, Hindistandaki Pali dilinde ruhlardan esinlenen kişi anlamına gelen "samana" sözcüğünden türemiştir,

    2) Şaman kavramının kaynağı, Sanskritçede budacı rahip anlamına gelen samana sözcüğüdür,

    3) Şaman kavramı, Mançu dilinde oynayan zıplayan, bir iş görürken sürekli olarak hareket eden anlamındaki saman kavramından gelir.

    Şaman, Gök Tanrı tarafından bu göreve getirildiğine (güçlerle donatıldığına), Tanrı ile insanlar arasında aracı olduğuna, bazı tanrısal nitelikler, gizli bilgiler taşıdığına inanır.

    Şaman her şeyden önce, kendi özel yöntemiyle ulaştığı kendinden geçme (vecd) durumunda, ruhunun göklere yükselmek, yeraltına inmek ve oralarda dolaşmak için bedeninden ayrıldığını hisseden bir aşkınlık (trans) ustasıdır. Bütün samanların derin sezgileri, geniş düş güçleri vardır. Derin bir coşkunluğa kapılarak kendinden geçer, bütün gökleri, yeraltı dünyasını gezdiğine, ruhların yaşayışlarını gördüğüne, bütün gizli alemleri dolaştığına inanır. Şaman vecd sırasında, ruhları egemenliği altına alarak, ölüler, doğa ruhları (cinler-periler) ve şeytanlarla ilişki kurar. Böylece ruhlar ve tanrılar dünyasıyla doğrudan ve somut ilişkilere girişen şaman, bir çok ruha sahip olur. Çoğunlukla hayvan biçiminde düşünülen söz konusu ruhlar, Sibirya halklarında ve Altaylarda ayı, kurt, geyik, tavşan, çeşitli kuşlar, (özellikle kartal), baykuş, karga suretinde görünebilirler. Ayrıca, büyük böcek, ağaç, toprak, ateş olarak ta ortaya çıkabilirler. Şaman, gerektiğinde bütün yardımcı ruhları dünyanın dört bucağında bile olsalar çağırabilir. Bu çağrıyı davul veya tefini çalarak yapar.

    Şamanlık sonradan kazanılan bir görev değildir ; şaman olacak kimsenin, bir şamanın soyundan gelmesi gerekir. Şaman olmak için gerekli belirtileri taşıyan çocuk, belirli bir yaşa gelince eski bir şamanın eğitimine bırakılıp gerekli ön bilgileri edinir. Şamanın denetimi altında bir sınavdan geçtikten sonra şamanlık yetkisi alıp dinsel tören, bayram şöleni, kurban töreni, dua okuma v. b. görevlere başlar. Şaman bu görevler sırasında ; her parçası, üzerine takılan her maddesi, her şekli ayrı bir varlığın sembolü olan garip (özel ) giysiler, külahlar giyer, maske takar ve yine özel bir şekilde hazırlanmış davulunu ya da tefini çalar. Kendinden geçinceye, başka bir deyişle, tanrılarla ve ruhlarla temas sağlayıncaya kadar zıplar, sıçrar, garip sesler, hayvan sesleri çıkarır, söylenir, yalvarır, yerlerde sürünür, bazen de bayılarak düşer. Şamanın okuduğu hayır dualara alkış denir, şamandan alkış alan bir kimse dileklerinin yerine geleceğine inanır.

    Bu konularda en ciddi çalışmalar yapan araştırmacılar ; Orta ve Kuzey Asya topluluklarında dinsel yaşamın daha çok şaman çevresinde yoğunlaştığını, fakat bu durumun bütün dinsel etkinlikleri şamanın yönettiği anlamına gelmediğini, bazı yerlerde tanrılara kurban sunucuların şaman olmadıklarını, aile reislerinin bile bu işi yapabildiklerini, her sihirle uğraşanın şaman sayılmadığını, hastalara şifa vermenin samanlığın temel özelliklerinden biri olmakla birlikte, her şifa sunucunun da şaman olmadığını öne sürmektedirler.

    Şamanizmde tanrılar �iyilik� ve �kötülük� tanrıları olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Ruhlar da tanrılar gibi iyi ve kötü ruhlar olarak vasıflandırılırlar. Eski Türkler�de iyi ruh �Bay Ülgen�, kötü ruh �Erlik� diye adlandırılmıştır. �Bay Ülgen� aynı zamanda iyi ruhların başında bulunan, onlara emir veren bir tanrıdır.

    Şamanizmde törenler de genel olarak ikiye ayrılmaktadır ; belirli günlerde yapılanlar veya önceden belirlenmemiş törenler. Bu törenlerde, çeşitli halkların inanç, gelenek ve göreneklerine göre farklılıklar olmakla birlikte mutlaka kurban adeti vardır. At ve koyun dışında kan akıtılarak sunulan kanlı kurban bilinmemektedir. Kutsal sayılan bir yere bir değere bir şey sunmak, eşya adamak, şamanın davuluna, kutsal ağaçlara bez bağlama ; çeşitli maddelerden yapılan tanrı tasvirlerine (töz, ongon, tangara, eren ) yemek sunma, ateşe içki dökme ya da atma kansız kurbandır. Kansız kurbanların bir başka biçimi de ruhlara adanıp kırlara salıverilen hayvanlardır. Samanlıkta kurbansız tören de, törensiz kurban da yoktur.

    Şamanizmin bütün çeşitlerinde tanrı-doğa-insan arasında sürüp giden kopmayan bir bağlantının bulunduğu inancına rastlanır. Bu yaygın inanca göre tanrılar insanları yönetimleri altındaki ruhlarla etkilerler: Bir tanrı insana doğrudan buyruk göndermez, gerekli yasakları koymaz. Bütün tanrılar çeşitli maddelerden yapılan eşyalarla tasvir edilir. Bunlar bazı yerlerde altından, keçeden, paçavradan yapılmış olabilir.

    Şamanlığın başka bir özelliği de edebiyat alanındaki etkisidir. Orta Asya halklarından Buryatlar arasında şamanlar zengin bir sözlü destan edebiyatının koruyucuları olmuşlardır. Yakutlar�da halkın kullandığı sözcük sayısı 4000�i geçmezken şamanların sözcük dağarcığı 12. 000�dir.

    İlk olarak XIII. y.y. da kullanılmış olan şaman sözcüğünün eski Türkler tarafından kullanılmadığını öncelikle belirtmek gerekir. Eski Türkler�de şaman sözcüğü yerine "Kam" sözcüğü kullanılmıştır. Eski Türkler�de dini törenleri yöneten kişiye �Kam� denildiği, eski Çin kaynaklarından anlaşılmaktadır.

    Altay Türkleri�nin günümüzde �şaman� anlamında kullandıkları �Kam� sözcüğü, araştırmacılara göre en az 5. y.y.�dan bu yana yaşamaktadır.

    Uygurlar (8. - 11. y.y.) da ise �Kam� sözcüğünün �din adamı� anlamında değil, büyücü, sihirbaz anlamında kullanıldığı bilinmektedir.

    Uygurca�da �şaman�, �hastalıkları gideren, acıları dindiren, çılgınlıkları, saraları yatıştıran, hastalara ilaç yapan kimse� anlamında, �otacı� diye anılmıştır. Çin kaynaklarına göre, Kırgızlar�da şamanın adı Gan�dır. Altaylılar şamana Kam, kamların yönettikleri törenlere de "kamlama" demişlerdir. Moğolca�da şamanın karşılığı ise Böge�dir. Fakat Orkun yazıtlarında ve ele geçen Göktürkçe yazılı metinlerde ne �din adamı� anlamında, ne de �şaman� anlamında Kam sözcüğüne rastlanmadığı gibi, hiçbir belgede şamanlıkla ilgili açıklamalara rastlanmamıştır.

    Bütün bunlarla birlikte, bozkırlar alanındaki dinsel inançların samanlığa bağlanması bir gelenek (alışkanlık) haline gelmiş ve Eski Türk dininin temel niteliğini oluşturduğunda bir hemfikir (görüş birliği) oluşmuştur. Buna etken, 19. y.y.ın ikinci yarısında özellikle Rus araştırmacıların Sibirya�da yaşayan Türkler arasında yaptıkları incelemelerdir.

    Gerçek şamanlığın eski Türk topluluklarında görülen tanrılarla ve yer-su inançlarıyla ilgisi olmadığı görülmektedir. Bazı Rus ve Türk araştırmacıları (bu arada Ziya Gökalp) şamanlığı, Türkler�in islamdan önce bağlı oldukları din saymışlardır. Onlara göre günümüzdeki Yakutlar arasında varlığını sürdüren şamanlık eski Türkler�in de diniydi. Fakat daha yeni arştırmalar şamanlığın Türkler�e özgü olmayıp bütün Asya�ya yayıldığını ( Samoyedler�den Endonezya adalarına kadar ) ve Amerika kızılderili kültürlerinde de benzerlerine rastlanan bir sihir sistemi olduğunu göstermektedir. Eldeki tarih belgelerine göre birçok Asya halkında görülen samanlık Moğol istilasından sonra Türkler arasında yayılmıştır. Bundan önceki belgelerde Türk tarihinde şamanlıkla ilgili bir belge bulunmamaktadır. Bu yüzden Göktürkler�in dini samanlık değil, benzerine Çin�de ve Japonya�da rastlanan ikici ve uyumcu bir Gök-Yer dinidir.

    Şamanlığın eski Türk topluluklarının diniyle bir ilgisi olmamasına rağmen, arada şaşırtıcı benzerlikler bulunması doğal sayılmalıdır. Şamanlığın temel özelliği, yayıldığı bölgelerdeki halkın ruh dünyasına kolayca uyarlanabilmesidir. Şamanlıktaki vecd (kendinden geçme), ruhun tanrılarla ilişki kurması konusunda eski Türk topluluklarında, doğada varsaydıkları gizemli güçleri adamakıllı istismar etmiştir. Bu durum, özellikle atalar kültünün, kartal inancının, demirciliğin ve at kurban etmenin şamanlığa özgü bir nitelik taşımasında görülür. Böylece şamanlık eski Türkler�in inançlar sistemini yavaş yavaş işlemeyi başarmış, zaman içinde bir �din� sağlamlığına ulaşmıştır.

    Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir!
     
  2. __ScorPioN__

    __ScorPioN__ Öğreniyorum rank8

    Kayıt:
    9 Kasım 2008
    Mesajlar:
    198
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Teşekkürler öz Türk'ün dini hakkındaki bilgilerin için burada bilmeyen arkadaşlarımızın atalarıda önceden bu dine mensuptu.Ayrıca Tengrici Türk bir ailenin çocuğu olmaktan gurur duyarım.
     
  3. Tengrİ

    Tengrİ   nowayout rank8

    Kayıt:
    27 Mart 2007
    Mesajlar:
    2.299
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Sizi kutluyorum. Bozulmayan aileler Türkiye'de az olmasına rağmen, orta asya'da 3 Türk devleti devrimlerle yada hiç değişmeden tekrar Tengrici olmuştur. Türkiye de bazı milliyetçi kesim sayıları 10.000 e yakın, Gök Türk yazıtları çözülmeye başladığından beri Tengriciliğe dönmüştür. Bunlardan biri olmaktan da ben gurur duyarım. İyi forumlar... :)
     
  4. ExtacyOfGold_

    ExtacyOfGold_ Tanınıyorum rank8

    Kayıt:
    28 Eylül 2008
    Mesajlar:
    401
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0

    Türkler tarih boyunca çeşitli dinlere girmişlerdi. Ancak bu dinler halk arasında değil daha çok idareci kesimde kabul görmüştü. Buna rağmen İslâmiyet dışındaki dinlere girenler Türklüklerini koruyamamışlardır. İslâm dini Tengrizme ve millî yapıya uygun olduğu içindir ki Türkler kitleler hâlinde bu dini kabul etmişler ve Türklüklerini korumuşlardır. Tengri ve Şamanizm batildir senin hangi dini veya mezhepi seçtiğin beni ilgilendirmez ama milletide yanliş yönlendirme
     
  5. Optimus Prime

    Optimus Prime Aileden rank8

    Kayıt:
    5 Ekim 2008
    Mesajlar:
    8.607
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
  6. DaWixed

    DaWixed   nowayout rank8

    Kayıt:
    9 Nisan 2007
    Mesajlar:
    1.515
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Yapmışsın yapacağını :D
     
  7. Tengrİ

    Tengrİ   nowayout rank8

    Kayıt:
    27 Mart 2007
    Mesajlar:
    2.299
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    asdasdas XD
     
  8. ChrsNYC

    ChrsNYC Bilgiliyim rank8

    Kayıt:
    23 Şubat 2008
    Mesajlar:
    1.773
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    umdan sana ne :D
    ister tengri olsun ister allah vardığı yol aynı
    insan her zaman sığınacak bir güç arar