1. Reklam


    1. joysro
      ledas
      jungler
      keasro
      zeus
      karantina

Türkiye'e sanat


  1. Wax Whine

    Wax Whine   Admin rank8

    Kayıt:
    9 Eylül 2007
    Mesajlar:
    17.984
    Beğenilen Mesajlar:
    9
    Ödül Puanları:
    38
    Meslek:
    Psikolog
    Şehir:
    Taksim/İST.
    Sanat, yaraticiligin ve hayalgücünün ifadesidir. Sanat insanligin evrensel bir degeri olup, kisitli veya degisik sekillerde bile olsa her kültürde görülür.

    Türkiye'de sanat asagidaki ana basliklar altinda incelenebilir :

    Geleneksel Sanatlar, Resim, Heykel, Gravür, Karikatür ve Bilisim, Edebiyat, Sinema, Müzik, Tiyatro, Opera Bale Dans, Türk Süsleme Sanatlari, Cumhuriyet Dönemi Öncesi Türk Sanatlari'ndan Örnekler, Güzel Sanatlar, Genel Müdürlügü Devlet Sanatçilari, Devlet Güzel Sanatlar Galerileri, Telif Haklari


    GELENEKSEL EL SANATLARI

    El Sanatlari insanoglu var oldugundan beri tabiat sartlarina bagli olarak ortaya çikmistir.Insanlarin ihtiyaçlarini karsilamak, örtünmek ve korunmak amaci ile ilk örneklerini vermistir.Daha sonra geliserek çevre sartlarina göre degisimler gösteren el sanatlari, ortaya çiktigi toplumun duygularini, sanatsal begenilerini ve kültürel özelliklerini yansitir hale gelerek "geleneksel" vasfi kazanmistir.

    RESIM

    Insanlarin en eski çaglardan beri kullandiklari bu anlatim araci Türkler tarafindan da kullanilmistir.Orta Asya'nin bozkirlarinda yasayan Türk boylarinin, ele aldigi konulardan dolayi "hayvan üslubu" olarak adlandirilan resimler yaptigi bilinmektedir.Islamlik benimsendikten sonra dinsel yasaklar nedeniyle betimleyici resim daha az kullanilmis, onun yerine süsleyici resim sanatlari gelismistir.Bu nedenle Türk resim sanati denence daha çok bati etkisi altinda gelisen ve betimleyici yani da olan çagdas resim sanati anlasilir.

    Gene de daha önceki dönemlerden kalan bazi yapitlarin resim sanati içinde sayilabilecegi unutulmamalidir.Az sayida da olsa Anadolu Selçuklulari'ndan bazi yapitlar kalmistir.Bunlar kabartmalar, çini üstüne yapilan çizimler biçimindedir.Osmanli döneminde de yogun bir minyatür çalismasi gözlenir.Fatih Sultan Mehmed döneminde batidan ressamlarin getirtilerek padisahin ve ailesinden kisilerin resimlerinin yaptirildigi bilinmektedir.

    Osmanli sanatçilar da Italya'ya gönderilmistir.Bu tür girisimler daha sonraki dönemlerde yinelenmemis, kendine özgü kurallari olan minyatür sanati sürdürülmüstür.Elyazmasi kitaplarin resimlendirilmesinde kullanilan minyatürlerin betimlemeci yani da vardir.Bu sanatta gerçekçi olmaktan çok simgesel anlatimlar önemlidir. Türkiye'de batili anlamdaki ilk resim denemeleri yeni kurulan Mühendishane-i Berri-i Hümayun (Kara Mühendishanesi) ile Mekteb-i Harbiye (bugünkü Kara Harp Okulu) gibi mühendislik ve askeri okullarinda gerçeklestirildi.Önce haritacilik, teknik resim gibi konularda baslayan egitim kisa süre içinde serbest resmi de kapsadi, bu amaçla batidan ögretmenler geldi.Türk ögrenciler de yetistirilmek üzere bati ülkelerine, özellikle Fransa'ya gönderildi. Yenilikçi padisahlar 19.yüzyilda da batililasma çalismalarini destekliyordu.II. Mahmud kendi resmini yaptirarak devlet dairelerine astirmis, Abdülaziz de resimle ugrasmistir. Genellikle asker kökenli olan ilk Türk ressamlarin yapitlari da bu yüzyildan kalmadir.Resimlerindeki donuk, acemice hava nedeniyle "19. yüzyil Türk primitifleri" diye de adlandirilan bu ressamlar bazen fotograftan yararlanarak saray ve kösk bahçelerinden ya da Istanbul'dan görünümler yapmislardir.Bunlar arasinda Hüseyin Giritli, Hilmi Kasimpasali, Süleyman Sami, Ahmed Bedri, Salih Molla Aski, Osman Nuri Pasa, Ahmed Sekür, Selahattin Bey, Sefik Bey, Necip Bey, Münip Bey, Ahmed Ziya Sam, Ibrahim Bey, Mustafa Bey, Sevki Bey gibi adlar vardir.

    Bu yüzyilin sonlarina dogru resim sanati açisindan en önemli gelisme bir devlet sanat okulunun kurulmasidir.1874'te ressam Guillemet tarafindan Istanbul'da Resim Akademisi adli bir özel okulun açilmis oldugu bilinmektedir.Bu okulun ögrencileri çalismalarini 1876'da düzenledikleri bir sergiyle tanitmislardir. Ama Türkiye'de çagdas resim dalinda egitim veren ilk kurulus 1 Mart 1883'te açilan Sanayi-i Nefise Mektebi (daha sonra Güzel Sanatlar Akademisi, bugün Mimar Sinan Üniversitesi) oldu.

    Ressam ve müzeci Osman Hamdi Bey'in 1882'de müdürlügüne getirildigi bu kurulusun ilk yönetmeliginde okulun "resim, oymacilik, mimarlik (fenn-i mimari) ve hakkâklik ile ilgili bilgi ve hünerlerin sanata tatbiki usulü"nün okutulup ögretilecegi yazilidir.Resim egitiminin agirligi bundan sonra askeri okullardan bu okula kaymistir.

    Türk ressamlar 20. yüzyilda ilk kez bir örgüt çevresinde birlesmislerdir. Ilk Türk ressamlar dernegi 1908'de kurulan Osmanli Ressamlar Cemiyeti'dir.Dernegin adi 1921'de Türk Ressamlar Birligi'ne, 1926'da da Türk Sanayi-i Nefise Birligi'ne, 1929'da da Güzel Sanatlar Birligi'ne dönüstürülmüstür.Sanatçilar arasinda belli bir dayanisma saglayan, düsünce alisverisine olanak veren bu tür örgütler daha ileride belli akimlarin savunucusu olarak da ortaya çikmistir.

    Cumhuriyetin kurulmasindan sonra da resim alanindaki çalismalar desteklendi.Sanayi-i Nefise Mektebi 1928'de Güzel Sanatlar Akademisi'ne dönüstürüldü. Bati ülkelerinden ögretmenlerin getirtilmesi, Türk ögrencilerinin Avrupa'ya gönderilmeleri bu dönemde de sürdü.Cumhuriyetin ilk yillarinda Güzel Sanatlar Akademisi'ni bitiren ressamlar arasinda da Seref Akdik, Refik Epikman, Mahmut Fehmi Cûda, Ali Avni Çelebi, Zeki Kocamemi, Turgut Zaim gibi sanatçilar bulunmaktadir.Ögretmen açigini gidermek için kurulan Gazi Egitim Enstitüsü'nün (bugün Ankara'daki Gazi Üniversitesi) Resim-Is Bölümü yetistirdigi çok sayidaki sanatçiyla ikinci bir resim egitimi kurulusu görevi görmüstür.Günümüzde bazi üniversitelerin güzel sanatlar fakültelerinde resim egitimi verilmektedir. Resim sanatinda 1950'den sonra çok çesitli egilimlerin, akimlarin, düsüncelerin yan yana yer aldigi gözlenmektedir.Farkli yaklasimlari benimseyen sanatçilar birbirlerine üstünlük saglamadan yapit vermislerdir. Malik Aksel halkbilim alanindaki arastirmalariyla taninmistir.Turgut Zaim kirsal kesim izlenimlerini kendine özgü bir üslupla anlatmistir.Bedri Rahmi Eyüboglu Anadolu el sanatlarindan esinlenen yapitlar vermistir.Sabri Berkel soyut çalismalariyla öne çikar.Ibrahim Balaban sair Nâzim Hikmet'in özendirmesi üzerine kendi kendini yetistirmis bir sanatçidir.

    Çalismalarini Paris'te sürdüren Fikret Muallâ kendini yurtdisinda da kanitlayan bir sanatçi olmustur.Neset Günal kirsal kesim insanlarini anlatan gerçekçi resimleriyle taninir.Mimar olan Cihat Burak kendine özgü bir duyarliga ulasmistir.Adnan Çoker soyut düzenlemelere yönelmis, Salih Acar dogal yasamdan esinlenen çalismalar yapmistir.

    Osmanli döneminde ve Türkiye Cumhuriyeti kuruldugunda bu yana en önemli ressamlarimizdan bazilari söyledir :


    Osman Hamdi Bey (1842-1910), Seker Ahmet Pasa (1841-1907), Halil Pasa (1860-1939), Hoca Ali Riza (1864-1939), Mihri Müsfik Hanim, Feyhaman Duran, Avni Lifij, Ibrahim Çalli, Mehmet Ruhi, Cevat Hamit (Dereli) (1900-1989), Mahmut Fehmi (Cuda) (1904-1987), Nurullah Cemal (Berk) (1906-1981), Hale Asaf (1905-1938), Ali Avni (Çelebi) (1904-1993), Ahmet Zeki (Kocamemi) (1900-1959), Zeki Faik Izer (1905-1988), Elif Naci (1898-1988), Cemal Tollu (1899-1968), Abidin Dino (1913-1993), Zuhtu Muridoglu (1906-1992) sculptor, Bedri Rahmi Eyuboglu (1911-1975) Eren Eyuboglu (1913-1988), Esref Üren (1897-1984), Sabri Berkel (1907-1993), Hakki Anli (1906-1990), Sefik Bursali, Leyla Gamsiz, Hamit Görele, Selim Turan (1915-1994), Fahrunissa Zeid (1901-1991), Nuri Iyem (1915-2005), Avni Arbas (1919-2003), Hasmet Akal, Turan Erol, Fikret Otyam, Orhan Peker, Adnan Varinca

    HEYKEL

    Heykel ya da yontu, çesitli gereçler kullanarak üçboyutlu düzenlemeler yapma, bu yolla yaratilan estetik degerler araciligiyla da duygu ve düsünceleri iletme sanatidir.Olusturulan üçboyutlu yapit soyut ya da somut olgulari canlandiriyor olabilir, betimleyici ya da süsleyici nitelik tasiyabilir.Heykel çok eskiçaglardan beri herhangi bir kisi ya da olayin anisini yasatmak amaciyla da kullanilmistir.

    Türkler çok eskiçaglardan beri tas isçiliginde basarili yapitlar ortaya koymuslardir.En eski örneklerine Orta Asya sanatinda rastlanir.Orhun Anitlari anitsal heykeller olarak da düsünülebilir.Insan figürünün simgesi olarak tastan yontulmus balballar, babalar da ilkel heykel örnekleridir.Islam dininin benimsenmesinden sonra dinsel kurallar geregi, öteki sanatlarda oldugu gibi heykelde de betimlemecilik birakilmis, bunun yerine süslemeci yani agir basan kabartmacilik, oymacilik, kakmacilik gibi sanatlar öne çikmistir.Gene de Anadolu Selçuklulari'nin yaptigi yapilarda insan ve hayvan figürlerini kullanan kabartmalara rastlanir.

    Mezar taslari, nisan taslari Osmanli Devleti döneminde de en ince biçimde islenen, en güzel süslemelerle donatilmis yapitlar olmuslardir.Bazen çesme, sadirvan, havuz, fiskiye gibi yararli amaçlarla üretilmis yapitlari da bunlarla birlikte düsünme olanagi vardir.Günümüzde Türk heykel sanatindan söz edilirken bati etkisi altinda gelisen, çagdas üçboyutlu düzenlemeler olusturma sanati akla gelmektedir.

    Sanayi-i Nefise Mektebi Türkiye'de çagdas heykel sanati dalinda egitim veren ilk kurulustur.Oskan Yervant Efendi, bu kurulusta ögretmenlik yapan Osmanli yurttasi ilk heykeltiraslardandir.Cumhuriyetin kurulusuna kadar bu okuldan yetisen sanatçilar Ihsan Özsoy, Isa Behzat, Mahir Tomruk ve Nejat Sirel olmustur.

    Isa Behzat disindakiler Cumhuriyet döneminde de yapit vermisler, ayrica içinden yetistikleri okulun gelenegi uyarinca yurtdisina gönderilmisler ve onlardan ögretmen olarak da yararlanilmistir.Çagdas Türk heykel sanatçilari arasinda Ali Hadi Bara, Zühtü Müridoglu, Nusret Suman, Ahmet Kenan Yontunç, Hüseyin Anka adiyla taninan Hüseyin Özkan, yurtdisinda da çalismalarini sürdüren Ilhan Koman, Hüseyin Gezer, Mehmet Sadi Çalik, Kuzgun Acar, Saim Bugay gibi adlar vardir.Bu heykelcilerin yani sira Sabiha Bengütas, Nermin Faruki, Lerzan Bengisu, Günseli Aru gibi kadin sanatçilar da yetismistir

    GRAVÜR

    Bir baski teknigi olarak matbaacilikta ve sanat ürünlerinin yaratiminda kullanilan gravür, bir kazima sekli, çukurbaski veya oyma baski olarak adlandirilabilir. Baski yapilacak görüntü ahsap, metal veya tas levha üzerine çesitli yöntemler (elle kaziyarak veya asite yedirme) aktarildiktan sonra levha mürekkep ile sivanir. Levhanin yüzeyi temizlenince mürekkep yanliz çukur yerlerde kalir ve levhanin üzerindeki görüntü baski uygulanarak kagida aktarilir. 15. yüzyildan sonra ortaya çikisindan itibaren gravür, günümüze kadar sanatçilari tarafindan yaygin bir biçimde kullanilmis ve gelistirilmistir. Günümüzde bir çok sanatçi gravür baski tekniginden sanat baskilarinin üretilmesinde yararlanmaktadir. Matbaacilikta ise 19. Yüzyilin sonlarina kadar basimi yapilan kitaplarda yer alan resimlerin kaliteli reprodüksiyonu için kullanilan gravür, bir baski teknigi olarak günümüzde fotogravür ya da tiftruk baski (rotagravür) biçiminde kullanilmaktadir.

    :!: DIL :!:

    Türkçe, Türkiye nüfusunun %90'inin anadilidir. Konusulan diger diller arasinda çesitli Kafkas ve Kürtçe diyalektler, Arapça, Rumca, Ladino ve Ermenice gibi 70 kadar dil ve diyalekt yer alir.Türkiye Türkçesi, Ural-Altay dil birliginde yer alan Türk dil toplulugunun zamanla evrime ugramis güneybati kolunu temsil etmektedir. Bu dilleri konusan topluluklar Orta Asya'dan dogu ve kuzeydoguya, özellikle de batiya dogru yayilmislardir.

    Türkçe çok eski yillardan beri Orta Irancanin çok çesitli dil ve lehçelerini etkilemis, Kafkaslar ve Anadolu'dan da kimi Hint-Avrupa kökenli dilleri uzaklastirmistir.Islamiyet'in kabulü ile Türk dili üzerinde bir yandan Arapçanin bir yandan Farsçanin etkileri belirginlesmistir.19. yüzyilin sonlarindan itibaren ise Türk lehçelerine dayanan, Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi ve Kazak Türkçesi gibi çagdas Türk yazi dilerinin olusumu söz konusudur.Türkçe bugün yeryüzünde konusulan ortalama 4000 dil arasinda, en fazla ve en yaygin konusulan yedinci dildir ve iki yüz milyonun üzerinde insan tarafindan konusulmaktadir. Türkler 8. yüzyildan bu yana birçok yazi dili kullanmakla birlikte en fazla Göktürk, Uygur, Arap ve Latin alfabelerini kullanmislardir.Cumhuriyetin kurulup, milli birligin saglanmasindan sonra, özellikle 1923-1928 yillari arasinda Türkiye'de en çok alfabe sorunu üzerinde durulmustur.Yeni Türkiye'yi çagdas uygarlik düzeyine eristirebilmek için Bati kültüründen de yararlanilmasi gerektigine inanan cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, bu amaçla 1928 yilinda Arap alfabesinin yerine, Türkçenin ses düzenine uygun olarak hazirlanan Latin harflerinin kabul edilmesini saglar.

    Dil Inkilabi, Atatürk'ün 1932 yilinda dili sadelestirmek amaciyla Türk Dili Tetkik Cemiyeti'ni kurmasiyla sürmüstür.Kurulusundan bir süre sonra Türk Dil Kurumu adini alan cemiyetin çalismalari olumlu sonuçlar vermis, Türk dilinin Arapça, Farsça kelimelerden arindirilip sadelesmesi yolunda önemli adimlar atilmistir.

    Türk Dil Kurumu bugün, 1983 yilinda kurulan Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu bünyesinde, tüzügü yeniden düzenlenmis olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.Türkçenin sadelestirilmesi, zenginlestirilmesi ve güzellestirilmesi bu kurumun görevleri arasindadir.

    Türk diliyle ilgili olarak günümüze kadar yapilan olumlu çalismalarin en önemli sonucu, 1932 yilindan önce yazi dilinde %35-40 civarinda olan Türkçe sözcük kullanma oraninin, bugün %75-80'lere ulasmis olmasidir.Bu olgu Atatürk'ün yaptigi Dil Inkilabi'nin halka mal oldugunun en önemli kanitidir.


    TÜRK EDEBIYATI

    Türkler'in tarih boyunca olusturduklari sözlü ve yazili edebiyat gelenegini ve bu gelenegin ürünlerini içerir. Türk edebiyati tarihsel gelisimi içinde üç ana bölümde incelenmektedir: Islamlik'tan önceki Türk edebiyati, Islam uygarligi etkisinde gelisen Türk edebiyati, bati uygarligi etkisinde gelisen Türk edebiyati. Bu siniflandirma Türkler'in girdikleri din ve kültür çevrelerinin belirleyici etkisi göz önüne alinarak yapilmistir.

    Islamlik'tan Önceki Türk Edebiyati

    Tarih arastirmalarina göre Türkler'in anayurdu Orta Asya'dir. Türkler'in Orta Asya'daki kültür ürünlerinin tümü bugüne gelebilmis degildir. Ilk Türkçe yazili belgelerin 6. yüzyildan kaldigini göz önüne alirsak bu dönem edebiyati ile ilgili temel belgelerin elde olmadigi söylenebilir.

    Sözlü Gelenek: Kasgarli Mahmud'un 11. yüzyilda yazdigi Divanü Lugati't-Türk (Türk Dilleri Sözlügü) adli kitabinda dönemin sözlü ürünleri de yazili olarak yer aliyordu. Sözlü edebiyat geleneginde siir önde geliyordu. Kam, baksi, ozan, saman adi verilen ilk sairler kopuz denen telli bir çalgi esliginde siirlerini seslendiriyorlardi. Aprinçur Tigin, Çuçu, Kül Tarkan, Çisuya Tutung, Asig Tutung, Sungku Seli ve Kalim Keysi yapitlarindan örnekler bulunan ilk sairler arasindadir. Yazili Gelenek: Ilk Türkçe yazili belgeler 6. yüzyildan kalan Yenisey ve 8. yüzyildan kalan Orhun yazitlaridir. Özellikle, ani-söylev türünde yazilmis olan Orhun Yazitlari, Türk dünyasinin toplumsal yasami, kültür ve sanati konusunda çesitli yönlerden zengin bilgilerle doludur.

    Islam Uygarligi Etkisinde Gelisen Türk Edebiyati Karahanli Hükümdari Satuk Bugra Han'in 10. yüzyilin ortalarinda Islam dinini benimsemesinden sonra Türk dünyasi yeni bir uygarlik çevresine girmeye basladi. Batiya göç eden Türk boylari bu uygarligin etkilerini edebiyat dünyasina da tasidilar. Kasgarli Mahmud Divanü Lugati't-Türk'ü Araplar'a Türkçe ögretmek amaciyla hazirladi. Yusuf Has Hacib Islam ilkelerine dayali bir devlet felsefesini Kutadgu Bilig (11. yüzyil) adli yapitinda isledi. Ali Sir Nevai, Çagatayca'yi zengin bir kültür ve sanat dili olarak gelistirdi. Anadolu'ya gelen Türk boylari da Anadolu'da yeni bir edebiyat geleneginin olusmasinda büyük rol oynadilar. Anadolu'da ilk örneklerini 13. yüzyildan baslayarak gördügümüz bu edebiyat gelenegi iki alanda gelismistir: Divan edebiyati, halk edebiyati.

    Divan Edebiyati: Osmanlilar'da özellikle medresede yetisen aydinlarin Arap ve daha çok da Fars edebiyatini örnek alarak gelistirdikleri edebiyat gelenegi genel olarak "Divan edebiyati" adiyla anilmaktadir. Buna "zümre edebiyati", "ümmet çagi Türk edebiyati" adini verenler de vardir. Divan edebiyatinin kurulus döneminde '13.-15. yüzyil) Farsça çeviriler çogunluktadir. Ilk sairler (Ahmed-i Dâi, Kadi Burhaneddin, Seyhi) çogunlukla dinsel siirler yazmislardir. Geçis döneminde (15.-16. yüzyil) saray ve çevresi bu tür edebiyati özellikle desteklemis, siirin yani sira düzyazi örnekleri de ortaya konmustur (Ahmed Pasa, Necati, Mercimek Ahmed, Âsikpasazade, Sinan Pasa gibi). Divan edebiyatinin olgunluk döneminde (16.-18. yüzyil) etkilenme ve esinlenme asamasindan özgün yarati asamasina geldigini gözlüyoruz. Klasik biçimlere yerli içerikler kazandirilmaya çalisilmis, bu arada yeni akimlar, özellikle "Sebk-i Hindi" denen yeni bir siir tarzi denenmistir (Fuzuli, Bâkî, Bagdatli Ruhi, Nabî, Nef'i, Nedim, Seyh Galib, Evliya Çelebi, Kâtip Çelebi, Naima, Veysi, Nergisi)

    Halk Edebiyati: Yaraticilari belli olmayan ya da bilinemeyen halk hikâyeleri, türküler, mâniler, atasözleri, bilmeceler, seyirlik köy oyunlari halk edebiyatinin bir bölümünü olusturur. Tekke edebiyati (13.-16. yüzyil), halk edebiyatinin dinsel içerikli biçimidir. Tasavvufun dinden farkli olan genis hosgörüsü ve yorum biçimi zengin bir edebiyat geleneginin olusmasinda baslibasina bir etmen olmustur. Tekke siirleri ilahi, nefes gibi özel bestelerle okunurdu. Tekke edebiyati dili yer yer Arapça ve Farsça sözcükler içerse de kolay anlasilabilir bir nitelikteydi. Dörtlük nazim birimi ve hece ölçüsü sonuna kadar kullanilmistir. Bu edebiyatin en önemli temsilcileri Yunus Emre, Nesimi, Kaygusuz Abdal, Haci Bayram Veli, Hatayi, Pir Sultan Abdal'dir. Halk edebiyatinin bir baska alanini olusturan âsik edebiyati, 16. yüzyildan günümüze kadar süren dönemi içerir. Âsik da denen halk ozanlari genellikle sazlariyla Anadolu'yu dolasarak hem bir gelenegi olusturmuslar, hem de yasama savasi vermislerdir. Karacaoglan, Âsik Ömer, Gevheri, Dertli, Dadaloglu, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni, Ruhsati, Sümmani, Âsik Veysel, Ali Izzet Özkan bunlara örnek olarak verilebilir.

    Bati Uygarligi Etkisinde Gelisen Türk Edebiyati Türk (Osmanli) toplumunda 18. yüzyildan sonra bati uygarligi çevresine girme yolunda çalismalar yapilmistir. Askerlik ve siyaset alanindaki gelismeler bir süre sonra edebiyat yasaminda da etkisini göstermeye basladi. Özellikle batiyi gören ve yakindan tanima olanagini bulan edebiyatçilar yeni bir edebiyatin ilk habercileri oldular. Bati uygarligi etkisinde gelisen Türk edebiyatinin baslangici olarak Tercüman-i Ahval (1860) gazetesinin çikisi kabul edilmektedir. Çünkü bu gazete resmi ya da yari resmi bir yayin organi degil, özel girisimle çikartilan ilk Türk gazetesiydi. Böylece basladigi kabul edilen bu yeni dönem su alt dönemlerde incelenmektedir:

    Tanzimat dönemi, Servet-i Fünun dönemi, Fecr-i Âti dönemi, Milli edebiyat dönemi, Cumhuriyet ve sonrasi. 1- Tanzimat Edebiyatinin önemli isimleri: Namik Kemal, Sinasi, Ahmet Mithat, Ziya Pasa, Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit, Samipasazade Sezai vb. 2- Servet-i Fünun Edebiyatinin önemli isimleri: Recaizade Mahmut Ekrem, Tevfik Fikret, Cenab Sahabeddin, Halit Ziya Usakligil, Mehmet Rauf vb. 3- Fecr-i Âti Edebiyatinin önemli isimleri: Ahmed Hasim, Emin Bülent Serdaroglu, Hamdullah Suphi Tanriöver, Fuad Köprülü, Yakup Kadri Karaosmanoglu vb. 4- Milli Edebiyatin önemli isimleri: Ömer Seyfettin, Mehmet Akif Ersoy, Halide Edip Adivar, Resat Nuri Güntekin vb. 5- Cumhuriyet ve Sonrasi Edebiyatin önemli isimleri: Ziya Osman Saba, Yasar Nabi Nayir, Nazim Hikmet, Orhan Veli Kanik, Oktay Rifat, Cahit Külebi, Hüseyin Rahmi Gürpinar, Peyami Safa, Kemal Tahir, Aziz Nesin, Necati Cumali, Selim Ileri, Fakir Baykurt, Orhan Pamuk vb.

    Asik-Tekke Edebiyati

    Âsik, Türk Halk Edebiyatinda XVI. yy'in basindan itibaren görülen sair tipidir. Âsigin sairlik gücünü rüyasinda pirin sundugu "âsk badesini" içmekle ve "sevgilisinin hayalini" görmekle kazandigina inanilir.Rüya da genellikle âsik adayinin karsisina bir sevgili veya saz çikmaktadir.

    Rüyalarin süsü ak sakalli bir dervis ve bazen bir bazen üç dolu bardaktir.Bardagin rüyada tas halinde görülmesine de sik sik rastlanir.Ozanlara rüyada sunulan taslarin içindeki mayilere ask dolusu denir. Fars Edebiyati'nin etkisiyle bâde adini da almaktadir.Bunlar; erlik, pirlik ve âsk badesi diye adlandirilirlar.

    Âsiklarimiz genellikle bir usta âsigin yaninda yetisirler.Ondan hem usta deyislerini hem de sanatin icrasina iliskin yol ve yöntemleri ögrenirler.Âsik meclislerinde, kahvelerde bu ustalarin sanatlarini icra edis biçimlerini yeterince kavradiktan sonra, ustalasan ozanlarda kendilerine çirak alirlar ve gelenek bu sekilde devam eder.

    Âsik, bilgi, duygu ve becerisini yaptigi atismalarda gösterir.Atismalardaki amaç; yarismak ve kazanmaktir.Atismalarda en az iki âsik karsi karsiya gelir.Mecliste bulunan saygin bir kisinin ya da usta bir ozanin ayak söylemesiyle atisma baslar.Ayaga uygun dörtlük söyleyemeyen âsigin yenilgisiyle atisma sona erer.

    Âsik Edebiyatinin baslica unsurlarindan birisini hikâye anlatma olusturur.Saz sairleri içerisinde gelenege bagli olanlarin çogu âsik meclislerinde hikâye anlatirlar.Bir kisim usta saz sairleri ise, bir yandan usta mali halk hikâyeleri anlatirken bir yandan da kendi düzdükleri hikâyeleri anlatirlar.Çildirli Âsik Senlik, Ercisli Emrah, Sabit Müdami gelenege bu yaniyla katkida bulunmus saz sairleridir.

    Tonguzlarin Saman, Mogol ve Baryatlar'in Bo veya Bugue, Yakutlarin Oyun, Oguzlarin Ozan dedikleri bu gelenegin temsilcileri toplumun yasam biçimlerini düsünce ve duygularini, olaylara bakis açilarini siirleriyle dile getirmislerdir.Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Köroglu, Dadaloglu, Karacaoglan, Erzurumlu Emrah, Ercisli Emrah, Dertli, Asik Veysel bu gelenegin en önemli temsilcileri olmustur.Asiklik gelenegi Anadolu cografyasinda bugün de canli olarak yasatilmaktadir.


    TEKKE SIIRI: Tekke siiri, dini ve tasavvufi halk siiri adi ile de anilmakta olup XI. ve XII.yy'larda tanri aski ve ahiret duygularini dile getiren asiklarin yarattigi bir edebiyat türünün ürünüdür.Dini ve tasavvufi halk siirinin en önemli ustalari Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Haci Bayram-i Veli vb.'dir.

    ANLATMALAR

    DESTANLAR :Türk ulusunun yazili kültürlerinin olusmadigi çaglara ait söz, ezgi ve seyirlik anlatimin olusturdugu, evrenin ve varliklarin yaradilisi ile ulusun geçmiste olduguna inanilan önemli olaylarini ve toplumun önderlerinin halki için verdigi savaslarini konu edinen uzun ölçülü söz-anlatim ürünleri.

    Örnek Destan : Alp Er Tonga Destani

    EFSANELER : Halk edebiyati ürünlerinden biri olan efsaneler, geçmisle günümüz arasinda kültürel aktarimi saglayan, insanin ve onun olusturdugu kültürel yapinin anlasilmasina katkida bulanan alanlardan biridir.Gerçek ve hayali varliklara, yer ve olaylara olaganüstü özellikler atfederek olusturulan, anlatilanlarin gerçek olduguna iliskin inançla birlikte kisinin bireysel - toplumsal yasamini yönlendiren söyleyeni belli edebiyat türlerinden biridir.

    EFSANE ÖRNEKLERI: Albat Dagi Ejderhasi : Eteginde Ortanca Çesme'nin bulundugu Albat Dagi'ndan, bir ejderha çikmis.Bu çesmeye kimseyi yaklastirmayarak, insanlari susuz birakmis.Insanlarin çaresizligi karsisinda, sehrin beyi eline iki yani keskin bir kiliç alarak, bu ejderhayi öldürmeye gitmis.Bey kilicini iki eliyle ve enine tutmus.Ejderha burnundan alevler saçarak, derin soluklarla beyi içine çekip yutmus.

    Beyin elinde enine tuttugu, iki tarafi da kesici kiliç, ejderhayi agzindan, kuyruguna kadar ikiye parçalayip öldürmüs.Bey konagina dönünce, bahçesindeki havuzu sütle doldurtup, hemen soyunarak içine girmis.Havuzdaki süt ejderhanin, beye bulasan zehri nedeniyle bir anda kesilip, çökeleklesmis.Bey, süt kesilmeyene kadar, bu süt banyosunu sürdürerek, ejderhanin zehrinden arinmis.


    Kaynakça: Silvan Tevfik Dabakoglu Terzi Babasindan


    HIKAYE : Kaynagini gerçek yasamdan alan, anlatiya sazin - ezginin eslik ettigi, ses ve mimiklerin kullanildigi uzun soluklu anlatim türüdür.Boyutlari açisindan ikiye ayrilirlar:

    HIKAYE ÖRNEKLERI
    Aslan, Kurt ve Tilki : Vaktiyle, bir aslan, bir kurt ve bir tilki arkadas olmuslar.Karinlari aciktigindan ava çikmislar.Av sonunda bir öküz, bir koyun bir de tavsan yakalamislar. Avlarini bir araya getirdikten sonra aslan kurda dönerek:
    - Su taksimati yap ta paylarimizi alalim demis.
    Kurt:
    - Öküz zaten sizin. Koyun benim, tavsan da tilkinin demis. Aslan buna çok kizmis, kurda bir pençe vurdugu gibi onu uçuruma yuvarlamis.Bu sefer tilkiye dönerek:
    - Su taksimati bir de sen yapda görelim demis.Kurnaz tilki hemen yanitini yapistirmis:
    - Öküz sizin aksam yemeginiz, koyun ögle yemeginiz, tavsan da sabah kahvaltiniz.Aslan, kis kis gülmüs, tilkiye sen bu fikri nerde ögrendin? demis.
    Tilki:
    - Uçuruma giden arkadastan yanitini vermis...

    FIKRALAR : Yasamsal olaylardan hareketle anlatilan, anlatilanlardan bir sonuç çikarma amacinda olan, nükte, hiciv, mizah unsuru barindiran kisa sözlü ürünlerdir.

    FIKRA ÖRNEKLERI
    O Zaman Baska Hoca'nin kadilik yaptigi siralarda bir adam gelmis:
    -Hoca efendi demis,size bir sey danisacagim.
    -Buyurun sorun.Demis Hoca, adam sözünü sürdürmüs:
    -Geçen gün , komsularin size ait oldugunu söyledikleri bir inek, tarlada bizim inegin karnini vurup öldürmüs.Simdi ne yapmam gerek?
    Hoca , sakallarini sivazlayip bir an düsündükten sonra :
    -Hayvan bu, demis, dava edecek degilsin ya!..
    -Tesekkür ederim kadi efendi.
    -Sahibinin de bu iste suçu yok;ne bilsin böyle olacagini?
    Adamin yüzü gülmüs, tekrar söze baslamadan önce:
    -Kusura bakma kadi efendi, demin ben bir yanlislik yaptim, ölen inek benimki degil, seninki imis.
    Hoca , yerinden dogrulup: -Bak demis, simdi is degisti.O halde verin raftaki kara kapli kitabi da hele bir bakalim! ...

    SINEMA :

    19. yüzyilin sonlarina dogru Paris'te ilk sinematograf gösterimlerinin baslamasindan birkaç yil sonra Türkiye'ye de gelmistir. 1914 yilinda Fuat Uzkinay'in çektigi "Ayastefonas'taki Rus Abidesinin Yikilisi" isimli belgesel film, ilk Türk filmi olarak kabul edilmektedir. Bir diger film olan ve 1914 yilinda çekimlerinin baslayip 1919'da bitirilen "Himmet Aganin Izdivaci" adli film de, ilkler arasindadir. Bu dönemde Birinci Dünya Savasi ile ilgili haber filmleri ile birlikte konulu filmler de çekilmistir. 1922 yilinda ilk film sirketinin kurulmasi ile birlikte yönetmenlige baslayan tiyatro sanatçisi Muhsin Ertugrul, 1950'li yillara degin yaptigi üretimler ile Türk Sinemasi'nin en önemli ismi olmustur. Sanat yasami boyunca yönetmenligini yaptigi 30'u askin filmden Kurtulus Savasi'ni konu alan ve ilk Türk kadin oyuncusunun oynadigi "Atesten Gömlek" (1923), ilk sesli Türk filmi olan "Istanbul Sokaklari" (1931) ve "Bir Millet Uyaniyor" (1932) filmleri, en önemlilerdendir. Yilda bir ya da iki film çeken yönetmenin çalismalarinda, tiyatronun etkisi büyük olmustur.

    Tiyatro etkilerinden kurtulup sinema dilinin gerçeklestirilebildigi film çalismalari, 1950'li yillara dogru baslamistir. Bu çalismalarin ilk yönetmenlerinden Lütfü Akad'i söyleyebiliriz. 1960'li yillara dogru yilda üretilen film sayisi 60'a yükselmistir. Bu yillardan baslayarak Metin Erksan, Halit Refig, Ertem Göreç, Duygu Sagiroglu, Nevzat Pesen ve Memduh Ün gibi yönetmenler daha çok toplumsal sorunlara yönelerek basarili filmler üretmislerdir. 1960'li yillarin sonlarindan baslayarak geçen süreçte, televizyonun sinemayi olumsuz olarak etkiledigi dönemin önde gelen yönetmenleri arasinda Yilmaz Güney, Süreyya Duru, Zeki Ökten, Serif Gören, Fevzi Tuna, Ömer Kavur, Ali Özgentürk'ü siralayabiliriz. Bu süreçte sinema, daha çok sosyal ve ekonomik sorunlari islemistir.

    1980'li yillarda sinema ile devlet iliskileri gelismis ve Türk sinemasi uluslararasi alanda kendinden söz ettirmeye baslamistir. Bu süreçte de toplumsal, psikolojik ve kadin haklari konulu filmler öne çikmistir. 1990'li yillarda sinema daha az sayida ancak nitelik olarak çok daha geliskin bir üretim dönemine girmistir. Üniversitelerde sinema egitimi verilmeye baslamasi bilinçli yönetmen ve oyuncularin yetismesi, devletin sinema sanatini desteklemesi bu gelisimin nedenleri arasindadir. Televizyonla yasanan rekabet ortami ve uluslararasi alanda alinan basarili sonuçlar sinemanin gelismesindeki diger nedenlerden bazilaridir.

    Sinemanin yayginlasmasi ile birlikte sinema salonlari da yayginlasmis, büyük ve estetige önem verilmis salonlar ortaya çikmaya baslamis, özellikle yazlik sinemalar çok yayginlasmistir. 1970'li yillarda televizyon ve videonun da etkisi ile salon sayisinda büyük azalmalar görülmüstür. Türk filmlerinin azligindan dogan boslugu dünyanin hemen her yerinde oldugu gibi Avrupa ve özellikle Hollywood filmleri doldurmustur. Günümüzde ise devletin ve Avrupa Sinema Birliginin (Eurimages) destegi ile Türk-yabanci ortak yapimcilarin çogalmasi ve modern sinema salonlarinin çogalmasi, Türk sinemasinin gelisimi ve degisiminde etkili olmaktadir.
     
  2. DukeNukem

    DukeNukem Aileden rank8

    Kayıt:
    9 Ekim 2007
    Mesajlar:
    7.291
    Beğenilen Mesajlar:
    3
    Ödül Puanları:
    38
    Paylaşımın İçin Sagol
     
  3. SnowFlake

    SnowFlake Aileden rank8

    Kayıt:
    8 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    7.133
    Beğenilen Mesajlar:
    1
    Ödül Puanları:
    36
    Meslek:
    Şimdilik lise talebesi :)
    Şehir:
    Tüm niyetlerin, bedenleri varmışçasına görülebildi
    o dediğinden :mrgreen: