1. Reklam


    1. joysro
      ledas
      jungler
      keasro
      zeus
      karantina

Tüm Şiirlerim


  1. Scintillate

    Scintillate Bilgiliyim rank8

    Kayıt:
    17 Ocak 2009
    Mesajlar:
    1.326
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Meslek:
    Öğrenci
    Şehir:
    Antalya
    Sûkut Vakti
    Cesaret, söyleyebilmektir, saldırmak değil.
    Korku, üstüne yürüyen cesura yakışır.
    Ben de fazlasıyla var, ama zamanı değil
    Vakti gelirse,bu alem dar gelir, sıkışır
    O vakit gelene dek korku ve de cesaret
    Ateş gibi dolanır damarlarımda, sanki
    Volkan içmiş gibi, günahlar birer kefaret
    Umrumda sanki, bu şiir kalacaksa baki

    Yalnız sana yazılır bu dizeler, aşk değil
    Daha ilahi, yeryüzünde asla olmayan
    Halbuki bu ellerimi göğe açtım değil
    Nasıl indi, muamma, melekler yerle yeksan

    Sevi, sevgi, amor yahut hiçbirisi değil
    Telaffuz edilen lisanlarda ikametsiz
    Olmayan, olmamış vede olmayacak değil
    Bende olan, ama şiirlerim kifayetsiz

    Muhtemelen anlamadın beni, sözlerimi
    Haklısın, ben, bu adam bile anlıyor değil
    Tin ve de ten kelam dolu soğuk bir kadehti
    Her şey kelam olup kağıda yazılır değil

    Bitirmek istemiyorum şiirimi lakin
    Bir ahu, göz kapaklarımı çekmek üzere
    İçkim bitiyor, vücudum bitkin ve de sakin
    Susma vaktim geliyor, güneş doğmak üzere

    Safkan Melankoli
    İşte, tam şimdi, sen de cevap verme, verme ki
    Şahlansın kanım damarlarda, mohaç misali
    Kılıçsız, rüzgar gibi biçsin geçsin beni ki
    Dile gelsin her zerrem, bu safkan melankoli

    Gürültülü bir sükut melodisi bu çalan
    Güneş batsa bile bir ejderin ağzındayken
    Benden püsküren lavlardan aydınlanan yalan
    Aşık olmadım, gecelerden kaçtım mevkufen

    Işıklar içinde ışıksızlık, kes sesini
    Ne suretini ne de tınını hiç birini
    Görmeyeyim, duymayayım, doğru mudur yani
    Göz görmeden katlanır mı gönül, kimdir mukni

    İnanamıyorum kendime, aynı zafiyet
    Yine, yeni, yeniden, olamıyorum mani
    Melekler dürtüyor, tekrardan basübadelmevt
    Uğruna fışkıran bir arzu, adı teganni

    Gevezelikle İmtihan
    Çok konuşuyorsun bazen, yedi cihan kadar
    Bitmeyecek gibi geliyor, yok sanki sonu
    Her harf kurşun, her dağlanası yara payidar
    Gevezelikle imtihan, bakış yoksunluğu

    Yalnız gözleri seyreylenesi, geveze yar
    Sağır olası ben, nefret ediyorum sesten
    Görmeyeyim başkasını, s**tirsin gitsin ağyar
    Boş konuşuyorsun, söylememek için kasten

    Boş gözlerle bakma gözlerime, biliyorsun
    Bir parça seni seviyorum için, şiirler,
    Ağıtlar, yazdım yaktım, asla geçmedi efsun
    O gözlere bakıpta, yanmayanı s**sinler

    Anasonlu Bir Nefes
    Sanma uyuyamadığımı, kafam bomboş, ferah
    Fakat mutfakta, boş, bir sürü şişe, istifli
    Simurg için, çok davetkar bir dağ, ki simsiyah
    Cam şişelerin üstü, simsiyah poşetle gizli

    Utanmam mı gerekli, sarmaladı naylona
    Vakit ne, gün bitmiş, hangi gün, bihaberim
    Yürüdüğüm gece gibi, simsiyah naylona
    On lira da kaktırdı, ebesini s**tiğim

    Bardak mı, o da ne, içiliyor mu yoksa, ha?
    Olsa imkanım, avcumdan kanardım içerek
    Ama kalem var parmaklarımda, mecburum ya
    Uzandım rafa, derin bir de nefes çekerek

    Anason, evet, anason kokmaya başladı
    İlginç, rakı almışım, ben votkaya gitmiştim
    İçimdeki ses, adama boş yere saydırdı
    Kendisi yetmez gibi, ebesine gitmiştim

    Alıştım sıçtığımı yemeye, adım karga
    Sayar söverim, sinirlenince dinlemeden
    Ölürsem küfürden ölürüm, garanti kavga
    Kışın, akşam vakti, bir küfre müteakiben

    Sevgiyyat
    Asimetrik bir sevgi, terazisiz, dengesiz
    Başka türlü simgelenemez, tam asimetrik
    Yalnız sağ kefesi ağır basan, adaletsiz
    Günahla, sevgiyle yığılı, tam s*kimsonik

    Sıkıntı, keyifsizlik, stres, hepsi yaklaştıkça
    Toprağa yaklaşıyor terazi, değiştirir
    Kimyanı, fiziğini, olsa da insafsızca
    İnayet devredışı kalır, eksen kaydırır

    Simetri kalmaz bir damla, şekil sen olursun
    Koordinatlar değişir, kendi ekseninde
    Kendi çapında bir anda simetrik olursun
    Sevgin tek parça olur, ölür, kendi nezdinde

    Fakat namümkün sağa bastırmak, mevzubahis
    Senken, sevgiyyatımken, benken ve simetrimken
    Bir yolunu bulup, sola basıyorsun, akis
    Titretiyor derimi, solla alakasızken

    Üzülüyorum kendi halime, ebedice
    Üstelik bitmez gibi de geliyor bir yandan
    Diner mi dersin bu acı, bulur mu netice
    Oysa mühürlü gibime geliyor her yandan

    Yanan Hareler
    Yeni kalktım, yanıyor gözlerimin her haresi
    Kaynayan, bir o kadar ağrıya katlanmakta
    Yaş süzülmekte, lakin sallama, hep aşk paresi
    Süzülen damlayı silmek boşa, hep akmakta

    Ağlamak, kasveti hat safhada ıslak bir yüz
    Aşkla fermante edilmiş dudağındayken yaş
    Uyuşukluk sızı vermez, unutursun o güzü
    Yaprağından feragat etmiş ağaç, sanki naaş

    Gün de bitmiş, gece yok, hep kara devran bana, yek
    Ben de bittim, yine tekrar, yeniden doğma veca
    Tükenir sanma, bütün ızdırabın bitmeyecek
    Tükenir bittabi, ancak, gömülürken anca

    Kanat Çırpısı
    Niye yoksun yanımda, boğuluyorum sanki
    Kirpiklerimden çiy damlıyor, ıslanıyorum
    Nefesim soğuk ve kırağı çalıyor sanki
    Ben acı patlıcanken, korla sınanıyorum

    Hani çok üşürsün de ısınmaya başlarsın ya
    İşte öyle o kadar ve bittabi sıcakça
    Hislerim sağırlaştı, hani solar, ölürsün
    Gömülürsün, işte o kadar fani, fanice

    Kafamda sadist bir karga, kanat çırpıyor hep
    Loş koridorlarda yalnız tüy hışırtısı var
    Acıyı çoktan aştım, bıçak sırtındayım hep
    Bir kanat çırpısında düşüp kesilesim var

    Peygamber İlanı
    Çözülmedik bağ kalmadı dizlerimde, düğüm,
    Gordion düğümü gibi olsa da, İskender,
    Hem de Büyük İskender karşımdaki, topyekün,
    Darbe üstüne darbe, bakışlar, kesik dizler...

    Ve değil asya, tüm dünyanın, değil hükümdar,
    Tanrıçası ilan edilebilecek olan;
    Rivayet bu, her ne kadar olsa da manidar;
    O değil, lanet beni tüketiyor anbean.

    Meşakkatli bir iş diğer yandan, kolay değil,
    Asla değil, ben gibi öküz arabasını;
    Kendi iç tapınağından kesip almak, değil...
    Ve yakmak ki, yıkmadan eski tapınağını.

    Öküzlerin vahiyleri bana gelmiş gibi.
    Bu kadarı fazla bir insana, öküz olsam;
    Peygamber ilan edilirdim, kutsanmış gibi...
    Diğerleri kesilirdi, hindistana gitsem.

    Ateşli hastalıklara tutulasıca ben,
    Yalnızca sana bağlanıp kalmak istiyorum.
    Öküzlüğüme herkes aşinadır gıyaben,
    Ölmeden önce, ha bir de seni seviyorum.

    Ecel
    Şiir yaz anca, diyemedikten sonra ona,
    Seni seviyorum diye, yok sonrası sende.
    Kendi katranında boğul, keza, aşk da ona
    Söyledikten sonra var olur nihayetinde.

    Dizeler okunmalı, okunmalı ki, güzel,
    Güzelliğini bilsin, şiir şiirliğini.
    Kağıdın yanına kalmamalı bunca ecel;
    Şair bilmeli bir gün ölebileceğini.

    Otur sen anca, şiirlerini de beğenme.
    Her armudun sapı, üzümün çöpü yok gibi;
    Yakıştırma hiç bir şiirini ona, sevme,
    Şayet başarabileceksen, sevmemiş gibi.

    Gün gelecek gözlerine de söyleyeceksin.
    Ecel ilişirken içine, iliklerinde;
    Öldüğünü, korktuğunu da hissedeceksin.
    Korkmadığını hep söylesen de sözlerinde.

    Bac İçin Ödenen Kan
    Eğer varsa evrende, bir yerde bir ejderha,
    Ve öfkeleri görkemliyse tasvirlerdeki
    Kükreyişleri kadar, ateş dolu bir vaha,
    Bana kıyasla sönük kalacaklardır velev ki.

    Yakıp yıkmak istiyorum, ne doğa ne insan.
    Tahribatımı damarlarımda hissetmekle,
    Haz almak istiyorum, bac için ödenen kan,
    Muhtemelen tatmin etmeyecektir öldürmekle.

    Bencil ve kibirli olmak zinde tutuyor, tüm
    Öfkemi, gazabımı ve ızdırabımı da
    Yekinip saldırasım var, yüzümde tebessüm;
    Zevk alırken işkenceden, insanlığa veda...

    Duman siniyor pullarıma, derime değil.
    Kumar oynayasım var kanatlarım üstüne.
    Kinim de içimde söndürülür gibi değil.
    Tüm ateşimi kusasım var bunun üstüne.

    Arkamda Kalan İsim
    Susuyorsun, konuşsan bile kelimesizsin.
    Ben sinirleniyorum da, ama sinir değil.
    Daha buruk, daha acılı, hala sessizsin.
    Sessizliğe sen devam edeceksin, ben değil.

    Öncelikle belirteyim şunu; sevmiyorum,
    Sevmiyorum seni,seviyorum kadar yalan.
    Hem de yalanın böylesi, seni sevmiyorum.
    Bilmiyorsun belki ama, tüm şiirler yalan.

    Elbette yalan tabi, ya ne sanmıştın peki,
    Düşün ki yalanlamalar bile yalanken, ben;
    İnatla yalancıyım tüm şiirlerde; sanki;
    Ölmeyecekmiş gibi hissediyorum bazen.

    Kağıtlara olan korkaklığımı yenip de,
    Bilmem, ismini bırakır mıyım bir şiire?
    Ya da söylermiyim ki sana bir seferinde?
    Dayanamayıp, bir sigarayı söndürünce.

    Şirk
    İlki gibi olmayacak asla hiç bir yemek
    Yahut ilk biran gibi dönmeyecektir başın
    Hele de ilk sevdiğin insan, ki ölmeyecek
    Bembeyaz kor gibi kalacaktır buna karşın

    Başkasını sevemeyeceksin, bunu bilmek
    Titretecektir o sarsılmaz duvarlarını
    Sevsen bile aynı saf, arı kokuyu çekmek
    Aynı nehirde iki kez yıkanmakla aynı

    Söveceksin belki seni sevmediği için
    Dur önce, bir koy hele şapkanı önümüze
    Sen kırdın mı ki zincirlerini onun için
    Asma kilitlerimiz çınlıyor üstümüzde

    Aması yok kes sesini dinle adam gibi
    Demek sen salt sevdin onu hala anlamadı
    Peki denedin mi hiç ona söylemek gibi
    Neyi olacak sevdiğini, ve anlamadı

    Seninkini bilmem de benimki adının da
    Hakkını verirdi, o güzelliği bir yana
    Tapılacak kadar güzel kadın anlamı da
    Tanrıça bile ilan edilir şirk bir yana

    Doyum Noktası
    Günlerdir şiir yazmıyorum biliyor musun
    Özellikle bir sebebi yok boş geldiğinden
    Galiba yavaş yavaş normale dönüyorum
    Ne o eski sinirim kaldı aşktan yadigar
    Ne de rengini seçemediğim gözlerinden
    Bir parça toprak üstünde yeşilli mezarım

    Eskiden daha çok şey söyleyeceğim vardı
    Belki ondan dilimi tutmaya çalıştıp hep
    Lakin şimdi bıçak açmaz oldu şu ağzımı

    Yazsam ya adını bir şiire hiç korkmadan
    Nasıl tepki verir ne der diye düşünmeden
    Umrumda da değil aslında eskisi kadar
    Lakin kadim bir alışkanlık var üzerimde

    Salt yazmak için yazıyorum bunları sana
    Dolduğumu hissetmeye başladım iyice
    Sevginin doyum noktası varsa eğer sana
    Tam da şu dakikadır şu saattir şu gündür
    Tam da ondokuzdur onaltıdır ve salıdır

    Kapalı Kontak
    Bir sızı, bir ağrı var.
    Bir el var sonra, tırnakları;
    Güzel mi güzel ve güzelliği kadar keskin.
    Usulca koynuma giriyor önce
    Batıyor sonra tırnakları.

    Bir irkilme, bir isyan var içimde.
    Bir girdap çekiyor tüm dikkatimi.
    Kim diyorum, kim bu elin sahibi?
    Neden göğsümde durmadı da
    Geçmeye çalışıyor derimi?

    Ve başarıyor da merakıma istinaden.
    Eriyor zaten bitkin kaburgalarım.
    Önce ciğerlerimi geçiyor,
    İrkilerek bir anda çıkan dumandan.
    Yorulmadan da ulaşıyor kalbime.

    Bir hışımla kavrayıp var gücüyle;
    Kesiyor nefesimi, sönüyor ışıklar.
    Hala tanıyamıyorum elin sahibini.
    Bir gözlerinin akı parlıyor ışıl ışıl,
    Bir de tırnaklarının uzamış uçları.

    Senin ismin yankılanıyor sonra.
    Dudaklarım sola doğru çekiyor biraz,
    Gülmeye alışkın olmadığım üzre.
    Sonra açılıyor kontaklar.
    Hepsinin sebebi sigara ve bir kaç kahve.

    Bir Bahar Akşamı
    Lodos edasıyla esiyorsun bazen.
    Gözlerin büyüyor vakurluktan muaf.
    Ne baş bırakıyorsun bazen,
    Gövde üstünde ağır denecek.
    Ne de taş üstünde taş kalıyor bitaraf.

    Bir esef bir öfke uyandırıyorsun.
    Boğazımdan içre istihdaf.
    Bir hışımla devriliyor gözlerim.
    Elim sol iç cebime gidiyor.
    Kalbimi tutmaya değil, sigaraya uzanıyorum.

    Bir of çekiyorum kadim kuyulardan.
    Kirli sular kaynıyor içimde.
    Bir yanda, sen kaynıyorsun derinde;
    Bir yanda, bir kuleden seyrediyorum.
    Sen estikçe bir titreme sarıyor beni.

    Bir kıvılcım çakmadan gel bir gün.
    Gözlerin yuvalarında sefada.
    Ve ben seni gülümserken seyredeyim.
    Bir sigara eşlik etsin keyfime.
    Bir de sana maruz kalayım bir bahar akşamı.

    Yağır
    Sen meksika hududusun,
    Suçlu yalnızlık namına.
    Gökyüzü de siyah aslında.
    Güneşin ışığından nemalanır.
    Kaçamadığından bittabi.

    Kırma bir yılkıyla topraklar,
    Çiğnenip durur pervasızca.
    Terk-i diyar ne kelime!
    Hudut aşılır mı hiç,
    Sırf kaçıp savaşmamak uğruna?

    Göt eyerde kalmalı ömrübillah.
    Ne geçesin meksikaya,
    Ne de güneşsiz semalara.
    Kılıç körleşmeli sağ elinde.
    Attan çok ruhun yağır tutmalı.

    Körfezin Kocası
    Malta'ya sürülmeliyim kadim şairlerce.
    Devlete isyandan değil, bağnazlığımdan.
    Septist ve dişi müslüman kadılarca,
    Engizisyonda yargılanıyorum.
    Bir hülya gibi, ben de inanamıyorum.

    Senin ince bileklerinin aksine,
    Benim odun bileklerim kelepçeli.
    Halbuki bir ayrıntı daha var şuramda.
    Benim, evet, şuramda, tam şuramda;
    Bir de bir pıhtı var kelepçeli.

    Hatrımdaki kokun beni sermest kılıyor.
    Savunmam da sayılmıyor haliyle.
    Bir dişi nasıl kabul edebilir ki seni?
    İnsaniliğinden şüphe duyup damgalıyorlar.
    Sevginden aforoz ediliyorum onlarca.
    Onlarca, yüzlerce idam etmeye kalkışıyorlar.

    Ama ben bir babayım!
    Hem de öyle babayım ki;
    Bir iskeleye gebe güzel bir körfezin kocası.
    Nice gemiler bağlandı kaldı bana.
    Nicelerini fırtınada sırtladım.
    Niceleriyse uğramadılar bile yanıma.

    Hain gemilerdir onlar hele ki.
    Malta'ya gidenleri vardır her şeye mukabil.
    Bir gün olsun teselli etmediler şu garibi.
    Ben yine yaslamadım başımı sehpaya,
    Yada bu sefer yağlı olan halata.

    Bir gün olsun kuru halatla sarmadılar beni.
    Ben ne sürüldüm, ne öldürüldüm.
    Vazgeçmem için yalvardılar bağnazlığımdan.
    -Yine de tanrı olmadıklarından sanırım-
    Bu dogmadan vazgeçiremiyorlar.

    İblis ve Yıldırım
    Kırmızı bir teneke kutuyum şu şehirde.
    Bir parça iblis,
    -iblisliğe atfedilen renkten mi bilinmez-
    Bir parça da yorgun bir yıldırım gibiyim.
    Bitap düşmüşüm toprağa vermekten kendimi.
    Çizimlerdeki köşelerim flulaşmış.
    Tesla'nın kuleleri gibi elektrik kusuyorum.

    Bir şey tepemden basıyor yine bu şehirde.
    Yanım yörem, kırılıp bükülüyor içime doğru.
    Bir tekme yiyorum sonra bir çocuktan.
    Yaşı belki altı, belki yedi henüz.
    Okula top getirmeyi yasaklayan var ya,
    O gavat müdür yüzünden tekme yiyorum.

    Uzaklaşıyorum sonra az önceki çocuktan.
    Farklı semalar görüyorum, renkli semalar.
    Gelgelelim yine aynı avludayım, kubbe aynı.
    Kör yanımda bir şey beliriyor usulsüz.
    -ben semaları izliyorum hala tabi-
    Dış çeperimde bir parça kutsallık seziyorum.

    Bir tanrıçanın kanı aksediyor benden ötürü.
    Hepsi o gavat müdürün yüzünden!
    O annesiz ambargo koymasaydı toplara,
    Kendi topları eksilirdi sanki.
    Kutsal bir çınlama var gözlerimde.
    Çığlık desem değil; yankı belki, bir parça.
    Bu yankı ki daha da içime büzüyor beni.

    Mor Mavra
    Bitsin bu mor salkımlı mavra.
    Bir siktirlik ömrü var şu koca bağın.
    İliklerime yürüyor hırslı asma.
    Çıplaklığıma gölge etmek üzre...
    İnatla sarmaşıklara özeniyor.

    Oflamaların "o"ları uzuyor keyifsiz.
    Kahverengi bir nefes üfleniyor toz, duman.
    Ne neyler, ne meyler susuyor şerefsiz.
    Kırmızılar solmuş, turkuazlar muhafazakar.
    Ne gök, ne toprak umudu biliyor.

    Karnımda örs var Mjöllnir'in dövüldüğü.
    Gelgelelim sen kadar oturmadı mideme.
    Bir kaç çakma tanrı ve ça var sövüldüğü.
    Şeytan demiyor bırakıveresim geliyor bazen.
    Ben diyorum ben, siktir çekesim geliyor.

    Hilaller peydah oluyor yıldızlara tutkun.
    Ayın görünmeyen yüzü var bir de.
    Hilali seyreden devamlı ona vurgun.
    Birisi de aşık sözde, yeryüzünde boylu boyuna,
    Uzanmış körfezden kokular duyuyor.

    Genel anlamda yeterli "samimiyet"e ulaştığını hissetmediğimden dolayı şiirler değil birbirine, kendi içlerinde bile değişiklik göstermektedir. Kullandığım nazım biçimleri, ölçüler, kafiye şemaları gibi ahengi etkileyecek unsurlar tamamiyle mükemmele ulaşma amaçlı -neredeyse- her şiirde değişiklik göstermektedir.
    Şiirler, kendi içindeki değişim ve gelişimlerinin gözlenebilmesi için yazılma tarihlerine göre sıralanmıştır.

    Saygılarımla;​
     
  2. sweetCHIEF

    sweetCHIEF   globalmod playboy rank8

    Kayıt:
    24 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    19.853
    Beğenilen Mesajlar:
    17
    Ödül Puanları:
    38
    Şehir:
    Beykoz
    bazilari hosuma gitti eline saglik :)

    [ Mesaj mobilden gonderildi iPad ] mobile
     
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 12 Şubat 2016
  3. Scintillate

    Scintillate Bilgiliyim rank8

    Kayıt:
    17 Ocak 2009
    Mesajlar:
    1.326
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Meslek:
    Öğrenci
    Şehir:
    Antalya
    Teşekkürler. :beer: