1. Reklam


    1. joysro
      ledas
      jungler
      keasro
      zeus
      karantina

<<< Theilkerin Tarih Bölümü-Dev Arşiv !!! >>>


  1. Anonymous

    Anonymous Guest

    Evet Arkadaşlar Bir Topicde ben açayım Her zaman Yenilenecektir :

    Evet başlıyoruz

    Yazılarım Alıntı oLacaktır Şimdiden Soyleyim sonra arkdaşlarımız Başka şeyler söylemesinler

    Aşagıda Göreceginiz yazılar Okullarda , Gerçek Hayat ve sınavlarda Birçok KeZ işinize Yarıyacaktır

    Başlıga bakmayın :

    Bunu bir forum olarak düşünün , herkes paylaşım Yapabilir
     
  2. Anonymous

    Anonymous Guest

    Napolyon Bonapart (Fransızca Napoléon Bonaparte) (15 Ağustos 1769 - 5 Mayıs 1821), Fransız Devrimi'nin generali, 11 Kasım 1799'den 18 Mayıs 1804'e kadar Fransa Konsülü olarak Fransa Cumhuriyeti'nin ilk başkanı, sonrasında da 18 Mayıs 1804 ile 6 Nisan 1814 arasında Napolyon I adını alarak Fransa İmparatoru ve İtalya Kralı olmuştur.

    Hayatı

    15 Ağustos 1769'da Korsika'nın Ajaccio kentinde doğdu. 1779 yılında Brienne'de öğrenim gördü, 1784'te 'Parisian École Royale Militaire' adlı askeri akademiye girdi.

    1785 yılının Nisan ayında Valence'daki topçu alayına üsteğmen rütbesiyle katıldı.

    Aynı yılın Eylül ayında izinli olarak gittiği Korsika'da askeri ve politik açıdan etkin bir rol oynayarak Jakoben grubu içinde sivrildi. İzin süresinin bitmesine karşın Korsika'daki siyasal çalışmalarını bırakarak birliğine dönmemişti. Bu yüzden asker kaçağı sayılmasına karşın, Nisan 1792 de Avusturya savaşı başladığında bağışlanarak yüzbaşı rütbesiyle göreve çağırıldı. Yine Korsika'da kalarak Fransa'ya karşı bağımsızlık mücadelesine başlayan Korsikalı milliyetçilere karşı Jakoben örgütlenmesinde çalıştı. Ancak ailesiyle birlikte Fransa'ya kaçmak zorunda kalmıştır.

    Paris'teki siyasi faaliyetleri nedeniyle bir dönem 'vatana ihanet'ten tutuklandı. Ancak onu koruyan siyasilerin de desteğiyle serbest kaldı. Bu arada Fransa'da yeni bir anayasa ve direktuvarlık doğdu.

    Aralık 1793 de Toulon'da, kralcılar ve İngiliz ittifak kuvvetlerine karşı bir topçu komutanı olarak başarılı bir mücadele vermesiyle dikkati çekerek tuğgeneral rütbesine terfi etti.

    5 Ekim 1795 de yine kralcıların ayaklanmasını bastırmaktaki başarısıyla İç Güvenlik Kuvvetleri'nin komutanlığına getirilen Napolyon, kısa bir sürede ülkenin en saygın askeri otoritelerinden biri haline geldi.

    1796'da İtalya'daki ordunun başkomutanı oldu. 10 Nisan 1796 da General de Beauharnais'in dul karısı Josephine ile evlendi. İki gün sonra Kuzey İtalya'ya saldırıya geçti. Avusturya ordularını ard arda yenilgiye uğrattıktan sonra Ocak 1797 de İtalya'daki Avusturya askeri varlığını püskürterek Viyana üzerine yürüdü. Avusturya'nın ateşkes istemesi üzerine barış görüşmelerine başlanmıştır. Ancak görüşmeler uzamış, antlaşma 17 Ekim 1797 tarihinde imzalanmıştır.

    Fransız yönetimi (Direktörler), 1798 yılı başlarında Napolyon'u İngiltere anakarasının istilasıyla görevlendirmişlerdir. Ancak Napolyon, denizlerde etkili bir üstünlük sağlanmadan böyle bir operasyonun başarı şansı taşımadığını, İngiltere'ye karşı dolaylı bir strateji izlemenin en mantıklısı olduğunu savunmuştur. Bunun için de, Mısır'ın işgal edilerek İngiltere'nin Uzakdoğu ticaret yolunun kesilmesini önermiştir.

    1798'de Mısır seferine çıktı ve İngiliz donanmasını yenilgiye uğrattı, Malta'yı aldı. Haziran 1798 de İskenderiye’yi ele geçiren Napolyon, Nil vadisi boyunca içerlere ilerlemiştir. İngiliz Amiral Horatio Nelson komutasındaki İngiliz donanmasının Abukir körfezindeki Fransız donanmasını imha etmesi üzerine ikmal bağlantısı kesilmiş oldu. Şubat 1799 da Suriye üzerine yürümüş fakat Akka’da sert Osmanlı direnişi karşısında Mısır’a dönmek zorunda kalmıştır. Bu arada ordusu da salgın hastalıklardan kırılmaktaydı.

    Ordusunu Mısır'da bıraktı ve Fransa'ya döndü. 9 Kasım 1799'daki hükümet darbesiyle Fransa tarihinde yeni bir dönem başladı. Kısa bir süre içinde anayasada değişiklikler yapıldı ve yönetim üç konsülün eline bırakıldı. Napolyon en önemli görev olan 'birinci konsül'lüğe getirildi. Ekonomi ve yasal alanda reform çabaları içinde girdi. Napolyon I. Konsül olarak çok geniş yetkilere sahipti. Bu yetkilerden yararlanarak devlet mekanizmasının işleyiş etkinliğini artıracak yönde geniş düzenlemeler yaptı. Fransız Merkez Bankası’nın kurulması, devlet okullarının açılarak eğitimin bir kamu hizmetine dönüştürülmesi, 'Code Napoleon'u (Napolyon Kanunları) olarak da bilinen Fransız Medeni Kanunu’nun hazırlanması çalışmalarına başlanması, subay okulları açılması, onun dönemindeki gelişmelerdendir. Reform ve yasa çalışmaları halk tarafından da desteklendi.

    1800 yılında tekrar İtalya'ya girdi ve Milano'yu aldı. 1800 yılının baharında Avusturya üzerine yürüyen Napolyon komutasındaki Fransız orduları parlak bir zafer kazandılar. Şubat 1801 deki ve İngiltere ile Mart 1802 de imzalanan antlaşmalar ile Avrupa’da savaşlar sona ermişti.

    Ancak bu barış dönemi uzun sürmedi. Fransa’nın Avrupa’daki ekonomik ve politik gücünün giderek artması İngiltere açısından giderek genişleyen bir tehdit oluşturmaktaydı. Sonunda İngiltere 1803 yılının Mayıs ayında Fransa’ya savaş ilan etti.

    1804 yılının Mayıs ayında, kralcıların bir komplosunu bahane eden Napolyon kendisini imparator ilan etmiştir. Kendi eliyle taç giymiştir ama, Paris'teki Notre Dame Katedrali'ndeki törende Papa VII. Pius'un da bulunmasını sağlamıştır. Mart 1805 te ise İtalya’da kendi kurduğu cumhuriyeti lağvederek ve kendini İtalya kralı ilan etmiştir.

    İzleyen dönemde İngiltere’nin çabalarıyla Avusturya, Rusya ve Napoli ve İsveç’in katıldığı bir karşı ittifak, III. Koalisyon oluşmuştur.

    1805 yılının Ekim ayında Fransız-İspanyol birleşik donanmasının Trafalgar Deniz Savaşı’nda İngiliz donanması karşısında yenilmesi üzerine Napolyon İngiltere yerine müttefiklerini dize getirme yolunu seçmiştir. Fransız ordusunu Manş kıyılarından Orta Avrupa’ya yürüten Napolyon, Ulm ve Austerliasdastz savaşı zaferleriyle Avusturya’yı ve Napoli’yi savaş dışı bırakmıştır.

    Eylül 1806 da Prusya ordusunu Jeadsdzdsdasna savaşında, hemen ardından da Rus ordularını Friedland savaşında bozguna uğratmıştır. Temmuz 1807 de Rus çarı I. Aleksandr’la Tiltis antlaşması imzalanmış ve Rusya savaştan çekilmek zorunda kalmıştır.

    Düşüş Dönemi [değiştir]

    İmparatorluğu dönemindeki olumsuz unsurlar İngiliz donanmasının gücü, İspanya ve İtalya'da akrabalarını tahta geçirmesi, halkın bu kişileri istememesi ve Fransa'ya bağlı devletlerdeki milliyetçilik akımları oldu.

    1810 yılının mart ayında Habsburg hanedanından ikinci eşi Marie-Louise ile evlendi, yasal varisi Napolyon II, 1811'de doğdu.

    I. Aleksandr’la yapılan antlaşma, Rusya’ya İngiltere’ye karşı askeri harekata kadar varacak yaptırımlar uygulama yükümlülüğünü getirmektedir ama I. Aleksandr, bu tür politikalardan kaçınmıştır. Bunun üzerine Napolyon, 1812 yılı ortasında 453 bin kişilik ordusuyla Rusya Seferine girişmiştir. Borodino Savaşı’nda General Kutuzov komutasındaki Rus ordusunu yenilgiye uğratan Fransız ordusu Moskova’ya girmiştir.

    Rus orduları Moskova gerilerine çekilmiştir ve çar, bir barış antlaşmasına yanaşmaktadır. Fransız ordusunun o günün teknolojisiyle bu denli uzun ikmal hatlarından ikmal edilmesi, dolayısıyla kışı Moskova’da geçirmesi olanaksızdır.

    Giderek sertleşen kış koşullarında geri çekilen Fransız ordusunu izleyen General Kutuzov, toplu bir saldırıya girişmemiş, fakat sürekli taciz etmekten de geri kalmamıştır.

    Napolyon, ordunun yönetimini Joachim Murat'ya bırakarak Paris'e döndü. Yıl sonunda bu ordudan Fransa'ya dönebilen ve savaşacak durumda olan sadece 10 bin askeri kalmıştı.

    Ordusunun büyük bir bölümünü Rusya Seferi sırasında kaybeden Fransa, yeni bir ordu oluşturmanın zorluklarına katlanmak zorunda kalmıştır. Üretimden çekilen işgücü ve artırılan vergiler, halkı da Napolyon’a karşı bir tutuma itmiştir.

    Bu dönemde kendisine karşı düzenlenen hükümet darbesini bastırdı ve yeni bir ordu kurdu. Ancak 1813 ve 1814'te baskılar arttı ve halk desteği düştü.

    Rusya yenilgisi ve içteki karışıklıklar Koalisyon güçlerini cesaretlendirmiştir. Üstelik Avusturya, aradaki akrabalık ilişkisine karşın Koalisyon güçlerine katılmıştır. 1813 yılının Ekim ayında Napolyon’un Leipzig savaşında uğradığı yenilgi onu iktidarının sonuna iyice yaklaştırmıştır.

    1814'te düşman orduları Paris kapılarına dayandı. Napolyon imparatorluk tahtını bırakarak Elbe adasına sürgüne gönderildi.

    7 Mart 1815'te ise tahtına geri döndü. Elbe adasından kaçtı ve gizlice Paris'e döndü. Halk desteği tekrar yükseldi. Böylece Napolyon ikinci kez tahta çıktı.

    Bir ordu topladı ve Belçika'ya saldırdı. Ancak haziran ayında İngiliz ve Prusya kuvvetleri tarafından Waterloo'da büyük bir yenilgiye uğradı. Paris'e dönünce tahtına ikinci kez veda etmek zorunda kaldı.

    Amerika'ya kaçmak istedi, ancak bunu başaramadı ve İngilizlere teslim oldu. İngilizler onu Atlantik'teki St. Helena adasına götürdü. Son yıllarını bu küçük adada geçiren Napolyon, 5 Mayıs 1821'de 51 yaşındayken öldü.

    Cenazesi 1840'ta Paris'e getirilebildi ve İnvalides'e gömüldü. Napolyon'un ölüm nedeni ise hala bir bilmece. İddialardan biri uşağı tarafından zehirlendiği.

    Yeğeni III. Napolyon, ölümünden otuz yıl sonra, amcası kadar büyük bir ihtişamla olmasa da ülkesinin kaderini eline alacaktır.
     
  3. Anonymous

    Anonymous Guest

    Cengiz Han :

    Cengiz Han (ya da doğum adıyla Temuçin), (Moğolca:Чингис Хаан) (d. 1162 – ö. 18 Ağustos 1227). Moğol politikacı ve ordu lideri, kağanı. Moğol kabilelerini buyruğu altında birleştirerek Moğol İmparatorluğu'nu (1206-1368) kurmuştur. Bu imparatorluk Dünya tarihinin bitişik sınırlara sahip olan en büyük imparatorluğudur. Timuçin ismiyle Moğol Devleti hükümdarı akrabası olarak doğmuş, meritokratik (liyâkata bağlı) oldukça güçlü bir ordu kurmuş ve tarihin en başarılı ordu liderlerinden biri olmuştur.

    Tüm dünya tarafından genelde acımasız ve kana susamış bir fatih olarak gözükse de, Moğolistan'da oldukça sevilen bir sembol hâline gelmiştir. Moğolistan'ın babası olarak görülür. Kağan olmadan önce; Doğu Asya ve Orta Asya'daki bir çok göçebe topluluğu yenmiş ya da birleştirmiş ve onları "Moğol" sosyal kimliğine taşımıştır.

    Kuzey Çin'deki Batı Xia Hanedanlığı'nı ve Jin Hanedanlığı'nı ele geçirmiş, İran'da Harzemşahlar Devleti de dahil olmak üzere bir çok yeri fethetmiştir. Avrupa ve Asya'daki hâkimiyeti; radikal olarak bu bölgelerin demografisini ve jeopolitikasını değiştirmiştir. Moğolistan İmparatorluğu, günümüz ülkelerinden Çin, Moğolistan, Rusya, Azerbeycan, Ermenistan, Gürcistan, Irak, Türkiye, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan, Tacikistan, Afganistan, Türkmenistan, Moldova ve Kuveyt'in büyük bir bölümünü ele geçirmiştir.

    Cengiz Han Moğolcanın yanında Türkçe de bilmekteydi. Halefleri de onun gibi bir kaç lisana vâkıftılar. [1]

    Adı "Temuçin", Türkçe kökenlidir. Türkçe bir sözcük olan "Temür"(Demir)'den türemiştir ve günümüz Moğolca'sında da varlığını korumaktadır. Doğumu [değiştir]

    Hayatının ilk yılları hakkında az bilgi vardır. Pek az kaynak bize o döneme ilişkin bilgiler vermektedir. Küçük bir kabilede doğduğu ve babasının ona Temuçin ismini onun Temuçin Uge isminde bir Tatar lideri yakaladığı için verdiği ileri sürülmektedir. Başka bir rivayete göre ise elinde bir kan pıhtısıyla doğmuştur ki bu da kabilenin ileri gelenleri tarafından savaşçı ve muzaffer bir şahsiyet olacağına yorulmuştur. Tahminen 1162 ila 1167 arasında Moğolistan'ın Burhan Haldun dağları arasında, Onon ve Herlen ırmakları yakınında doğmuştur. Moğol Devleti'nin son hükümdarı Kutala'nın yeğeni, Borjigin'in lideri Yeşügey'in büyük oğludur, annesi Helin (Hoelun), Olkunut (Olkhunu) kabilesindendi. Merkezî Asya'da yaşayan tüm Türk ve Moğollar gibi göçebe hayatı yaşıyorlardı.

    Ailesi [değiştir]

    Cengiz babası tarafından Kabul Han, Ambagai ve Kutula Han'ın akrabasıydı. Bulundukları Moğol Devleti, Jin Hanedanlığı altındaydı ve Tatarlar'ı desteklemeleriyle 1161'da Kabul Han yokedildi. Babası Yeşügey dağılan Moğol kabilerin başına geçmiş, ancak Tayiçyut kabilesi ile rekabet yaşıyordu. 1161'den sonra Tatarlar çok güçlenince, Çin desteğini Tatarlardan Keraitlere çevirdi.

    Temuçin'in 3 erkek kardeşi Kasar, Kajun ve Temuçe'nin yanı sıra bir kız kardeşi Temulin vardı. Bunun yanı sıra, Behter ve Belgutei isimli iki üvey kardeşi vardı.

    Cengiz Han'ın imparatoriçesi ve ilk karısı Börte'den 4 çocuğu oldu; Cuci (d. 1185 - 1226), Çağatay ( ? - 1241), Ögeday (? - 1241), Tuli (d. 1190 - ö. 1232). Cengiz Han'ın ayrıca bir çok diğer eşinden bir çok çocuğu oldu ama onlar yerini almaktan muaf tutuldular, ve kızlarının kaç kişi olduğuna değin bir bilgi yoktur. Cengiz Han'ın en büyük oğlu Cuci'nin babasının kim olduğuna değin hep sorular olmuş; ve Cengiz Han sonrasında da bu tartışmalar İmparatorlukta devam etmiştir. Temuçin ile Börte evlendikten sonra; Börte Merkitler tarafından kaçırılmış ve bir adamın karısı yapılmıştır. Kurtarıldıktan yaklaşık dokuz ay sonra da doğum yapmış; Cengizhan da emin olamadığı için oğluna Moğolca "konuk" manasına gelen Cuci ismini koymuştur. Yine de Cuci'ye her zaman öz oğlu gibi davranmıştır.

    Geleneksel tarih kayıtlarına göre, Cuci'nin babasının kim olmadığı Çağatay tarafından tartışılmış ve ortaya koyulmuştur. Moğolistan'ın gizli tarihi'ne göre; Çağatay Harzemşahlar'a sefer öncesinde; Cuci'nin Cengiz Han'ın yerine geçmesini asla kabul edemeyeceğini söylemiş; bunun karşılığında ikisi de Cengiz Han'ın yerine geçememiş Ögeday kağan olmuş ve Cengiz Han öldükten sonra imparator olarak yerini almıştır. Zaten Cuci 1226'da babasından önce ölmüştür.

    Çocukluğu [değiştir]

    Efsanelere ve daha sonraki yazarlara göre, Temuçin'in çocukluğu oldukça zor geçti. Henüz 9 yaşınndayken, görücü usülü evliliğine göre babası Yeşügey, Temuçin'i eşi Börte'nin Onkırat kabilesinden olan ailesine verdi. Burada evlilik yaşı olan, 12 yaşına gelene kadar Deiseçen'e; evin reisine hizmet etti.

    Evine dönerken babası Tatarlar tarafından zehirlenmişti. Bunun sebebi de onlara karşı yaptığı seferler ve saldırılardı. Bu sayede Temuçin kabilenin reisi olmuştu, ancak kabilenin üyeleri küçük bir çocuğun liderliğini kabul etmediler ve Temuçin'i ve ailesini terkettiler.

    Devam eden yıllarda, Temuçin ve ailesi doğada göçebe hayatı yaşadı. Ağaçlardaki meyvalardan ve doğadaki hayvanları avlayarak yaşıyorlardı. Bir seferinde de, Temuçin üvey kardeşi Bekter'i avladıkları hayvanı bölüşürken anlaşamadığı için öldürdü. Annesi karşı çıksa da, öldürmek üzerine hiç bir zaman pişmanlık göstermedi. Bu olay ayrıca onu ailenin reisi yapmıştı. 1182'deki başka bir olayda da, eski kabilesi tarafından saldırıya uğramış ve esir düşmüştü. Tayiçyutlar'a esir düştüğünde, gelecekte generallerinden biri olacak Çilayun'un yardımı ile kaçtı. Annesi Helin Temuçin'e hayatta kalabilmesi için bir çok ders verdi. Moğolistan'ın politikasından, diğer kabilelerle ittifak kurmaya, ve zor tabiat koşullarına kadar. Bu gelecekte Temuçin'in anlayışını da bir şekle sokar. Gelecekteki generallerinden Cebe Noyan ve Borçu da bu dönemde Temuçin'e katılırlar. Kardeşleriyle beraber, ilk gelişme ve diplomasi için insan gücünü temsil ettiler.
    Moğol çadırı. Cengiz Han da çocukluğunu böyle bir çadırda geçirdi
    Moğol çadırı. Cengiz Han da çocukluğunu böyle bir çadırda geçirdi

    Temuçin Börte ile 16 yaşındayken evlilik düğünü yaptı. Daha sonra Merkit kabilesi tarafından kaçırıldı, Temuçin de Börte'yi o dönemdeki arkadaşı daha sonra da düşmanı olan Camuha'nın yardımıyla kurtardı. Börte hep tek imparatoriçeydi, ama Temuçin geleneklere uyarak morganatik eşleri oldu. Börte'nin ilk çocuğu Cuci, Merkit kabilesinden kaçırıldıktan 9 ay sonra doğdu; böylece de babasının kim olduğu hakkında hep soruları da beraberinde getirdi.

    Temuçin Camuha ile kankardeş oldu, böylece birbirlerine sonsuza kadar bağlılık yemini ettiler.

    Orta Asya'nın birleşmesi [değiştir]

    Bu dönemde Temuçin'in birleştirdiği Orta Asya'daki başlıca konfederasyonlar şunlardı:

    * Naymanlar
    * Merkitler
    * Uygurlar
    * Tatarlar
    * Moğollar
    * Keraitler

    1100'lü yıllarda Moğolların başlıca rakipleri, batıda Naymanlar, kuzeyde Merkitler, güneyde Tangutlar, doğuda da Çin ve Tatarlardı. 1190'da Temuçin ve danışmanları sadece Moğol konfedarasyonunu birleştirdi. Mutlak hâkimiyeti ve insanların kanunlarına uygulaması için bir anayasa da yazıldı, bunun ismi "Yasa" idi ve halk arasında "Yasak" olarak biliniyordu. "Yasa" sözcüğü Türkçe kökenli "yās-/yāz" sözcüğünden türemiştir ve Moğolca'da da yerini almıştır. Bu kanunlarda halkın ve savaşçıların saldırılardan pay alacağı da yazıyordu, ancak gizli bir yasa olduğu için tamamı bilinmiyordu ve hiç bir zaman bir kopyasını yaratmadı. Cengiz Han'ın oğlu Çağatay da bu kanunların uygulanmasından sorumluydu.

    Bu yasanın kanunları oldukça ağırdı, ve hemen hemen herşeyin cezası ölümdü. Örnek olarak, eğer ki bir asker önündeki insandan düşen bir şeyi o kişiye vermezse öldürülüyordu. Bu kanunname'de geçenler tam olarak belli değildir.

    Temuçin'den Cengiz Han'a [değiştir]

    Temuçin'in yavaşça yükselişi; babasının kan kardeşi Tuğrul Han'ın yardımıyla gerçekleşti. Jin Hanedanlığı'nın Kerait Hanını Tuğrul olarak atamasından sonra, Temuçin'in Börte'yi kurtarışında yardımcı olan Tuğrul'un da vasalı olmuştu. Tuğrul Han 20000 Kerait savaşçısını Temuçin'in yardımına vermiş; Camuha da bu saldırı ardından kendi kabilesi olan Caciratlar'ı kurmuştu. Merkitlerle olan savaş sonrasında da çocukluk arkadaşları olan Temuçin ve Camuha da ayrı düştüler.

    Tuğrul Han'ın oğlu Sengum; Temuçin'in büyüyen gücünü kıskanmış ve o'na suikast planı yapmıştı. Tuğrul Han da oğlunun önerisine izin vermiş ve Temuçin'in karşısına gizli de olsa geçmişti. Temuçin Sengum'un isteklerini öğrenince, O'nu ve yandaşlarını mağlup etti. Tuğrul Han ve Temuçin arasındaki uzaklaşma ise, Tuğrul Han'ın kızını Temuçin'in oğlu Cuci'ye vermek istememesiyle başladı. Bununla da beraber ayrı düşen Tuğrul Han ve Temuçin aralarında savaş doğdu. Tuğrul Camuha ile ittifak olarak Temuçin'e karşı geldiler. İttifakın kabilelerinden bir çok üyenin de Temuçin'in saflarında yer almasıyla; Tuğrul bozguna uğratıldı. Bu bozgun sonunda da Kerait kabilesi tamamen yokoldu.

    Bir sonraki tehdit ise Naymanlardan geldi. Camuha savaş sonrası buraya kaçmış ve takipçileri ile beraber sığınmıştı. Naymanlar Temuçin'e karşı teslim olmadılar ama yeteri kadar birlikleri Temuçin'i desteklemeyi tercih ettiler. 1201'de Kurultay Camuha'yı Gür Han, kainatsal yönetici, olarak seçti. Camuha'nın bu hareketi Temuçin karşısındaki en son taşkınlığı oldu. Camuha Temuçin karşısındaki kabileler ile bir koalisyon kurup Temuçin'e karşı tekrar savaş açtı. Bu sorundan önce, yine de, bazı generalleri Camuha'dan ayrıldı; aralarında Temuçin'in generallerinden Cebe Noyan'ın tanınan kardeşi Sübüdey Noyan da vardı. Bir kaç muharebe sonrasında, Camuha'nun orduları tamamen yenildi ve Temuçin'e esir düştü.

    Gizli Tarih'e göre, Temuçin Camuha'ya tekrar arkadaş olmalarını ve yanında olmasını teklif etti. Camuha bunu redetti ve onurlu bir ölüm (kansız, boynu kırılarak) istediğini iletti. Naymanlarla olan Merkit kabileleri de Sübüdey Noyan tarafından bozguna uğratıldı ve tamamı öldürüldü. Sübüdey daha sonda da Cengiz Han'ın en büyük kumandanlarından biri oldu. Naymanların yenilmesi Cengiz Han'ı Moğolistan'daki tek hükümdar yaptı. Tüm konfederasyonlar birleşerek Moğollar oldular.

    1206'da, Temuçin Merkitler'i, Naymanlar'ı, Moğollar'ı, Uygurlar'ı, Keraitler'i, Tatarlar'ı ve diğer küçük kabileleri liderliği, arzusu ve isteğiyle birleştirdi. Bu uzun süredir Çin imparatorluklarına karşı birleşemeyen Moğolları birleştirmiş, ve tarihî bir an olmuştur. Kurultay'ın tekrar toplanmasıyla, Temuçin Cengiz Han ismini aldı. Cengiz Han öldükten sonraya kadar Kağan unvanını alamasa da; oğlu Ögeday bu unvanı alınca babasına verdi. Bu birleşme ile Cengiz Han uzun süredir aralarında savaşan kabileler arasında bir barış sağlamış olsa da, Moğol İmparatorluğu'nun diğer milletlerle olan savaşı ömrünün son gününe kadar devam etti. Birleşmenin olduğu dönemde; Moğolistan'da 200,000 kişi yaşarken, bunlardan 70,000'i asker idi.

    Cengiz Han olduktan sonra [değiştir]
    Moğolistan İmparatorlu'ğunun genişlemesi
    Moğolistan İmparatorlu'ğunun genişlemesi

    Moğol İmparatorluğu'nun kuruluşu ve savaşları [değiştir]

    1206 yılında Moğol kabilelerinin birleşmesiyle kurulan Moğol İmparatorluğu Cengiz Han'ın önderliğinde seferlere dayalı bir savaş ve ekonomi politikası izledi. İlk defa Naymanlarda mühür ve yazı kullanıldığını görünce, Nayman hizmetindeki Uygur mühürdarlarını da hizmetine aldı. Akabinde, Uygur yazısı tüm Moğol İmparatorluğu'nda kullanılmaya başlandı. İlk yıllarda Moğol İmparatorluğu'nun devlet işleyişinin belli bir düzene geçmiştir.

    Hint Tangutları himayesine alan Cengiz Han, daha sonra Kuzey Çin'deki Kin devletine savaş açarak Pekin'i 1211 yılında kuşattı. Kin hükümdarı barış için Çin'li prenseslerden birini Cengiz Han ile evlendirse de, barış uzun sürmedi. 1215'de oldukça kanlı geçen bir savaş sonrasında Çin'i himayesi altına aldı.

    Harzemşah Mehmed, Cengiz Han'ın Çin'i ele geçirdiğinden emin olmak için Seyyid Bahaüddin-i Razi yönetiminde bir heyet gönderdi. Gelen heyetle barış görüşmeleri yapan Cengiz Han, Mehmed'e elçilerini gönderdi. Anlaşma doğrultusunda hazırlanan Kervan, Harzemşahlar Devleti'nin Otrar şehrinde 1218 yılında hücuma uğradı. Cengiz Han bunun üzerine Otrar valisi Kayır Han'ın teslim olmasını istedi. Mehmed, Cengiz Han'ın bu teklifini ileten elçilerini öldürerek Harzemşahlar Devleti'nin de sonunu hazırladı.

    Cengiz Han öncelikle yol üzerindeki naymanlı Güçlük Han'ı ortadan kaldırmak için; Cebe Noyan komutundasında bir ordu gönderdi. Güçlük Han korkarak Kaşgar'a kaçtı ancak Sarı Göl yakınlarında yakalanarak öldürüldü.

    Hazermşah Mehmed de korkuya kapılıp kalelerini korumaya alıp, dağlık bir bölgeye çekildi. Cengiz Han bazı kaynaklara göre kolaylıkla, başka bir bakış açısına göre de barbarca tüm şehir ve kaleleri ele geçirdi. 1220 yılında Otrar'daki kuşatma uzun sürünce, oğulları Ögeday ve Çağatay kontrolündeki orduları burada bıraktı ve Buhara'ya geçti. Yolunun üzerindeki Zernuk kalesi de teslim oldu ve bu şehire Gu-Balık ismini koydu.
    Marco Polo Cengiz Han huzurunda
    Marco Polo Cengiz Han huzurunda

    Yol üzerindeki Nur şehri de Cengiz Han'ın korkusuyla teslim oldu. Akabinde 1220'de Buhara'yı kuşattı. Şehrin garnizonunun Horasan'a çekilmesiyle, 12'inci gününde şehir Cengiz Han'ın oldu ve şehir yakılıp yıkıldı. Aradan 5 ay geçtikten sonra da Otrar şehri teslim oldu. Cengiz Han'ın elçilerini öldürten Otrar valisi de, ağzına eritilmiş gümüş dökülerek öldürüldü.

    Cengiz Han'ın yolculuğu Semerkant'da da devam etti. Bazı tarihçilere göre Semerkant'ı ele geçirdikten sonra buradaki büyük kütüphane yıkılmış, medeniyet namına tüm eserler yerle bir edilmiştir. Burada Göksaray şehrini kuşatmasının ardından şehir teslim oldu. Cengiz Han'ın generalleri de Siriderya'daki Sığnak, Cend, Barçınlığkent'i ele geçirdi.

    Hazermşah Mehmed kaçışına devam ederken, peşinden yetenekli generallerinden Cebe Noyan ve Sübüdey Noyan'ı gönderdi. 30 bin kişilik bu ordu, Mehmed'i Irak'a kadar kovaladı. Cengiz Han oğlu Çağatay'ın kumandasındaki orduyu da Harzemşahlar Devleti'nin merkezi Ürgenç'e gönderdi. Daha sonra da büyük oğlu Cuci'yi buraya gönderdi. 6 ay kuşatmadan sonra, şehir tamamen yokedildi. Böylece de Harizm, Maveraünnehir, Horasan ve bütün doğu İslam ülkeleri de Cengiz Han'ın imparatorluğunun bir parçası oldu.

    Hazermşah Mehmed]'in vefatının ardından yerine geçen oğlu Celaleddin Harzemşah Moğollarla olan savaşını Cengiz'in ölümünden sonrada devam ettirmiştir.

    Cengiz Han'ın savaşlarına değin bir çok değişik bakış açısı vardır. Türk olmayan devletler dışındaki İran, Irak, Afganistan ve Pakistan gibi ülkeler hâlâ Cengiz Han'ı bir barbar ve soykırımcı olarak görmektedirler. [1] Ancak Türkler Müslümanların da Cengiz Han'a destek olduğunu belirtir. Batı dünyası ise, Cengiz Han'ı "Türk-Moğolu" diye tanımlar, ve barbar olarak nitelendirir.

    Moğol İmparatorluğu'nun yönetiminin Öğeday'a verilmesi [değiştir]
    Öğeday Han
    Öğeday Han

    Moğol geleneklerine göre Cengiz Han hayattayken topraklarını oğulları arasında pay etti. Yerine Cuci ve Çağatay arasındaki tartışma yüzünden ikisini de uygun görmezken, Ögeday bu göreve layık oldu. Cuci avcıbaşı, Çağatay örf ve hukuk uygulayıcısı, Tuli de savaş bakanı oldu.

    Cuci'nin arası Tuli ile de açılmıştı, ancak batı ülkelerin fethinde önemli rol oynadı. Cuci bilinen tüm yerleşik batı ülkelerini ele geçirdikten sonra Moğolistan'a dönmedi. Ancak aradaki mesafe oldukça uzundu ve bir haber alınamıyordu. Bunu bir kopma olarak alan Cengiz Han ordularını hazırlarken oğlu Cuci'nin ölüm haberini aldı.

    Ölümü [değiştir]
    Cengiz Han öldüğünde Moğol İmparatorluğu
    Cengiz Han öldüğünde Moğol İmparatorluğu

    1223 ve 1224 yıllarını Kulan-Başın ve İrtiş'de geçiren Cengiz Han; 1225'de Hsia Devleti'ne karşı sefere çıktı. Hsia merkezinin teslim olmadan iki gün önce günümüz Kansu'sunda Tangut seferi sırasında hastalanarak 1227 yılının 18 Ağustos'unda öldü.

    Moğol geleneği uyarınca mezarı gizli tutulsa da, cesedi Onon ve Kerulen kaynakları yakınında, Burhan-Haldun dağları arasında bir yere gömüldüğüne inanılmaktadır[2]. Ondan sonra gelenler de buraya gömüldü ve heykelleri dikildi.

    Dünya tarihindeki etkileri [değiştir]

    Cengiz Han'ın Asya'yı birleştirmesiyle sınırlar ve gümrükler kalkmış, Asya'daki iktisadi yapı değişmiştir. Halklar arası ticaret artmıştır.

    Hem Asya hem de Avrupa'daki sınırları sayesinde iki kıta arasında bilgi ve tecrübe akışını, kısa bir sürede olsa, sağlamıştır.Ayrıca Hıristiyan ve Müslümanlar arasındaki düşmanlığın gene kısa süreliğine olsada azalmasını sebep olmuştur.

    Orta Asya'da yaşam süren Türk boyları Moğol akınları ile başta Anadolu olmak üzere birçok yere göç etmişlerdir.

    Ölümünden sonra [değiştir]

    Genelde bilinenin aksine, Cengiz Han Moğol İmparatorluğu'nun tam***** ele geçirmemiştir. Döneminde Hazar Denizi'nden Japon Denizi'ne kadar ilerlemiştir. İmparatorluğun genişlemesi 1227 yılından sonra Ögeday'ın yönetiminde olmuştur. Moğol orduları İran'ın tam*****, Çin'in tam***** da 1279 yılında ele geçirmiştir.

    1230lu yılların sonunda, Cuci'nin oğlu Batu Han Avrupa'ya sefere çıkmış; Rusya'yı ele geçirmiş ve Orta Avrupa'ya kadar ilerlemiştir. Sübüdey Noyan'ın da desteğiyle o dönemdeki en güçlü Avrupa ordusu olan Leh (Polonyalı), Alman ve Macar ordularını 2 gün içinde bozguna uğratmış; Avrupa'nın da orduya bakış açısını değiştirmiştir.

    Tuli'nin oğlu Hülagû Han Orta Doğu'da günümüz Filistin'ine kadar ulaşmış, Abbasi Halife'sini de öldürmesi de günümüzde hâlâ Iraklıların Moğolları sevmemesini sağlamıştır.

    Kişiliği [değiştir]

    Cengiz Han basitliğe, onurlu ve sadık olmaya, ordu stratejisine, Tengricilik'e inanırdı. [[Minhaj al-Siraj Juzjani] o'nun hakkında son yılları için şu sözleri söylemiştir.
    “ Cengiz Han uzun bir insandı, yapılıydı, güçlü bir vücudu vardı, uzun beyaza dönmüş sakalı, kedi gözleri, azimli bir enerjisi, kavrayabilen, dahi, ve anlayan, korku sunan, bir kasap, adil, yürekli, düşmanlarını yokeden, dehşetli, kana susamış ve zalimdi. ”

    Taoist rahip Ch'ang Ch'un ise Cengiz Han'ın şu sözlerini günümüze taşımıştır. Cengiz Han bir mektubunda Ch'un'a şu sözleri iletmiştir.
    “ Cennet Çin'i kibirli ve lüks gösterişiyle yalnız bıraktı. Ama, kuzeyin kırlarında yaşayan benim, düzensiz arzularım yok. Lüksü sevmiyorum ve mütevazı davranıyorum. Sadece bir elbisem ve bir yemeğim var. Aynı yemeği yer ve tüm diğer yandaşlarım gibi aynı elbiselerimi giyerim. Halkı çocuklarım gibi görürüm, ve yetenekli insanlara kardeşlerimmiş gibi ilgi gösteririm. Prensiplerimizde her zaman uyuşuruz, ve her zaman ortak kaidemizde buluşuruz. Ordu çalışmalarımızda her zaman en öndeyimdir, ve savaşta da asla arkada bulunmam. 7 yıl içinde, büyük bir iş başardım ve bütün Dünya'yı bir imparatorluk altında birleştirdim. ”

    Popüler kültürde Cengiz Han [değiştir]
    Burnham Karnavalı'nda Cengiz Han tanıtımı
    Burnham Karnavalı'nda Cengiz Han tanıtımı

    * National Geographic'in araştırmasına göre; Cengiz Han Dünya'da en fazla ırkı devam eden kişidir. (16 milyon kişi) [3]
    * Michael H. Heart'ın tarihin en fazla etki bırakan liderleri arasında 29'uncu olmuştur.
    * National Geographic tarafından tarihin en önemli 50 politika lideri seçilmiştir.
    * Bin yılın en büyük 10 kültürel efsanesi olarak 1998'de Dr G. Ab Arwel'ın araştırması sonucunda seçilmiştir.

    Moğolistan'da Cengiz Han [değiştir]

    Cengiz Han Sovyetler Birliği tarafından desteklenen komünist yönetimi dönemince, kötü bir insan olarak tanımlanmıştır ve aksini savunmak bir tabu olarak nitelendirilmiştir [4]. Ancak, Moğolistan'ın demokrasiye kavuşması ardından Cengiz Han'ın anıları Moğolistanlıların gururu olmuştur. Günümüzde de Moğolistan'ın gelmiş geçmiş en büyük ve efsanevi lideri olarak görülmektedir. Moğolistan'ın politik ve etnik kimliğinin var olmasında büyük önem taşır. Ayrıca zalimliğine değin başka görüş açılarına sahiptirler. Moğollar, Moğol olmayan inceleyenler tarafından yazılan tarihsel kayıtların Cengiz Han'ın barbarlığını abarttığı düşünürler. Cengiz Han ayrıca kültürel bir değişikliğe sebebiyet verip, Moğol dilini Uygur alfabesine göre uygulamıştır.

    1990lı yıllarda, Moğolistan komünist rejimden çıkınca Cengiz Han bağımsız devletin bir simgesi hâline gelmiştir. Moğollar bu sebeple Moğolistan'a Cengiz Han'ın Moğolistan'ı kendilerine de Cengiz Han'ın çocukları demektedirler. Moğollar bu ismi bir çok ürüne, sokağa, binaya ve diğer yerlere de vermişlerdir. Ayrıca Cengiz Han'ın resmî para birimleri Tugrik'in ₮500, ₮1000, ₮5000 ve ₮10,000'in üzerinde bulunmaktadır. Başkent Ulaanbaatar'daki hava alanının ismi Cengiz Han Uluslarası Havaalanı'dır. Halk Cengiz Han'a büyük saygı duyar. 2006 yılında, tekrar başkentte Cengiz Han'ın ve oğullarının heykelleri şehir merkezine konmuştur.
    5000 tugrik üzerindeki Cengiz Han resmi
    5000 tugrik üzerindeki Cengiz Han resmi

    Türkiye'de Cengiz Han [değiştir]

    Batılıların Türk Moğolu gördüğü Cengiz Han'a Türkiye'de de saygı duyulur. Bir Türk boyu olan Tatarlar'la aynı kökenli Türkler, Moğollar ile tarih boyunca da kültürel benzerliklere sahip olmuş, tekrar batılı tarihçiler Türkiye'deki Türkleri "Batı Türkleri" olarak tanımlamıştır. Bu vesile ile Türkiye'de Cengiz Han tarihin en büyük liderleri arasında görülmektedir. Bir çok Türk, Cengiz Han'ı bir Moğol olduğu kadar Türk olarak da görmektedir. Çin'de de benzeri bir husus sözkonusudur, ve Çinliler Cengiz Han'ı Çinli bir ulus kahramanı olarak görmektedirler. Türkler de tıpkı Moğollar gibi tarihçilerin anlattığı kadar barbar olmadığına inanırlar.[5]

    Kaynakça [değiştir]

    * İngilizce Wikipedia'daki Cengiz Han maddesi
    * Fransızca Wikipédia'daki Cengiz Han maddesi
    * Ratchnevsky, Paul (1991). Genghis Khan: His Life and Legacy. Blackwell Publishing. ISBN 0-631-16785-4.
    * Man, John. Genghis Khan : Life, Death and Resurrection (London; New York : Bantam Press, 2004) ISBN 0-593-05044-4.
    * Morgan, David (1986). The Mongols (Peoples of Europe). Blackwell Publishing. ISBN 0-631-17563-6.
    * Bretschneider, Emilii. Mediæval Researches from Eastern Asiatic Sources. London: K. Paul, Trench, Trübner & Co. ISBN 81-215-1003-1
    * Lister, R. P. Genghis Khan (Lanham, Md. : Cooper Square Press, 2000 [c1969]) ISBN 0-8154-1052-2.
    * Grolier International Americana Encyclopedia - Cengiz Han maddesi ISBN 0-7172-9647-4.
    * Meydan Larousse Büyük Lugat ve Ansiklopedi - Cengiz Han maddesi.
     
  4. Anonymous

    Anonymous Guest

    II. Mahmut, (d. 20 Temmuz 1785 – ö. 2 Temmuz 1839). 30. Osmanlı padişahıdır.

    20 Temmuz 1785 tarihinde İstanbul'da doğdu. Öğrenimi ile Sultan III. Selim padişahlığı sırasında bizzat meşgul olmuştur.

    Tahta çıkmadan 1 yıl 2 ay önce Sultan IV. Mustafa'nın veliaht-şehzadesi oldu. Kabakçı Mustafa isyanı sonunda tahttan indirilen III. Selim'i tekrar padişah yapmak için gelen, Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa, asilerle birlikte hareket eden Sultan IV. Mustafa'yı tahttan indirdi. Saraya girdiğinde III. Selim'in öldürüldüğünü öğrenen Alemdar Mustafa Paşa, katillerin elinden canını zor kurtaran II. Mahmut'u tahta çıkardı. Sultan II. Mahmut 28 Temmuz 1808 tarihinde tahta çıktığında 23 yaşındaydı. Avrupa'daki yenileşme hareketlerini benimsemişti. Adalet işlerine gereken önemi verdi, yeni kanun ve tüzükler hazırlattı ve bu sebeple kendisine "Adli" sanı verildi.

    Şiiri, edebiyatı ve bilimi seven, halk arasında dolaşmayı ve onların dertlerini dinlemeyi gerekli gören Sultan II. Mahmut, Osmanlı İmparatorluğunu gerek sosyal bakımdan, gerekse uygarlık açısından ileri bir ülke yapmaya çalıştı. Sultan II. Mahmut yakalandığı verem hastalığından kurtulamayarak, 1 Temmuz 1839 günü dinlenmek için gittiği kardeşi Esma Sultan'ın Çamlıca'daki köşkünde, 54 yaşında vefat etti. Büyük bir cenaze töreni ile halkın gözyaşları arasında Divan Yolu'ndaki türbesine defnedildi.
    Konu başlıkları
    [gizle]

    * 1 Saltanatı dönemindeki önemli olaylar
    o 1.1 Saray politikası
    o 1.2 Osmanlı-Rus ilişkileri
    o 1.3 Sırp isyanı
    o 1.4 Yunan isyanı ve Navarin Deniz Savaşı
    o 1.5 Edirne antlaşması
    o 1.6 Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanı
    o 1.7 Boğazlar Sorunu
    o 1.8 Islahat hareketleri
    * 2 Mimari çalışmalar
    * 3 Çocukları

    Saltanatı dönemindeki önemli olaylar [değiştir]

    Saray politikası [değiştir]

    II. Mahmut'un ilk sadrazamı kendini tahta geçiren Alemdar Mustafa Paşa idi. Alemdar Mustafa Paşa'ya geniş yetkiler tanıdı. Sadrazam, ilk iş olarak da Kabakçı ayaklanmasıyla ilgili görülenleri cezalandırdı. Rusçuk ileri gelenlerine önemli görevler verdi. Rumeli ve Anadolu'daki ayanı İstanbul'da toplayarak onlarla Sened-i İttifak'ı yaptı (29 Eylül 1808). Bu belge ile ayanlar, hükumet emirlerini dinleyeceklerine söz veriyorlardı. Nizam-ı Cedid ordusunu Sekban-ı Cedid adıyla yeniden kurdu. Konya'dan çağrılan vezir Kadı Abdurrahman Paşa'yı yeni ordunun başına getirdi. Esame adı verilen yeniçeri ulufe cüzdanlarını, bedellerini ödeyerek satın alıp, imha ettirdi. Alınıp satılabilen bu cüzdanlar sayesinde, askerlikle münasebeti olmayanlar, asker maaşı alabiliyorlardı. Binlerce esame imha ettirdiyse de bu konuda tam bir başarı gösteremedi. Gelişmeleri öfkeyle izleyen IV. Mustafa ve Kapıkulu ocakları mensubu ağalar 14 Kasım 1808 gecesi, Alemdar'ın konağını bastılar. Gelecek yardımı bekleyerek yeniçerilerle kıyasıya çarpışan sadrazam, damı delmekte olan yeniçerileri görünce patlattığı barut fıçısıyle intihar etti. Bunun üzerine, Rusçuk ayanından Defterdar Tahsin Efendi ile Umur-ı Cihadiye nazırı Behiç Efendi İstanbul'dan kaçtılar; Sadaret kethüdası Mustafa Refik Efendi asiler tarafından parçalandı. Ayaklananlar II. Mahmut'u tahttan indirmek için saraya saldırdılar. Kadı Abdurrahman Paşa Sekban-ı Cedid askeriyle Topkapı Sarayı'nı savundu. Bozguna uğrayan ayaklananların üzerine giden Abdurrahman Paşa, 3.000'den fazla yeniçeri ve diğer ayaklananları kılıçtan geçirtti. Bu sırada donanma toplarıyle İstanbul'u ateşe tuttu. Yıkılan binalar ve ölen insanlar karşısında neye uğradığını anlayamayan İstanbul halkı, saldırıyı durdurtan ulema sayesinde can güvenliğine kavuştular. İki taraf da birbirine karşı üstünlük gösteremedi. Bu yüzden Sultan II. Mahmut iktidarını 18 yıl boyunca ince bir denge üzerine kurmak zorunda kaldı. Kadı Abdurrahman Paşa ve Rusçuk ayanından Ramiz Paşa'yı gizlice Rumeli'ne kaçırtan Sultan II. Mahmut, 18 Kasım 1808 tarihinde Sekban-ı Cedid'i dağıtmak zorunda kaldı.
    Darüssaade Ağası Harem Ağalarının Amiri Sultan Mahmud II Silahtarağa Padişahın Silahlarını Muhafaza Edip Taşıyan Baş Cuhadar Padişahın Giyeceklerini Muhafaza Edip Taşıyan
    Darüssaade Ağası Harem Ağalarının Amiri
    Sultan Mahmud II
    Silahtarağa Padişahın Silahlarını Muhafaza Edip Taşıyan
    Baş Cuhadar Padişahın Giyeceklerini Muhafaza Edip Taşıyan

    Alemdar Mustafa Paşa yerine sadarete getirilen Çavuşbaşı Memiş Paşa, 1 ay 9 gün sonra bu görevden azledilerek Sakız'a sürüldü. Daha sonra Halep beylerbeyi Kör Yusuf Ziyaüddin Paşa sadarete çağınldı. 1809 Osmanlı-Rus Savaşı'na katılan Yusuf Ziyaüddin Paşa, savaş bitmeden görevinden alındı. Yerine sadrazam olan Laz Aziz Ahmet Paşa (10 Nisan 1811) Rusçuk'u Rusların elinden aldı (9 Temmuz 1811). Savaşın sonunda imzalanan Bükreş Antlaşması'yla (28 Mayıs 1812) Besarabya'nın tamamı Rusya'ya bırakıldı. Sadrazam Ahmet Paşa, 5 Eylül 1812'de görevinden alınarak, yerine Hurşit Ahmet Paşa getirildi. Bu sırada, Arnavutluk ile Yunanistan arasındaki Epir bölgesinde nüfuz kazanan Tepedelenli Ali Paşa, ikinci bir Mısır hıdivi Mehmet Ali olma yolundaydı. Oğullarıyla birlikte bağımsız bir devlet kurmak istiyordu. Sultan II. Mahmut, nişancısı Halet Efendi'nin de etkisiyle, sadrazam Hurşit Ahmet Paşa'yı Tepedelenli'nin üzerine gönderdi. Hurşit Ahmet Paşa, Tepedelenli'nin elinden işgal ettiği yerleri geri alarak oğullarıyla birlikte perişan etti. 1 Nisan 1815 tarihinde sadrazamlık görevinden alınan Hurşit Ahmet Paşa'nın yerine, Mehmet Emin Rauf Paşa sadrazam oldu. 2 yıl 9 ay bu görevde kaldıktan sonra azledilerek yerine Bursa valisi Burdurlu Derviş Mehmet Paşa getirildi. Mustafa Reşit Paşa'nın amcası Seyyit Ali Paşa, 5 Ocak 1820 tarihinde, Derviş Mehmet Paşa'nın yerine sadrazam oldu.

    Seyyit Ali Paşa'nın sadareti zamanında başlayan Yunan ayaklanması (12 Şubat 1821) kaptan-ı derya Nasuhzade Ali Paşa'nın, Sakız limanına girmesiyle bastırıldı (11 Nisan 1822). Ayaklanmanın bastırılması Avrupa devletleri arasında geniş yankı uyandırdı. Sadaret makamındaki değişiklikler şu sırayla devam etti: Seyyit Ali Paşa 28 Mart 1821'de görevinden alınarak, yerine Çıldır valisi Benderli Ali Paşa getirildi. 8 gün fiilen sadrazamlık yapan Ali Paşa, İstanbul'da olmadığı zamanda yerine kaymakam Hacı Salih Paşa vekalet etti. Ali Paşa azlinden bir ay sonra Kıbrıs'ta idam edildi. 19 Kasım 1822'ye kadar görevini sürdürebilen Salih Paşa, bu tarihte azledilerek yerine Bostancıbaşı Deli Abdullah Paşa sadrazam oldu. 4 ay sonra İzmit'e sürülen Abdullah Paşa'nın yerine Turnacızade Silahtar Ali Paşa sadrazamlığa getirildi (10 Mart 1823). 9 ay 4 gün sonra 13 Aralık 1823'te azledildi ve Konya valiliğine getirildi. Yerine Benderli Mehmet Selim Sırrı Paşa atandı. Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması, bu sadrazam zamanında gerçekleştirildi. Tarihte Vaka-i Hayriye adıyla anılan 16 Haziran 1826'da gerçekleşen bu olaydan sonra Asakir-i Mansure-i Muhammediye adlı yeni bir ocak kuruldu.

    Osmanlı-Rus ilişkileri [değiştir]

    Sultan II. Mahmut tahta geçtiği zaman Osmanlılar Ruslarla savaş halindeydi. İngiltere ile 1809'da yapılan antlaşma sonucu Ruslarla savaşa devam kararı alındı. Rusların Fransa ile olan sorunları, Osmanlı Devleti ordularının yıllarca süren savaştan yorgun düşmesi yüzünden iki devlet de barış imzalamaya mecbur kaldılar.

    28 Eylül 1812 tarihinde imzalanan Bükreş Antlaşması ile Rusya, Eflak ve Boğdan'dan çekilecek, Besarabya bölgesi ise Ruslara bırakılacaktı. Osmanlılar Bosna ve Eflak'dan 2 yıl vergi almayacak, Sırplar kendi içlerinde serbest kalacaktı. Tuna nehrinde hem Osmanlı hem de Rus gemileri serbestçe dolaşabilecekti. Prut ve Tuna nehirlerinin sol sahilleri iki ülke arasında sınır kabul edilecekti.

    Daha sonra Rusya 1826 yılında II. Mahmut'un yeniçeri ocaklarını kaldırmasından dolayı zayıflığından yararlanarak Osmanlı Devletiyle Akkerman Antlaşması'nı imzaladı. Bu antlaşmayla hükümlerince Eflak ve Boğdan'da Rusya'ya ek haklar tanındı.
    İkinci Mahmud Kahyabeyi Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Sadrıazam Hükümet Reisi (Başbakan)
    İkinci Mahmud
    Kahyabeyi Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı
    Sadrıazam Hükümet Reisi (Başbakan)

    Sırp isyanı [değiştir]

    Ana madde: Sırp İsyanları

    Fatih Sultan Mehmet zamanında fethedilen Sırbistan, Osmanlının adaletli ve hoşgörülü yönetiminden çok memnundu. sırp isyanının nedenleri şunlardır: -Rusya ve Avusturya'nın kışkırtmaları, -17. yüzyıl'da Osmanlı yönetimindeki otorite zayıflığı, -Sırbistan'daki yeniçerilerin halka iyi davranmaması, -Fransız İhtilalinden sonra ortaya çıkan milliyetçilik akımları -Osmanlı-Avusturya Savaşı sırasında Sırbistan topraklarının savaş alanı haline gelmesi dir. 1804 yılında Kara Yorgi'nin başlattığı Sırp isyanını Rusya desteklemişti. Osmanlı Devleti Rus savaşı ile meşgul olduğu için Sırp isyanı 1812'den sonra ancak bastırılabildi. Osmanlı Devleti ve Rusya arasında imzalanan Bükreş Antlaşması ile Sırplara bazı imtiyazlar verildi.

    Sırbistan'daki ikinci isyanı Miloş Obrenoviç çıkardı. Osmanlı Devleti Miloş'u Sırp Prensi olarak kabul etti. 1828-1829 yılları arasında yapılan Edirne Antlaşması ile Sırbistan yarı bağımsız hale gelmiştir.

    Yunan isyanı ve Navarin Deniz Savaşı [değiştir]

    Ana madde: Navarin Deniz Savaşı

    Çok uluslu bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğunda, Yunanlılar da Fransız ihtilalinin etkisi altında kalmışlardı. Rusya ve Avrupa devletlerinin kışkırtmaları ile birlikte Filiki Eterya cemiyetinin çalışmaları sonucu Yunanlılar Osmanlı Devletine karşı harekete geçtiler. Filiki Eterya cemiyetinin amacı Bizans İmparatorluğunu yeniden kurmaktı. Rus Çarının yaveri Alexander İpsilanti'nin kurduğu bu cemiyet Yanya Valisi Tepedelenli Ali Paşa'nın varlığından dolayı rahat hareket edemiyorlardı. Tepedelenli Ali Paşa'nın Osmanlı yönetimine karşı isyan etmesini fırsat bilen Yunanlılar ayaklandılar. Ayaklanma ile ilgisi olduğu düşünülen Fener patriği V.Grigorios, 22 Nisan 1821'te sadrazam Benderli Ali Paşa tarafından idam ettirildi. Bu olay Avrupa kamuoyunun Türkler aleyhine dönmesine neden olmuştur. Eflak'da başlayan bu ayaklanma kısa bir sürede bastırıldı.

    İkinci isyan Mora'da çıktı. Kısa sürede genişleyen bu isyanı bastırması için, başarılı olduğu takdirde Mora ve Girit valilikleri vaad edilen Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa görevlendirildi. Kavalalı Mehmet Ali Paşa, oğlu İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetli bir ordu ve donanmayı Mora'ya gönderdi ve isyanın bastırılmasını sağladı. Yunan İsyanın bastırılması Avrupa'da büyük üzüntü yarattı. Ayrıca Mora ve Girit'in Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın eline geçmesi İngiltere'nin işine gelmemişti. Zayıf bir Yunan Devleti'nin kurulması İngiltere ve Rusya'nın çıkarlarına daha uygundu.

    Yunan ayaklanmasının bastırılmasından hoşnut olmayan İngiltere, Rusya ve Fransa aralarında bir antlaşma yaparak Yunanistan'a bağımsızlık verilmesini istediler. Sultan II. Mahmut'un bu isteği reddetmesi üzerine bu devletler donanmalarını Yunan kıyılarına gönderdiler. Mora'nın Navarin Limanı'na giren birleşik donanma, burada demirlemiş Osmanlı donanmasını, top ateşine tutarak yok etti (20 Ekim 1827).

    Edirne antlaşması [değiştir]

    Ana madde: Edirne Antlaşması

    Sultan II. Mahmut'un Navarin'de Osmanlı donanmasının yakılması ile sonuçlanan olaylardan dolayı savaş tazminatı istemesi üzerine, Rusya ile Osmanlı Devleti arasında yeni bir savaş çıktı (1828). Sultan II. Mahmut bu arada Yeniçeri Ocağını kaldırmış, yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye isimli yeni bir askeri teşkilat kurmuştu. Teşkilatlanmasını henüz tamamlayamamış olan bu ordu Rus kuvvetleri karşısında önemli bir varlık gösteremedi. Eflak ve Boğdan'ı işgal eden Ruslar, Tuna'ya kadar indiler. Balkanları aşan Rusya, batıda Kırklareli'yi alarak, Edirne'ye kadar, doğuda ise Kars, Aşkale'yi alarak Erzurum'a kadar ilerledi. Bu gelişmeler üzerine Osmanlı Devleti barış istedi. Ruslarla yapılan Edirne Antlaşması sonunda, Yunanistan'a bağımsızlık verildi. Eflak, Boğdan ve Sırbistan'a imtiyazlar tanındı. Ruslar işgal ettikleri yerleri geri verdiler. Rus ticaret gemilerine boğazlarda geçiş hakkı tanındı. Osmanlı Devleti Rusya'ya savaş tazminatı ödemeyi kabul etti.

    Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanı [değiştir]

    Ana madde: Kavalalı Mehmet Ali Paşa

    Fransa, Osmanlı eyaleti olan Cezayir'i aldı (1830). Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Napolyon tarafından işgal edilen Mısır'ı kurtarmak için Mısır'a giden gönüllülerdendi. Okur yazar değil fakat zeki bir kimseydi. Askeri yeteneklere de sahip olan Kavalalı Mehmet Ali Paşa Kahire'de başı bozuk askerin belli bir disiplin altına alınmasını sağlamış, gösterdiği başarılardan sonra Mısır'a vali olmuştu (1804). Kavalalı Mehmet Ali Paşa valililiği sırasında önemli hizmetlerde bulunmuş değerli bir devlet adamıydı. Kölemen beylerini ortadan kaldırdı. Fransızların desteğiyle kuvvetli bir ordu ve donanma kurmuş, sulama kanalları açarak tarıma önem verdi ve Mısır'ın kalkınmasını sağladı.

    Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Mora isyanı sırasında Mora ve Girit valiliklerinin kendisine verilmesi şartıyla Sultan II. Mahmut'a yardım etti. Mora isyanını bastıran Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Osmanlı-Rus savaşlarında Osmanlı Devletinin yardım istemesine rağmen kuvvet göndermedi. Mora valiliği yerine Suriye valiliğini isteyen Kavalalı Mehmet Ali Paşa, bu isteğinin reddedilmesi üzerine önce oğlu İbrahim Paşa'yı, borçlarını ödemeyen Akka Valisi Abdullah Paşa'nın üzerine gönderdi. İbrahim Paşa, isyan sırasında Akka, Şam, Hama, Humus'u (Suriye) alarak Toroslar'ı aştı. İbrahim Paşa'nın kuvvetleri Adana ve Konya'da Osmanlı kuvvetlerini yenilgiye uğrattı.

    Bu başarılardan sonra Mehmet Ali Paşa kuvvetlerini İstanbul'a kadar durdurabilecek herhangi bir güç kalmamıştı. Sultan II. Mahmut Ruslardan yardım istedi. Rus donanmasının İstanbul'a gelmesinden tedirgin olan İngilizler ve Fransızlar, Mısır ile Osmanlı Devleti arasında bir barış antlaşması imzalanmasını sağladılar. Osmanlı Devleti ile Mısır valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa arasında imzalanan Kütahya Antlaşmasına göre Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya Mora ve Girit valiliklerinin yanı sıra Suriye valiliği, Oğlu İbrahim Paşa'ya da Cidde valiliğine olarak Adana Valiliği de verildi.

    II. Mahmut bundan sonra, orduyu düzene sokmaya çalıştı. Avrupa'ya askerlik öğrenimi için öğrenciler gönderdi. Mısır'da güçlü bir yönetimin bulunması İngilizlerin işine gelmemişti. Çünkü Mehmet Ali Paşa İngilizlerin bu bölgede ticaret yapmalarını engelliyordu. Bu sorunun o bölgede tekrar Osmanlı Devletinin hakim olmasıyla çözüleceğine inanan İngiltere, Sultan II. Mahmut'u Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya karşı kışkırttı. Yeteri kadar güçlendiğine inanan II.Mahmut, Mısır meselesini halletmeye karar verdi. Bunun için Hafız Mehmet Paşa komutasındaki kuvvetleri Mısır üzerine gönderdi. Nizip'te Osmanlı ordusu ile yapılan savaşta Osmanlı ordusu bir kez daha yenildi (24 Haziran 1839) . Kaptan-ı Derya Ahmet Paşa Osmanlı Donanmasını Kavalalı Mehmet Ali Paşa'ya teslim etti (1839). Artık Osmanlı Devleti'nin, kendi valisine karşı yaptığı savaşlar sonunda ne ordusu, ne donanması kalmıştı. Bu gelişmelerin yaşandığı günlerde Sultan II. Mahmut öldü (1 Temmuz 1839), yerine oğlu Abdülmecit Osmanlı padişahı oldu.

    Boğazlar Sorunu [değiştir]

    Ana madde: Hünkar İskelesi Antlaşması

    Sultan II. Mahmut Mehmet Ali Paşa isyanı sırasında boğazlara gelen Ruslarla, Hünkar İskelesi Antlaşmasını imzaladı(1833). İmzalan bu antlaşma ile aşağıdaki maddeler kabul edildi;

    1. Hem Osmanlı Devleti hem de Rusya, herhangi bir savaşa girdiğinde birbirlerine yardım edeceklerdi.
    2. Osmanlı Devleti, savaş tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı zaman Rusya, Osmanlı Devletine kuvvet gönderecekti.
    3. Rusya'ya karşı bir saldırı olduğu zaman, Osmanlı Devleti Çanakkale ve İstanbul Boğazlarını kapatarak diğer ülke donanmalarının Karadeniz'e açılmalarına engel olacak ve Rusya bu sayede güneyden deniz yoluyla gelecek saldırılarla uğraşmak zorunda kalmayacaktı.
    4. Bu antlaşma 8 yıl boyunca yürürlükte kalacaktı.

    Bu antlaşma Osmanlı Devletinin boğazlar üzerindeki egemenlik haklarını kullanarak imzaladığı son antlaşmadır. Ayrıca Ruslar bu antlaşma sayesinde Karadeniz'de güvenliklerini sağlamış oluyorlardı.

    Islahat hareketleri [değiştir]

    Sultan III. Selim'in yanında yetişmiş olan Sultan II. Mahmut ondan etkilenmiş, padişahlığı döneminde de ıslahatlar yapmanın gerekliliğine inanmıştı. Askeri ve İdari alanda ıslahatlar yapmaya çalışan Sultan II. Mahmut, Sekban-ı Cedid adı verilen yeni bir askeri teşkilat kurdu (14 Ekim 1808). Ancak yeniçeriler kendilerine tehlike olabilecek alternatif bir askeri kuvvet istemiyorlardı. Ayaklanarak Sekban-ı Cedid'in kaldırılmasını sağladılar.

    Eşkinci adı verilen yeni bir askeri teşkilat kuran Sultan II. Mahmut'a karşı yeni bir yeniçeri ayaklanması oldu. Sultan II. Mahmut, artık Osmanlı Devleti için kanayan bir yara haline gelen yeniçeri ocaklarını Vaka-i Hayriye adı verilen olayla ortadan kaldırıldı (15 Haziran 1826). Yeniçeri ocağı kaldırıldıktan sonra, onun yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye adı verilen yeni bir askeri teşkilat oluşturuldu.

    Yapılan yeniliklerin merkezden uzakta bulunan valiler ve idareciler tarafından da benimsenmesi gerektiğine inanan [[[Alemdar Mustafa Paşa Sultan]] II. Mahmut döneminde Ayanlarla Sened-i İttifak'ı imzaladı. Buna göre ayanlar merkeze sadık kalacak ve yenilik hareketlerini destekleyecek, padişahlar da ayanların elde etmiş oldukları hakları tanıyacaktı. Sened-i İttifak ile ayanlar, padişahın mutlak otoritesine karşı siyasi bir meşruiyet kazanmış oluyorlardı. Padişah otoritesinin başka herhangi bir güçle ortaklık kabul etmesi mümkün değildi ve Osmanlı idari yapısının hem ruhuna hem de tabiatına aykırıydı. Bu sebeple zaten ölü doğan Sened-i İttifak çok uzun ömürlü olmadı. Kısa bir süre sonra Sultan II. Mahmut, idareyi tamamen eline alarak ayanları bir bir ortadan kaldırarak merkezi otoriteyi güçlendirmeye çalışmıştır.

    Osmanlı Devleti'ndeki çöküşü farkeden II. Mahmut, hayatı boyunca imparatorluğu batı düzenine uydurmaya çalıştı. Böylece, olumsuz gidişi durduracağını düşünüyordu. Bunun için çıkarttığı kıyafet kanunuyla (3 Mart 1829) devlet memurlarının kavuk, sarık, şalvar ve çarık giymelerini yasakladı. Bunların yerine fes, pantolon, ceket giyilecekti. Buna karşı çıkanları şiddetle cezalandırdı. Saray yaşayışını değiştirerek Avrupalı hükümdarlar gibi davrandı; setre pantolon giydi, sakalını kısa kestirdi, resmini devlet kurumlarına astırdı. Bu değişikliklerin lüzumunu anlayamayan halk, II. Mahmut'u "gavur padişah" diyerek andı. Batılı kurumların çalışmalarından esinlenerek yalnız erkekleri belirten nüfus sayımı yaptırttı (1831). Böylece yeni kurduğu ordunun dev***** sağlayacak insan ve servet durumunu öğrendi. Bu sayım sonucunda 4 milyon Hristiyan ve 8 milyon Müslüman tespit edildi. AyrıcaAnadolu'da 2.500.000'dan fazla, Rumeli'de de 1.500.000 erkek vatandaşın yaşadığı tespit edildi.

    Avrupa'nın önemli şehirlerinde daimi elçilikler kurdurttu. İlk resmi gazete olan Takvim-i Vekayi'nin çıkmasını sağladı(1 Kasım 1831). Medreselerin yanında Avrupalı tarz eğitim veren yeni okullar açıldı ve Avrupa'ya öğrenciler gönderildi. Avrupa hükumet düzenini benimseyerek Divan teşkilatını kaldırdı ve onun yerine bakanlıklar (nazırlık) kurdu. 30 Mart 1838'de Sadrazamlık makamına "Başvekalet", Sadrazama "Başvekil" denilmesi kararlaştırıldı. Ölen ya da azledilen devlet memurlarının mallarına el konması anlamına gelen "Müsadere" usulünü kaldırdı. Ayrıca Devlete ıslahat hareketlerinde yardımcı olmak, yeni teklifler getirmek, memurların terfi ve yargılanmasıyla uğraşmak üzere Darü'ş Şuray-ı Bab-ı Ali kuruldu. Başvekalet, Maliye, Dahiliye, Hariciye, Evkaf nezaretleri gibi teşekküller hep onun emriyle kuruldu. Askeri konuları görüşmekle görevli Dar-ı Şura-yı Askeri, sivil görevlilerin yargılanması ve hükumetle halk arasında davaların görüşülmesi için Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye kuruldu. Bir fermanla ilköğrenimin zorunlu ve parasız olduğunu ilan etti. Rüştiyeler (orta okul) ve devlet memurlarının yetişmesi için Mekteb-i Maarif-i Adliye kuruldu. Tıbbiye ve Harbiye okulları açıldı. Bu okullar için yabancı kaynaklı eserler Osmanlıca'ya çevrildi.

    Posta teşkilatının kurulması ve Karantina uygulaması da yine Sultan II. Mahmut döneminde gerçekleştirildi. Avrupalı tüccarlarla rekabet edebilmeleri için Türk tüccarlara gümrük kolaylıkları getirildi. Ülke içinde ve dışında yapılacak seyahatlar için, bazı esaslar kabul edildi. Buna göre ülke içinde seyahat yapacak yurttaşlar mürur teskeresi (geçiş belgesi) taşıyacaklar, ülke dışına çıkacak yurttaşlar da Hariciye Nezaretinden (Dış İşleri Bakanlığı) pasaport alacaklardı.

    Böylece II. Mahmut ıslahata yönelik icraatıyla Tanzimatın kapısını açmıştır.

    Mimari çalışmalar [değiştir]

    Sultan II. Mahmut döneminde, mimari alanda da yeni bir gelişmenin başladığı görülür. İmparatorluğun değişik bölgelerinde birbirinden güzel yapılar inşa edildi. Sultan II. Mahmut'un yaptırdığı eserlerden bazıları şunlardır; Rodos Süleymaniye Camii, İzmir Bıyıklıoğlu Mahmut Camii, hayatını kurtaran Cevri Kalfa'nın adını verdiği mektep, Nusretiye Camii, İstanbul Kocamustafapaşa Küçük Efendi Camii ve Külliyesi, Taş Kışla, Gülhane Parkı girişindeki Alay Köşkü.

    Sultan II. Mahmut ayrıca, İstanbul'daki bütün büyük camilerin tamirini de yaptırdı. Unkapanı köprüsü yine onun zamanında yapıldı. Mekke-i Mükerreme'de bir medrese yaptırdı ve Mescid-i Aksa'yı tamir ettirdi. Aynı zamanda hattat, bestekar ve şair olan Sultan II. Mahmut yazdığı şiirlerde Adli mahlasını kullandı.

    Çocukları [değiştir]

    * Erkek çocukları: Süleyman, Murat, Mehmet, Ahmet, Abdülmecit(padişah olmuştur), Abdülhamit, Abdullah, Abdülaziz(padişah olmuştur) , Abdülhamit ve Osman
    * Kız çocukları: Fatma Sultan, Emine Sultan, Hatice Sultan, Hamide Sultan, Atiye Sultan, Saliha Sultan ve Hayriye Sultan
     
  5. Anonymous

    Anonymous Guest

    Aztekler :

    Aztekler bugünkü orta Meksika bölgesinde 14. ve 16. yüzyıllar arasında yaşamış bir Orta Amerika halkıdır. Zengin bir mitoloji ve kültürel mirasa sahip Azteklerin başkenti, günümüzde Ciudad de Mexico'nun bulunduğu Texcoco Gölü'nün ortasında yeralan Tenochtitlan kentiydi. Çok büyük bir uygarlık kurmuşlardı. Hernan Cortes'in Meksika'yı fethi sırasında yapılan ve Tenochtitlan kuşatması olarak bilinen savaş sonucunda Aztekler yenilmiş ve güçlerini kaybetmişlerdir. Ayrıca dünyanın en büyük piramidi Meksika'da Cholula de Rivadabia'da bulunur. Azteklere ait piramit 182.107 metrekare alan üzerine kurulmuştur ve yüksekliği 54 metredir.
    Aztek İmparatorluğu [değiştir]
    Orta Amerika'da Aztek İmparatorluğu'nun konumu

    12 milyonluk bir nüfustan oluşan çok büyük ve zengin bir imparatorluk olan Aztekler gelişmiş tarım yöntemlerine, kendilerine ait bir dine, takvime, alfabeye sahiplerdi. Aztekleri keşfedenler İspanyollar oldu. Hernan Cortes ve onun özel ordusu Aztek başkenti olan Tenochtitlan´a giderken Popocateptel volkanik dağının yanından geçtiler ve ilk kez bir volkan görmüş oldular. Adamları ve Cortes başkente ulaştıklarında Aztek imparatoru Montezuma onları karşılamak için bekliyordu. Aztek imparatoru göz kamaştırıcı elbiseler giymişti. O, Cortes ve adamlarının başkente girmesine izin verdi. Cortes´in sadece 600 askeri vardı ve Aztek imparatoru onları kolayca yok ettirebilirdi. Ancak Aztek takvimine göre bu yıl çok özel bir yıldı.İnançlarına göre bu yılda Quetzalcoatl adlı bir tanrı Aztekleri yok edecekti. Bu tanrının efsanedeki tarifleri Cortes´e çok benziyordu. Bu yüzden Aztek imparatoru, Cortes'in tanrı olduğuna karar verdi. Cortes başkentte bir kaç gün geçirdikten sonra güvende olmadığını sezdi.Hayatta kalmalarını sağlayan tek şeyin imparatorun varlığı olduğunu fark etti. Bu nedenle Aztekleri denetim altına alabilmek için imparatoru tutsak almaya karar verdiler. Cortes birkaç ay daha şehirde kaldıktan sonra ayrıldı. O gittikten sonra başka İspanyollar Aztek'e saldırdılar. Cortes yeni ordusuyla geri geldiğinde Cuitlahuac imparator olmuştu. Ancak bunu bilmeyen Cortes Aztekleri kontrol altına almak için Montezuma'yı tutsak aldı ve halkı etkilemek için onu kraliyet sarayının çatısına çıkardı. Ancak halk onlara taş atarak tepkisini gösterdi. Atılan taşlardan biri Montezuma'nın ölümüne neden oldu. 1521'de Aztekler teslim olana kadar 4 ay savaş yapıldı.
    Aztek takvimi
    Aztek takvimi

    Tenochtitlan Şehri [değiştir]

    Aztek İmparatorluğu'nun başkenti olan şehir 1300 yıllarında Texcoco Gölü'nün üzerindeki bir dizi adaya Aztek tanrılarından biri olan Huitzilopochtli'nin tapınağı etrafına kuruldu. Şehirde binalar Coatepantli adında 2,5-3 metre yüksekliğindeki duvarlarla çevriliydi. Binalara girişi sağlayan 4 kapı bulunuyordu.Şehrin ortasında Büyük Tapınak vardı. Bu tapınak içinde iki tane tapınak bulunduruyordu. Bunlardan biri savaş tanrısı Huitzilopochtli'ye diğeri de yağmur tanrısı Tlaloc'a aitti. Başkent 1500'lere gelindiğinde 300.000 kişilik nüfusa sahip oldu.

    Aztek Dini [değiştir]

    Ana madde: Aztek dini

    Azteklere ait bir kurban merasimi
    Azteklere ait bir kurban merasimi

    Aztekler çok tanrılı bir dine inanıyorlardı. Her tanrının farklı görevleri vardı. Aztek dininin inançlarına göre yapılması gereken birçok ayin ve tören vardı. Azteklerden kalan bazı inançlar günümüzde hala kullanılmaktadır. Aztekler tanrılarını memnun etmek için kurban keserlerdi. Kurban olacak kişileri rahipler taşırdı. Kurbanın göğsü bir bıçakla yarılır, atmaya devam eden kalp bir kaba yerleştirilirdi. Kurbanın kolları ve bacakları yenirdi.
     
  6. Anonymous

    Anonymous Guest

    Einstein in Atatürk'e yazdıgı mektup


    Ülkemiz tarihi boyunca işçi göçü ve beyin göçü vermiştir. Hala da vermektedir. Ancak ülkemizin tarihinde öyle bir dönem var ki o dönem beyin göçü almışız. Almanya'da, Hitler karşıtı bilim adamları, Hitler’in iktidara gelişiyle birlikte görevlerinden alınmaya başlanmışlardır.
    Bu bilim adamları başlıca iki ülkeyi tercih etmişlerdir.
    1-ABD
    2-Türkiye Cumhuriyeti...

    Einstein o dönem Atatürk'e 40 bilim ad*****n ismini önermiş ve Atatürk çok başarılı bu bilim adamlarını Türkiye'ye davet etmiştir. Ve bu 40 bilim adamı İstanbul Üniversitesi ve Ankara DTCF'de görev alarak, ülkemizde modern bilimin ve üniversitenin başlamasına diğer Türk bilim adamları ile birlikte öncülük etmişlerdir. İşte ülkemizin tarihte aldığı en büyük beyin göçünün hikayesi... Aşağıda Einstein'in Atatürk'e bu konu ile ilgili olarak yazdığı mektup vardır. Bu mektup bugün, Başbakanlığa bağlı Cumhuriyet Arşivi’nde bulunmaktadır. Dönemin Başbakanı İsmet İnönü ve Milli Eğitim Bakanı Reşit Galip Bey'in imzalarıyla...


    Ekselansları Atatürk

    OSE Dünya Birliği'nin şeref başkanı olarak, Almanya'dan 40 profesörle doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye'de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından rica ediyorum. Sözü edilen kişiler, Almanya'da halen yürürlükte olan yasalar nedeni ile mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler.

    Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi, birliğimize yapılan çok sayıda müracaat arasından seçilmişlerdir. Bu ilim adamları, hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde bir yıl boyunca hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler.

    Ekselanslarının sadık hizmetkarı olmaktan şeref duyan
    Prof. Albert Einstein
     
  7. Anonymous

    Anonymous Guest

    1. Körfez savaşı :

    1. Körfez Savaşı
    Vikipedi, özgür ansiklopedi
    (Körfez savaşı sayfasından yönlendirildi)
    Git ve: kullan, ara
    → Başlığın diğer anlamları için Körfez Savaşı (Anlam Ayrım Sayfası) sayfasına bakınız.
    Körfez Savaşı

    Ölüm otoyolu
    Tarih: 2 Ağustos 1990 - 28 Şubat 1991
    Yer: Basra Körfezi
    Sonuç: Koalisyon kesin olarak kazandı, Kuveyt kurtarıldı.
    Savaş nedeni: Irak'ın Kuveyti işgali
    Taraflar
    Birleşmiş Milletler Koalisyonu

    * ABD
    * Suudi Arabistan
    * Kuveyt
    * Katar
    * Bahreyn
    * Birleşik Arap Emirlikleri
    * İngiltere
    * Fransa
    * Türkiye
    * Mısır
    * Suriye
    * Pakistan
    * Kanada
    * İspanya
    * Morokko
    * Bangladeş
    * Umman
    * Nijer
    * Senegal
    * Çekoslavakya
    * Hollanda
    * Honduros
    * Arjantin
    * Danimarka
    * Norveç

    Irak Irak
    Kumandanlar
    Amerika Birleşik Devletleri Norman Schwarzkopf Irak Saddam Hüseyin
    Güçler
    660,000

    3.500 tank
    545,000

    4.500 tank
    Kayıplar
    378 ölü
    1,000 yaralı

    6 tank
    25,000 ölü
    100,000 - 300,000 yaralı

    3.842 tank
    Çöl fırtınası
    Çöl fırtınası

    Birinci Körfez Savaşı (1990-1991), ABD öncülüğünde, İngiltere, Fransa, Suudi Arabistan, Suriye, Mısır gibi 28 devletin askeri koalisyonuyla Irak Devleti arasında yapılan savaştır.
    Konu başlıkları
    [gizle]

    * 1 Savaşın Sebepleri ve Savaşın Başlaması
    * 2 Savaş
    * 3 Irak'ın Yenilmesinin Sebepleri
    * 4 Savaşın Sonuçları
    * 5 Kaynakça

    Savaşın Sebepleri ve Savaşın Başlaması [değiştir]

    Bu savaşa Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in çıkardığı Körfez Krizi sebep olmuştur. 1980-1988 yıllarında İran ile savaşan Irak, ekonomik yönden ağır zararlara uğramış ve bu savaş sonrası kolay kolay ödeyemeyeceği bir dış borç yükü altında kalmıştır. Bu durumdan kurtulmak isteyen Saddam Hüseyin, çareler aramaya başlamış ve 1991 yılı ilk yarısında Ortadoğu'da huzursuzluğa yol açacak bazı iddialar ortaya koymuştur. Bu iddialar Körfez Krizinin ilk filizleri olmuştur. İddiaların başlıcaları şunlardır: Körfez ülkelerinin 1981-1990 arasında petrol fiyatlarını sürekli düşürerek Irak'ı zarara sokmaları; Kuveyt'in Rumeyla bölgesindeki Irak'a ait petrollerden de faydalanmış olması; Kuveyt toprakları üzerinde tarihi hakkı olduğunda ısrar etmesi ve Irak-İran savaşı sırasında Kuveyt'in Irak'a yaptığı para yardımını silmesini istemesiydi.

    Kuveyt ile ilgili iddialarının Kuveyt tarafından kabul edilmemesi üzerine, Saddam Hüseyin, meseleyi bir oldu-bitti ile çözümlemek istemiş ve 2 Ağustos 1990'da Kuveyt'i işgal etmek ve bir hafta sonra da ilhak etmek suretiyle Körfez Krizinin çıkmasına sebeb olmuştur. Irak'ın Kuveyt'i işgali üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Irak birliklerinin Kuveyt topraklarından şartsız ve derhal çekilmesini isteyen bir karar almıştır. ABD öncülüğünde onu destekleyen müttefik ülkeler, Irak'ın Suudi Arabistan'a veya diğer bir Ortadoğu ülkesine muhtemel taarruzunu önlemek üzere Çöl Kalkanı adı verilen bir harekatı uygulayarak Basra Körfezi ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bölgeye deniz, hava ve kara birlikleri göndermeye başlamışlardır. 33 ülke kuvvet göndermek veya yardım yaparak, Irak'a karşı teşkil edilen bu koalisyon kuvvetlerine katılmış veya bu kuvvetleri desteklemiştir. Bunlar arasında sekiz Arap ülkesi de vardır. Gerçi Arap ülkeleri; Saddam'a karşı olanlar, Saddam'ı destekleyenler ve çekimser kalanlar olmak üzere üç gruba ayrılmışlardır. Ancak Arap Birliği, Irak'ı kınamış ve derhal Kuveyt'ten çekilmesini istemiş ve Irak saldırısına karşı Çok Uluslu Arap Ordusu kurulmasını oy çoğunluğuyla kararlaştırmıştır. Bu sebepten dolayı Mısır ve Suriye, Saddam'a karşı olanların başında gelerek, Suudi Arabistan'a kuvvet göndermişlerdir. Ürdün, Yemen ve FKÖ, Saddam'ı desteklemişlerdir. Bu arada Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, oy çoğunluğuyla Irak'a karşı ekonomik yaptırım ve silah ambargosu kararı almıştır.

    Saddam'ın vazgeçmez tutumu karşısında BM Güvenlik Konseyi, Eylül 1990 ayı içerisinde Irak'a karşı hava ambargosu uygulama kararı almış ve daha sonra bunu deniz ablukası şeklinde bir kararla genişletmiştir. Ayrıca 29 Kasım 1990 tarihinde almış olduğu bir kararla, Irak'ın 15 Ocak 1991 tarihine kadar Kuveyt'i terk etmemesi halinde güç kullanılmasını kabul etmiştir. Birleşmiş Milletler, ABD ve Müttefik Ülkelerin ısrarlarına rağmen, Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i terk etmemekte kararlı olduğunun anlaşılması üzerine 17 Ocak 1991 tarihinde, Irak'a müttefik Çok Uluslu Hava Güçleri'nin taarruzları ile Körfez Savaşı başlamış oldu.

    Savaş [değiştir]

    Savaşın başlamasıyla Irak ve Kuveyt'te özellikle stratejik hedefler bombalandı. Çöl fırtınası adı verilen bu harekat, 24-28 Şubat 1991 tarihlerinde 100 Saatlik Kara Harekatı ile Kuveyt'te Irak Kara Kuvvetlerinin büyük bir kısmının imhası ve kalanlarının esir veya Kuveyt'i terk etmeleri ile sonuçlandırıldı.

    Körfez Savaşına katılan Koalisyon Kuvvetleri ve Irak askeri heyetleri arasında 3 Mart 1991 günü Kuveyt-Suudi sınırının kuzeyindeki Safven kasabası yakınında çölde bir çadır içinde ateşkes görüşmeleri yapıldı. Irak, Kuveyt'i ilhak kararını kaldırmak ve tazminat ödemek başta olmak üzere bütün şartları kabul etmek zorunda kaldı. Bu şekilde Körfez Savaşı fiilen sona ermiş oldu. 1991 yılı Nisan ayının ilk haftasında, Irak'ın BM Güvenlik Konseyi tarafından ortaya konan ateşkes şartlarını kabul ettiğine dair yazılı müracaatı ile de Körfez Savaşı resmen sona erdi.

    Körfez Savaşı fiilen sona ermesine rağmen Amerika bazı bahanelerle zaman zaman Irak'ı bombalamaya devam etmiştir. 23 Ocak 1993 gecesi Güney Irak'ı; ABD eski Devlet Başkanı George H. W. Bush'a Kuveyt'te bulunduğu sırada suikast planladıkları gerekçesiyle 26 Haziran 1993 gecesi de Bağdat'ı bombalamıştır.

    Türkiye, Körfez Savaşına fiili olarak katılmadı. İncirlik Hava Üssü'ndeki Amerikan uçaklarının kullanılmasına müsaade etti ve Birleşmiş Milletlerin aldığı bütün kararlara uydu. Ayrıca, Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattını kapattı.

    Irak'ın Yenilmesinin Sebepleri [değiştir]

    Savaş başlamadan önce Irak, dünyanın beşinci büyük kara ordusuna sahipti. Fakat bu durum Irak'ın çok kısa bir sürede yenilmesine engel olmadı.

    Bu yenilginin en büyük sebebi, Amerika Birleşik Devletleri ve müttefik ordularının nitelik (eğitim ve donanım) bakımından Irak ordularına kıyasla çok üstün olmasıdır. Müttefik orduları, hızla haraket edebilen ve yüksek teknolojiyi etkin biçimde kullanabilen ordulardı. Buna karşılık Irak orduları, 8 yıl süren Irak-İran Savaş'ndan yorgun çıkmış, savaşma iradesi düşük ve klasik piyade savaşına göre eğitilmiş ordulardı.

    Irak'ın yenilmesinde pay sahibi olan ikinci önemli etken, II. Dünya Savaşı'ndan beri bilinen bir savaş gerçeğiydi: Savaşılan bölgede hava üstünlüğünü sağlamak ve hava ile kara güçleri arasında etkin bir eşgüdüm sağlamak; karşı konulmaz bir üstünlük getirir. Müttefikler hava-kara koordinasyonunu parlak bir biçimde gerçekleştirirken Irak güçleri bu avantajdan yoksundu. Çölde saklanamayan ve havadan korunamayan Irak ordusu, müttefik saldırıları karşısında yok oldular.

    Nedenlerden üçüncüsü, vurucu gücü ne olursa olsun, tek bir silaha dayanmanın yarattığı aşırı ve yapay güven duygusudur. Saddam, Sovyetler'den aldığı Scud füzelerine ve bu füzelerin ucuna yerleştirmeyi planladığı kimyasal/biyolojik başlıklara güveniyordu. Ancak, bu füzeler savaş sırasında istenilen başarıyı gösteremedi. Füzeler Amerikan Patriot Hava Savunma sistemi tarafından havada yok edildiler.

    Savaşın Sonuçları [değiştir]

    Birinci Körfez Savaşı'nın en önemli ve en uzun vadeli sonucu, tüm Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde köktenci akımların güçlenmesidir. Bölgede 1945'den beri üzerinde çok konuşulan ve tüm siyasal partilerin programlarının başında yer alan Arap Birliği fikri, büyük bir darbe yemiştir. Körfez Savaşı'nda Arapların ayrı ayrı saflarda toplanmaları ve kendi ulusal devletlerinin olduğu kadar Batı'nın da çıkarlarını korumak için savaşmaları, Arap Birliği düşünü çok zayıflattı.

    Savaşın bir o kadar önemli başka bir sonucu da, Irak'ın zayıflamasıyla beraber, İran'ın bölgedeki ağırlığının artmasıdır.

    alıntıdır ,Theilker
     
  8. Morwena

    Morwena Buralıyım rank8

    Kayıt:
    16 Nisan 2007
    Mesajlar:
    4.461
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    bölümün hayırlı olsun ilker Cool
     
  9. Anonymous

    Anonymous Guest

    ipekyolu :

    İpek Yolu); Çin'den başlayarak Anadolu ve Akdeniz aracılığıyla Avrupa'ya kadar uzanan ve dünyaca ünlü ticaret yoludur.
    Milattan yüzyıllar önce Mısırlılar, daha sonra da Romalılar, Çinlilerden ipek satın alırlardı. Ulaşım ise, daha sonra İpek Yolu adı verilen güzergahları izleyen kervanlarla sağlanırdı.

    İpek endüstrisi, eski çağlardan beri birçok milletin hayatında çok önemli bir yer tutmuştur. Uzak Doğu'dan gelen ipek ve baharat, Batı dünyası için, uluslararası ilişkilerde önemli bir yol oynamıştır. İpek, ayrıca Doğu kültürünün Batı tarafından tanınmasını da sağlamıştır. Doğu'nun ipeği ile baharatının kervanlarla batıya taşınması, Çin'den Avrupa'ya ulaşan ticaret yollarını oluşturmuştur. Orta Çağda, ticaret kervanları, şimdiki Çin'in Xian kentinden hareket ederek Özbekistan'ın Kaşgar kentine gelirler, burada ikiye ayrılan yollardan ilkini izleyerek Afganistan ovalarından Hazar Denizi'ne, diğeri ile de Karakurum Dağları'nı aşarak İran üzerinden Anadolu'ya ulaşırlardı. Anadolu'dan deniz yolu ile veya Trakya üzerinden kara yolu ile Avrupa'ya giderlerdi.

    Doğudan batıya doğru gelişen bu ticari harekette daha önceki çağlardan beri kullanılmakta olan bir yol şebekesinden yararlanılmıştır. Yoğun bir şekilde ipek, porselen, kağıt, baharat ve değerli taşların taşınmasınmasının yanında kıtalar arasındaki kültür alışverişine de imkan sağlayan bu binlerce kilometre uzunluğundaki kervan yolları zaman içinde İpek Yolu olarak adlandırılmıştır. İpek Yolu Asya'yı Avrupa'ya bağlayan bir ticaret yolu olmasının ötesinde, 2000 yıldan beri bölgede yaşayan kültürlerin, dinlerin, ırkların da izlerini taşımakta ve olağanüstü bir tarihsel ve kültürel zenginlik sunmaktadır.

    Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanmalarından sonra, İpek Yolu'nun hem bir ticaret yolu, hemde tarihsel ve kültürel değer olarak yeniden canlandırılması gündeme gelmiş, bu yol boyunca inşa edilmiş ve artık kullanılmayan yapıların, yeni işlevler kazandırlarak korunmaları ve yaşatılmaları için çalışmalar başlamıştır.
    __________________
     
  10. Anonymous

    Anonymous Guest

    Rönesans Dönemi


    Mimari
    Dans
    Edebiyat
    Müzik
    Ressamlık
    Felsefe
    Bilim
    Şavaşçılık
    Bölgeler

    Almanya
    Fransa
    Hollanda
    İngiltere
    İspanya İtalya
    Kuzey Avrupa
    Polonya
    Leonardo da Vinci'nin bu tablosu Rönesans döneminde, sanatla bilimin birleşimini yansıtır.
    Leonardo da Vinci'nin bu tablosu Rönesans döneminde, sanatla bilimin birleşimini yansıtır.

    Geleneksel anlamda Rönesans, Orta Çağ ve Reformasyon arasındaki tarihi dönem olarak anlaşılır.

    15. yüzyıldaki İtalyan Rönesansı batı ile klasik antikite arasındaki bağın tekrar kurulmasını sağlamıştır. Arap bilimi —özellikle matematik— alınmış, deneyselliğe geri dönülmüş, yaşamın önemi hakkında yoğunlaşılmış (örneğin Rönesans hümanizmi), matbaanın bulunmasıyla ve sanat, şiir ve mimari'de ortaya çıkan yeni tekniklerle bilgi yayılabilmiş, böylece radikal bir değişim başlamıştır. Bu çağ uzun zamandır geriye düşmüş olan Avrupa'nın ticaret ve keşiflerle yükselişinin öncüsü olmuştur. İtalyan rönesansı bu dönemin başlangıcı olarak kabul edilir.

    Günümüz tarihçileri yukarıdaki tanıma kuşkuyla yaklaşmaktadır.

    Etimoloji [değiştir]

    Yeniden doğuş (Rönesans) kelimesi, İtalya'da başlayan sanatsal ve bilimsel gelişmeyi ifade eder. İlk kez İtalyan sanatçı Giorgio Vasari tarafından Vite'de kullanılmış, 1550 yılında basılmıştır. Rönesans teriminin kökeni Fransızcadır , Fransız tarihçi Jules Michelet tarafından kullanılmış, ve İsviçreli tarihçi Jacob Burckhardt tarafından geliştirilmiştir (1860'larda). Yeniden doğuş iki anlamı içerir. İlki antik klasik metinlerin tekrar keşfi ve öğrenimi ve sanat ve bilimdeki uygulamalarının tesbitidir. İkinci olarak bu entellektüel aktivitelerin sonuçlarının Avrupalılık kültürünü genelde güçlendirmesidir. Bu yüzden Rönesans'tan bahsederken iki farklı fakat anlamlı yoldan söz edilebilir: Klasik öğrenmenin ve bilimin antik metinlerin tekrardan keşfiyle yeniden doğması ve genel anlamda bir Avrupalılık kültürünün yeniden doğuşu. Raphael Sanzio ve Michelangelo gibi birçok ressam mevcuttur.

    Tarihçe [değiştir]

    Rönesans "Yeniden doğuş" anlamına gelen bir süreçtir. 15. yüzyılda başlayan bir süreç, aynı yüzyıl içinde bütün Avrupa'ya yayıldı. Bu yenilikte, Roma ve Grek başarılarının yeniden cezalandırılması istemi vardır. Rönesans şu temel anlayışlara dayanıyordu.

    1. Yeryüzü ilgi çekici ve araştırılmaya değer bir yerdir,
    2. İnsan güçlüdür ve bu gücüyle büyük başarılar elde edebilir,
    3. İnsanın sürekli faal olması şerefli birşeydir ve
    4. Gerçek güzeldir. Bu anlayışlara bağlı olarak da yaşadığımız dünya o kadar ilgi çekici bir yerdir ki, başka dünyaları düşünmenin hiçbir anlamı yoktur anlayışı hakimdir.

    Rönesans döneminin yaratıcılığının esas yürütücü gücü tüccarlardır. Bunlar en kârlı ticaretin hangi alanda olduğunu araştırdılar ve bu yoldan sağladıkları zenginlikleri. sanat ve endüstri yeniliklerine yatırdılar. Rönesans; Floransa.Venedik, İngiltere, Portekiz, Hollanda gibi küçük kent-devletlerinde ya da metropollerde doğmuştur.

    Nihayet 11. yüzyılın sonundan itibaren başlayan Haçlı Seferleri sırasında Avrupalılar Müslüman ülkelerdeki parlak medeniyetle ilk defa karşı karşıya geldiler. Daha sonra bu medeniyet Endülüs Emevileri vasıtasıyla Avrupa’ya geçti. İslâm âlimlerinin fen sahasında verdiği eserler Avrupa dillerine çevrildi ve okutuldu. Böylece batıda ilmi sahada ilerleme ve teknik gelişmelerin temeli atılmış oldu.

    Avrupa’da sanat ve bilimin geliştirilmesi, canlandırılması için girişilen ve daha sonra Rönesans adı verilen asıl hareket ise 1453’te İstanbul’un fethini müteakip ilk defa ciddi bir şekilde İtalya’da ortaya çıktı. Hareketin öncülüğünü İtalya’nın yapmasının en önemli sebepleri şunlardır:

    1. Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u fethettikten sonra, isteyen. bilim adamlarının İtalya’ya gidebileceklerini bildirmesi: İslâm medeniyeti ve ilmi hareketleri hakkında en fazla bilgiye sahip bulunan bu Bizanslı alimlerin bilim ve sanat alanında yaptıkları çevirmeler ve yazdıkları eserlerin yayınlanması sonunda İtalya’da yaşayan insanların bilgi ufukları genişledi ve derinleşti.
    2. Doğu dünyası ile en çok İtalya gemicilerinin münasebette bulunmaları ve bunların İslam ülkelerindeki zenginlik, refah, nizam, intizam, adalet ve iman hürriyetini her vesileyle dile getirmeleri.
    3. Ortaçağ Avrupa’sında en zengin memleketin İtalya olması: İtalya’da bulunan Cenova, Venedik, Piza ve Floransa şehirleri Haçlıları barındırmaktan ve baharat ticaretini ellerinde tutmaktan dolayı dünyanın en zengin şehirleri haline gelmişlerdi. Zamanla bu şehirlerde devlet idaresi tüccar prenslerin veya sadece tüccarların eline geçti. Bu zenginler de aynen İslâm ülkelerinde şahit oldukları uygulamalara benzer olarak şairleri, sanatkarları, fikir adamlarını himayeye ve teşvik etmeye başladılar.

    Rönesans üzerinde derin araştırmalar yapan Burkhard: “Rönesans insanın keşfedilmesidir.” demektedir. Gerçekten de ortaçağda Avrupa’da insanın hiçbir kıymeti yoktu. Engizisyon mahkemelerinde yüzbinlerce insan haksız yere ve çok defa sırf servetlerini ele geçirebilmek için öldürüldü. Papazlar çeşitli menfaatler karşılığında günahları affediyorlardı. Hatta Cennetten yerler satıyorlardı. Mantık ve insani esaslar kaybolmuştu. İslâm âlimlerinin kitaplarını okuyarak dünyanın döndüğünü ilan eden Galile ve daha pekçok düşünür çeşitli işkenceler görmüş pekçoğu öldürülmüştür. Bu itibarla Rönesans hareketi ilim ve teknikteki ilerlemenin yanısıra insan ve tabiat sevgisini de beraberinde getirdi. Rönesansın öncüleri, sanat faaliyetlerinin yanısıra edebiyat, tarih ve arkeolojiye de önem verdiler. Resim ve tasvir anlayışı gelişti. Mimaride gotik tarzı terk edilerek barok ve rokoko üslubu geliştirildi. Rönesans mimarlığının başlıca özellikleri ölçü, sadelik ve tabiiliktir.

    Bu şekilde İtalya’da başlayan Rönesans hareketi kısa zamanda bütün Avrupa’da yayıldı. Rönesans daha ziyade Fransa’da sanat; Almanya’da dini tablo ve resimler; İngiltere’de edebiyat; İspanya’da resim ve edebiyat alanında gelişti. İtalya’daki rönesans hareketinde eski Yunan ve Roma ediplerinden Tacitus, Sophokles, Domosten, Platon, Çiçeron ve Virgil’in eserleri tekrar ortaya çıkarıldı. İtalyan fikir adamı ve yazarlarından Machiavel (1469-1530), Ariosto (1474-1535), Tasso (1544-1595) yetişip eserler verdiler. Machiavel’in Hükümdar adlı eseri meşhurdur. Ressamlardan Rafael (1483-1520) aynı zamanda heykeltraş, mimar ve edebiyatçı da olan Leonardo da Vinci (1452-1591), Mikelanj (1475-1564) bu devirde İtalya’da yetişen sanatkarlardır. Fransa, edebiyat ve fikir sahalarında İtalya’yı geçerek; Ronsard (1525-1585), Montaigne (1533-1592), Rabelais (1495-1555), mimarlıkta Louvre Sarayını yapan Pierre Loscot, Tuileries Sarayını yapan Jean Bullant, resimde de François Clouet yetiştiler. Fransız krallarından I. François (1515-1547) zamanında Collège de France kuruldu. Almanya’da daha çok dini alanda değişiklikler oldu. Almanya’da hümanizm akımında Erasmus (1467-1536), Röklen (1452-1522), Luther (1483-1546), resimde Albrecht Dürer (1471-1528) yetişti. İngiltere’de tiyatro sahasında eserleriyle tanınan Şekspir (1564-1610), İspanya’da Donkişot yazarı Cervantes (1547-1616), ressam Velasquez (1599-1660), Hollanda’da ressam Rembrand (1607-1669), Polonya’da İslam alimlerinden sonra Avrupa’da ilk defa dünyanın güneş etrafında döndüğünü söyleyen Kopernik (1473-1543) yetiştiler. Rönesans devrinde yapılan eserler Avrupa’da hala mevcuttur. Ressam ve heykeltraşların tablo ve heykelleri müzelerde bulunmaktadır.

    Diğer Avrupa ülkelerinde Rönesans [değiştir]

    Fransa’da Rönesans’a krallar öncülük etti. Piyer Lesko en önemli Rönesans sanatçısıdır. Almanya’da Rönesans Hümanizim ile başladı. Martin Luter (Luther) ve Erasmus dinsel konuları incelediler. Albert Dürer dini tablolar yaptı. İngiltere’de Şekspir (Shakespeare), İspanya’da Servantes ünlü eserler yazdılar Rönesans’ın sonuçları Skolastik görüş ( Kilisenin dar görüşü ) yıkılmıştır. Yerine pozitif ( Bilimsel ) düşünce hakim olmuştur. Reform hareketlerini hazırlamıştır. Bilim ve teknikteki gelişmeler hızlanmıştır. Avrupa’da sanattan zevk alan aydın ( Burjuva ) sınıf ve halk sınıfı oluşmuştur. Din adamlarının ve kilisenin halk üzerindeki otoritesi sarsılmıştır. Avrupa’nın her yönden gelişmesine ve güçlenmesine öncülük etmiştir.
     
  11. Anonymous

    Anonymous Guest

    Memlûk Devleti, kölelikten gelen Türk askerlerin Mısır'da oluşturduğu bir askeri aristokrasi devletidir. "Memlûk" Arapçada "köleler" demektir. İsmi Türkçede Kölemen Devleti olarak da geçer. Memlükler: Türkiye Devleti [değiştir]

    Avrupalı tarihçiler ve o dönemde yaşayan Avrupalılar Memlüklere ve o zamanki Mısır'a Türkiye diyorlardı.

    * Kuruluş Tarihi: 1250
    * Kurucusu: Aybeg
    * Bölgesi: Mısır, Hicaz
    * Yıkılışı: 1517

    Memlük Kelimesi [değiştir]

    Memlük kelimesi para karşılığında satın alınmış köle anlamına gelmektedir. Türkler ilk kez Memlük olarak Abbasilerin hizmetinde çalışmışlardır. Abbasilerin Türkleri Memlük olarak almalarındaki en büyük sebebi; güçlü bir ordu hazırlamaktır. Memlük Türkler, Abbasiler döneminde ortaya çıkan isyanları bastırma da önemli rol oynadılar.

    Siyasi Tarih [değiştir]

    1159 yılında Mısır'da yönetimi ele geçiren Selahaddin Eyyubi, ordusunda kölelerden oluşturulan birliklere, Abbasi halifelerinin bu geleneğine giderek ağırlık vermiştir. Karadeniz'in kuzey bölgelerinden ele geçirilen ve ordu tarafından satın alınan bu köleler, çoğunlukla Türk kökenli, dayanıklı insanlardı, içlerinde Çerkez unsurlar da bulunmaktadır. Selahaddin Eyyubi'den sonra, orduda köle unsurların kullanılması uygulamasına devam edilmiş, giderek bu unsurlara ağırlık verilmiştir. İçlerinden yetenekli olanlar, üst düzey kamu görevlerinde de çalışmışlardır.

    Kendilerini, bir bakıma kölelikten kurtaran devlete ve orduya karşı ölümüne bir bağlılık içinde olan bu askeri birlikler, hafif süvari tarzında örgütlenmişlerdir ve savaş tarzları da, sıkı disiplinli kütlesel hareketlere dayanmakla birlikte, bireysel atılganlığı öne çıkaran bir tarzdır.
    Memlük askeri
    Memlük askeri

    Bu köle askerler iki kışlada eğitim görürlerdi. Kahire yakınlarındaki, Nil nehri üzerideki Ravda adasındaki garnizonda, Türk, çoğunlukla Kıpçak askerler bulunur ve bunlara Memalik-i Bahriye (deniz köleleri) denirdi. Yine Kahire'deki başka bir garnizonda ise Çerkez kökenli askerler bulunur ve bunlara da Memalik-i Çerakise denirdi.

    Memluk hanedanlığını kuranlar Memalik-i Bahriye unsurlar olmuştur. Hanedanlığın ilerleyen yıllarında ise Memalik-i Çerakise unsurlar, iktidarı kontrollerine almışlardır.

    1249 yılında kanlı bir ayaklanmayla, Eyyubi hanedanlığının son sultanı Turan Şah'ın, ordu ve devlet yönetiminde giderek etkin olmaya başlayan bu köle unsuralara karşı kesin tavır alması üzerine, şahı öldürerek iktidarı ele geçiren bu unsurlar, eski sultanlardan Melik Necmettin Salih'in dul karısı Şecer-üd-dür'ü sultan ilan ettiler. Ordu komutanlığına ise bir memluk komutanı olan Muizzüddin Aybeg getirildi. Kısa bir süre sonra Şecer-üd-dür, Aybeg'le evlenerek sultanlığı ona devredecektir. Böylece 250 yıldan fazla sürecek bir memluk (köle asker, köle kamu görevlisi) hanedanı başlamış oldu.

    Memluk hanedanlığının, tarihte üç önemli etkisi olmuştur. Askeri planda, Haçlı ordularının bölgeden atılması ve Moğol akınlarının durdurulmasıdır. Her iki olay da Arap - İslam devletini kaçınılmaz bir yıkımdan kurtarmıştır. Memluk hanedanlığının üçüncü etkisi ise toplumsal ve ekonomik alanda olmuştur, bir dizi düzenleme getirmeleri, askeri ve politik anlamda bölgede bir istikrar oluşturmaları sonucu, Mısır yeniden önemli bir ticaret yolu haline gelmiştir.

    1260 yılında, Bağdat'ı alarak Halifeyi öldüren Moğol orduları Ortadoğuda hızla ilerlemişler ve Mısır sınırlarına dayanmışken, Memluk sultanı Sultan Kutuz, emrindeki memluk ordusuyla Moğol akınını karşılamak üzere harekete geçmiştir. Ayn Calut denilen bölgede karşı karşıya gelen iki ordunun çatışması, Moğolların bozguna uğramasıyla sonuçlandı.

    Ayn Calut savaşında öncü birliklerin komutanı olan Baybars, Sultan Kutuz'u öldürüp kendi hükümranlığını 1260 yılında ilan ettikten sonra 1261 yılında El-Muntasır'ı halife ilan etmiştir. Böylece halifelik, Bağdat'dan Kahire'ye geçmiş olmakta, Memluk devletinin himayesine girmektedir.

    1265 yılında Suriye'deki halen Haçlıların elinde olan kaleleri ele geçiren Sultan Baybars, 1268 yılında ise bugünkü Antakya'ya saldırarak, Haçlı prensliğine son vermiştir.
    Katalan Atlası'na göre Kahire'de Memluk Bayrağı

    Anadolu'da Moğol hakimiyetini sürdüren İlhanlı Devletinin etkisinden kurtulmak isteyen bazı Selçuklu beylerinin yardım talebi üzerine 1277 senesinde Anadolu'ya bir sefer düzenleyen Baybars, İlhanlı ordusunu Elbistan ovasında yenerek Kayseri'ye kadar ilerlemiş, bu kentde bir hafta kadar kalmıştır. Ama Anadolu Selçuklu Veziri Süleyman Pervane'nin İlhanlı yanlısı siyaseti yüzünden Anadolu'dan ayrılmak zorunda kaldı.

    1280 li yıların ortalarına kadar İlhanlıların karşı saldırılarıyla başetmek zorunda kalan Memluklar, bu akınlar durulduktan sonra yeniden Haçlılarla savaşmaya başladılar. 1291 yılında Akka'yı Haçlılardan geri aldılar. Akka'nın düşmesinden sonra Haçlılar Suriye kıyılarında fazla direnemediler ve tümüyle Ortadoğu'yu terk etmek zorunda kaldılar.

    İzleyen 90 yıllık barış dönemi, çok genç yaşta hükümdar olan ve sık sık değişen sultanların devridir. Deneyimsiz bu sultanların döneminde devlet ileri gelenlerinin nüfuzu giderek artmıştır.

    1382 yılında Çerkez kökenli Berkuk'un, devrin sultanını öldürerek iktidarı ele geçirmesiyle Türk asıllı Memlukların devri de kapanmış oldu. Bu tarihten itibaren Çerkez asıllı sultanlar ülkeyi yönetmiştir.

    1461 yılına kadar Memluklarla Osmanlı Devleti arasında yakın ilişkiler hüküm sürmüştür. 1461 yılından itibaren etki alanları yönünden gerginleşen ilişkiler, 1468 yılında Sultan Kayıtbay zamanında açık rekabete dönüşmüş, 1485-1490 yılları boyunca Çukurova'da yapılan savaşlarda iki taraf da önemli kayıplar vermekle birlikte kesin sonuç alamamıştır.

    Giderek gerginleşen ilişkiler 1516 yılında tarafların Mercidabık'da savaşa tutuşmalarına yol açmıştır. Memluk ordusunun yenildiği bu savaşın ardından Osmanlı son darbe olarak Ridaniye'de Memluk ordusunu ikinci kez yenilgiye uğratmıştır. Her ik savaş da savaş tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Bir açıdan, kitle halinde yönetilen disiplinli süvari birliklerinin, Falanks düzeninde muharebe eden piyade birliklerince önlenebilirliğinin kanıtlandığı savaşlardır bunlar. Diğer açıdan ise dönemin ateşli silahları olan sahra toplarının etkinliğini vurgulamaktadır. Askeri tarihçiler Memluk ordusunun yenilgisini genellikle Osmanlı ordusunca etkili bir biçimde kullanılan sahra toplarına bağlamaktadırlar.

    Bu iki zaferin ardından Osmanlı ordusu Kahire'ye girerek 267 yıllık Memluk devletini ortadan kaldırmıştır. Osmanlı açısından bu zaferlerin parlaklığı, İslam dünyasının hem askeri-ekonomik, hem de Halifeliğin Osmanlı Devleti'ne aktarılmasıyla politik hakimiyetinin Osmanlı Devletine geçmesinde yatar.


    Aybeg Dönemi [değiştir]

    Devletin kurucusu olan Aybeg, Eyyubi devletinde yaşanan iç karışıklara son vermek amacıyla Mısıra gelmiş ve Eyyubi devletini yıkarak Memlük devletini kurmuştur. Bu dönemde Mısırda yaşanan Şii kökenli Arap isyanları bastırılmış ve Suriye Eyyubilerine son verilmiştir. Memlükler 1250 ile 1382’ye kadar Bahr-i Memlükler, 1382’den 1517’ye kadar Burci Memlükler olarak adlandırılmışlardır.

    Kutuz Dönemi [değiştir]

    Kutuz döneminde Moğol tehlikesine karşı Türk ve İslam dünyasını savunmuşlardır. 1258’de Abbasilere son veren Moğolları 1260 Ayn-ı Calud Savaşı’nda yenilgiye uğratarak ilerlemelerini durdurmuşlardır. Suriye,Hicaz ve Mısır Moğol istilasından kurtarılmıştır.

    Baybars Dönemi [değiştir]

    Baybars dönemi en güçlü dönemdir. Halifeliğin merkezi Mısır’a taşınmıştır. Baybars Bey, din ve devlet işlerini birbirinden ayırmıştır. 1276’da Anadolu beyliklerine yardım etmeye gitmiştir. 1277 yılında Anadolu Türkleri safında savaşarak Elbistan’da Moğolları 2. kez yenmişlerdir. Fakat Anadolu beyliklerinin yardımı kesmesi sebebiyle savaş sonuçsuz kalmış; Moğol hakimiyeti devam etmiştir.

    Ölümünden sonra yerine sırasıyla oğulları geçmiştir. Büyük oğlu Berke Kağan, uygunsuz kararlar aldığı için kumandanların kararıyla kendini fesh etmiştir. Berke Kağan, bu kararı kabul etmek zorunda kalmıştır. Berke Kağan'dan sonra devletin başına el-Adil Sülemiş geçmiştir. Sülemiş'in yedi yaşında olması diğer kumandanları harekete geçirmiştir. Bundan sonra devleti El-Mansur Seyfeddin Kalavun yönetmeye başlamıştır.(1279-1290). Kalavun, haçlılarla mücadeleye devam etmiş ve Suriye'deki son haçlı kalıntısına son vermiş, Antakya'daki haçlıları da uzaklaştırmıştır.

    1517 yılında Hicaz sürtüşmesi ve Dulkadirli beyliğinin kimin olacağına yönelik sürtüşmeler sonucu Osmanlı-Memlük savaşını Osmanlılar kazanmıştır. Memlük Osmanlılara katılmıştır.

    Memlük Ordusu [değiştir]

    Memlük ordusunun büyük çoğunluğunu Orta Asya ve Karadeniz kuzeyinden gelen Kıpçak Türkleri oluşturuyordu. Askerler yetenekleri ölçüsünde yükselebilir, sultan bile olabilirlerdi.Memlüklerin önemli bir donanması da mevcuttu.

    Memlükler ve Türkçe [değiştir]

    Resmi yazışmalar Arapça olsa da askeri dil Türkçeydi. Türkçe bilmeyen bir kişinin devlet yönetimine yükselmesi mümkün değildi. Sultanlar adına pek çok Türkçe eser yazılmıştır. Son Memlük sultanı Kansu Gavri, Türkçe yazdığı şiirleri ile tanınır. Bu zaat, Firdevsin Şehnamesini Türkçeye çevriltmiştir.

    Memlük Medeniyeti [değiştir]

    Memlükler büyük bir medeniyet kurmuşlar, pek çok konuda Osmanlılar’ın önüne geçmişler ve onlara öncü olmuşlardır.

    Memlükler Moğol istilası sebebiyle Orta Asya’dan kaçan bilim adamlarını kabul etmişlerdir. Kahire, Halep ve Şamda büyük medreseler kurmuşlardır. Memlükler ile birlikte Arabistana ve Mısıra Türk etkisi her alanda damgasını vurmuştur. Mısır ve Suriye’de Türk usulü eser olarak, Sultan Kalavun Camisi, Sultan Hasan Cami ve Medresesi, Sultan Berkuk Türbesi, Kahire Kalesi, Halep Kalesi örnek verilebilir. Memlük mimarisinde çok renkli görünüm ve mineli cam örneği ön plandadır......

    Memlüklerin Türk ve Dünya Tarihine katkıları [değiştir]

    * Diğer Türk devletleri gibi saltanatlık görülmez. Hükümdarları meclis seçer.
    * Diğer açılardan Selçuklu karakterine sahiptir.
    * İslam dünyasını Moğollara ve Haçlılara karşı korudular.
    * Baybars Bey, din ve devlet işlerini birbirinden ayırmıştır.
    * Arap yarımadası'nda olmasına rağmen Türkçe'ye önem verdiler.
    __________________
     
  12. Anonymous

    Anonymous Guest

    Hindistanın Kurucusu : Mahatma Gandhi


    Mohandas Karamchand Gandhi (Hintçe: मोहनदास करमचंद गांधी,) (d. 2 Ekim 1869 – ö. 30 Ocak 1948), Hindistan'ın ruhani ve siyasi önderidir.

    Mahatma (büyük, yüce ruh) adını çok sonradan alan Gandhi, Hindistan'ın Britanya İmparatorluğu'ndan bağımsızlık kazanma mücadelesinin lideridir. Hayatı boyunca şiddet ve terörizmi reddetmiştir. Bir suikast sonucu öldürülmüştür. Pasifizm akımının en önemli figürüdür. Türk Kurtuluş Savaşı'nı desteklemiş ve Atatürk'ün fikirlerinin 3. dünya ülkeleri için yol gösterici olduğunu söylemiştir.

    Hayatı boyunca şiddete karşı çıkmıştır. Her zaman bağımsız, Hindu ve Müslümanların birlikte yaşadığı bir Hindistan hayal etmiştir. Ancak Hindu ve Müslümanların Hindistan ve Pakistan şeklinde ayrılmasına engel olamamıştır. Bağımsızlık mücadelesi içerisinde Hindistan halkının gösterdiği şiddeti engellemek için ölüm orucu tutmuş ve ancak şiddet sona erdiğinde oruç tutmayı bırakmıştır.

    İlk yaşamı [değiştir]
    Gandhi 1876
    Gandhi 1876

    Gandhi 1869 yılında Hindistan'ın kuzeybatı bölgelerinden biri olan Gucerat Eyaletine bağlı küçük bir liman şehri Porbandar'da dünyaya geldi. Babası küçük bir prensliğin veziri olan, orta kastlardan tüccar kastındandır. Gençken Caynacılıktan etkilendi. Animsa hayat felsefesi oldu. 14 aşındayken yaşıtı Kasturbai ile evlendi. 1891 yılında Hukuk eğitimi görmek için Londra'ya gitti. Burada keman çalmayı ve Fransızcayı öğrendi.

    1893'te genç bir avukatken Güney Afrika'ya çağırıldı. Binlerce Hintli burada sözleşmeli olarak çalışıyordu. İngiliz ve Boerlerin, zenci ve hintli insanlara uyguladıkları ırk ayrımını gördü. Bunun için yoğun mücadeleler verdi. 1894'te Natal hükümeti Hintlilere yasama meclisine üye seçme hakkı verdi. İmza kampanyaları başlatarak Natal Hint kongresini kurdu. Hintli topluluğu örgütlemek üzere Durban'da kurduğu çiftlikte çilekeşliği, perhizi ve orucu şart koştu. 1906'da cinsel ilişkiden vazgeçti, enerjisini manevi kanallara aktarmak istediğini belirtti. Bunun anlamı Brahmaçarya'dır.
    Tolstoy Çiftliği 1912
    Tolstoy Çiftliği 1912

    Siyasi çalışmaları [değiştir]

    1914'te Hindistan'a döndü. Ülke çapında tanımış biri olarak sisayetçilerle temaslar kurdu. Gohale, Tagore ve teozof Annie Besant ile iyi ilişkiler kurmayı başardı. Nisan 1942'de İngilizlere karşı Hindistan'ı efendi gibi terket sloganıyla ayaklanma başlattı. Birçok kongre üyesiyle birlikte tutuklandı. Karısı Kasturbai'de tutuklananlar arasındaydı ve 76 yaşında hapishanede öldü. Gandhi 1944'te serbest bırakıldı.
    Kasturbai ve Gandhi
    Kasturbai ve Gandhi

    İlginç Bilgiler [değiştir]

    * Gandhi soyadı babasının tüccar kastından olmasından gelir ve anlamı bakkaldır.
    * Vejeteryanlığı asla bırakmadı.
    * Güney Afrika'da Hukukçu olarak çalışırken 1. sınıf bileti olmasına rağmen yaka paça trenden atıldı.
    * Durban'da kurduğu çiftliğin adı Tolstoy'dur.
     
  13. Anonymous

    Anonymous Guest

    Nazi Almanyası :

    Nazi Almanyası, Alman tarihinin Hitler'in 30 Ocak 1938 tarihinde Alman Şansölyesi -başbakan- olarak atanmasıyla başlayan ve II. Dünya Savaşı'nın sonuna kadar süren tarihsel dönemidir.

    Başbakan olmasına karşın Hitler'in başkanı olduğu NSDAP -Nasyonel Sosyalist Alman İşçi Partisi- hükümette azınlıktaydılar. Onbir bakanlıktan üçü NSDAP'dendir.

    Hitler, başbakan olduğu gün, genel seçim kararı alınmasını sağlamıştır. Seçim kampanyaları sırasında 27 Şubat 1933 gecesi ünlü Reichstag yangını, izleyen günlerde çok sayıda sosyalist ve komünist parti liderinin ve parlamenterin tutuklanmasına yol açmıştır.
    1941'de Nazi Almanyası'nın işgal etmiş olduğu yerler
    1941'de Nazi Almanyası'nın işgal etmiş olduğu yerler

    Seçim sonuçları NSDAP'nin parlamentoda çoğunluğu elde etmesini sağlamıştır. NSDAP'ın oyları yüzde 37'den yüzde 44'e yükselmiştir. 23 Mart 1933 de Hitler, Reichstag’a, “Halkta ve Almanya’daki Sıkıntının Kaldırılmasına Dair Kanun” adıyla beş maddelik bir kanun tasarısı sunmuştur. Yasama yetkisinin, bütçe denetiminin, Anayasa değişikliği yapma yetkisinin, dört yıl süreyle kabineye devredilmesi hükümlerini getiriyordu. Açık anlatımla Reichstag, dört yıl için tatil ediliyor, tüm yetkileri başbakan olarak Hitler’e devrediliyordu.

    Reichstag'ın etkinliğinin ortadan kaldırılması ardından bakanlar kurulu da devre dışı kalmış, Hitler tek başına Almanya'yı yöneten bir lider durumuna gelmiştir.

    İzleyen yıllarda Nazi Almanyası, II. Dünya Savaşı'na yol açan gelişmelerde birincil rol oynamış, ülke içindeki uygulamalarıyla kendini göstermiştir. Nazilerin, Ruslara yenilmesi tarihçileri hala düşündürür. Onlara göre, "Almanların nasıl yenildi değil, Rusların Almanları nasıl yenebildiği" açıklanamamıştır, çünkü Alman orduları kara ve deniz gücü olarak o yıllarda dünyanın en büyük, hava gücü olaraksa en büyük ikinci gücüydü. Son yıllarda ülkemizde de giderek artan nazi taraftarlığı kimi çevrelerde bir tepki yarattıysa da, halk tarafından benimsenmeye başlandı.
     
  14. Anonymous

    Anonymous Guest

    Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, (Rusça okunuşu - СССР) 1991 yılına kadar Sovyetler Birliği (SSCB) olarak bilinen, bir Avrasya ülkesidir. Başkenti Moskova'dır. Yüzölçümü 22.402.200 km2 idi, ki bu da Dünyadaki en geniş yüzölçümüne sahip ülke olmasını sağlıyordu.

    Dağıldığında nüfusu 293.047.571'di (Haziran 1991). Para birimi Sovyet Rublesi idi.

    1917 Ekim Devrimi, başka bir deyişle Bolşevik İhtilali ile kurulan SSCB. Soğuk savaş sürecinde Amerika'nın karşısındaki güç konumunda idi. 1985 yılında Gorbaçov iktidarından sonra başlayan Glasnost ve Perestroyka ile başlayıp 6 yıl süren reformların ardından 1991 yılının sonunda Sovyetler Birliği resmen dağıldı ve tüm ülkeler bağımsızlıklarını ilan ettiler. Birliği oluşturan 15 devletten 12'si bir araya gelerek Bağımsız Devletler Topluluğu'nu oluşturdular. Birlik dağıldıktan sonra Rusya Federasyonu kendi ekonomik sorunlarının üzerine eğildi; Letonya, Litvanya, Estonya Batı'yla bütünleşti; diğer devletlerin durumu belirsizliğini korumaktadır. Siyasi devamı Bağımsız Devletler Topluluğu'dur

    Yeni Bir Sistem [değiştir]

    27 Ekim 1917'de açılan İşçi, Köylü, Asker Sovyetleri Tüm Rusya II.Kongresi, geçici hükümetin devrildiği, tüm ülkede erkin İşçi, Köylü ve Asker Sovyetleri'nce üstlenildiği, Lenin başkanlığında Halk Komiserleri Konseyi'ne (SOVNARKOM) hükümet yetkilerinin verildiği 20 milyon seçmen adına açıkladı. 390'ını Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi(Bolşevik) üyesinin oluşturduğu 650 kişilik kongre, 26 Ekim (8 Kasım) günü önce tarihsel barış kararnamesi'nı kabul etti. Buna göre yeni hükümet, savaşan uluslara ve onların hükümetlerine ilhaksız ve tazminatsız, adil ve demokratik bir barış önerisinde bulunuyordu. Aynı gün kongre, Toprak Kararnamesi'ni de kabul etti. Kararname toprakların , manastırların ve kiliselerin, öteki mülklerle birlikte toprak ağalarının elinden alınarak eşit biçimde halka dağıtımını öngörüyordu. Böyelece köylülere 150 milyon hektarlık toprak dağıtıldı ve tüm köylü borçları silindi 11 Kasım 1917'de Sovyet Hükümeti, 8 saatlik işgünü uygulamasını, ardında da memurlar ve işçiler için işsizlik sigotası ve ücretsiz sağlık sigortası uyulamalarını karara bağladı. 15 Kasım'da Sovyet Hükümeti, Çarlık Rusyası sınırları içinde yer alan ulusların ve halkları deklerasyonunu yayımlayarak, değişik ulus ve halklar arasındaki ayrcalıkları ve sınırlamaları oratadan kaldırdı: uluslara ve halklara tam hak eşitliği, egemenlik ve kendi kaderini özgürce belirleme hakkının tanındığını açıkladı. Bu deklerasyonun uzantısında 1917 Aralık ayında Finlandiya ve Ukrayna egemen birer devlet olarak biçimlendi. Kafkaslar'da ulusal devlet örgütlenmeleri ortaya çıktı. 1917 Kasımı'nda Bolşvikler'le sol sosyalist-devrimciler partisiyle yapılan antlaşma sonucu bu partiden de üyelerin yer aldığı Halk Komiserleri Konseyi, barışı gerçekleştirebilmek için Almanya ve bağlaşıklarıyla görüşmeleri yürütmek üzere Dışişleri Komiseri(Bakanı) Troçki başkanlığında bir kurulu görevlendirdi. Ancak ilhaksız ve tazminatsız bir antlaşmaya yanaşmayan Almanya'nın toprak talepleri karşısında Troçki barış görüşmelerini kesintiye uğratmaktan çekinmedi. Bu durumda Alman birliklerinin yeni bir saldırıyla yeni toprakları denetimleri altına almalarına yol açtı. Bunun üzerine Lenin'in önerisiyle Dışileri Komiserliği'ne Litvinov getirildi ve Almanya'yla barış görüşmeleri Brest-Litovsk'da tamamlandı Ne varki bu gelişme karşısında sola sosoyalist-devrimciler Halk Komiserleri Konseyi'nden ayrılarak Sovyet erkine karşı savaşıma giriştiler(Mart 1918).
    Lenin on the Tribune by Alexander Gerasimov.
    Lenin on the Tribune by Alexander Gerasimov.

    Atılımlar [değiştir]

    Barışın sağlanmasıyla birlikte Sovyetler Rusyası'nın organları da kurulmaya girişildi. Bu örgütlenmede en yetkili kuruluş Tüm Rusya Sovyetleri Kongresi'ydi Onun seçtiği Tüm Rusya Merkezi Yürütme Komitesi (Başkanı SSCB'nin ilk devlet başkanı kabul edilen Sverdlov'du) ülke çapında devlet örgütlenmesini eşgüdümlü kılmakla, Halk Komiserleri Konseyi ise yasama ve yürütme erklerini kullanmakla görevliydi. Sovyetler Rusyası'nda yaşayan halklar arasında eşit hakları gözetmek ve dostluğu kurup pekiştirmekle görevli kurul ise, Milliyetler Komitesi'ydi. Sovyet erkine karşı eski güçlerin ya da değişik görüşlerden örgütlenmelerin yürütebilecekleri etkinliklere karşı ise, Tüm Rusya Olağanüstü Komisyonu kuruldu.. Terhis edilen ordunun yerine ise, işçi ve köylü gönüllülerinden oluşan Kızıl Ordu kuruldu. Bu süreçte 1917 Kasımı'nda seçilen ve çoğunluğunu sosyalist devrimcilerin oluşturduğu. Anayasal Kurucu Meclis, Sovyet Hükümeti'nin çıkartmak istediği kararnameleri onaylamayı reddetmeye başladı. Bunun üzerine Tüm Rusya Sovyetleri Kongresi'nin kendisine verdiği yetkiye dayanarak, Ülkede yeniden bir ikili erk döneminin yaşanmasına izin vermememek ve Hükümetin aldığı kararların bir an önce yürütmeye sokulabilmesini sağlamak amacıyla Kurucu Meclis'i 19 Ocak 1918 Kararnamesi'yle feshettiğini açıkladı. Aynı süreçte Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu. Sovyet Hükümeti ülkedeki ekonomik çöküşü önlemek için öngördüğü bir dizi kararı uygulamaya koydu. İlk ağızda uygulamaya koyduğu bu önlemler arasında, başta devlet bankasındaki kaynakların denetlenmesi olmak üzere bankaların devletleştirilmesi işçilerin çalıştıkları işyerlerindeki denetimi öngören işçi denetim sitemi, ülke ekonomisini yıkıma uğratma girişiminde işyerlerinin ulusallaştırılması, bu çerçevede yabancıların mülkiyetinde olanlar da içinde, yüzlerce firmanın devletleştirilmesi; demiryolları ve denizyollarının kamulaştırılması, tüm ana buğday depolarının devletleştirilmesi; dış ticarette devlet tekeli uygulaması; ülkenin iç ve dış borç antlaşmalarının iptali gibi, daha sonra savaş komunizmi olarak adlandırılacak uygulamaların ilk adımları vardı. O dönem Lenin Sovyet erki + elektrifikasyon = komünizm belgisini ortaya attı ve ülkede geniş bir elektrifikasyon etkinliği başlatıldı. Bunun yanısıra işçilerin ve köylülerin kültürel düzeylerinin yükselmesi için yoğun bir eğitsel çabaya girişildi. Çalışma karşısında yeni bir tutumu, sosyalizme özgü insanı yetiştirmenin olmazsa olmaz koşulu olarak gören Sovyet Hükümeti, bu yolda yaratıcı yarışma, gönüllü çalışma gibi öncü uygulamaların yanısıra çalışmanın maddi ve manevi özendirilmesi ilkelerini ortaya attı. Sanayi alanında çalışma disiplinini yükselten, böylece üretimi artıran önlemler alındı. 1918 Temmuzu'nda Tüm Rusya Sovyetleri Beşinci Kongresi, Tüm Rusya Merkezi Yürütme Komitesi Başkanı Sverdlov ve Halk Komiserleri Konseyi Başkanı Lenin'in katkılarıyla hasırlanan RSFSC'nin ilk Anayasası'nı kabul etti. Anayasa federatif devlet sisteminin kabulünün yanısıra vicdan özgürlüğü, ifade özgürlüğü, toplantı ve örgütlenme özgürlüğü gibi kişi hak ve özgürlüklerini ve bu özgürlüklerin eksiksiz kullanımını sağlayacak koşulların hazırlanmasını karara bağladı. Çalışmayana ekmek yok ilkesi uyarınca yurttaşların tümünün hak ve ödevinin çalışma olduğunu ortaya koydu.Sovyetler'e üye seçme ve seçilme hakkı, ulus ve ırk ayrımı, cinsiyet, eğitim ve eğer varsa dinsel inanış gözetmeksizin, tüm yetişkin kadın ve emekçilere verildi. Seçmenlere, görevlerini yerine getirmeyen temsilcilereni diledikleri zaman geri çekerek yeni temsilcilciler seçme hakkı tanındı.

    Savaşlar Başlıyor [değiştir]

    Ne varki Sovyetler Rusyası'ndaki bu barışçıl gelişme fazla uzun sürmedi ve I. Dünya Savaşı'nın yıkımlarının üstüne, bir de üç yıl sürecek olan dış devletlerin ve onlarla bağlaşan iç güçlerin müdahalesine karşı savaş başladı. Nitekim daha 1917 Aralığı'nda Romanya, Fransa'nın desteğiyle, Besarabya'yı işgal etti. 1918 Martı'nda Fransız, İngiliz ve Amerikan birlikleri, Murmansk'ı ve Arhangelsk'i ele geçirdiler. Nisan'da önce Japonlar, sonra Amerikalılar, Vladivostok ve Sovyet Uzakdoğusu'na asker çıkardı. Almanlar Ukrayna'yı işgal etti. Güneyde, Ağustos ayında İngilizler Bakü'ye girdi. İçeride yabancılarla birlikte General Denikn (Ukrayna Beyaz Orduları Komutanı), Amiral Kolçak (İmparatorluk Karadeniz Donanması Komutanı, General Kornilov, Gn. Yudeniç (Türkiye Cephesi Orduları Komutanı), Gn. Vrangel (Ukrayna Ordusu Komutanı) ülkenin dört bir yanında silahlı ayaklanmaları yönettiler. Ayrıca ülkede, I.Dünya Savaşı'ndan kalma 60 bin kişilik bir Çek ordusu vardı. Tutsak iken serbest bırakılan bu askerler ülkelerine dönmek üzereyken, Sibirya demiryolu hattı boyunca, Sovyet karşıtı uluslararası saldırı koaliyonuna katılmaya zorlandılar. Bu askerleri ABD silahlandırdı. Sol Sosyalist-Devrimciler, Brest-Litovsk Antlaşması'nı bozmak amacıyla terör hareketlerine giriştiler. Bu dönemde Alman Büyükelçisi Mirbach katledildi ve suikast sonucu Lenin ağır bir biçimde yaralandı (30 Ağustos 1918). 1920 yılı sonlarında varlığı 5 milyona ulaşan Kızıl Ordu saflarında, Budyani, Franze, Komenov ve Tukaçevski gibi komutanlar sivrildiler. Üç yıl süren bu savaş, 1920 başlarında Sovyet Kızıl Ordusu'nun gerek ABD, İngiltere, Fransa, Japonya vb. dış devletlerin güçlerine, gerekse Çarlık rejimini canlandırmak isteyen ya da burjuvazinin egemenliğini kurmaya çalışan, onlarla bağlaşık iç güçlere karşı kazandığı başarılarla son buldu.

    Toparlanma [değiştir]

    Fabrikada çalışan kız

    Savaştaki başarılara koşut olarak Azerbeycan (Nisan 1920), Ermenistan (Kasım 1920) ve Gürcistan'da (Şubat 1921) sosyalist sovyet yönetimleri kuruldu. Sovyet Uzakdoğusu'ndaki son Japon birlileri de, 1922 sonlarında yenilgiye uğratıldı. Savaş sona erdiğinda 1920'de ki ağır sanayi üretimi 1913'dekinin yedide biri; pamuklu tetstil üretimi XIX. yy.daki düzeyde; demir döküm üretimi 200 yıl önceki düzeye inmiş, ulaşım felç olmuştu. Tarımsal üretim de savaş öncesinin yarısı düzeyindeydi. En temel gereksinim maddelerinde bile ciddi bir kıtlık vardı. Bu ekonomik zorlukların yanında, savaş komünizminin yol açtığı işçiler ile köylüler arsındaki bağlaşıklığı tehdit eden siyasl sorunlar da doğdu. Köylülerin hoşnutsuzluğuna, askerlerin, hatta kimi fabrikalrda işçilerin hoşnutsuzluğu da eklendi. Bu koşullarda NEP (Yeni Ekonomi Politikası) Lenin tarafında hazırlandı ve 1921 Martı'nda Rusya Komunist Partisi (Bolşevik) X. Kongresinde benimsendi. Ardından da Tüm Rusya Yürütme Komitesi'nce onaylandı. NEP uygulaması çerçevesinde yapılan 1921 ilkbahar ekimi, ülkenin ana tahıl üreten bölgelerindeki -İdil, Ukrayna ve Kuzey Kafkasya- kuraklık yıkıma uğrattı ve Sovyetler Rusyası'nda büyük bir kıtlık ve açlık tehlikesi başgösterdi. Ülke çapında açlığa karşı yoğun bir seferberlik, ülke içindeki olanaklar sayesinde yürütüldüyse de ölümler yığınsal boyutlara vardı. İzleyen yıllarda tahıl üretiminde artış sağlandı ve 1925'den başlayarak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği tahıl ihraç eder duruma geldi.

    Sovyetler Birliği'nin kuruluşu ve genişlemesi [değiştir]

    float=right
    Yıl Sovyetler Birliği'nin genişlemesi No.
    1922 Ukrayna HC ( Ukrayna SSC ) Transkafkasya Federasyonu

    Belarus SSC Rusya SFSC ( Rusya SFSC ) Abaza SSC Batı Far SSC Resim:Ru-chi.gif Çita SSC Tuva SSC
    4
    1925 Buhara ( Özbekistan SSC ) Harizm ( Türkmenistan ) 8
    1929 Tacikistan 9
    1936 Kazakistan Kırgızistan Gürcistan

    Azerbaycan Ermenistan Jiangxi SSC
    11
    1940 Litvanya Letonya Estonya Moldova Karelo-Finlandiya SSC Resim:200px-Galician ssr-flag.png Galiçya SSC 15

    Gerçekten de bu süreçte, beş yıl boyunca ayrı cumhuriyetler olarak varlıklarını sürdüren Ukrayna, Belarusya, Transkafkasya Federasyonu ve Rusya Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti birleşerek 1922 Aralığı'nın son günlerinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ni oluşturdular. Bu birliğin anayasası 1924 Ocağı'nda toplanan SSCB Sovyetleri İkinci Kongresi tarafından kabul edilerek yürürlüğe girdi. Bu süreçte Türkistan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, Buhara ve Harizm halk cumhuriyetleri ayrık varlıklarını sürdürmekteydiler. 1925 Şubatı'nda yapılan Özbekistan ve Türkmenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Sovyetlerinin Kongreleri, bu cumhuriyetlerin SSCB'ye katılma kararlarını aldı. Mayıs 1925'de bu kararın SSCB Tüm Birlik Sovyetleri Üçüncü Kongresi'nce benimsenmesinin ardından, 1929'da Tacikistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, 1936'da Kazakistan, Kırgızistan, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, 1940'da da Letonya, Estonya, Litvanya ve Moldavya Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri, SSCB üyesi birlik cumhuriyetleri oldular.

    Bir devrimcinin sonu [değiştir]
    Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreterleri

    Włodzimierz Lenin
    1917-1922

    Józef Stalin
    1922-1953

    Nikita Chruszczow|
    1955-1964

    Leonid Breżniew
    1964-1982

    1920'li yılların başında hazırlanıp uygulamaya konan NEP çerçevesinde Sovyetler Birliği'nin ekonomisinin yanısıra toplumsal ve kültürel yaşamın bütünü sosyalist ilkeler doğrultusunda yeniden biçimlendirilirken, 1922'den başlayarak Sovyet Devrimi'nin önderi Lenin'in sağlığında ciddi kötüleşme görüldü. 1922 ve 1923'de yenileyen rahatsızlanması sonucu, 1924 Ocağı'nın sonlarında Lenin öldü. Ancak sosyalist toplumun kuruluşu konusunda ağır sanayinin öncelikle kurulması, tarımda kooperatifleştirme (kolhozlculuk), yeni insanın yetiştirilmesi yolunda kültür devriminin başarılması ve tüm bunların güvencesi olarak sovyet erkinin güçlendirilmesi planını sağlığında yapmış olması; kendinden sonra ülke yönetimini üstlenenlerin bu planı uygulamalarını olanaklı kıldı.

    Ekonomik Planlar [değiştir]

    1922'den beri Parti Merkez Komitesi Genel Sekreterliği görevini yürüten Stalin ile partinin diğer önderleri Troçki, Kamanev, Zinoyyev, Buharin vb arasında SSCB'nin sosyalist toplumu nasıl kuracağı konusunda kimi tatışmalar ortaya çıktıysa da Komünist Partisi'nin 1925 Aralık'ında toplanan XIV. Kongresi, ülkenin sanayileşmesinin Partinin ana doğrultusu ve halkın en önemli görevi olduğu kararını vererek ülkenin gelişme doğrultusunu belirledi. Öne konan amaç, ülkenin makina ve araç ithal eden bir tarım ülkesinden, makina ve araç üreten bir sanayi ülkesine dönüştürülmesiydi. 1927'de üretim savaş öncesi düzeye vardığı için NEP'in hedeflerine ulaştığı yargısına varan Tüm Birlik Sovyetleri Beşinci Kongresi, SSCB'de ulusal ekonominin gelişimi için Birinci Beş Yıllık Planı hazırlayarak kabul etti. Bu Planlı kalkınma süreci, sanayide büyük yatırımların hızla gerçekleştirilmesini öngörmenin yanısıra, tarımda zengin köylülerin (kulakların) ağırlığına son verecek bir kooperatifleşme hareketinin de olabildiğince kısa sürede gerçekleştirilebilmesini öngörüyordu. Birinci Beş Yıllık Plan hedeflerine başta işçilerin kendi aralarında başlattıkları sosyalist yaratıcı yarışma hareketi, işi rasyonalleştirme çabaları sonucu, dört yıl üç ay gibi bir sürede ulaşıldı. 1933-1937 yıllarını kapsayan İkinci Beş Yıllık Plan döneminde bu yarışma, üretimde yenilikçi ve öncü işçi hareketini (Stahanovculuğu) yarattı. İkinci plan döneminde SSCB'de 4.500 fabrika ve enerji tesisi yapılarak hizmete açıldı. Üçüncü Beş Yıllık Plan döneminin üç buçuk yılında, 1938-1941 arasında ise 3.000'e yakın sanayi tesisi kuruldu. Böylece II.Dünya Savaşı öncesinde planlı dönem boyunca 900 dolayında sanayi işletmesi kurulup işler durumuna getirildi. 1940 yılı SSCB'nin ağır sanayi üretimi, 1913'dekinin 12 katına ulaştı. Dahası sanayi, gayrisafi milli hasılanın dörtte üçlük bölümünü oluşturur duruma geldi. Birinci Beş Yıllık Plan döneminde, tarım alanında da 15 milyon köylü ailesi (tüm köylü ailelerinin %61,5'i) birleşerek 210.000 kolhoz oluşturuldu, ikinci plan dönemi sonunda kolhozlar 18 milyon 500 bin köylü ailesini (toplam köylü ailelerinin %93'ü) ve verimli toprakların %99'unu birleştirmiş durumdaydı. Bu kolhozlarda 6.000'e yakın makina ve traktör istasyonu hizmet görüyor; bu istasyonlarda da yarım milyona yakın traktör bulunuyordu.

    Halkın Biliçlendirilmesi [değiştir]

    Savaş Komünizmi ve Yeni İktisat Dönemi [değiştir]

    Temmuz 1918'de, Sovyetler'in 5. Kongresi'nde 1924 ve 1936 anayasalarına örnek olacak bir anayasa kabul edilmişti. Her 25000 şehirli ve 125000 köylüye bir milletvekili hesabıyla ve genel oy sistemiyle seçilen Sovyetler Kongresi iktidarı elinde tutuyordu. Oturumlar sırasında kongre, yetkilerini 200 üyesini kendi seçtiği Merkez Yürütme Komitesi'ne devrediyor, bu komite de sovnarkom'u seçiyordu. İç savaş, Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin diktatörlüğünü yerleştirdi. Bu sistemde Parti'yi yöneten merkez komitesi, teşkilat ve siyaset bürolarının (politbüro) personelini seçiyordu. Merkez komite, parti kongresinde seçilen yirmi kadar üyeden meydana geliyordu. Bu dönemde (1918-1919) sanayi işletmeleri, dış ve iç ticaret devletleştirildi.

    Birinci Dünya Savaşı ve iç savaş sonucu üretimin çökmesi, 1921 kıtlığında milyonlarca insanın ölmesi ve Kronştad denizcilerinin isyanı ile sonuçlandı. Bu durum Lenin'i liberal kapitalist tipte bir ekonomiye geri dönüş anlamına gelen yeni iktisat dönemini başlatmaya itti (12 mart 1921). Bu dönemde sanayi altyapısının oluşmasına ve sanayinin elektrikleştirilmesine büyük çabalar harcandı.

    1917'den beri Lenin; Buharin, Radek, Zinovyev, Kamenev ve özellikle Troçki'nin muhalefetiyle karşılaşıyordu. Lenin hastalık nedeniyle siyasi faaliyetlerden giderek uzaklaşırken ayrılıkçı hareketler de artmaktaydı. Ocak 1924'te Lenin'in ölümüyle birlikte Troçki, muhalefetini parti genel sekreteri olan Josef Stalin'e yöneltmeye başladı. Troçki ve çevresindekiler devrimin ancak tüm dünyaya yayılırsa başarılı olabileceğini savunurken, Stalin ve yandaşları önce Sovyetler Birliği sınırları içinde sosyalizmin başarıyla kurulmasını ve Enternasyonal'i bu siyasete bağlamayı düşünüyordu. Zinovyev ve Kamenev tarafından da desteklenen Stalin, Askeri Devrim Konseyi başkanlığını Troçki'den aldırdı (ocak 1925). Enternasyonal'in Sovyet siyasetine bağlanması fikrini duyan Zinovyev ve Kamenev buna karşı çıkarak tekrar Troçki'yle birleştilerse de bu muhalefetleri sonucu ellerindeki kilit pozisyonları kaybettiler (1927). 1929 başında Troçki Sovyetler'den sürüldü. Yeni İktisat dönemine son veren Stalin, ılımlılık taraftarı sağ kanat muhaliflerini de (Buharin, Rıykov, Tomskiy) iktidardan uzaklaştırdı.

    Beş yıllık planlar, Stalin'in 1941'e kadar siyaseti [değiştir]

    Uzun bir hazırlık çalışmasından sonra 1928-1932 dönemi için ilk beş yıllık plan kabul edildi. Özel teşebbüs ortadan kalktı. Büyük kamu yatırımları, 20000 yabancı uzmanın çalıştırılması ve makine donatımı ithali sayesinde yüzde 136'lık bir artışa yol açtı. Stalin, sayıları günden güne artan işçileri besleyebilmek ve buğday ithalatı yoluyla ticari dengeyi sağlayabilmek amacıyla tarımı kolektifleştirme kararı aldı. Bu kolektifleştirmenin amacı tarımda makineleşme yoluyla verimin artırılması ve el emeğinin serbest bırakılmasıydı. Zengin köylüler olan kulak'lar tasfiye edildi (1929 sonu) ve köylü kitlelerinin kolhoz'lara katılması sağlandı. Ama reform, hayvanların ortadan kalkmasıyla ve verimin düşmesiyle sonuçlandığından, kolhozculara bir bahçe, bir inek, küçük baş hayvan ve kümes hayvanlarına sahip olma (mart 1930) ve ürün fazlalarını pazarda satma izni verildi (mayıs 1932). Yabancı mühendisler ve sosyalist rekabet sayesinde sanayi çok çabuk gelişti ve merkeziyetçilikten kurtuldu. Fakat ağır sanayiye öncelik tanınması tüketim maddeleri sıkıntısını arttırdı.

    Askerî tarihçe [değiştir]

    Ana madde: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin askerî tarihi

    Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Ekonomisi [değiştir]

    Ana madde: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği Ekonomisi

    Sovyetler Birliği’nde Felsefe [değiştir]

    Ana madde: Sovyetler Birliği’nde Felsefe

    Ana madde: Sovyet Cumhuriyetleri

    * Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti
    * Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
    * Beyaz Rusya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
    * Ermeni Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
    * Estonya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
    * Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
    * Kazak Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
    * Kırgız Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
    * Letonya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
    * Litvanya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
    * Moldova Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
    * Özbek Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
    * Tacik Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
    * Türkmen Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
    * Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti

    * Kafkasya Federatif Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (Azerbaycan-Ermenistan-Gürcistan)
    * Karelo-Finlandiya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti
    * Polonya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti


    tamamen alıntıdır saygılarımla
     
  15. Anonymous

    Anonymous Guest

    Adolf Hitler (d. 20 Nisan 1889, Braunau, Yukarı Avusturya - ö. 30 Nisan 1945, Berlin, Almanya), 1933 itibari ile Almanya'nın başbakanı ve 1934'den ölümüne kadar Almanya'nın "Führer"(Lider) iydi. Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi(NSDAP)'nin kurucusu ve lideriydi.

    Hitler, Almanya'da Birinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan krizden güç kazandı. Propaganda ve karizmatik bir dille, alt ve orta tabakanın ekonomik istemlerine ümit veriyordu; bunun yanında da belli bir seviyede nasyonalizm, anti-semitizm ve anti-komünizm de sunuyordu. Ekonominin tekrar kurulması, yeniden silahlandırılmış bir ordu ve totaliter ve faşist bir rejimle; Hitler saldırgan bir dış politika izleyerek Alman "yaşam alanı"nı (Lebensraum) genişletmek amaçıyla Polonya'ya saldırdı. Hızlı saldırgan savaş taktikleri ile Avrupa'nın büyük bölümünü istila etti. ABD'nin 2. Dünya Savaşı'na katılımı ve Rusya'ya lojistik desteği sonucu gerilemeye başlayan Alman ordusu, sonunçta müttefiklerin Berlin'e girmesi ile 3. İmparatorluk tarihe karıştı. İntihar eden Hitler'in yakılmış cesedi ise büyük bir ihtimalle Kızıl Ordu tarafından yok edildi. Nazi'lerin ırkçılığı sonucu yaklaşık 11 milyon kişi savaşta öldürüldü. Bunların arasında 6 milyon musevi vardı, ve Yahudi Soykırımı olarak tanındı. Hitler'in başlattığı 2.Dünya Savaşı boyunca toplam 62 milyon insan hayatını kaybetmiştir.

    Savaşın son günlerinde Rusya'nın Kızıl Ordu'su tarafından istila edilen Berlin'de; Hitler, eşi Eva Braun ile Berlin'deki yeraltı sığınağında intihar etti. Yakılan cesetleri daha sonra ortadan koybolmuşsa da, Kızıl Ordu tarafından yok edildikleri tahmin edilmektedir.


    Çocukluğu ve İlk Gençlik Yılları [değiştir]
    Hitler'in çocukluğu
    Hitler'in çocukluğu

    Adolf Hitler, 20 Nisan 1889 yılında Almanların yoğunlukta olduğu Yukarı Avusturya'nın Braunau kasabasında doğdu. Avusturya vatandaşı idi. Bir gümrük memuru olan Alois Hitler (1837–1903) ve Klara Poelzl (1860-1907) 'ün beş çocuğundan üçüncüsüdür. İlk tahsilini doğduğu kasabada yaptı. Orta tahsiline Linz şehrinde başladı. O sıralarda, ilerde memur olmasını isteyen babasıyla zıtlaşıyor, ileride ressam olmak istediğini söylüyordu. Sevmediği dersleri asıyor, hiç ilgilenmiyordu (ileride öğretmenlerini çok sert biçimde eleştirmiş, sadece tarih öğretmenini çok sevdiğini ve ona çok şey borçlu olduğunu belirtmiştir).

    On üç yaşında tüberkülozdan babasını kaybetti. Daha sonra ağır bir ciğer hastalığı geçirmiş, bir yıl kadar okuldan ayrı kalmış, sonrada maddi sorunlar nedeniyle okula geri dönememiştir. Annesine bakma sorumluluğuyla inşaatta işçi olarak çalışmaya başladı. Gençliğinde kazandığı küçük miktarda paranın önemli bir kısmını kitaplara ayırıyordu. İçindeki anti-semitizim(yahudi düşmalığı) ise o zamanlar başlamıştır. İlk başlarda bu fikre karşı çıksada yahudilerin birbirlerini kültür, sanat, politika, iş hayatı gibi bütün alanlarda kayırdıklarını düşünmeye başlayınca, Yahudileri sevmemeye başlamştır. Kendisi bu konuyu şöyle der: "Ne zaman bir tiyatro gösterisi, bir müzik abartılsa yahudi yapımı bir şey olduğunu görüyordum. Bunu abartanlarda yahudilerdi. Bir çok alanı ele geçirdikleri için tüm alanlarda birbirlerini kayırıyorlardı. Güzel bir alman yapıtı 10 üzerinden 5 alamazken yahudi yapıtları 10 alıyordu. Bu yüzden bir anti-semitist olmaya karar verdim."

    Babasız ve parasız zor yaşam şartlarının üstüne bir de on dokuz yaşına geldiği 1907 yılında annesini kaybetti. Annesiyle hep ayrı bir bağ olduğundan söz eder ve o öldüğünde babasının ölümünden daha fazla üzüldüğünü anlatır.
    Adolf Hitler
    Adolf Hitler

    Ressam olma ümidiyle Viyana Güzel Sanatlar Akademisi sınavına girdi ancak başarısız oldu. Bir süre, yapıp sattığı resimlerden kazandığı parayla, sefalet içinde yaşadı. 1912'de Viyana'dan Münih'e geldi.

    1914'de I. Dünya Savaşı çıkınca Hitler, Bavyera ordusuna gönüllü olarak girdi. Alman mağlubiyetinden sonra Hitler, arkadaşı mühendis Feder ve altı kişi tarafından kurulmuş olan Alman İşçi Partisi isimli gizli bir fırkaya katıldı ve kısa sürede bu fırkanın reisi oldu. Fırkanın adını NSDAP (Nationalsozialistische Deutsche Arbeiter Partei/ Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi) olarak değiştirdi ve nüfuzunu arttırdı. Taraftarlarına kısaca "Nazi" ismi verildi. Kendisine de, taraftarları, rehber anlamına gelen "Führer" lakabını verdiler. Parti 25 maddelik bir program hazırladı. Bu programın ilk maddesi Almanya'yı Versay'ın zilletinden kurtarmak idi. Alman vatandaşlığının yalnız Alman kanını taşıyanlara hasredilmesi lazım geleceği programın temel maddelerindendi. Aynı zamanda büyük sermayeyi devleştirmek de yine programın esaslarından birini teşkil eder. Völkischer Beobachter adlı gazeteyi yandaşları çıkarıyordu. Josef Goebbels bu gazetenin tamamen parti bülteni halini almasını sağladı. Gazetede partisinin fikirlerini açıklayan makaleler yayınladı.

    Siyasi Kariyeri [değiştir]
    Hitler'in, Mein Kampf (Kavgam) adlı kitabı
    Hitler'in, Mein Kampf (Kavgam) adlı kitabı
    Adolf Hitler ve İngiltere başbakanı Lloyd George
    Adolf Hitler ve İngiltere başbakanı Lloyd George
    Adolf Hitler ve İngiltere başbakanı Neville Chamberlain
    Adolf Hitler ve İngiltere başbakanı Neville Chamberlain

    1924'de Münih'ten hükümeti devirmek için teşebbüslerde (Birahane Darbesi) bulundu fakat başarılı olamadı. Bunun üzerine 10 ay hapse mahkum edildi ve bu zaman içinde "Mein Kampf" (Kavgam) isimli bir kitapta fikirlerini yazdı. Bu kitap, partinin bundan sonraki faaliyetlerine yön verdi. 1924 ve 1929 yılları arasında partisi başarısız oldu. Ancak Dünya Ekonomik Krizinden sonra daha fazla oy kazanabildi (1929). 1930 seçimlerinde yüzde 18 oy ile SPD'den sonra ikinci büyük parti oldu. Hitler'in oyları Katoliklerden daha fazla Protestanlardan, şehirlerden daha fazla kırsal bölge ve kasabalardan, işçilerden daha fazla orta ve üst kesimden geldi.

    1932 yılında yapılan üçüncü genel seçim, 31 Temmuz tarihlidir. Seçim sonuçlarından yine parlamentoda çoğunluğu sağlayabilen bir parti çıkmamıştır. Toplam oyların yüzde 37’sini alan Nazi partisi, parlamentoda çoğunluğu sağlayamamakla birlikte en çok sandalye sayısına sahip partiydi.

    1933 yılının Ocak ayında, Komünistlerin bir genel grevle tüm ekonomiyi işlemez hale getirerek bir “devrimci durum” yaratacakları ya da ülkede içsavaş çıkacağı konusundaki endişeler o derece derinleşmişti ki, Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg Hitler’i, Katolik Merkez Parti’yle bir koalisyon kurarak istikrarlı bir hükümet kuracağı umuduyla başbakan atadı.

    Ancak Katolik Merkez Parti’yle bir anlaşma sağlanamadı. Milliyetçi Parti’nin de desteğini alan Hitler, ülkeyi yeniden bir genel seçime götürdü.

    Hükümette olmak dolayısıyla devletin tüm olanaklarını kullanan bir seçim kampanyası yürütülmüştür. Öte yandan Hitler, hiçbir şekilde ulusalcı bir sosyalist olmadığını, gerçekte ne olduğunu çok net bir şekilde, gereken yerlere anlatabilmişti. Bu seçim kampanyası sırasında endüstri ve finans-sigorta devlerinden büyük miktarda mali destek sağladılar.

    27 Şubat 1933 akşamı Reichstag’ta bir yangın çıkmıştır. Büyük ihtimalle Nazi partisi tarafından yapılmıştır. Soruşturma kısa sürede polisi Marinus van der Lubbe adından yarı-deli bir komüniste götürdü. Yangını çıkaranın kendisi olduğunu itiraf etti.

    Ertesi gün, Hitler Hindenburg’a, anayasanın kişi hak ve özgürlükleriyle ilgili maddelerini ortadan kaldıran bir kararname imzalattı. İzleyen günlerde Nazi partisi ve Milliyetçiler dışındaki tüm partilerin yayınları ve seçim çalışmaları durduruldu.

    5 Mart 1933 günü yapılan seçimlerde Nazi partisinin oyları yüzde 44 düzeyine çıkmıştır. Milliyetçi partilerin oyları düşmüş olmakla birlikte parlamentoda çoğunluk sağlanabiliyordu.

    Seçimlerin hemen ertesinde parlamentodan bir “yetki kanunu” çıkartıldı. Bu kanun, Reichstag’ın tüm yetkilerini dört yıl süre ile kabineye devrediyor, ve çalışmalarına bu süre için ara veriyordu.

    Ancak böyle bir kanun için parlamentoda üçte iki çoğunluk kararı gerekmektedir. Bu çoğunluk kararının nasıl sağlandığı Nürnberg Mahkemeleri tutanaklarına da geçmiştir. Oylamanın yapılacağı gün parlamento SA tarafından kuşatılmış, bazı Sosyal Demokrat parlamenterler içeri alınmamıştır. Zaten 81 komünist parlamenter de seçimlerden önce göz altına alınmıştı.

    23 Mart 1933 günkü parlamento oturumunda “Halkta ve Almanya’daki Sıkıntının Kaldırılmasına Dair Kanun (Gesetz zur Behebung der Not von Volk und Reicht) adındaki yetki tasarısı kabul edilmiştir.

    Bu kararnameyle yürütme ve yasama erklerini eline almıştır. Hemen ardından diğer partileri yasakladı. Büyük bir propaganda faaliyeti yürüterek ve olağanüstü hitabet ve ikna kabiliyetini kullanarak bütün Alman halkını Nazi bayrağı altında birleştirdi. Kendisini, Almanların yanılmaz büyük lideri ilan etti ve halkı da buna inandırdı. Bundan sonra Alman halkı ölümüne kadar Hitler'in peşinden körü körüne gitmiştir.
    Adolf Hitler ve Benito Mussolini Yugoslavya gezisinde
    Adolf Hitler ve Benito Mussolini Yugoslavya gezisinde

    Halka, ülkeyi içinde bulunduğu durumdan kurtaracağına söz verdi ve bu yolda çalışmalarına başladı. Almanya'da aşırı artış gösteren işsizliği savaş hazırlığı için kullanarak, iş sahası oluşturdu. Ülke genelinde büyük otobanlar inşa ettirdi.

    Ülkedeki bütün aksaklıkların nedeni olarak Yahudileri ve çingeneler gibi bazı azınlıkları gösteriyor, Alman ırkının üstün ırk olduğunu söylüyordu. Bütün bir Alman halkını da bunlara inandırmayı başardı ve tarihin en büyük soykırım faaliyetine girişti. Bütün Yahudileri toplama kamplarında topladı. Çalışabilecek durumda olanlar ayrıldıktan sonra diğerleri gaz odalarında öldürülüp, fırınlarda yakıldılar. (Bu faaliyetler sadece Almanya'da değil, daha sonra işgal edilen bütün ülkelerde de gerçekleştirildi. Bu şekilde tüm Avrupa'da yaklaşık olarak 5.5 milyon Yahudi ve yarım milyon çingene öldürüldü.) Alman ırkını iyileştirmek adına, binlerce zihinsel engelli insan da hastanelerde, verilen gizli emirlerle öldürülmüştür.

    Savaş sonucunda Almanya'nın yenilgisini gören Adolf Hitler ümitsizliğin iyice artması üzerine 29 Nisan 1945'te Berlin'de karısı Eva Braun'la birlikte aynı anda siyanür hapı içip, önce Eva Braun'u sonrada kendisini bir silah vasıtasıyla vurarak intihar etti. Kendi isteğiyle Führerbunker bahçesinde benzinle cesetleri yakılmıştır. Hitler'in bunu istemesinin sebebinin Sovyet ordusu tarafından yakalanıp teşhir edilmek istememesi olduğu iddia edilmektedir. Tüm bu 'resmi' hikayeye rağmen Hitler'in sonuyla ilgili çeşitli iddialar 'komplo teorileri' seviyesinde de olsa hala tartışılmaktadır.

    Hitler ölmeden önce ikili vasiyetnamesini yazdırmıştır: Siyasi ve Özel Vasiyetname. Hitler'in siyasi vasiyetnamesi bir hınç çığlığıdır. Ona göre; Almanya bütün milletler için bir zehir gibi tehlikeli olan Yahudileri ve Bolşevizm'i kovalamaktan asla vazgeçmemelidir. Almanya'nın geleceğini tartışmasız bu olgu belirleyecektir. Hitler, savaşa girmekte haklı olduğunu savunuyor ve yenilgiden korkak yalancı generalleri sorumlu tutuyordu. Özel Vasiyetinde ise, tüm hayatı boyunca topladığı sanat eserleriyle doğduğu şehir olan Linz'de bir müze kurulmasını istedi. Tüm şahsi mallarını partiye eğer parti kalmamışsa devlete bıraktığını söylüyordu.

    İç politikadaki politika ve uygulamalar [değiştir]

    Hitler, iktidara gelmesinin hemen ardından Alman ekonomisinin düzenlemesini hedef almıştır. Gerek I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmasının, gerekse de 1930 yılındaki genel ekonomik buhranın sonucunda Alman ekonomisi ciddi sıkıntılar içindeydi. Yaşanan hiper enflasyon, aşırı boyutlara varan işsizlik ve bunlara bağlı olarak sanayideki kapasite düşüklüğü, Hitler’in izlediği ekonomi politikalarıyla kısa sürede kontrol altına alınmıştır.

    Hitler'in iktidara geldiği 1933 yılını izleyen yıllardaki Alman ekonomisinde gözlenen gelişmeler, çoğu kez Hitler'in olağanüstü başarısı olarak kabul edilir. Hitler'in iktidarın tüm kontrolünü ele geçirmesinin hemen ardından tüm sendikalar kapatılmış, tüm çalışanlar bir "işçi birliği" çatısı altında toplanmış, işçi aidatları, genel bütçeye aktarılmıştır. Ücret artışları ve bunun sonucu olan grev olasılığının kalktığı ekonomide, doğal olarak bir istihdam artışı yaşanmıştır. İşgücü maliyetinin düşmesi ve "iş dünyasındaki barış ve istikrar", işgücü talebini artırmıştır. Teknolojik ve askeri alanlarda büyük yatırımlar yapmıştır.

    Dış politika [değiştir]
    Hitler ve Benito Mussolini halkı selamlarken
    Hitler ve Benito Mussolini halkı selamlarken

    Alman ekonomisinin canlandırılmasının ardından Hitler, izleyeceği dış politikanın temelini oluşturan askeri stratejisini hayata geçirmeye yönelmiştir. Bu stratejinin ilk adımında Alman kara, deniz ve hava kuvvetlerinin, Versay anlaşmasıyla getirilen sınırlamalardan kurtulmasını sağlamıştır. Bunun sonucunda büyük tonajlı savaş gemileri ve denizaltı, zırhlı kara savaş araçları üretimine geçilmiş, kara ordusunun mevcudu artırılmıştır.

    Hitler'in ikinci stratejik hedefi, Almanca konuşan nüfusun yaşamakta olduğu bölgelerin, Alman topraklarına katılmasıdır. Bu stratejik evrenin adımları, 12 Mart 1938 de, Avusturya’nın ilhak edilmesiyle başlamıştır. Ardından ikinci adım olarak Çekoslovakya toprakları içindeki Sudet bölgesidir. Hitler’in baskısıyla 29 Eylül 1938 günü imzalanan Münih Anlaşmasıyla Sudet bölgesi Almanya’ya veriliyor. Konferans, Alman, İtalyan, İngiliz ve Fransız başbakanlarının katıldığı, Çekoslovakya’nın temsici bulundurmadığı bir anlaşmadır. Anlaşmanın hayata geçirilmesi konusunda Hitler, hiç zaman kaybetmemiştir. 1 Ekim 1938'de yine silah kullanılmaksızın, uluslararası anlaşmalara dayanılarak, nüfusunun yüzde elliden fazlasını Almanların oluşturduğu Sudet bölgesi Almanlarca işgal edilecektir. 15 Mart 1939'da ise Çekoslovakya’nın kalanını da topraklarına ekleyeceklerdir.

    Hitler'in stratejisinin üçüncü evresi, "Kavgam"'da açıklamış olduğu üzere Doğu Avrupa topraklarının ilhak edilmesidir. Ancak bu, askeri operasyonları gerektirecektir ve Hitler'in askeri stratejisini oluşturacaktır.

    Askeri strateji [değiştir]
    Amerikan Newspaper Adolf Hitler'in Ölüm Haberi
    Amerikan Newspaper Adolf Hitler'in Ölüm Haberi

    Hitler ve kurmaylarının II. Dünya Savaşı öncesi stratejileri, esas itibariyle I. Dünya Savaşı öncesi Alman stratejileriyle ana hatlarda örtüşmektedir. Hitler'in en büyük endişesi yine, iki cepheli bir savaşı sürdürmek zorunda kalmaktır. Bundan kaçınabilmek amacıyla I. Dünya Savaşı'nda olduğu gibi, Schlieffen Planı kabul edilmiştir. Önce, seferberliğini daha hızlı gerçekleştirebilecek olan Fransa ile savaşılacak, bu ülkenin savaş dışı kalmasının hemen ardından Rusya'nın istilasına girişilecektir. Hitler, Almanya'nın kuzey ve güneyindeki İskandinav ve Balkan ülkelerini istilayı başlangıçta düşünmemiştir. Bu ülkelerin tarafsız kalmasını sağlamayı, bu şekilde güney ve kuzeyde güvenli bir tampon bölge oluşturmayı hedeflemişti. Ancak savaşın ileriki aşamalarında Kuzey Cephesini, Norveç'i istila ederek, Güney Cephesini de Balkanlar'ı istila ederek açmak zorunda kalmıştır.

    Fransa Seferi ile bu ülkenin savaş dışı bırakılmasıyla batıda bir cephe açmak tehlikesi kısmen önlenmişti. Hitler, en güçlü müttefiki Fransa'nın teslim olması ardından İngiltere'nin barış masasına oturmak zorunda kalacağı düşünmekteydi ama bu olmadı. Hava akınlarıyla İngiliz Hava Kuvvetleri'nin etkisiz hale getirilmesi ve ardından İngiltere'ye bir çıkartma harekatının başlatılması girişimi de, İngilizlerin sert direnişi karşısında başarısızlığa uğradı.

    Alman orduları Rusya Seferi sırasında başlarda parlak başarılar kazandılar ise de sonunda yenilgiye uğradılar. Askeri tarihçiler bu yenilgi üzerine çeşitli analizler ortaya atmışlardır. Rus kışının soğuğu, kış aylarındaki kar ve buz, bahar aylarındaki yağışlar, Rusya'daki yolların kötü durumda olması, ikmal hatlarının fazlasıyla uzaması, bu hatlar üzerindeki Rus partizanlarının etkinlikleri, çok geniş bir cepheye yayılmak durumunda olunması, Hitler'in hatalı kararları, Müttefiklerin malzeme yardımları gibi.

    Fakat sonuçta Alman orduları, Kızıl Ordu karşısında yenilgiye uğradılar. Analizler genellikle "Alman Orduları niçin yenildi" sorusunu irdeler. Çok az analizci, "Kızıl Ordu nasıl yendi" sorusunu irdelemiştir.
     
  16. Anonymous

    Anonymous Guest

    Japonya’nın Pearl Harbour’u bombaladığı 1941’den beri ABD ve müttefikleri savaştaydı. 26 Temmuz 1945 günü, ABD Başkanı Truman, Japonya’nın koşulsuz teslim olmasını isteyen Potsdam Deklarasyonu’nu yayınladı. Hiroşima’ya atom bombası atılmadan iki hafta önce, New Mexico Alamogordo’da ABD, atom bombasının ilk denemesini yapmıştı. Japonya ültimatomu reddedince, Truman nükleer saldırı emrini verdi. 6 Ağustos 1945'te yerel saatle 08:15'de Amerika Birleşik Devletleri'ne ait Enola Gay adlı bir B-29 bombardıman uçağından bırakılan little boy (küçük çocuk) isimli atom bombası, ilk anda 140 bin kişinin ölümüne yol açmıştı. Sonrasında hastalıklar sebebiyle ölenlerle birlikte bu sayı 230 bini geçti. Bazı bilimadamları ve çevrelere göre büyük katliama yol açan bu bombanın etkileri halen sürmektedir.

    Bugün bile Hiroşima'da yaşanan bu yıkım ve katliam her yıl 6 Ağustos'da tüm dünyada ve Hiroşima'da yer alan Hiroshima Barış Anıt Parkı'nda milyarlarca kişi tarafından anılmaktadır.

    6 Ağustos 2005 yılında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Muhammed El Baradey, Japonya'nın Hiroşima ve Nagasaki kentlerine 60 yıl önce atılan atom bombasının yaptığı yıkımın, insan hayatı için nükleer silahların ortadan kaldırılması gerektiğini gösterdiğini söyledi.

    El Baradey, Avusturya'nın başkenti Viyana'da, Hiroşima ve Nagasaki'ye atom bombası atılmasının 60’ıncı yıldönümü için düzenlenen anma töreninde yaptığı konuşmada, "zamanın, dünyanın nükleer silahların ne kadar yıkıcı olduğunu unutmasına izin vermemesi gerektiğini" ifade etti.

    Hiroşima ve Nagasaki'ye atılan atom bombasının, bu tür silahların yayılmasının ve kullanılmasının neden önüne geçilmesi gerektiğini daima hatırlatması gerektiğini belirten Baradey, nükleer silahsızlanmanın, dünya ve insan ömrü için çok önemli olduğunu kaydetti.
     
  17. Anonymous

    Anonymous Guest

    Devrim Öncesi [değiştir]

    Fransa Kuzey Amerika’daki tüm kolonilerini 1763 tarihinde, Yedi Yıl Savaşları sonunda imzalanan Paris Antlaşması ile İngiltere’ye kaptırmıştı. İngiltere, Yedi Yıl Savaşları’nın mali yükünü, yeni vergilerle kolonilerden çıkartmaya kalkışınca; bu durum Kuzey Amerika kolonilerinde huzursuzluk yaratmıştı. 1774 yılında Onüç Koloni'nin başlattığı Amerikan Bağımsızlık Savaşı 1776 yılında bağımsızlık ilanıyla sürmüştü. Fransa ise bu çatışmalara büyük boyutlarda mali destek vererek dolaylı olarak katılmıştır.

    Bu savaş harcamaları ve giderek artan saray masrafları dolayısıyla Fransız monarşisi de mali yönden tükenmişti. 1789 yılında 16. Louis, soyluları toplayıp toprak mülkiyeti üzerinden vergi alınmasını istediğinde; soylular, parlamentonun toplanmasını istediler. 1614 yılından beri toplanmamış olan parlamento, soylular, din adamları ve halktan seçilen üç kamaradan oluşuyordu.

    Parlamentonun toplanması, toplumsal yapıdaki çelişkilerin de ortaya çıkmasına neden oldu. Bir yanda soyluların ve din adamlarının ayrıcalıklı durumu diğer yanda da burjuvazi ve halktan temsilcilerin arasında parlamentoda ciddi sorunlar ortaya çıktı.

    18. yüzyılın başlarından beri Fransa dış ticaretinin kat kat artması, varlıklı bir burjuvazi oluşturmuştu. Bu sınıflar, artık sahip oldukları ekonomik güce karşılık gelecek bir politik güç istiyorlardı. Feodal yapının ve monarşinin kaçınılmaz sonucu olan sosyoekonomik sınırlamaların kaldırılmasından yanaydılar.

    Parlamentonun toplanmasıyla orta sınıftan halk, özellikle varlıklı sınıflar, monarşiye karşı savaş açtılar. Bir anayasayla monarşinin yetkilerinin sınırlandırılmasını, iç gümrük duvarlarının kaldırılarak iç ticaretin serbestleştirilmesi, vergilerin yeniden düzenlenmesi ve yönetimde daha fazla hak elde etme talebinde bulundular.

    Kuşkusuz bu talepleri 16. Louis kabul etmedi. Orta sınıf, peşine diğer halktan unsurları da katarak 14 Temmuz 1789 günü Bastille hapishanesine saldırdı. Hapishane ele geçirilip mahkûmlar salındı.

    Fransız Devrimi 1789-1815 yılları arasında beş farklı dönem yaşayarak devam etti.

    Meşrutiyet Devri (1789-1792) [değiştir]

    Bu genel ayaklanmanın ardından 1791 yılında bir kurucu meclis toplandı ve bir İnsan ve Yurtdaş Hakları Bildirisi yayınladı. Ardından da ulusal egemenliğe dayanan bir anayasa hazırlayarak monarşinin yetkilerini sınırlandırdı. Bu anayasa, halk tarafından seçilecek bir parlamentonun yasama ve yürütme yetkilerini kralla paylaşmasını öngörmekteydi.

    Kanunları hazırlamak, bütçeyi tasdik etmek ve hükümetin icraatını kontrol etmek görevleri meclise verildi. Ayrıca "İnsan Hukuku Beyannamesinin esasları uygulamaya konuldu.

    “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi”nin uygulamaya konulması ve bir halk meclisinin yürütme erkini ele alması, Fransa’da feodal kurumları yıktı. Zaten halk yığınlarındaki soylulara karşı gelişen öfke, pek çok soylunun topraklarını bırakarak diğer Avrupa ülkelerine kaçmalarına yol açtı.

    Fransa’daki tüm bu gelişmeler, tüm Avrupa açısından çok önemli sonuçlar doğuracak, sadece gelecek yılların değil, yüzyılların da içsel dinamiklerini kökten değiştirecekti.

    Avrupa’da herkes, feodal sınırlamalardan kurtulan bir Fransa ekonomisinin büyük bir gelişme göstereceğini, bunu ise Fransa’yı, uluslararası ticaret alanında rekabet edilmesi çok zor bir güç haline getireceğini öngörebiliyordu. Üstelik böylesi bir ekonomik büyümenin, eskisinden çok daha güçlü bir Fransız askeri gücünü besleyebilecek durumda olması, kuvvetle muhtemeldi.

    Öte yandan Fransa’da ortaya çıkan, insan haklarından, eşitlikten ve özgürlükten yana bu düşünce hareketinin tüm Avrupa’ya yayılması, mevcut monarşilerin geleceğini tehdit etmesi de, kaçınılmazdı.

    Başlarda burjuvazi, kralı ve liberal görüşlü soyluları safına çekerek Fransa’nın toplumsal ve ekonomik yapısında, her üç tarafın da çıkarlarına olan düzenlemeleri yapmak hesabındaydı. Ama böylesi müttefikler bulamadı karşısında. 16. Louis, yetkilerinin sınırlanmasına razı olmamakta direndi. Ayrıca o tarihlerde Fransa’da liberal aristokratlar yoktu, hepsi tutucuydu ve eski düzenin geri gelmesini istiyorlardı.

    Bu durumda hem kral hem de soylular, Habsburg hanedanından imparator II. Leopold’e güveniyorlardı. II. Leopold, 1791 yılında, diğer Avrupa devletlerince de desteklenecek olursa, Fransa Devrimine karşı askeri güç kullanılabileceğini duyurdu. II. Leopold, aynı zamanda Fransa kraliçesi Mari Antoniette’nin kardeşiydi.

    Kralın mutlakıyet idaresini yeniden kurmak için içerde isyan çıkartması, dışarıda ise Fransa'nın düşmanlarıyla işbirliğine gitmesi sonucu, 1792'de cumhuriyet ilan edildi.

    Cumhuriyet Devri (1792-1795) [değiştir]
    Giyotin: Sadece 1793 ile 1794 yılları arasında (Terör Devri) 18000 ile 40000 arasında kişi idam edildi
    Giyotin: Sadece 1793 ile 1794 yılları arasında (Terör Devri) 18000 ile 40000 arasında kişi idam edildi

    Cumhuriyet yönetimi milli birliği sağladı ve dış tehdidi etkisiz hale getirdi. 1793'te dış güçlerle ittifak yaptığı için kral idam edildi.

    1793-1794 yılları arasında kalan bu döneme Terör Dönemi de denmektedir.

    Cumhuriyet esaslarına göre yeni bir anayasa hazırlandı. Fakat yasanın gerekleri yeterince ve ağırlaşan şartlar sebebiyle tatbik edilemedi. Zamanla ekonomik durumları normale dönen ve mali açıdan güçlenen halk temsilcileri, parlamentoda çoğunluk sağladılar ve ağır tedbirlerin kaldırılmasını istediler. Böylece 1795'te muhafazakâr "Direktuvar" idaresi yapıldı.

    Direktuvar İdaresi Devri (1795-1799) [değiştir]

    Bu dönemde icra kuvveti Beşyüzler ve İhtiyarlar Meclisi tarafından seçilecek beş direktuvara bırakıldı. Yasama yetkisi Beşyüzler Meclisi'ne verildi. Milli hâkimiyet esaslarının kullanılması cumhuriyet dönemine göre daha azaltıldı. Millet Meclisi seçimlerine katılmak zengin olmayı gerektirdi. Sonuçta: Devlet yönetimi güçleşti; meclisler arasındaki düşmanlık duyguları arttı; ordu, meclis kavgalarına ve siyasete girdi. Neticede konsüllük idaresine geçilmesine karar verildi.

    Konsüllük Devri (1799-1804) [değiştir]

    1799'da konsüllük idaresi kuruldu. Bu idarede beş direktuvarın yetkileri üç konsüle devredildi ve tüm yetkiler birinci konsülde toplandı. Birinci konsül de General Napolyon Bonapart oldu. Bu idare 1804 yılına kadar devam etti. Bundan sonra imparatorluk idaresi başladı.

    İmparatorluk İdaresi (1804-1815) [değiştir]

    Konsüllük döneminde büyük zaferler kazanılmış, ziraat, ticaret ve sanayi gelişmiş, fakat buna karşılık millet meclisi etkinliğini kaybederek devrim hedefinden uzaklaşmıştı. Ülke tekrar ferdi otorite ile yönetilmeye başlanmıştı. Bu durum ve General Bonapart'ın İmparatorluk idaresi 1815 yılına kadar devam etti.

    Fransız devriminden sonraki gelişmelerle birlikte ortaya çıkan ulus-devlet anlayışına paralel olarak doğan ulusçuluk, modern karaktere sahiptir ve bu şekliyle Batı'ya ait bir gelişmedir.

    Fransız Devriminin Etkileri ve Sonuçları [değiştir]

    Fransız Devrimi, ulusal bilinçlenmenin ve yönetim karşıtı tepkilerin nasıl ortaya konulabileceğinin en başarılı ve kanlı örneklerinden biridir. Bu yönüyle, kendinden sonraki devrimlere de esin kaynağı olmuştur ve hâlâ olmaktadır.

    Fransız Devrimi, Yeni Çağı bitiren, Yakın Çağı başlatan olay olarak kabul edilir. Çünkü bu devrim sonucunda tüm dünyada milliyetçilik kavramı önem kazanmaya başladı. Ezilen halklar haklarını aramayı öğrendiler. Halklar, yönetimden korkmamaları gerektiğini, yönetimlerin güçlerini halklarından aldığını fark ettiler.

    Bu durum Fransa'da monarşik rejimin yıkılıp, yerine cumhuriyetin kurulmasına neden oldu. Halk, yönetim üzerindeki gücünü fark etti. Roma Katolik Kilisesini de ciddi reformlar yapmak zorunda bıraktı. Milliyetçik akımının yayılması, gücünü emperyalist rejimden alan imparatorlukların aleyhine oldu; imparatorluk çatısı altındaki farklı milletlere mensup halklar ayaklanmaya başladılar. Bu durum, imparatorlukları bölmeye çalışan kesimlerin de işine geldi, isyan eden halkları provoke ettiler. Bunun sonucunda da imparatorluklar zayıflamaya ve parçalanmaya başladılar.

    Rusya'daki Dekabrist Ayaklanması'nın (26 Aralık 1825) nedenleri arasında Fransız Devriminin etkileri de sayılmaktadır.

    Fransız devrimi, sonuçları ve ideolojisiyle, Yakın Çağ dünya savaşlarına -I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı- yön verdi ve bugünün dünyasının oluşmasında da son derece etkili oldu.

    Fransa İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi [değiştir]

    Ana madde: İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi

    28 Ağustos 1789'da Fransız Devriminden sonra, Fransız Ulusal Meclisi tarafından, Fransa İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi kabul ve beyan olundu.

    Bildirge; insanların eşit doğduğunu ve eşit yaşamaları gerektiğini, insanların zulme karşı direnme hakkı olduğunu, her türlü egemenliğin esasının millete dayalı olduğunu ve mutlak egemenliğin bir kişi ya da grubun elinde bulunamayacağını, devleti idare edenlerin esas olarak millete karşı sorumlu olduğunu, hiç kimsenin dini ve sosyal inançları yüzünden kınanamayacağını ortaya koyuyordu.
     
  18. Anonymous

    Anonymous Guest

    27 Nisan 1494, Trabzon – ö. 7 Eylül 1566). 10. Osmanlı padişahı ve İslam halifesidir.

    Kanuni Sultan Süleyman olarak anılır. Babası Yavuz Sultan Selim, annesi ise Ayşe Hafsa Sultandır. Saltanatında Osmanlı İmparatorluğu en yüksek dönemini yaşamıştır.

    Çocuk yaşta Istanbul'da bilim, tarih, edebiyat, din ve askerlik eğitimi aldı. 1509 yılında annesinin doğum yeri olan Kırım'da Kefe sancakbeyliğine atandı. Daha sonra Saruhan sancakbeyliği göreviyle Manisa'ya gönderildi. Padişahın sefere çıktığı vakitlerde Batı sınırını korumak için Edirne'de bulundu. Babasının ölümü sırasında yine Manisa'da bulunan şehzade Süleyman, sadrazam Piri Paşa'nın çağrısı üzerine İstanbul'a gelerek 1 Ekim 1520 tarihinde tahta çıktı.

    Kanuni padişah olunca içişlerinde belli bir düzene kavuşmuş devlet yönetimi babasının yaptığı ıslahatlarla sağlamlaşmış temeller üzerinde duran bir devletin başına geçti. İmparatorluğun iç bunalımlarıyla uğraşmadan kısa bir süre Batı dünyasının geçirdiği dönüşümleri izledi. Batı rönesansın yaratığı bir açılma ortamında teknik yönden belli aşamalara ulaşmış; Fransa ve Almanya'da dinsel reformlar yapılarak birlik sağlanmıştı. Kanuni bu ortamda, askeri alanda oldukça üstün duruma gelmiş olan Osmanlı İmparatorluğunun gücünü Batı'ya yine askeri yönden kabul ettirme yolunu seçti.


    Savaşları [değiştir]
    Kanuni Sultan Süleyman Mohaç seferine çıkarken (Topkapı Müzesi)
    Kanuni Sultan Süleyman Mohaç seferine çıkarken (Topkapı Müzesi)

    Tahta çıktıktan bir yıl sonra Belgrad'ı fethetti (1521), ertesi yıl ise Rodos'u aldı (1522). Fransa'nın da teşvikiyle Mohaç seferini düzenleyen Kanuni 29 Ağustos 1526'da Macar ordusunu büyük bir yenilgiye uğratarak başkent Budin'i kısa bir süre sonra da Viyana'yı kuşattı (1529 I. Viyana Kuşatması).Bu savaşta çok dahice bir plan uygulamıştır.Önce Macarların üstüne saldırmasını beklemiş sonra bozguna uğradığı görüntüsü vererek Macarları ormana doğru çektiler çalıların arsına yerleştirilen 300 top birden Macar piyadelerinin üstüne ateş edildi. Bu savaşlar sonucunda Macaristan egemenlik altına alındı.

    Sonraki yirmi yıl içinde Kuzey Afrika, Orta Doğu ve İran'dan geniş bölgeler Osmanlı egemenliğine alındı. Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa Cezayir ve Kuzey Afrika'yı alarak Akdeniz'i bir Türk gölü haline getirdi. Doğuda ise İran'la yapılan savaşlar sonunda Tebriz alındı. 1562'da Transilvanya bölgesi alındı. Son savaşı olan Zigetvar seferinde Zigetvar kalesini kuşatılması sırasında ölen Kanuni Sultan Süleyman'ın cenazesi Mimar Sinan'a yaptırtmış olduğu Süleymaniye Camii'nin avlusundaki türbeye gömüldü. Karısı Hürrem Sultan da yanında gömülüdür.

    İç İsyanlar [değiştir]

    Ekonomik ve dini sebepli Baba Zünnun ve Kalender Çelebi isyanlarıyla; ayrıca Mısır'da bağımsız bir devlet kurmayı amaçlayan Canberd Gazali ve Ahmet Paşa isyanlarıyla uğraşmıştır. Tarihte pek az gündeme gelmesine karşın Hasan Barata isyanı da ayrıca önemlidir.

    Kişiliği [değiştir]
    Kanuni Sultan Süleyman'nın Tuğrası
    Kanuni Sultan Süleyman'nın Tuğrası
    Kanuni Sultan Süleyman'ın gençlik yılları
    Kanuni Sultan Süleyman'ın gençlik yılları

    Frenk diyarına yaptığı savaşlarda büyük başarılar kazanan Kanuni, bu sayede Batı devletleriyle özellikle de Fransa'yla yakın siyasi ilişkiler kurmasına yol açmıştır. Fransa'ya verilen ve ileriki yıllarda Osmanlı'nın ekonomik yönden çökmesine yol açan kapitülasyonlar da Kanuni zamanında tanınmıştır. 46 yıllık saltanat hayatı boyunca Osmanlı uygarlığı büyük gelişme göstermiş hukuk, matematik, mimarlık ve nakkaşlık alanlarında yetişen bilim ve sanat adamlarının yarattığı eserler kültür tarihimizin başyapıtları olarak yerlerini almışlardır. Kanuni Sultan Süleyman padişahlığı döneminde devleti yetenekli devlet adamlarıyla birlikte yönetmiş ve dünyanın en büyük imparatorluğu haline getirmiştir.

    Bir diğer adı, kendi tabiri ile:

    "Ben ki Sultan-i salâtin-i zaman burhân-i havakın-i avân tâc-bahs-i husrevân-i cihan zillullâhi'1-meliki'l-mennân Akdeniz'in ve Karadeniz'in ve Rumeli'nin ve Anadolu'nun ve Şam ve Halep ve Karaman ve Rûm'un ve vilâyeti-i Dulkadriye'nin ve Diyârbekir'in ve Azerbaycan ve Van'ın ve Budun ve Tamisvar vilâyetlerinin ve Mısır'ın ve Mekke'nin ve Medine'nin ve Kudüs'ün ve Halilü'r-Rahmânin külliyen diyâr-i Arab’ın ve Yemen'in ve Bağdad ve Basra ve Cezayir vilâyetlerinin ve dahi nice memleketlerin ki âbâ-i kiram ve ecdâd-i izamim -enârallâhü berâhinehüm- kuvvet-i kahire ile fetheyledikleri ve cenabı-i celalet-meâbim dahi tig-i âtes-bâr simsîr-i zafernigârim ile fetheyledigim nice diyarın sultanı ve pâdişâhı hazret-i Sultan Bâyezıd oğlu Sultan Selim Hân oğlu Sultan Süleyman Şah Hân'ım"
     
  19. Anonymous

    Anonymous Guest

    Çin :

    Dünyanın en kalabalık nüfuslu ülkesi Çin'in yaklaşık dört bin yıl geriye uzanan bir kültürel geçmişi var.

    Günümüz medeniyetinin temel taşlarını oluşturan kağıt, barut, pusula ve matbaacılık gibi pek çok buluşun kökenleri Çin'e dayanıyor.

    Komünist yönetimin etkisiyle bir süre ekonomik açıdan duraklama yaşayan ülke son yıllarda dünyanın en önemli ekonomik güçlerinden biri haline gelmeye başladı.

    Çin'in bölgede nüfuzu da askeri alandan çok ekonomi üzerinde kendisini hissettiriyor.


    Genel Bilgiler [değiştir]

    Binlerce yıl süren hanedanlar ardından 20. yüzyılın başında cumhuriyet yönetimine geçen Çin'de 1949'da ,, Komünist Parti ve Mao Zedong öncülüğünde Çin Halk Cumhuriyeti ilan edildi.

    Bu tarihe kadar ülkeyi yöneten Çan Kay-Şek'in yönetimden isimlerle Tayvan'a kaçması, günümüzde hala süren Tayvan sorunun da başlangıcı oldu.

    Uzun yıllar kapalı bir ekonomi yapısı gösteren Çin, 1980'lerin başlarında, kollektif tarım uygulamasını durdurdu ve özel teşebbüse yeniden izin verdi.

    Şu anda Çin dünyanın en büyük ihracatçılarından ve rekor düzeylerde dış yatırım çekiyor.

    Dünya Ticaret Örgütü'ne katılma hakkı kazanan Çin'in bu anlamda yakında yeni bir devrim yaşayacağı düşünülüyor. Bu şekilde Çin dış pazarlara daha kolay erişim hakı kazanacak, ancak dış rekabete de açık hale gelecek.

    Bu durumun özel sektör yatırımlarını arttırması ve devlet hala iktidarda tekelini ve bireyler üzerindeki sıkı denetimini sürdürüyor.

    Yetkililer muhalefet yönünde hareketleri vakit kaybetmeden bastırırken, sözünü sakınmayanlar çalışma kamplarına gönderiliyor.

    İnsan hakları savunucuları Çin'i her yıl yüzlerce kişinin idam edilmesi ve işkencenin önlenememesi dolayısıyla eleştiriyorlar.

    Çin'in Tibet üzerindeki hakimiyeti de tartışma yaratmaya devam ediyor. İnsan hakları örgütleri, Çinli yetkilileri Tibet'te Budist kültürünü sistematik olarak bastırmakla ve Çin içinde özerklik talep eden Budistlerin ruhani lideri Dalai Lama'ya sadık rahiplere eziyet etmekle suçluyorlar.

    Ayrıca Doğu Türkistan'daki Uygur Türkleri'de Doğu Türkistan'da 915 Uygur Türkü'nün Öldürülmesinden ve dinlerinin gereklerini rahatça uygulayamamaktan yakınıyorlar.

    Tarih

    Çin Halk Cumhuriyeti l Ekim 1949'da kuruldu ve Chou En-lai Başbakan oldu. Chou, 8 Ocak 1976 yılında 78 yaşında öldüğünde, Çin Komünist Partisi içinde " ılımlılar" ve "radikaller" olmak üzere iki kutup oluştu. Radikalleri; 82 yaşındaki Mao Tse-Tung'ım eşi Chian Chin yönetiyordu. Chou ölünce, Başbakanlığa Deng Şaoping'in gelmesi beklenirken, Hua Kuo-feng Başbakan oldu. Mao, 9 Eylül 1976'da 72 yaşında ölünce, eşi Chiang yönetiminde etkinliğini devam ettirmek istedi. Ancak, Başbakan Hua, hem parti başkanlığını ve hemde Askeri Komite Başkanlığını ele geçirdi. Bunun sonucu olarak Mao'nun eşi ve üç taraftarı tutuklandı. Bu, radikallerin mücadeleyi kaybetmesi demekti.

    Çin Milli Kongresi, Şubat 1978'de, 1985 yılına kadar gerçekleştirilecek Dört Modernizasyon Progr***** kabul etti. Bu program ile; Tarım, Endüstri, Bilim, Teknoloji ve Savunma alanlarının, 1985'e kadar çağdaş şartlara kavuşturulması öngörülmekteydi.

    Fakat, programın maliyeti 600 milyar doları bulmaktaydı. Bu maliyet Çin'i yabancı sermaye teminine yöneltti. Komünist Partinin Mart 1978'de Deng Şaoping'i Başbakan yardımcılığına seçmesi sonucu Çin, önce Japonya yanaştı ve iki devlet arasında Şubat 1978'de 60 milyar dolarlık bir ticaret antlaşması imzalandı. Bu antlaşma, Çin ve Japonya arasında 1937'den beri devam eden savaş halini de sona erdirmiş oldu. Ağustos 1978'de Çin ile Japonya arasında " Barış ve Dostluk" antlaşması imzalandı ve Ekim 1978'de de Deng Şaoping Japonya'yı ziyaret etti. Böylece, Mao'nun ölümünden iki yıl sonra Çin, batıya açılmaya başladı. 1978 yılından itibaren de Amerika ile yakınlaşmaya başlayan Çin, bu ülkeden silah satın alımını başlattı.


    Kısa sürede Liberal ekonomi sistemini bir yaşam tarzı kabul eden ve reform alanında önemli gelişmeler kaydeden Çin'de zamanla olumsuz sonuçlar da ortaya çıkmaya başladı ve bu durum politik gelişmelere yansıdı.

    Liderler [değiştir]

    Devlet Başkanı: Hu Jintao

    Mart 2003'te Ulusal Halk Kongresi tarafından seçilene dek pek tanınmıyordu.

    1964'ten bu yana Komünist Parti'nin sadık bir üyesi olan Hu, parti kariyerine 1970'lerin sonunda başladı.

    1980'lerde Guizhou ve Tibet'te parti başkanlığı yapan Hu, bu dönemlerde bağımsızlık yanlısı gösterilerin bastırılmasında rol oynadı.

    Hu 1992'de, Komünist Parti'nin karar organı olan Politbüro Daimi Komisyonu'nun en genç üyesi oldu.

    Bu atama Hu'nun başkanlık için en önemli taliplerden biri haline gelmesi biçiminde yorumlandı. Bu beklentiler Hu'nun 2002 yılında düzenlenen Komünist Parti kongresinde parti lideri olarak Jiang Zemin'in yerini almasıyla gerçekleşti.

    Ancak Jiang'ın siyasi nüfuzunu büyük oranda sürdürdüğü belirtiliyor. Eski Devlet Başkanı Jiang, son derece etkili olan Merkezi Askeri Komisyon'un başkanlığını sürdürüyor. Politbüro Daimi Komisyonu üyelerinin büyük bölümü de Jiang'a yakınlığıyla tanınan isimler.

    1942 doğumlu Hu Jintao, Pekin Üniversitesi'nde hidroelektrik mühendisliği eğitimi aldı ve bir süre su kaynakları ve enerjiden sorumlu bakanlıkta çalıştı.

    Devlet Başkanı Yardımcısı: Zeng Qinghong
    Başbakan: Wen Jiabao
    Dışişleri Bakanı: Li Zhaoxing
    Ulusal Halk Kongresi Başkanı: Wu Bangguo

    Basın-Yayın [değiştir]

    Çin basın-yayını ülke yönetimince denetleniyor. Pekin yönetimi yabancı haber kaynaklarının yayınlarını seçerek ve uygun olmayan internet sitelerine (****o, anti-devlet vs.) girişi bloke ederek bilgi erişimini de denetlemeye çalışıyor.

    Hong Kong'un 1997'de Çin yönetimine bırakılması ardından buradaki medyanın bağımsızlığını yitireceği kaygıları duyuluyordu ancak bu gerçekleşmedi.

    Hong Kong medyası yayın siyaseti açısından hala özgür bir çizgi izliyor ancak yönetimden müdahale endişeleri de varlığını sürdürüyor.

    Çin basınında yetkililerin başarısızlıkları da, yolsuzluk yaptıkları suçlamaları da yer buluyor. Ancak medya genel olarak Çin Komünist Partisi'nin iktidar üzerindeki tekelini sorgulamaktan kaçınıyor.

    Televizyon haber kaynakları arasında en yaygın olanı. Televizyon sektörü özellikle büyük kentlerde rekabete açık. Çinli yetkililerin açıkladığı 2002 rakamlarına göre, ülkede 1 milyar 100 bin televizyon izleyicisi var.

    Çin, abonelik sistemiyle işletilen televizyonlar için de büyük bir pazar. 2010'a kadar ülkede 128 milyon kişinin bu hizmetlere abone olması bekleniyor.

    Devlet denetimindeki merkezi televizyon ile bölgesel ve yerel kanallar da izleyici kitlelerini çekebilmek için mücadele halinde.

    Ülke dışından yayın yapan kanalların izlenebilirliği sınırlı. Time Warner, News Corp ve Hong Kong merkezli Phoenix TV gibi büyük kuruluşlara ait belirli kanalların Guangdong eyaletinde kablolu sistemle yayınlanabilmesi için yapılmış bazı anlaşmalar bulunuyor.

    Buna karşılık, Çin Merkezi Televizyonu'nun (CCTV) İngilizce yayınları da uydu aracılığıyla ABD ve İngiltere'deki izleyicilere aktarılıyor.

    Pekin yönetimi yabancı yayınların ülke içinde kuruluşların yayın imkanları kullanılarak aktarılmasına, 'ulusal güvenliği veya siyasi istikrarı tehdit etmeme' koşuluyla izin verilebileceğini söylüyor.

    Çin'de internet kullanımı da denetim altında tutulmasına rağmen hızla yayılıyor. Çin'de 2003 yılı ortası itibariyle 68 milyon internet kullancısı olduğu, bu sayının özellikle kentsel alanlarda yoğunlaştığı düşünülüyor.

    Pekin yönetimi, yasaklı Falun Gong ruhani hareketine, insan hakları savunucusu gruplara ya da dış haber kaynaklarına ait olan sitelere erişimi de sık sık engelliyor.

    Genel Ekonomik Durum [değiştir]

    2001 yılının Aralık ayında, Çin Halk Cumhuriyeti'nin Dünya Ticaret Örgütü'yle 15 yıldır sürdürdüğü üyelik müzakereleri tamamlanmış ve hükümet, başta ticaret rejimi olmak üzere ekonomide çeşitli yapısal değişikliklere gideceği ve uluslararası ticaret kurallarına uyumlu hareket edeceğinin sözünü vermiştir. Hemen ertesinde yıllardır sinyalleri verilen yüksek büyüme hızı gelmiş, ticaret hacimlerinde rekorlar kırılmış, uluslararası doğrudan yatırımların en cazip çekim merkezi ÇHC olmuştur.

    Satın alma paritesine göre hesaplandığında dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan ÇHC'nin normal şartlar altında 20 sene içerisinde bu sıralamada birinci sıraya yükselmesi öngörülmektedir.

    Dış Ticaret [değiştir]

    Başlıca İhracat Yaptığı Ülkeler: ABD (%21.1), Hong Kong (%17.4), Japonya (%13.6), Güney Kore (% 4.6), Almanya (% 4), Hollanda (%2.7), Singapur (%2.2)

    at]] Yaptığı Ülkeler: Japonya (%18), Tayvan (%11.9), Güney Kore (%10.4), ABD (%8.2), Almanya (%5.9), Hong Kong (%3.9), Rusya Federasyonu (%3.3), Malezya (%2.5)

    Başlıca İhraç Ürünleri: Rafine edilmiş petrol ürünleri, yağlama maddeleri, kimyasal ürünler, alkollü içecekler ve alkolsüz içecekler, bitkisel yağlar ve hayvansal yağlar, elektrikli makineler ve ulaşım ekipmanları, büro malzemeleri, canlı hayvanlar, su ürünleri, pirinç, çay, konserve meyve-sebze, ham ipek, kömür, pamuk ipliği, hazır giyim eşyası, ayakkabı, spor eşyası, hafif sanayi mamulleri, demir-çelik ürünleri, oyuncaklar, elektronik eşya, telekomünikasyon ekipmanları.

    Başlıca İthal Ürünleri: Muhtelif gıda ürünleri, elektrikli makineler ve motorlu taşıtlar, ham petrol, yağlama maddeleri, bitkisel ve hayvansal yağlar, doğal kauçuk, kereste, kağıt hamuru, pamuk, demir cevheri, gübre, plastik ürünler, çelik mamulleri, elektronik devreler, kimyasallar.

    Dünya Bankası verilerine göre Çin Halk Cumhuriyeti'nin milli geliri 2004 yılında bir önceki yıla göre 200 milyar ABD doları artarak 1.649 milyar dolara çıkmıştır. Buna göre 1,3 milyarlık nüfusa sahip ülkede kişi başına düşen gelir 1374 dolardır. Din [değiştir]

    Ülkenin resmi bir dini yoktur ; ancak Çin ile birlikte anılan Budizm, Taoizm, İslam gibi inançlar ülke nüfusunun yaklaşık %4-6'sını oluşturduğundan nüfusun geriye kalan çoğunluğu ateist olarak nitelendirilebilir.
     
  20. Anonymous

    Anonymous Guest

    Hun devleti:

    Hunlar, Orta Asya'da ve Avrupa'da devlet kuran bir (Türk) boydur. Osmanlı hanedanı dışında Türklerin başında hüküm süren en uzun ömürlü ve en önemli hanedan Hunlardır. Hunlar, dört önemli topluluk olarak ele alınabilir.

    Orta Asya Hunları, ilk büyük Hun hakanlığıdır (M.Ö. 220 - M.S. 216). ilk büyük hükümdarları Teoman Yabgu'dur. Oğlu Mete Han (Oğuz Han da denir), M.Ö. 209'da Teoman'ın yerine tahta geçip, Hunlar'a 35 yıl hükümdarlık etmiştir. Bütün Türk, Moğol, Tonguz, Altay Türklerini buyruğu altında topladı. Devletinin sınırları Büyük Okyanus'tan Hazar Denizi'ne, Tibet ve Keşmir'den Kuzey Sibirya'ya uzanıyordu.

    Volga Hunları, M.S. 48'de devlet ikiye bölündü, sonra da göçler sonucu dağıldı. Çeşitli Türk boylarının birbiri üzerine yaptığı baskılarla zayıflayan önemli Hun boyları batıya göç etmeğe başladılar. Bunların bir bölüğü Volga ile Ural ırmakları arasında bir devlet kurdu (M.S. 374). Hakanları Balamir Han'dı. Avrupa Hun Devleti, M.S. 425'te kuruldu. 454'e kadar yaşayan bu devletin en büyük hükümdarı Attilâ idi. 9 yıl süren saltanatı sırasında 4 milyon km2'lik bir toprak üzerinde dünyanın en büyük imparatorluğunu meydana getirdi.

    Hindistan Hunları (Akhunlar), ise Moğollarla karışarak güneye inen ve orada VII. imparatorluk hanedanını kuran Hunlardır. 3,5 milyon km²'lik bir bölgede 71 yıl Hindistan'a egemen olduktan sonra dağıldılar.
    Attila ve Azizler [değiştir]

    Attila iktidarından ve Hun gücünden korkan dönemin Hıristiyan toplumunda Attilâ konusunda çeşitli söylenceler yayılmıştır: bunlardan biri, Attilâ'nın atının bastığı yerde ot bitmediği yönündeki inançtır. Attilâ'nın Avrupa'ya saldığı korku yüzünden, kilise ona direnme cesaretini gösterenleri azizliğe yükseltti: Paris'i kurtaran Azize Geneviève; Romalıları yardıma çağıran Orléans piskoposu Aziz Aignan, Roma'ya ilişmemesi için Attilâ ile pazarlığa girişen Papa Leo I bunlar arasındadır.

    Hun uygarlığı [değiştir]

    Ordu örgütlemeyi, savaşmayı, at yetiştirmeyi çok iyi bilen Hunlar, büyük bir uygarlığa sahipti. Tahta evlerde oturur, deriyi işler, dokuma yapar, şiir ve edebiyatla uğraşırlardı. Avrupa'ya Asya uygarlığının önemli öğelerini ve özelliklerini onlar götürdüler.

    Türkiye'deki Hunlar [değiştir]

    FARUK SÜMER'e göre Türkiye'de hunların torunları olan honamlı yörükleri bulunmaktadır.Bunlar Aksaray,Konya-Ereğli,Karaman-Ayrancı ve çevresinde yaşamaktadırlar.Bu aşiretin isminin eski türkçe uzmanlarınca hunlu anlamına geldiği söylenmektedir ve bu aşiretin çinin kuzeyindeki bi yerleşim yerinden geldiği ileri sürülmektedir.

    IV. yüzyılın sonlarına doğru Balamir'in önderliğinde batıya doğru yürüyen Hunların bir bölümü ilk defa Doğu Anadolu'ya girdiler.Balamir'in ölümünden sonra oğlu ya da torunu olduğu sanılan Uldız döneminde ise Karpat dağlarını aşıp Macaristan'a girerek burada Avrupa Hun Devleti'ni kurdular. Avrupa Hun Devleti'nin dış politikası Uldız döneminde belirlenmiştir.Bu politikaya göre Bizans baskı altında tutulacak ve Germen kavimlerine karşı Batı Roma İmparatorluğu ile iş birliği yapılacaktır.


    Uldız ve Rua dönemleri [değiştir]

    * Uldız, Bizans'ı baskı altına almak amacıyla Trakya üzerine yürüdü. Barış isteyen Trakya valisine "Güneşin battığı yere kadar her yeri zaptedebilirim" diyerek Doğu Roma(Bizans)'ya meydan okudu. Türklerin gücünden çekinen Bizans, anlaşma yaparak Hunların üstünlüğünü kabul etti.
    * Bu dönemde Hunlar, Orta Avrupa'dan Hazar'ın doğusuna kadar uzanan geniş topraklara sahip olmuşlardı.Devletin doğu bölgesini Karaton'un yönettiği biliniyorsa da bu hükümdar hakkında fazla bilgi yoktur.

    * 412-422 yılları arasında Avrupa Hun Devleti ile ilgili fazla bir bilgiye rastlanmamaktadır. Hükümdar soyundan gelen Rua 422 yılında tahtı ele geçirerek, ülkeyi kardeşleri Muncuk, Oktar ve Aybars ile birlikte yönetti. Muncuk'un erken ölümü üzerine Aybars ülkenin doğu kanadının yönetimine, Oktar ise batı kanadının yönetimine getirildi.
    * Rua, Uldız'ın belirlediği Hun dış politikasını uygulamaya devam etti. Casusluk faaliyetlerini ileri sürerek Bizans üzerine bir sefer düzenledi(422). Bu sefer sonucunda Bizans ağır bir vergiye bağlandı.
    * Batı Roma'daki taht karışıklıklarından yararlanmak isteyen Bizans, İtalya'ya kuvvet gönderdi.Bunun üzerine Rua, altmış bin kişilik bir orduyu Batı Roma'nın yardımına göndererek Bizans İmparatoru Theodosius(Teodosyus)'u savaşmadan geri çekilmek zorunda bıraktı.
    * Bizans üzerine yapacağı yeni bir sefere hazırlanırken 434 yılında öldü. Yerine kardeşi Muncuk'un oğlu Attila geçti.

    Atilla Dönemi [değiştir]

    * Attila, amcası Rua'nın yanında yetişti ve onunla birlikte çeşitli seferlere katılarak devlet yönetimini ve ordu komutanlığını çok iyi öğrendi. Onun zamanında Avrupa Hun Devleti en parlak dönemini yaşadı.
    * Tahta çıkınca, ülkeyi kardeşi Bleda ile birlikte yönetti.
    * 434 yılında Margos Antlaşması imzalandı.

    Bu anlaşmaya göre;

    * Bizans, Hunlara ödemekte olduğu vergiyi iki katına çıkaracak,
    * Bizans, Hunlara bağlı kavimlerle antlaşma yapmayacak,
    * Ticari ilişkiler sınır kasabalarında devam edecek,
    * Bizans, elindeki Hun esirleri iade edecekti.


    Atilla'nın Seferleri [değiştir]
    Birinci Balkan Seferi (441-442) [değiştir]

    Bizans'ın Margos Antlaşması'nın hükümlerine uymaması üzerine Attila, Bizans üzerine sefere çıktı. Doğu Trakya'ya kadar ilerleyen Hun ordusundan çekinen Bizans, barış istemek zorunda kaldı.Bu Antlaşma ile Attila Bizans'ın ödediği vergiyi artırdığı gibi bazı sınır kalelerini de ele geçirdi.Bu seferden sonra Avrupa Hunlarına Balkanların yolunu açılmış oldu.
    İkinci Balkan Seferi (457) [değiştir]

    I.Balkan Seferi'nden sonra Bizans imzaladığı antlaşma şartlarında öngörülen vergiyi ödemediği için Attila yeniden sefere çıktı. İki kola ayrılan Hun ordusunun bir kolu Yunanistan'a giriğ Teselya'ya kadar ilerledi. Diğer kolu ise Sofya, Filibe ve Lüleburgaz şehirlerini alarak Büyükçekmece yakınlarına kadar ulaştı. Bizans Imparatoru barış istemek zorunda kaldı.

    Yapılan Anotolyos Antlaşması'na göre;

    * Bizans ödediği vergiyi üç katına çıkaracak,
    * Savaş tazminatı ödenecek
    * Tuna'nın güneyindeki yerler askerler arındırılacaktı.

    Batı Roma (Galya ) Seferi (451) [değiştir]

    Roma İmparatoru'nun kızıyla evlenen Atilla , çeyiz olarak Imparatorluk topraklarının yarısını isteyince , bunu kabul etmeyen Batı Roma'nın üzerine yürüdü. Katalon Ovası'nda Attila, 100 bini türk geri kalanıda germen ve islav kavimlerinden oluşan 200 bin kişilik bir ordu ile iken roma ordusu da aynı bölgeye 200 bin kişilik ordu ile gelmişti. Hun düşmanı olan barbarların hepsi Aetiüs ordusunun safında idiler. 20 haziran 451 günü dünyanın iki yarısı biribiri üzerine yüklendio güne kadar görülmüş en kanlı savaş oldu savaş 24 saat sürdü iki tarafta cok büyük hasar gördü büyük kayıplar verdifakat savaş günü akşamı roma ordusu dağıldı. Romayı desdekleyen Batı Got ordusu da kralları savaşta ölünce çekilmek zorunda kalmıştır.Atilla çekilmekte olan Aetiüs'ü takip etmedi ordusunu dinlendirdi. Zaten amaçına ulaşmış Roma'nın asker deposu sayılan Galya'yı işgal etmişti. bundan sonraki ilk ciddi saldırıda bütün romayı tam olarak çökertecegi kesindi. Aradan geçen 20 günde Attila ordusunu kendi başkentinin bulundugu bölgeye getirdi. Savaş sonrasında dünya onun yenilmezligini bir kere daha anlamış ve kabul etmişti.Bu savaştan 1 yıl sonra Attila Dagıttıgı Roma İmparatorlugu'nun tam***** idaresi altına almak icin harekete gectigi zaman, ona karşı koyacak güçleri kalmamıştı. 452 yılında Attila Po ovasına geldi ve Romadan yola cıkan Papa Leo Türk Başbugu huzuruna cıktı ve Attila'dan Roma'yı esirgemesini istedi bütün şartları kabul ettiklerini zaten Attila'nın Roma'ya hakim oldugunu söyledi. sadece Hristiyanlık merkezinin yıkılmaması temennisini iletti ve Attila Roma'ya saldırmadan vergilerini dahada katlı almış oldu ve hakimligini tanıtmış olmuştu.
    İtalya Seferi ( 457 ) [değiştir]

    Attila, 452 yılında yüz bin kişilik ordusuyla Alpler üzerinden İtalya'ya girdi. Papa I. Leo başkanlığında bir heyet Roma'nın bağışlanmasını istedi. Papa'nın ricasını kabul eden Attila geri döndü.
    Hun askerleri
    Hun askerleri
    Hun Hükümdarları [değiştir]

    * Balamir (375 - 395)
    * Karaton(395 - 415)
    * Muncuk (415 - 425)
    * Oktar (425 - 430)
    * Rua (430 - 434)
    * Attila (434 - 453)
    * İlek (453 - 454)
    * İrnek (454 - 454)

    Egemenlik Alanları [değiştir]

    Güney Rusya, Romanya, Yugoslavya'nın kuzey bölgesi, Macaristan, Avusturya, Çekoslovakya, Güney ve Orta Almanya (Doğu Fransa'dan Ural Dağlarına; Kuzey Macaristan'dan Bizans kapılarına kadar olan saha). Yüzölçümü: yaklaşık 4.000.000 km 2.
    Avrupa Hunlarının Türk ve Dünya tarihine katkıları [değiştir]

    * Avrupa'da hakimiyet kuran ve Avrupa merkezli ilk Türk devleti olmuştur.
    * Kavimler Göçü'nün başlamasında etkili olmuştur.
    * Batı Roma İmparatorluğunun yıkılmasına neden olmuştur.

    Avrupa Hunlarının parçalanmasının nedenleri [değiştir]

    * Ele geçirdikleri topraklarda gittikçe nüfus olarak azınlıkta kalmaları.
    * Sürekli Türk göçleriyle beslenememeleri.
    * Düzenli ve sağlam bir devlet teşkilatı kuramamaları.
    * Yerleşik kültür ile mücadele edilmesi.
    * Yerleşik kültürün olumsuz etkileri.