1. Reklam


    1. joysro
      ledas
      jungler
      keasro
      zeus
      karantina

Pastoral Şiir


  1. Spare_

    Spare_ Bilgiliyim rank8

    Kayıt:
    24 Kasım 2008
    Mesajlar:
    2.811
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    Programmer , Desanatör.
    Şehir:
    ^^ T.C / İST ^^
    Pastoral Şiir: Kır ve doğa sevgisini, güzelliklerini, çoban yaşayışını tanıtıp sevdirmek gayesini taşıyan şiirlere verilen addır.

    Bu şiir türü iki başlıkte incelenebilir:

    * İdil: Yazarın doğa karşısında duygu yüklü olduğunu anlatmasına verilen addır.
    * Eglog: Yazarın duygularını bir çobanla karşılıklı konuşuyormuş gibi anlatmasına Eglog adı verilir.

    Türk Edebiyatında idil tarzında pastoral şiirler varsa da eglog tarzında pastoral şiir yoktur. Bu türü Tevfik Fikret denemiş fakat çok fazla başarılı olamamıştır. Behçet Necatigil, Recaizade Mahmut Ekrem, Yahya Kemal, Cahit Külebi başarılı pastoral şairleri arasında yer alarak bu türün en güzel örneklerini vermişlerdir.

    Pastoral Şiir Örnekleri:

    BİNGÖL ÇOBANLARI
    Daha deniz görmemiş bir çoban çocuğuyum.
    Bu dağların eskiden aşinasıdır soyum.
    Bekçileri gibiyiz ebenced buraların,
    Bu tenha derelerin, bu vahşi kayaların
    Görmediği gün aynı pınardan doldurup testimizi
    Kırlara açılırız çıngıraklarımızla.
    Okuma yok,yazma yok, bilmeyiz eski yeni,
    Kuzular bize söyler yılların geçtiğini,
    Arzu, başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek;
    Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek,
    Dolaştırıp dururuz aynı daüssılayı.
    Anam bir yaz gecesi doğurmuş beni burda,
    Bu çamlıkta söylemiş son sözlerini babam;
    Şu karşıki bayırda verdim kuzuyu kurda,
    “Suma”mın başka köye gelin gittiği akşam,
    Gün biter, sürü yatar ve sararsan bir ayla,
    Çoban hicranlarını basar bağrına yayla.
    Kuru bir yaprak gibi kalbini eline al,
    Diye hıçkırır kaval:
    Bir çoban parçasısın, olmasan bile koyun,
    Daima eğeceksin başkalarına boyun;
    Hülyana karışmasın ne şehir, ne de çarşı,
    Yamaçlarda her akşam batan güneşe karşı
    Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an,
    Mademki kara bahtın adını koydu çoban!
    Nasıl yaşadığından, ne içip yediğinden,
    Çıngırak seslerinin dağlara dediğinden
    Anlattı uzun uzun.
    Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun
    Nadir duyabildiği taze bir heyecanla,
    Karıştım o gün bugün bu zavallı çobanla
    Bingöl yaylalarının mavi dumanlarına,
    Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına.

    ****************************

    Yanık bir kaval sesi geliyordu uzaktan
    Derdi dağlardan aşkın ak abalı bir çobandan
    Önünde sürüleri ardında sürüleri
    İniyordu yemyeşil, dumanlı bir yamaçtan

    ********

    Gümüş bir dumanla kapandı her yer
    Yer ve gök bu akşam yayla dumanı
    Sürüler , çeşmeler , sarı çiçekler
    Beyaz kar, yeşil çam, yayla dumanı