1. Reklam


    1. joysro
      ledas
      jungler
      keasro
      zeus
      karantina

Ölme Ne Olursun. . .


  1. SymbioN

    SymbioN Öğretiyorum rank8

    Kayıt:
    8 Mart 2007
    Mesajlar:
    705
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    Öğrenci
    Arkadaşımın linki vermesiyle okudum.Gerçekten okunması gereken bir hikaye.Gerçek olduğu söyleniyor.Hatta kanıtlanmış diyorlar.Ama araştırmaya fırsatım olmadı.Hikaye gerçekten çok kötü. . . İnsanın ağlayası geliyor.İsteyen okusun.Buyrun;

    Ps: Milliyet'in 17 Ağustos'ta yayınlamış olduğu gazetenin en son sayfasında yer alıyormuş edindiğim bilgilere göre



    Karla kapli kaldirimda kayip düsmemek için agir agir yürürken birkaç gündür diline doladigi Manga&Göksel Dursun Zaman isimli sarkiyi mirildaniyordu.. "Her sabah dogan günes bir sabah dogmaz oldu, elleri ellerimden kayip giden yildiz oldu.." ve tekrar basa dönüp "Her sabah dogan günes bir sabah dogmaz oldu, elleri ellerimden kayip giden yildiz oldu.." ve tekrar basa, tekrar basa.. Metro'dan evine kadar olan o mesafede hep ayni bölümü tekrarladi.. Gözyaslari öyle güçlü bir sekilde dis dünyaya açil ma gayreti içerisinde olsalar da odasina kadar sabredebildi.. Odasinin isigini yakmadan koltuguna oturdu ve sessiz hiçkiriklarla agladi.. En son 1999 yaz mevsiminde bu kadar yogun ve güçlüydü yanagindan süzülen yaslar..Bir süre sonra odasinin sogukluguyla kendisine geldi, sigarasini yakti, bilgisayarini açti ve yazmaya basladi;

    "Yillarca hep O'nu bekledim, mutlaka gelecekti çünkü O'da beni bekliyordu.. Biliyorduk bir gün bir sekilde karsilasacaktik ve ilk karsilastigimizda bulduk diyecektik.. Bu derece emindim ve yillarca " acaba O mu? " diyerek baska ellerde, baska gözlerde, baska dudaklarda onu aradim.. Üniversite yillarimdi ve bir sonbahar gününde O geldi.. Muhtesem güzelligiyle, zekasiyla ve adina da çok yakisan göz alici isiltisiyla "Günes" bir gün geldi.. Öyle derin, öyle sevecen, öyle harikulade bir sekilde geldi ki ve öyle isik saçiyordu ki gözleri, geçmisimdeki tüm karanliklari dahi aydinlatti.. Artik sabah dogan aksam batan günese ihtiyacim yok diye düsünmeye baslamistim.. Günes'im her seye yetecekti, beni isitacak aydinlatacakti.. Birbirimizi tanimak tanitmak için hiç ugrasmadik çünkü dedigim gibi biz birbirimizi bekliyorduk, taniyorduk.. Ve her sey o kadar güzeldi ki birlikteyken, biraz ayri kalsak o muhtesem dakikalari çok özlüyorduk.. Artik yetmiyordu birkaç saatlik görüsmeler, bunu anlamistik.. Birlikte uyuyup birlikte uyanmak nedir bunu da yasamistik ama bir-iki günle yetinmemiz artik olanaksizdi.. Birlikte yaslanmaliydik, buna inanmistik.. Günes ve ben.. "Birde oglumuz olsun adini Kurtulus koyalim" teklifimi öyle tebessümle karsilamis ve o kadar tatli boynuma sarilmisti ki o an su birkaç yil hemen bitsinde mezun olup sonsuzluga imza atalim istedim.."

    * * *
    "1999 bahari her seyi ile muhtesem bir sekilde Günes ile birlikte geçti gitti ve sicakligi ile bunaltan yaz mevsimi geldi.. O zamanlari daha çok Besiktas ve Ortaköy'deki sahildeki çay bahçelerinde degerlendirdik. Ve asla vazgeçemedigimiz hafta sonu ada turlarimiz, fayton..
    Iyi hatirliyorum çok sicak bir Pazartesi aksamiydi, Besiktas sahilde küçücük taburelerin oldugu salas çay bahçesinde (Su siralar Barbaros Hayrettin Pasa iskelesi olarak adi geçen iskelenin yani) çaylarimizi yudumlarken bir anda Günes'e bir seyler olmustu. Rengi solmus, durgunlasmis, isiltisi yok olmustu..

    -Neyin var Günes? Bir anda durgunlastin seni hiç böyle görmemistim?

    -Içime bir sikinti saplandi, ilk defa bu denli bir sey oluyor bu yüzden tarif edemiyorum nedenini çözemiyorum..

    -Kalkalim mi? Yürüyelim ister misin?

    -Hayir, sen burayi çok seviyorsun.. Kalalim ve sadece beni sevdigini söyle..

    -Sen normal degilsin Günes, öyle ise bende normal olmayacagim..

    Ayaga kalktim ve her zaman tamami dolu olan çay bahçesindeki ve çevresindeki insanlara aldirmadan bagirabildigim kadar bagirdim "SENI SEVIYORUM..!" Sok olmustu. Ellerinden tutup ayaga kaldirdim ve simsiki sarildik. Gülenler de oldu alkislayanlar da.. Hiç aldirmadan sarildik ve sonra yüzüne baktigimda paril paril parliyordu Günesim, kendine gelmisti.. Sonra çay bahçesinden ayrildik, yolu uzundu, Besiktas'tan Avcilar'a gidecekti bu yüzden geç olmadan onu evine ugurladim.. Ben de evime gitmek için otobüste bir cam kenarina oturdum, camda onun o hali beliriyor içim ürperiyordu.. Ne olmustu acaba? düsüncesi içinde evime ulastim. Odamda masamin üzerine O'nun yerlestirdigi ve ikimizin yan yana oldugu resim vardi. Alip uzun uzun O'na baktim.. O'nun o muhtesem tatliligina daldim ve bir süre sonra telefonum çaldi;

    -Ben evime geldim özledigim.
    -Iyisin di mi?

    -Nasil iyi olmam ki çay bahçesinde yaptigindan sonra. Eve gelene kadar düsündüm ve karar verdim. Sen delisin ve ben bir deliyi seviyorum..

    -Deliyim evet aksini hiç iddia etmedim ki.

    Sonra birkaç hos söz ve gülüsmeler esliginde telefon görüsmemizi bitirdik. Içim rahatlamisti ve neseli sekilde salona geçtim. Neseli halim televizyona konsantre olmus ev arkadasimin da gözünden kaçmamis olacak ki sordu;

    -Hayirdir yüzünde güller açmis..
    -Güller günesi severler bilirsin.
    -Ha o mesele, bu arada benim yarin dogum günüm bilesin.
    -Nasil yarin?
    -Eee 17 Agustos iste..
    -Tamam yapacaklarin belli. Pasta, kola, mum falan al, aksam sen mumlari üflerken resmini çekerim, sonra dogum günün kutlu olsun derim. Nasil ama?

    Salonda bu neseli sohbet ile saat baya ilerlemisti. Odama gidip yatagima uzandigimda saat 00:30 civariydi.Karisik düsünceler içerisinde uykuya daldim. Derken gecenin sessizligini yirtan telefonumun sesi ile ansizin uyandim, arayan O idi;

    -Bilirsin sana kiyamam, bu saatte asla aramam uyandirmam seni ama sesini duymak istedim.

    -Günes, bak bana dogruyu söyle neyin var?

    -Yemin ederim bilmiyorum, tek bildigim uyuyamadigim.Ve bir de sesini duymak zorundaydim.
    -Nasil zorundaydim? Nedir bu? Ne olur söyle? Neyin var Günes?
    -Bilmiyorum, bilmiyorum, bilmiyorum�
    -Bak aklindan tüm kötü düsünceleri at ve uykuya dal, yarin bu konuyu mutlaka konusacagiz..

    -Tamam hayatim, seni seviyorum, iyi uykular.
    -Bende seni seviyorum Günesim.. iyi uykular.

    Aklim iyice karismisti, yarin ne oldugunu mutlaka ögrenmeliydim. 15-20 dakika tavana bakarak düsüncelere daldim.. Derken ondan bir mesaj geldi.. "Beni hiç birakmayacaksin di mi? Hiç bir sey bizi ayirmayacak di mi?" "O nasil söz Günes'im, sen bir sabah dogmasan zifiri karanlikta ben yasayabilir miyim saniyorsun? Seninleyim ve bizi ancak ölüm ayirabilir, baska bir neden asla olamaz.."

    Mesaji gönderdigimde O'nun artik rahatça uyuyabilecegini düsünürken o da neydi??? Ã�ok derinden çok garip bir gürültü. Nedir bu?? Yataktan kalkamiyorum.. Nedir bu Allahim!! Neler oluyor? Günes.. Günes..

    Deprem..!?!?!?! Nasıl bir şeydir bu, kendimi sokağa atmalıydım.. Yatağımın yanındaki telefonu iradem dışında alarak kapıya doğru yöneldim.. Yürüyemiyordum, her yer sallanıyor durmuyordu.. Apartman boşluğuna ulaştığımda herkeste bir panik, ev arkadaşımın gözlerindeki dehşet, bağrışmalar, çocukların ağlamaları.. Merdivenlerde korku dolu gözler, anında kesilen elektrik, her yer kapkaranlık.. Uzun süren sarsıntı yeni durmuştu ve caddeye fırladığımda herkes oradaydı.. Ailem?? Güneş..?? Güneş’i aramalıydım, ailem uzaktaydı, orada hissetmemişlerdir bile diye düşünerek Güneşi aramalıyım dedim.. Güneş.. Güneş.. Aç telefonu!! Lanet olsun! Güneş aç telefonu! Sonra lanet olası şebeke problemleri.. Güneşe ulaşmalıydım, komşumuz Kemal Abi, arabasını istediğimde o korku-panik halinde hiç düşünmeden “Al ama anahtar yukarıda kaldı” dedi.. İçimdeki o korku öylesine yok olmuştu ki, direk herkesin uzak durduğu apartman boşluğundan Kemal Abinin dairesine ulaştım.. Aşağıya fırladığımda herkesin yüzünde o kapkara korkuyu yeniden gördüm.. Arabaya bindim ve gidebileceğim en kestirme yollardan Avcılar’a doğru yola çıktım.. Ne kadar sürdü bilmiyorum sonunda Güneş’in oturduğu evin sokağına ulaştım. Sokağın başında bir panik.. Arabadan indim ve kalabalığı yararak o sokağa girdim. Sokağın diğer ucuna yakın, açık mavi mozaiklerle kaplı bir binaydı.. Koştum.. Olamazdı, bina yoktu, vardı ama yoktu..Yedi katlı bu bina yıkılmış beton enkazına dönmüştü.. Çıldırmak üzereydim.. Güneş diye haykırıyordum.. Hiçbir yerden O’nun sesi gelmiyordu.. Etraftaki insanların içinde onu aradım.. Yoktu, hayır o enkazın altında olamazdı.. Güneşim orada olamazdı..! Panik içinde bağırmaya devam ettim. Enkaz üzerine doğru çıkarak elime geçen tüm taş parçalarını, kiremitleri sokağa doğru fırlatıyordum.. Bir polis memuru yanıma yaklaşarak “Sabaha doğru kurtarma ekipleri gelecek, onlar gelene dek enkazın üzerinde yapacağınız bilinçsiz hareketler enkaz altında yaşama şansı olanların bu şanslarını azaltabilir..” diyerek koluma girdi ve beni enkazdan 10 metre uzakta bir kaldırım üzerine oturttu.. Hayır Güneş’e bir şey olmuş olamazdı.. Yaşayacaktı, o muhteşem güzelliği ile karşıma oturup gülümseyecekti bana..


    * * *

    Sabah kurtarma ekipleri geldi, Güneş’i kurtaracaklardı.. Gücümün sonuna dek kurtarma ekiplerine yardım ettim ama olmuyordu.. Yedi katlı binanın ikinci katında yaşıyordu Güneş ve bina olduğu yere çökmüştü.. Kurtarma ekibi olağanca hızıyla çalışıyordu. Saatler ilerledikçe herkes umudunu yavaş yavaş yitiriyordu. Ben ise O’nun beni asla bırakmayacağını biliyordum. Ellerim beton kütlelerini kaldırmaya çalışmaktan parçalanmıştı ama yorgunluk hiç hissetmiyordum.. Sesimin kısılmış olmasına rağmen tüm gücümle bağırmaya çabalıyordum.. Ve bu çabalar içerisinde çok uzun saatler geçti.. Tehlikeli saatler gelmişti ve artık herkes bu saatten sonra yaşaması mucize olacaktır şeklinde mırıldanıyordu.. Ve yaklaşık 40 saat sonra bir hareketlenme oldu enkaz çevresinde. Kurtarma ekipleri elleriyle birbirlerine işaretler yapıyorlar, ben ise ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.. Hemen enkazın üzerine gittim.. Oradaydı..! Güneşim oradaydı..! Sadece saçı ve biraz da sırtı görünüyordu ve üzerinde geçmişte benim olan ve bundan bir ay önce o istediği için ona hediye ettiğim t-shirtüm vardı. Hiç sesi çıkmıyordu, kimseye yanıt vermiyordu. O sıra birkaç makine ile onu çıkartmak için betonları kaldırdılar, beton demirlerini kestiler.. Bu iş 1-2 saat sürdü ve sonunda ekipten birkaç kişi sakince O’nu yukarı doğru çekip bir sedyeye yatırdılar. Güneşim diye haykırarak eğildim O’na doğru. Gözleri kapalıydı, hiçbir yaşam belirtisi göstermiyordu ama hala o ilk gördüğüm günkü parıltısını saçıyordu, hiçbir yara izi yoktu.. Ekipten doktor olduğunu söyleyen adam O’na doğru eğildi.. Ve kısa bir süre sonra adamın yüzü bir anda beton griliğine büründü.. Hayır kötü bir şey söylememeliydi.. Hayır Güneş’im ölmüş olamazdı..

    Adam titreyen sesi ile bir elini omzuma koyarak “O’nu kurtaramadık evladım..” dediğinde Güneş’e doğru eğilip sımsıkı sarıldım bir eli kolyesine kenetlenmiş cansız bedenine.. Sonrasını ise hatırlamıyor belki de hatırlamak istemiyordum..”


    * * *

    Geçen 6,5 senenin birikimini ilk defa yazıya döküyordu adam ve gözyaşlarının ıslattığı yanağı parlıyordu florasan ışığında.. Şarkının şu sözleri ise her şeyi ile O’nu yaşatıyordu odasının her tarafında.. “Her sabah doğan güneş bir sabah doğmaz oldu..Elleri ellerimden kayıp giden yıldız oldu..” “Giderken bıraktığın bütün renkler siyah oldu..” Ve yeniden O’nu son gordüğü anı hatırlıyordu ; Güneş’in cansız bedenine sarıldığında, Güneş’in bir eli kolyesine kenetlenmiş, diğer eli ise sımsıkı cep telefonunu sarmıştı.. Cep telefonunu Güneş’in avucundan çekip aldığında telefonun ekranındaki, Güneş’in o felaket gecesinde sevdiğine cevap olarak yazdığı ama belli ki göndermeye fırsat bulamadığı “Bizi ölüm bile ayırmasın..” cümlesine cevap verircesine “Güneş’im, bizi ancak ölüm ayırır demiştim.. Yanılmışım Güneş’im..! Yanılmışım..! Hala bendesin Güneş’im..” diye bağırarak hıçkırıklarla ağlıyordu.. 17 Ağustos 1999 Saat 03:02’deki büyük depremde doğa, bir bedeni diğer bedene işte bu şekilde taşıyordu..



    Ve son olarak metnin başında belirtilen şarkı:
    http://www.ixot.net/listen/c9bc86bc-7c32-473e-9e06-f5d67acd3073/manga---dursun-zaman.mp3.html



    Bunu okuyanlar hayatın ne kadar kısa olduğunu anlayacaklardır.Birisini sevdiğinizde beklemeyin.Söylemek size birşeyler kaybettirmez ama hayat çok şey kaybettiriyor . . . :(
     
  2. SaIideJaraRufu

    SaIideJaraRufu Öğretiyorum rank8

    Kayıt:
    16 Kasım 2007
    Mesajlar:
    697
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Eyer Gerçekten Yasanmıs Bir Olaysa Adama Cidden Üzülürüm...
    Paylasım İçin Saol...
     
  3. CaRTMaNN

    CaRTMaNN Old School olduser rank8

    Kayıt:
    19 Ocak 2008
    Mesajlar:
    1.417
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    amele
    Çok uzun ukuyamadım uykulu gözlerle özetleyin mrk ettim bak :P
     
  4. Beijo

    Beijo Bilgiliyim rank8

    Kayıt:
    24 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    1.703
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Şehir:
    s1cky.
    pehh çok güzel yahu..Allah sevenleri ayırmasın...

    ps:paylaşım için teşekkürler... :muck:
     
  5. Stephanos

    Stephanos Buralıyım rank8

    Kayıt:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    3.588
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    İstanbul
    “Her sabah doğan güneş bir sabah doğmaz oldu..Elleri ellerimden kayıp giden yıldız oldu..”
     
  6. Aresa

    Aresa Tanınıyorum rank8

    Kayıt:
    25 Kasım 2007
    Mesajlar:
    395
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    gerçekten çok güzel..