1. Reklam


    1. joysro
      ledas
      jungler
      keasro
      zeus
      karantina

KeşfeT


  1. NiNCaSu

    NiNCaSu Old School olduser rank8

    Kayıt:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.490
    Beğenilen Mesajlar:
    6
    Ödül Puanları:
    48
    Meslek:
    Keşke hep çocuk kalsak,kalplerimiz yerine dizlerim
    Şehir:
    Depresif CollaTeraL
    [​IMG]

    Umarım beğenilir ve bende rağbet görür ise uzun süreli paylaşımlarda bulunurum.Sizden tek ricam her beğendiğiniz paylaşımda teşekkürler butonuna dokunmanız.İyi forumlar arkadaşlar.

    07.03.2013 Erkek olmak zor iştir;
    ERKEK NEDİR? Bir Bayanın Kaleminden...

    'Erkekler ağlamaz.'
    'Erkekler korkmaz.'
    'Erkekler karı gibi gülmez.'
    Derken ortalık dul kadından geçilmiyor. Zira erkekler genç yaşta
    Hakk'ın rahmetine kavuşuyorlar.
    Siz hiç kapı komşusuna sabah kahvesine gidip karısinı çekiştiren erkek gördünüz mü?

    Fare görünce bağıran?
    'Bu ara sinirlerim zayıf' deyip habire ağlayan?
    Oysa onlar da kadınlarla aynı duygulara sahip olarak geliyorlar dünyaya.
    Lakin daha ilk gün ayaklarına mavi patik giydirmek suretiyle 'Ağır ol
    bakalım! ' diyoruz.


    'Ne alákası var mavi patikle? ' demeyin. Mavi soğuk ve ciddi bir renktir.
    Kime isterseniz sorun. Ve katiyen tesadüf değildir o patiklerin rengi.
    Düşünülmüş, taşınılmış, seçilmiştir.
    Ayağa giydirildiği anda kulağa şunlar fısıldanmış demektir: Sen
    erkeksin.
    Erkek olmanın gerekleri vardır. Ömrünün sonuna kadar bunları yerine getirmekle yükümlüsün.

    Ömrünün süresi ise çatlama kat sayına bağlı. İçine ata ata ne kadar
    yaşayabilirsen artık.
    Bize sorarsan pek uzun süreceği kanaatinde değiliz.
    Dikkat edeceğin husus, en dramatik hallerde bile mavi patikli olduğunu unutmamandır.

    Misal,
    Ásık oldun.
    Sakın belli etme. Bırak karşındaki yansın tutuşsun. Sen ağır ol. Molla
    desinler yeter ki aşık demesinler.

    Misal,
    Sevgilinden ayrıldın.
    Sakın ağlayıp sızlama. Yine bırak karşındaki yıkılıp sürünsün.
    Gözyaşı dediğin kadın kısmına yakışır.
    Zaten senin gözyaşı bezlerin mavi patik operasyonuyla alınmış
    bulunuyor.

    Misal,
    Eve hırsız girdi.
    Tıkırtı duydunuz ya da hırsızla burun buruna
    geldiniz.
    Kim boğuşacak adamla? Bak bakalım karının ayaklarına! Ne renk
    patikleri?

    Pembe.
    Ya hırsızınkiyle seninki? Mavi.

    Kural,
    Mavililer boğuşacak.
    Pembeliler bağıracak.
    Herkes görevini bilsin. Ta doğumhane de yapıldı bu iş bölümü.

    Misal,
    Eşinle kavga ettin.
    Ne yapacaksın? Hiç. İşine gidip hiçbir şey olmamış gibi çalışacaksın.
    'Ay İsmail çok sinirim bozuk, benimki sabah sabah anneme laf etti'
    diyemezsin.

    Karın o esnada telefonun başında, bir sigara ve bir kahve eşliğinde
    arkadaşlarına seni çekiştiriyor olabilir.
    Olsun. Onun mazereti var, patikleri pembe.

    Misal,
    Evde aniden bir böcek peydahlandı.
    Kim gidecek üstüne? Tabii ki sen.
    Zira karının gitmesi hiçbir işe yaramaz.
    Böcek renk körü mü? Maviyle pembeyi ayıramaz mı?
    Ve sorarım sana, hangi böcek pembeden korkar?
    Ama mavi... Birrrrr.

    Misal,
    Savaşa gidilecek.
    Kim gidecek? Tabii ki Mehmetçik.
    Sen hiç 'Vatan sağolsun' diye
    bağıran Ayşecik gördün mü?
    Benim bildiğim Ayşecik kameranın karşısında
    'Size baba diyebilir miyim amca? ' diyordu.

    Ve hatırladığım kadarıyla omuzunda tüfek falan da yoktu.
    Diyeceğim, Mavi patikli olmak zor zanaat.

    Özellikle de seviyorken...​

    07.03.2013 Hayat bir çocuğa nasıl anlatılmalı;
    Arkadaşımın kızı bir yaşına gelmişti,
    'Sen eğitimcisin neler öğretmem
    gerekiyor, bazen kendimi çok çaresiz hissediyorum' dedi.
    Sorusu kolaydı ama,yanıtı zordu, akıl vermesi basitti ama uygulaması karmaşıktı, anlatmayabaşladım:

    Yapabiliyorsan gözyaşlarını tutmamasını öğret,
    acı çekmeden olgunlaşamayacağını...

    Kıskanmamayı öğret ona,
    arkadaşının başarısından mutlu olmayı, birlikte
    sevinçleri paylaşmayı, içinden 'neden ben değil de o?' demeden...

    Kazanmaktan mutluluk duyup içine sindirmeyi,
    ama aynı zamanda kaybetmeyi öğrenmesini.
    Çünkü bir adım sonrasında görünüşte galip olanları
    gösterecek hayat ona nokta.

    Her şeyin bir sonu olduğunu öğret.
    Sahip olduğu bütün değerlerin bir gün
    keyif vermeyebileceğini.

    Kazanılan ve harcananın bir sonu olduğunu, gidilen
    yerlerin zamanla bıkkınlık verebileceğini, her şeyi tüketebileceğini,
    tüketemeyeceği tek şeyin bilgi olduğunu öğret.
    Kitaplardan keyif almasını,ders çalışmak istemiyorsa zorlanmamasını, ama okumayı sevmesini öğret ona.
    Elbet er ya da geç alacaksın biliyorum,
    ama mümkün olduğunca geç al ona bilgisayarı.
    Ona kendisi ile kalacağı sakin zamanlar ver, sıkılmayı öğret
    ona, sıkılıp ta kendini yönlendirmeyi bulmasını.

    Doğaya götür onu, hayvanlardan korkmaması gerektiğini öğret. Arıların bizi sokmasından çok, nasıl bal yaptığını anlat.
    Doğanın kendi içindeki gizemini bulmasına yardımcı ol,
    yağmurdan sonraki toprak kokusundan keyif almasını
    sağla. Soğuk kış gecesinde ateş yakmayı öğret,
    belki büyüdüğünde bir gece sevgilisine ateş yakar
    ve belki binlerce yıldızın altında birbirlerine
    sarılırlar, bunu öğretmemiş diğer sevgililerin aksine...

    Şartlar çok zor olsa da yalan söylememesi gerektiğini öğret ona.

    Kazandığı elli milyonun piyangodan çıkan beş yüz milyardan çok daha keyifli
    olduğunu öğret. Alın terine saygıyı öğret ona.

    Aşk acısı çekmenin hiç aşık olmamaktan daha güzel bir duygu olduğunu öğret.
    Kendi doğruları üzerinden kimsenin onu yargılamasına izin vermemesi
    gerektiğini öğret, başkalarını da kendi doğruları üzerinden yargılamamayı...
    Bunun başkalarını dinlememek olduğunu değil, söylenenleri kendi eleğinden
    geçirmesi gerektiğini öğret. Kendi fikirlerine inanmanın güzelliklerini
    anlat.


    Hayatı sorgulamayı öğret ona... Bilginin en büyük güç olduğunu öğret.
    Yapabilirse bunu en büyük fiyata satmasını, ama kalbini ve ruhunu kendisine
    saklaması gerektiğini öğret.


    Haklı olduğu konuda sonuna kadar diretmemesini öğret ve haklıyken dik
    durmasını.

    Günün birinde yaptıkları değil yapmadıkları için pişmanlık duyabileceğini
    öğret.

    Basit yaşaması gerektiğini öğret ona, çay içmekten keyif almayı...

    'İstemiyorum', 'hayır' demeyi öğret ona, istediğinde ise 'istiyorum' demeyi,

    Sevdiğinde ise 'seni seviyorum' diyebilmeyi öğret ona.

    Bir kot pantolon ve tişörtle üniversiteyi bitirmeyi öğret ona. Temiz
    kokmasını...

    Sorgusuz sevmeyi...

    El yazısı ile notlar yazmayı...

    Lafı dolandırmamayı...

    Sevdiklerinin hiçbir zaman çantada keklik olmadığını,
    dostluğa yatırım
    yapması gerektiğini, kıymetini bilmeyenlerden
    uzaklaşmasını
    öğret ona.

    Müziği sevmesini, sporla barışık yaşamasını,

    İşlerin hiçbir zaman bitmediğini söyle ona,
    en yoğun zamanda bile kendine
    vakit ayırması gerektiğini öğret...

    Ama en çok da kendini sevmesini öğret...
    Kendini sevmezse kimsenin onusevmeyeceğini...
    Kendine çiçek almazsa kimseden çiçek beklememesi
    gerektiğini... Kendine özenli yemekler
    yapıp sofralar kurmazsa kimsenin onun
    için yemek hazırlamayacağını...


    Hayatta her şeyden çok kendisinin önemli olduğunu öğret ona...​

    07.03.2013 Hoşgörü;
    Bir üniversitenin kütüphanesinde oğlan kızın masasına
    yaklaşarak yavaşça sorar: "Yanınıza oturabilir miyim?"

    Kız, yüksek sesle yanıt verir:
    "GECEMİ SİZİNLE BERBAT ETMEK İSTEMEM!.."

    Kızın sözlerini herkes duymuş, başlarını kaldırmış,
    dik dik ayaktaki oğlana bakmaktadırlar...
    Oğlan çok utanır ve hiçbir şey diyemeden,
    şaşkın şaşkın kendi masasına geri döner...

    Birkaç dakika sonra kız yerinden sessizce kalkar,
    oğlanın masasına yaklaşır ve ona yavaşça şöyle der:

    "Ben psikoloji öğrencisiyim; demin,şaşıran bir erkeğin nasıl
    tepki vereceğini öğrenmek istemiştim;
    bu arada sizi de herkesin önünde biraz
    utandırdım sanırım, özür dilerim!"

    Bu kez oğlan onu yüksek sesle yanıtlar:
    "BİR GECELİĞİNE 200 DOLAR MI?.. ÇOK PARA!.."

    Oğlanın dediklerini de yine herkes duymuştur
    ve bu kez ayaktaki kıza dik dik bakmaktadırlar ki,
    oğlan şoka girmek üzere olan kızın kulağına yaklaşıp şöyle fısıldar:

    "Ben de hukuk öğrencisiyim:
    çevreye birini suçluymuş gibi nasıl gösterebilirim
    öğrenmek istemiştim, özür dilerim!​
    "

    07.03.2013 1 erkek 1 kadın;
    YAŞINA GÖRE ERKEK



    *20 yaşında erkek FİAT gibidir. Küçük ama hızlı.
    *20-30 yaş arasında PORSHE gibidir. Hızlı ve konforlu.
    *30-40 arası erkek VOLVO gibidir. Biraz sıkıcı ama teknik olarak mükemmel.
    *40-50 arası erkek OPEL gibidir. Yapabileceğinden fazlasını vaat eder.
    *50-60 arasında ise eski bir FORD gibidir. Harekete geçirmek için karbüratöre biraz alkol koymak gerekir.


    YAŞINA GÖRE KADIN


    *15-25 arasında kadın AFRİKA gibidir.
    Yarı keşfedilmiş yarı bakir.
    *25-35 arasında AMERİKA gibidir.
    Tamamı keşfedilmiş ve bilimsel olarak mükemmel.
    *35-45 yaşları arasında HİNDİSTAN ve JAPONYA gibidir.
    Çok ateşli bilge ve güzel.
    *45-55 arasında FRANSA gibidir.
    Savaştan hasarlı çıkmış ama hala çekici.
    *55-60 arasında kadın ALMANYA gibidir.
    Savaşı kaybetmiştir ama umutları vardır.
    *60-70 arasında kadın RUSYA gibidir.
    Geniş sakin ama kimsenin gitmediği.
    *70’inden sonra kadın TÜRKİYE gibidir.
    Şanlı bir geçmiş ama gelecek yok.​

    07.03.2013 Kulağımız çınladığında;
    KULAĞIMIZ ÇINLADIĞINDA ;
    HEP 'BİRİ BENİ ANDI' DERİZ YA ,

    OKUYUN LÜTFEN ,

    Resulullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
    “Birinizin kulağı çınladığında beni ansın ve bana salavat getirsin
    ve ‘zekerallahü men zekerani bi-hayrin’ desin”
    Resulullah, “Muhammedün Resulullah sallallahü aleyhi ve selem” ve bunun benzeri salava-ı şerife okumak ile zikredilir, anılır.

    Mü’minin kulağı çınladığı esnada Resulullah (s.a.v.) onu
    Cenab’ı Hak katında anmış, ona dua etmiştir.
    Mü’minin ruhu bunu duyduğu zaman kulağı çınlar.
    Bunun için salavat’ı şerife okuması tavsiye buyurulmuştur.

    Nitekim ayak uyuşup karıncalandığında da
    salavat getirmek tavsiye edilmiştir.
    paylaşarak dostlarınızın öğrenmesine de vesile olun.

    kaynakbk. İbnu’l-Cevzî, el-Mevzuat, 3/76)​

    07.03.2013 Aşkın değeri mutlaka oku;
    "Trenin camına başımı yaslamışım, etrafı izliyorum.
    İnsanlara bakıyorum, önümdeki koltukta yaşlı bir çift var.
    Yaşları ben diyeyim 60 siz deyin 70. Kırış kırış olmuş yüzleri. Özellikle teyzenin..Birbirlerine sarılarak uyuyorlar. Her şeyi birlikte yapıyorlar. Yolumuz uzun. Yanlarında erzak getirmişler, bana da veriyorlar Torunlarının yanına gidiyorlarmış.

    Teyze kondüktöre tren ne zaman duracak diye sorup duruyor. Hayrola diyorum bir isteğin mi var diyorum ama yok yok bu gider diyor, kocasını gösteriyor.Anadolu'nun kuş uçmaz kervan geçmez bir istasyonunda Sivas Divriği taraflarında duruyoruz.

    Israrlarıma rağmen ne alınacağını söylemiyor, ben almaya giderim diyor amca. Gidiyor gitmesine ama trenden iner inmez, büfeye doğru giderken hareket ediyoruz. O an bir çığlık kopuyor trenden, teyzede bir panik başlıyor.

    Nasıl bağırıyor ama anlatamam.Herkes teyzenin başına üşüşüyor. Camdan amcaya bakıyorum o da ellerini başının arasına almış, adam çaresiz, şaşkın, resmen çöküyor. Ben kondüktöre sesleniyorum. Teyze hüngür hüngür ağlıyor. Kondüktör telsizle makiniste söylüyordurumu, terni durduruyor. Yaşlı amca elinde koca bir şişe su ile geliyor.

    O an teyzeyi görünce nasıl ağlıyor koca adam, kollarıyla gözlerini siliyor, teyze bir yandan amca bir yandan ağlıyor. Sarılıyor birbirlerine. Amca "Seni gaybetçem diye çok gorktum be diyerek sarılıyor teyzeye. Teyze de ahan da gitti dedim gedince, ben mahfoldum dedim diyerek sarılıyor. Gorktuk gorktuk diyor amca...Küçücük bir kız çocuğu da etkilemiş olacak ki o da onlara bakıp gözlerini siliyor.

    Eğer bir yerlerde falan biri size aşka inanmıyorum diye bilmiş bilmiş laf ederse bu hikayeyi okuyun. Bu dünyada bindiği tren onsuz hareket edince kıyametleri koparacak insanlar var...​

    08.03.2013 Kadınlar gününe özel: Mesela Diyorum!
    MESELA diyorum; bu gece bir DELİLİK yapsam!
    Bıraksam MUTFAKTA biriken bulaşıkları,
    Çeksem arkamdan kapıyı,
    KADIN başıma gitsem bir meyhaneyi dağıtsam!

    FONDA bir masa,
    Arkada Sezen'in şarkıları çalsa;
    Ben AĞLASAM..
    Şişenin dibine dibine vursam!

    MESELA diyorum;

    Bütün ERKEKLERİ kovsam,
    Bu gecelik evlerinde otursalar..
    Korkmadan dolaşsam bütün şehri,
    Kimse DOKUNMASA bana,
    Bir sandalda sabahlasam!

    Alabildiğince KADIN,
    Alabildiğince ÖZGÜR olsam.
    Küfür etsem ağız dolusu, utanmasam;
    Şehre isyanımı haykırsam.

    Kim bilir kaç kere satılmıştır, bu dünyanın ANASI!
    MESELA diyorum;
    Bu gece de ben BABASINI satsam!​

    08.03.2013 Bazen!
    Bazen bakıyorumda şöyle bir geçmişe;
    ben hep ''biz'' olmayı beceremeyen
    bencil insanları sevmişim.
    En çok ihtiyacım olduğu zamanlar da
    ya yalnız bırakılmışım,
    ya da hep yılanlara sarılmışım.
    Yine de Rabb'im güç vermiş
    kimsede kendimi bırakmamışım ,çekip gitmişim.
    Beni üzme hakkını nereden bulmuş bu insanlar diye
    geçmişe dönüp her baktığımda ise
    hep aynı imzayı görmüşüm,
    aslında kimse suçlu değilmiş,
    hepsine ben izin vermişim.​

    08.03.2013 Altın Kurallar;
    ALTIN KURALLAR
    1-Ucuz araba kullan ama, alabileceğin en güzel evi al.

    2-Her zaman ve her ortamda anlatabileceğin üç fıkra öğren.

    3-Sevinçlerini sakın erteleme.

    4-Eşini çok iyi seç. Çünkü bu seçim mutluluğunun veya bedbahtlığını %90’ını oluşturur.

    5-Hergün 30 dakika yürüyüş yap.

    6-Her yemekten sonra şükret.

    7-Bir arkadaşına sırrını açıklamadan önce iki kere düşün.

    8-Maaş çekini imzalayan kişileri asla eleştirme.

    9-Kaybedecek şeyi olmayan insanlardan kork.

    10-Gözünün önünde hep güzel şeyler bulundur.

    11-Çocukların, gelenek sözcüğünü duyduklarında seni hatırlayacak şekilde yaşa.

    12-Dinine ait kitabı tam anlamıyla okumak için kendine bir yıl süre tanı.

    13-Biri seni kucakladığında ilk bırakan sen olma.

    14-Hergün 6 bardak su içmeyi unutma..

    15-seni seven insanları koru..

    16-Zor da olsa ailenle tatil yapmak için her şeyi dene. Bu tatildeki anılar, hayatındaki en değerli anılardan biri olacak.

    17-Kendine yapılmasını istemediğin hiçbirşeyi başkalarına yapma.

    18-Başarıya, iç huzura kavuştuğun, sağlıklı olduğun ve sevildiğin zamanı değerlendir.

    19-İyi ve başarılı bir evliliğin iki şeye bağlı olduğunu unutma:
    a) Doğru insanı bulmak
    b) Doğru insan olmak.

    20-Ebeveynlerini, eşini ve çocuklarını eleştirmek istediğin zaman dilini ısır.

    21-Evliliğini güzelleştirmek için hergün bir şeyler yap.

    22-iyilik dolu bir sözü ve iyiliğin etkisini asla küçümseme.

    SON SÖZ..
    Hayatınızdaki kötü olayları düşünerek vakit kaybetmeyin; Yoksa güzellikleri görmekte gecikebilirsiniz . .​

    09.03.2013 Kör Çocuk;
    Adamın biri, ilk defa gittiği küçük bir kasabada
    şaşkın şaşkın gezinirken

    yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş
    ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa :

    - Buraların yabancısıyım...
    ...Parkın hemen yanıbaşındaki fırını arıyorum,
    çok yakın olduğunu söylediler...?

    Çocuk, arabanın penceresini iyice açtıktan sonra :
    - Ben de buraya ilk defa geliyorum demiş.
    Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.

    Adam, çocuğun da yabancı olmasına rağmen
    bunu nasıl anladığını sormuş.

    Çocuk:
    - Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz?
    diye gülümsemiş.
    Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.

    - İyi ama, demiş adam, bunların parktan değil de
    tek bir ağaçtan gelmediği nerden
    biliyorsun?

    - Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez, diye atılmış çocuk.
    Üstelik, manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız,
    fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.


    Adam, gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra,
    teşekkür etmek için döndüğünde farketmiş çocuğun kör olduğunu.

    Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın kendisini farkettiğini...


    Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken:
    - Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim, demiş, görmeyi o kadar çok özledim ki.
    Sizinkiler sağlam öyle değil mi?

    Adam, çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:
    - Artık emin değilim, demiş. Emin olduğum tek şey, senin benden iyi gördüğündür.


    -Gösterdim... gördü anlamına gelmez
    - Söyledim... duydu anlamına gelmez
    - Duydu... doğru anladı anlamına gelmez
    - Anladı... hak verdi anlamına gelmez
    - Hak verdi... inandı anlamına gelmez
    - İnandı... uyguladı anlamına gelmez
    - Uyguladı... sürdürecek anlamına gelmez...​

    09.03.2013 Merhaba Anne;
    Merhaba anne...
    Nasılsın?
    Ben iyiyim, doğmama çok az bir süre kaldı.
    Ama sana söylemem gereken birşey var.
    Kimilerine göre bazı eksikliklerle geleceğim..

    "Özürlü" diyecekler bana..
    Ama ben kimseden "özür" dilemeyeceğim anne..
    Senin dışında...
    Senden şimdiden özür dilerim..
    Beklentilerinin hepsine cevap veremeyeceğim için..
    Komşumuz çocuklarını benimle oynatmak istemediği zaman boynunu eğeceğin için..
    "Bana doğru düzgün bir evlat bile veremedin", sesini duyarsan birgün..Kulağındaki her yankısı için..
    Mağaza mağaza dolaşıp bisiklet seçmenin tatlı heyecanı yerine,
    Tekerlekli sandalye almanın burukluğunu sana yaşatacağım için..
    Çağrılmayacağımız her aile toplantısı,bayram kutlaması, piknik için..
    Yada çağrılacağın ama benim yüzümden gidemeyeceğin her toplaşma, her düzenlenen kadınlar günü için..
    ÖZÜR DİLERİM ANNE..

    Ama senden bir isteğim var;
    Benden sakın vazgeçme anne!
    Bacaklarım güçsüz olabilir..
    Kolayca tırmanamayabilirim merdivenleri..
    Sakın beni taşımaya kalkma anne!
    Tamam engelleri birlikte aşalım yine..
    Ama sen elimden tutma!
    Bana yardım etmek istiyorsan yukarı çık ve bana "gel" de!
    Çıkamadığım için ağlayabilirim belki de..
    Ama sen ağlat beni anne!
    Ağlasamda daha çok merdiven çıkarmalısın bana..
    Yoksa asla güçlenemem..

    Kulaklarım iyi işitmeyebilir..Konuşmaya başlamam biraz zaman alabilir belki..
    Ama sen sakın suskunluğa bürünme anne!
    Daha çok konuşmalısın benle!
    Daha çok şarkı söylemeli, daha çok kitap okumalısın bana!
    Yoksa asla konuşamam...

    Belki bazı takıntılarım, ısrarlarım olabilir geldiğimde..
    'N'olur bana 'hayır' de anne!
    Bana acıdığın ve beni mutlu etmek için, istediğim herşeyi yapma hatasına sakın düşme!
    Lütfen ağlat beni anne!
    Şimdi beni ağlat ki, ilerde birlikte ağlamayalım..
    Yoksa asla ayakta duramam..

    Belki etrafındaki insanlardan biraz farklı bir yüzüm olabilir doğduğumda..
    Çok iyi görünmeyebilirim belki..
    Ama sen yine güzel güzel bak bana anne!
    Öyle bakki, bende aynaya baktığımda karşımda güzel bir yüz görebileyim..
    Yoksa asla kendime gülümseyerek bakamam...

    Bir şeyleri hemen kavramayabilir, çabucak anlamayabilirim belki...
    Ama sen yine anlat bana anne!Defalarca anlat!
    Benden sakın VAZGEÇME!
    Yoksa asla Öğrenemem...

    Son birşey daha;
    Lütfen bu satırları okurken ağlama!
    Çünkü ben yazarken inan hiç ağlamadım ANNE!​

    09.03.2013 Hayat tam da böyle bir şeydir;
    Bir kadın anlatıyor:
    Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı

    Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu

    Sonunda kararımı ona da açıkladım: Boşanmak istiyordum
    Şaşkınlıktan gözleri açılarak ”niye?” diye sordu.
    ”Gerçekten belli bir sebebi yok” dedim, ”sadece yoruldum”
    Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!

    Sonundasordu: ”seni caydırmak için ne yapabilirim?”
    Demek ki söyledikleri doğruydu:
    insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da
    kaybolmuştu.
    ”İşte mesele tam da bu” dedim ”Sorunun cevabını kendin bulup
    kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.”
    ”Diyelim dağın tepesinde
    bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp
    vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl”olacak. Bunu benim için yapar mısın?”
    Yüzümü dikkatle inceledi ve ”Sana bunun cevabını yarın
    vereceğim” dedi.
    Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.

    Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt
    şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not
    bırakmıştı.
    ”Hayatım” diye başlıyordu,
    ”O çiçeği senin için koparmazdım”
    Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim.

    ”Çünkü her zaman yaptığın gibi
    bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde
    ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım
    var.”

    ”Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden
    önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım
    var.”

    ”Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu
    kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım
    var

    ”Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can
    sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikây eler anlatabilmem için
    ağzıma ihtiyacım var.”

    ”Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan
    gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını
    kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem,
    merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin – gençliğinde
    senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım
    var.”

    ”Ama seni benden daha fazla seven biri varsa,
    evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir
    tanem.”

    Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer
    dağılıyordu.
    Göz yaşlarım mektuba düşüyordu.
    ”Mektubu okuduysan ve kalbin
    ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütlekapıda bekliyorum.”
    Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde
    sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi.
    Artık çok iyibiliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçe ği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim

    Bu gerçek aşktı

    İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz.

    Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz Ama hep oralarda bir yerdedir.

    Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.

    Hayat tam da böyle bir şeydir.​

    Türkler ;
    Bir uçakta pilot aniden hostesleri çağırmış ve demiş ki: Uçak düşmek üzere. Tüm yolculara atlamalarını söyleyin.
    Şu anda deniz üzerindeyiz ve denize çok yakın uçuyorum,
    atlarlarsa kurtulma şansları var, ama atlamazlarsa herkes ölecek!!!’

    Tabii, böyle bir şeyi insanlara yaptırmak çok zor.
    Hosteslerden en akıllısı düşünmüş taşınmış, ‘Herkese uygun bir dille anlatılırsa uçaktan atlamaları sağlanır.’ diye karar vermiş ve ilk olarak Amerikalı kafilenin yanına gitmiş:

    ‘Sayın yolcularımız; üzerinde bulunduğumuz alan Japonlar’ın araştırma laboratuarlarıyla kaplı. Eğer oraya ulaşırsanız tüm Japon teknolojisi sırlarını kaparsınız!’

    Bütün Amerikalılar koşarak çıkışa gitmişler ve atlamışlar;

    Sonra hostes İngilizler’e yönelmiş:

    ‘Sayın yolcularımız, şu anda dünyanın en geniş ve verimli sömürgeleri üzerindeyiz; eğer hemen el koyarsanız sonsuza dek sizin olurlar!’

    Bütün İngilizler hevesle atlamışlar.

    Sıra Fransızlar’a gelmiş. Hostes:

    ‘Bayanlar baylar, affedersiniz rahatsız ediyorum; fakat rica etsem uçaktan atlar mısınız? Şimdiden teşekkür ederim.’ demiş.

    Fransızlar:
    ‘Tabii, mersi!’ deyip sırayla atlamışlar!

    Hostes bu kez Almanlar’a yönelmiş:

    ‘Atlayın aşağı çabuk!’ diye bağırmış. Alman kafile ‘Heil!’ diyerek atlamış.

    Veee sıra gelmiş Türkler’eee. Hostes yandan yandan gülümseyerek ve koltuğa hafif dayanarak şöyle demiş:

    “Siz var ya… Buradan hayatta atlayamazsınız…”​

    11.03.2013 Söz! ;
    İkinci bebeği olacağını öğrenince çok sevindi.
    3 yaşındaki oğlunu doğacak kardeşi için hazırlamaya başladı…

    Bebeğin kız olacağı anlaşıldı.
    Oğlu annesinin karnındaki kardeşine her gün şarkı
    söyledi. Kardeşini daha görmeden bir sevgi bağı oluştu.

    Zamanı geldi doğum sancıları başladı. Fakat bir sorun vardı. Doktorlar çaresizdi. Bir sezaryen ameliyatı gerekiyordu.
    Ameliyat çok zor geçti. Sonunda bebek doğdu.
    Bebeğin durumu ciddiydi.

    Bebek yoğun bakım ünitesine kaldırıldı.
    Günler geçtikçe küçük kızın durumu kötüye gidiyordu.
    Doktorlar üzgündü çocuğun kurtulma ümidi yoktu.
    Bebekleri için evlerinde bir oda düzenlemişlerdi.
    Şimdi cenaze için hazırlanıyorlardı.

    Oğulları kız kardeşini görebilmek için yalvarıyordu.

    -Kardeşime şarkı söylemek istiyorum- diyordu.

    Ama yoğun bakım ünitesine çocukların girmesi yasaktı.

    Sonunda kadın kararını verdi. Bebeği nasıl olsa ölecekti. Çocuğunun kardeşini görmesini engellemeyecekti.
    Ne yapıp edip çocuğu içeri sokacaktı.

    Oğluna oldukça büyük gelen bir ziyaretçi giysisi giydirdi ve yoğun bakım ünitesine soktu. Çocuk yürüyen bir çamaşır torbası gibiydi. Başhemşire onun bir çocuk olduğunu fark etti.

    -O çocuğu içeri sokamazsınız- diye uyardı.

    Kadın başhemşireye dönerek bağırdı:

    -Oğlum kız kardeşine şarkı söylemeden buradan çıkmayacak.

    Oğlunu kız kardeşinin yatağına götürdü.

    Küçük kız yaşam savaşını yitirmek üzereydi.
    Çocuk bir süre kardeşinin yüzüne baktı.
    3 yaşındaki bir çocuğun saf temiz pırıl pırıl
    sesiyle şu şarkıyı mırıldandı:
    -Sen benim gün ışığımsın tek gün ışığım gökyüzü
    griyken beni mutlu edersin.

    Küçük kız bu sesi tanıdı aniden tepki verdi.
    Kalp atışları düzelmeye başladı. Annesi:

    -Şarkıyı sürdür- dedi oğluna.
    Küçük çocuk devam etti:

    -Seni ne çok sevdiğimi asla bilmeyeceksin l
    ütfen gün ışığını benden alma bebeğim.

    Çocuk şarkıyı sürdürdükçe bebek kesik
    kesik nefes almasını hızlandırdı. Annesigöz yaşları içinde:

    -Devam et oğlum- dedi.

    -Geçen gece uyurken rüyamda seni kollarıma
    aldığımı gördüm bebeğim.

    Şimdi onu içeri almak istemeyen hemşirenin
    yüzü de gözyaşları içindeydi.
    Bütün hastane personeli doktorlar başlarına toplanmıştı.
    Annesi de coşkuyla şarkıya katıldı.

    -Seni ne çok sevdiğimi asla bilmeyeceksin bebeğim.
    Lütfen gün ışığını benden alma.

    Anne oğul şarkılarını sürdürdü.
    Ve küçük kız birkaç gün sonra iyileşti.
    Abisineannesine odasına kavuştu.

    Sevdiğiniz insanlar için ümidinizi kesmeyin.

    Sevgisiz ümitsiz kalmayın.

    Söz yürekten çıkarsa yüreğe gider.
    Dilden çıkarsa kulağı aşamaz​

    12.03.2013 Kartallar;
    Kartallar, kuş türleri içinde
    en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan
    kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için,
    40 yaşındayken çok ciddi ve zor bir karar vermek
    zorundadırlar. Kartalların yaşı 40′a vardığında
    pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu
    nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını
    kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzar
    ve göğüsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır
    ve ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır.
    Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır.
    Dolayısıyla kartal burada iki seçimden
    birini yapmak zorundadır;

    Ya ölümü seçecektir.
    Ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu
    sürecini göğüsleyecektir.

    Bu yeniden doğuş süreci, 150 gün kadar
    sürecektir. Bu yönde karar verirse, kartal
    bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya
    duvarda, artık uçmasına gerek olmayan
    bir yerde, yuvasında kalır. Bu uygun yeri
    bulduktan sonra kartal gagasını sert bir
    şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda
    kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer.
    Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını
    bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni
    gaga ile pençelerini yerinden söker
    çıkartır. Yeni penceleri çıkınca kartal
    bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya
    başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine
    20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam
    bağışlayan meşhur “Yeniden Doğuş”
    uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.

    Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden
    doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız.
    Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı
    veren eski alışkanlıklarımızdan ve
    anılarımızdan kurtulmak zorundayız.
    Ancak geçmişin gereksiz safrasından
    kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin yeniden
    doğuşumuzun getireceği olağanüstü
    sonuçlarından tam olarak yararlanabiliriz.

    İnsanlar ile hayvanları ayıran en önemli
    özelliklerden bir tanesi hayvanların
    düşünmemekten kaynaklanan,
    içgüdüsel olarak karar verebilmeleri
    ve uygulayabilmeleridir. İnsanoğlu
    düşündükçe karar vermekte zorluklar
    yaşıyor ve kararsızlığı seçiyor.

    Bazen kararlarımız acı da verse
    her zaman “Yeniden Doğuş”u
    müjdeleyebilir.​

    13.02.2013 Michael De Bakey;
    Dünyanın en ünlü kalp doktoru ; Michael De Bakey' ın arabası bozulmuş, arabasını tamire götürmüş. Tamirci arabasının kaputunu açmış ve dr.Michael De Bakey' e dönerek ;

    Size birşey soracağım neredeyse ben ve siz aynı işleri yapıyoruz. Mesela ben şimdi itina ile kaputu açacağım bir bakışta problemin nerede olduğunu anlayacağım,kapakçıkları temizleyeceğim, gerekirse kabloları, motor yağını değiştireceğim, hatta çok gerekli ise motoru çıkarıp yerine yenisini takacağım !

    Söylesenize nasıl oluyorda siz milyon dolarlar
    kazanıyorsunuz ama ben meteliğe kurşun atıyorum..?

    Bunun üzerine dr. De Bakey tamircinin kulağına
    eğilmiş ve şöyle demiş ;

    Bunların hepsini motor çalışıyorken yapmayı denesene..!​

    17.03.2013 Baba ve Kız;
    0 yaşında

    Baba :
    Ne kadar da güzel. Şimdi bu küçücük şey benim kızım mı...¿
    Gözleri de bana ne kadar çok benziyor...

    Kızı :
    Bu gözlerini benden hiç ayirmayan adam babam olsa gerek...

    5 yaşında

    Baba :
    Prensesim benim, güzel kızım...
    Söyle bakalım baban sana ne alsın...¿

    Kızı :
    En çok babamı seviyorum...
    Babam, niye annemle uyuyor...¿
    Hep benimle uyusun, başkasını sevmesin...

    10 yaşında

    Baba :
    Gittikçe yaramaz oluyor, kime çekti bu kız...¿

    Kızı :
    Ben babama aşığım...
    Büyüyünce babam gibi erkekle evlenecegim...
    Babam bu ay harçlığımı arttırır mı...¿

    15 yaşında

    Baba :
    Ne kadar da çabuk büyüdü...
    Eve de gittikçe geç kalmaya basladı, bu gidişle başına kötü bir şey gelecek... Sanırım daha sert konuşmalıyım...

    Kızı :
    Babam yüzünden arkadaşlarımla istediğim kadar vakit geçiremiyorum...
    Bana baskı uygulamasından nefret ediyorum...
    Ne zaman özgür olacağım...¿

    20 yaşında

    Baba :
    Artık sözümü dinlemiyor, benden giderek uzaklaşıyor...
    Kendi parasını da kazanmaya basladı ya, bana ihtiyacı kalmadı tabii.
    Uzun zamandır tatlı bir-iki laf geçmedi aramızda zaten...
    Evi de sürekli erkekler arıyor. Galiba kızım elden gidiyor...

    Kızı :
    Her dediğime alınıyor, beni bir türlü anlamıyor...
    Hele geçen gün giydiğim mini eteğe karışmasına ne demeli...¿
    Evden ayrılıp, kendi hayatımı kurmalıyım...
    Çocuk muamelesi görmekten bıktım artık!...

    25 yaşında

    Baba :
    Bir gün bunun olacağını biliyordum...
    İşte evleniyor...
    Zaten aramız eskisi gibi değildi...
    Şimdi bir de kocası var...
    Prensesim beni terkediyor...

    Kızı :
    Böyle bir günde bile o mutsuz ifadeyi takınmasının ne lüzumu var ki...¿
    Biliyorum, onu bir türlü içine sindiremedi. Bu yüzden yapıyor...
    Kendi hayalindeki damat degil ya!...
    Sanki birlikte yaşayacak olan o...

    30 yaşında

    Baba :
    Çok az görüşüyoruz. Daha sık biraraya gelsek ne iyi olur...
    Hem torunlarımı da özlüyorum...
    Kendi arkadaş çevrelerinden fırsat bulup da bize gelemiyorlar ki...

    Kızı :
    Babamları da çok ihmal ediyorum galiba...
    Yine telefonda çok üzgün geldi sesi...
    Haftasonu onlara süpriz yapmak en iyisi...

    40 yaşında

    Baba :
    Kızım, benim entellektüel düzeyimi yeterli bulmuyor...
    Ona göre çağın gerisinde düşünüyormuşum...
    Oysa küçükken derslerine hep ben yardım ederdim...
    Anlayamadığı bütün problemleri bana sorardı...
    Şimdi beni beğenmiyor...
    Bir daha onunla asla politik tartışmalara girmeyecegim...

    Kızı :
    Babam giderek daha da çocuk gibi davranıyor...
    Sürekli bir şeylerden yakınıyor...
    Gerçi son zamanlarda sağlığı da iyi değil ama...
    Ya ona bir şey olursa...¿
    Zaten hiçbir zaman dilediği gibi bir evlat da olamadım...

    45 yaşında

    Baba :
    Kızımın mutlu bir yuvası olması ne güzel...
    Gözüm arkada gitmeyecegim. Her şeyi kendi başardı...
    Onunla gurur duyuyorum...

    Kızı :
    Babam için çok endişeleniyorum. Onu kaybetmeye hazır değilim...
    İlaçlarını da hep ihmal ediyor zaten...
    Allah'ım onu benden alma!

    50 yaşında

    Baba :
    Dünyada mutlu kal kızım !...

    Kızı :
    Seni çok özleyecegim ve arayacağım babacığım...
    Şimdi ben kime danışacağım, kim yardım edecek bana...¿
    Ne olur gittiğin yerde çok mutlu ol...
    Ve hep yanımda olduğunu hissettir,
    Ne bileyim ben, arada sırada işaretler yolla mesela...
    Ah babacığım! Sensiz nasıl yaşayacağım...¿

    55 yaşında

    Kadın :
    Sen gideli, seni daha iyi anlıyorum babacığım...
    Keşke seni hiç üzmeseydim demeyeceğim,
    Çünkü "keşke"lerin hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini biliyorum....
    Yine de beni duyuyorsan, lütfen seni
    üzdüğüm her gün için çok ama çok pişman olduğumu bil olur mu.​

    18.03.2013 Susuz Sinan ;
    İstanbul devamlı bir su problemi içerisindedir. Bu problemin çaresi asırlar önce Kanuni zamanında, Mimar Sinan'ın günlerinde konuşulmuş ve en büyük çare Sinan'la bulunmuştur. İstanbul'un o günkü nüfusu çoğalınca Kanuni Sultan Süleyman, Sinan'ı çağırır, der ki:
    "Mimarbaşı, halkımız su ihtiyacı içinde. Bir at yükü suya çok miktar akçe ödüyorlar. Acaba halkımızın bu su ihtiyacını karşılamak için birşeyler düşünmez misiniz?"

    Mimarbaşı der ki:

    "Sultanım siz müsaade buyurun, ben İstanbul'un çevresini bir dolaşayım, dışarıda mevcut suları İstanbul'a getirmenin mümkün olup olmadığını bir inceleyeyim ve ondan sonra size bir cevap veririm."

    Ve Sinan Ağa atına biner, yanına yardımcılarını da alır, Çekmece'den başlayarak kıyılan dolaşır, Beşiktaş'a kadar istanbul'un kıyılarında, dereleri, akan suları tespit eder. Bu suların önü örüldüğü, baraj yapıldığı takdirde nereye kadar yükselir, nereden nereye kemer yapılarak İstanbul'a getirilebilir, bunun günlerce hesabını yapar ve Kanuni'nin huzuruna çıkar. Sultan sorar:

    "Mimarbaşı, İstanbul'a su getirmek mümkün müdür?" Mimarbaşının cevabı:

    "Beli sultanım, mümkündür. Ancak çok ağır bir şartı var."

    "Nedir o mimarbaşı?"

    "Sultanım, altın dolu keseleri uç uca dizmek şartıyla ancak İstanbul'a su gelebilir."

    Kanuni'nin cevabı şu olur:

    "Mimarbaşı sen İstanbul'a su getirmenin mümkün olup olmadığını söyle. Eğer mümkünse ben keseleri uç uca değil, yan yana dizmeye razıyım."

    Bunun üzerine Mimar Sinan kolları sıvar ve İstanbul'un dışındaki sulan Kağıthane civarında belli yerlerde toplar, oradan da dere içlerine büyük geçitler yaparak İstanbul'a getirir ve şehrin belli meydanlarında umumi çeşmeler yaparak suyu akıtır. Bu çeşmelerin tamamı da kırkı bulur. Ve Kırk Çeşme suları akmaya başlar.

    O güne gelinceye kadar, musluk gibi bir adet olmadığı için sular boşa akıp gitmektedir. O gün çok pahalıya mal olan suyu artık bostanlara, yollara akıtmak istemiyorlar ve ilk defa İstanbul'da lüle dedikleri musluğu çeşmelere koyuyorlar.

    Su böylesine pahalıya geldiği ve kıymet kazanmaya başladığı için Kanuni bir ferman çıkanr, der ki: "İstanbul meydanlarındaki umumi çeşmeler halkın malıdır. Hiç kimse bu çeşmelerden gizlice yeraltından evine su alamayacaktır."

    Bu umumi kaidenin bir istisnasını da koyar Kanuni. O da özel olarak Sinan'a iletilir. Denir ki: "Sen İstanbul'a böylesine güzel bir çalışma sonunda kırk çeşme sularını getirdin. Sen evine özel olarak bir lüle su alabilirsin."

    Ve Süleymaniye civarındaki meydan çeşmesinden Sinan'ın evine özel olarak yol yapılır ve su akıtılır. Böylece Mimar Sinan evinde özel suyu olan tek kişi olur.

    Mimar Sinan Şehzadebaşı Camiini, Süleymaniye Camiini ve Edirne'deki Selimiye Camiini yaptıktan -sonra yaşlanır. Devir hep öyle geçmemiştir. İtibarının yüksekte olduğu devirde, kendisinin kıymetini takdir edenler bir bir bu dünyadan göçmüşlerdir. Kanuni vefat etmiştir, yerine başka padişahlar geçmiştir. Ve Sinan 99 yaşına gelmiştir. Çevresindeki dostları göçtüğü için de kendisi istanbul'da adeta yapayalnız kalmıştır. Ve yeni bir nesil yetişmiştir.

    Bir gün Sinan'ın kapısına birisi gelip dayanır. Kapıyı çalar. Sinan bastonuna dayanarak kapıyı açar, "Buyurun" der.

    Gelen meçhul ihsan, "Ben Topkapı Sarayı postacısıyım. Sizi divana çağırıyorlar. Herhalde bir soruşturmaya tabi tutulacaksınız" der.

    Sinan Ağa, bu ihtiyar halinde, dostlarının tümünün göçüp gittiği, kendisini eserleri inşaat halindeyken görenlerin kalmadığı bu ihtiyar dünyada, "Acaba Topkapı Sarayına niye çağırılıyorum?" diye bastonuna dayana dayana gider.

    Saraya girer, orada bir soruşturma heyeti kurulmuştur: Kadılar, ulemalar, müftüler, o günün vükelası. Sinan'a şöyle derler: "Sinan Ağa, hakkında şikayet var. Eve su almak yasak olduğu, hiç kimse evine özel olarak su almasın' diye padişah fermanı olduğu halde, sizin evinizde özel su varmış."

    "Evet," der, "Cihan Padişahı bana öyle özel olarak müsaade etmişti. İstanbul'a yaptığım, su hizmetinden dolayı sadece benim şahsıma su müsaade etmişti de almıştım."

    "O zaman şu müsaadenizi, fermam görelim de ses çıkarmayalım. Kimseye verilmemesine rağmen, sizinki devam etsin."

    Sinan'ın cevabı şu: "Ben o zaman Cihan Padişahından ferman istemekten hicap etmiştim. Fermanım falan yok, ama su benim evimde akıyor."

    Divan müşkül durumda kalır, konuşmalar olur: "Sinan büyük hizmetler etmiştir, evinde suyu aksın." Oradan başkaları cevap verir: "Bu Âl-i Osman'a hizmet eden sadece Sinan mı? Sinan gibi daha nice hizmet edenler vardır. Ya onların da evine özel su verilsin, ya da Sinan'a da bu ayrıcalık tanınmasın."

    Divanda uzun münakaşalar olur, son olarak verilen karar şudur: "Sinan gibi diğer hizmet edenlerin de evine su bağlanamayacağına göre, Sinan'a verilen su kesilmeli, fakat şimdiye kadar kullandığı su fermansız kullandığı için bir cezaya mucip olmamalıdır."

    Ve bu karardan sonra Sinan evine gelir. Üzgün, bezgin, fakat fazla müteessir değil. Çünkü Sinan hizmetini Allah için yapmıştır. Kendisine bir ayrıcalık tanınsın, özel bir mükafat verilsin diye değil.

    Ve Sinan 100 yaşına girerken hastalanır yatağa düşer. Vefat sırasında bir bezi suya batırıp da dudağına çalmak isterlerken bakarlar ki, evindeki musluktan su akmıyor. İstanbul'a su getiren Sinan, susuz evde vefat eder. Vefat sırasında bu olayı başında konuşanlara verdiği cevap enteresandır:

    "Biz hizmetimizi dünyada bir bardak suya satacak kadar menfaat düşkünü değiliz. Biz hizmetimizi Allah için yaptık ve mükafatını da ahirette bekliyoruz. Dünyada evimize su verilmediği için müteessir değiliz."

    Bu olayın bizlere verdiği mesajlar vardır. Dünyaya, şana, şöhrete, dosta, ahbaba, arka olmalara fazla güvenmemeli. Dünya öyle güvenilecek, insanlar öyle bel bağlanacak kadar vefalı değillerdir. Şartlar değişir, bugün sırtımız çok sağlam yerde olur, çok itibarlı insanlarla yakınlığımız olur. Ama yarın bir de bakarız ki, onların hepsi göçüp gitmiş, biz de dayanacak kimse bulamamışız.

    Derler ya: "Duvara dayanma yıkılır, insana güvenme ölür." Öyleyse fani şeylere dayanmamalı, fani şeyleri gaye edinmemelidir. Allah'a dayanmalı, Allah'a güvenmeli ve yaptığımız hizmetleri de Allah rızası için yapmalıyız. İnsan bu tecelli karşısında hayıflanmaktan kurtulamıyor:

    "Hey gidi dünya hey. İstanbul'u suya kavuşturan Sinan susuz evde vefat ediyor."​

    23.03.2013 Armağan;
    Adam 3 yaşındaki kızını, pahalı bir hediyelik kaplama kağıdını ziyan ettiği için azarlamıştı. Küçük kız, koskoca bir paket altın yaldızlı kağıdı bir kutuyu eğri büğrü sarmak için kullanmıştı...

    Bayram sabahı küçük kız paketi getirip "Bu senin babacığım" dediğinde üzüldü, acaba gereğinden fazla mi tepki göstermişti kızına... Bir gece önce yaptığından utandı...

    Ne var ki paketi açınca yeniden öfkelendi. Kutunun içi boştu... Kızına gene bağırdı:

    - Birisine bir hediye verdiğinde, kutunun içinde bir şey olması lazım. Bunu da mı bilmiyorsun?!

    Küçük kız gözlerinde yaşlarla babasına baktı:
    -
    - O kutu boş değil ki baba, dedi. "İçini öpücüklerimle doldurmuştum."

    Adam öyle fena oldu ki... Koştu... Kızına sarıldı... Beraberce ağladılar.

    Adam o altın kutuyu ömrünün sonuna kadar yatağının baş ucunda sakladı. Ne zaman keyfi kaçsa, ne zaman morali bozulsa, ne zaman kendini kötü hissetse, kutuya koşar, içinden minik kızının sevgi ile doldurduğu hayali öpücüklerinden birini çıkarırdı.

    Kimbilir belki de pek çoğumuza böyle bir kutu verilmiştir. İçindeki hediyenin sadece bir simge olduğu, ve gözümüzle göremediğimiz sevgilerle, öpücüklerle dolu bir hediye kutusu.
    Zor zamanlarda bu tarz hediye kutularını çıkarıp içine bakabilmeyi başarmak, mutluluğun anahtarlarından biri olabilir .​

    23.03.2013 Baba ve Oğul;
    Baba, işten yorgun argın eve geç gelmişti..

    Çocuk: Baba, bir şey sorabilir miyim?
    Baba: Evet..
    Çocuk: Baba bir saatte ne kadar para kazanıyorsun?
    Baba: Bu senin işin değil..
    Çocuk: Babacığım lütfen, bilmek istiyorum..
    Baba: İlle de bilmek istiyorsan 20 milyon..
    Çocuk: Peki bana 10 milyon borç verir misin?
    Baba: Benim senin saçma oyuncaklarına veya benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi, derhal odana git ve kapını kapat..

    Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı.

    Adam sinirli sinirli "Bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder." diye düşündü. Aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşti ve çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşündü, "Belki de gerçekten lazımdı"...

    Yukarı çocuğunun odasına çıktı ve kapıyı açtı...

    Yatağında olan çocuğa, "Uyuyor musun" diye sordu. Çocuk "Hayır" diye cevap verdi...

    "Al bakalım, istediğin 10 milyon. Sana az önce sert davrandığım için üzgünüm. Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim" dedi...

    Çocuk sevinçle haykırdı, "Teşekkürler babacığım"... Hemen yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkardı. Adamın suratına baktı ve yavaşça paraları saydı.

    Bunu gören adam iyice sinirlenerek, "Paran olduğu halde neden benden para istiyorsun? Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok" diye kızdı...

    Çocuk "Param vardı ama yeterince yoktu" dedi ve yüzünde mahcup bir gülücükle paraları babasına uzattı; "İşte 20 milyon...''Senin bir saatini alabilir miyim? Yarın 1 saat erken gelebilir misin? Seninle akşam yemeğini beraber yemek istiyorum.'' dedi...

    Bazı şeyler çok değerlidir..​
    .

    29.03.2013 Ben onun kim olduğunu biliyorum ;
    Yaşlı bir adama sokakta yürürken bisikletli
    çarpmış ve hafif yaralanmış.
    Etraftakiler hastaneye götürmüşler.
    Hemşireler, röntgen çekerek her hangi bir kırık veya
    çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini söylemişler.

    Yaşlı adam huzursuzlanmış;
    “acelesi olduğunu, röntgen istemediğini” söylemiş.
    Hemşireler merakla acelesinin nedenini sormuşlar.

    “Eşim huzur evinde kalıyor. Her sabah birlikte kahvaltı
    etmeye giderim, gecikmek istemiyorum” demiş.
    Hemşire “Eşinize haber iletir gecikeceğinizi söyleriz” diyince;

    Yaşlı adam üzgün bir ifade ile:
    “Ne yazık ki karım Alzheimer hastası hiç bir şey anlamıyor,hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor” demiş.

    Hemşireler hayretle:
    “Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden hergün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz?” diye sormuşlar.

    Adam cevaplamış:
    “Ama ben onun kim olduğunu biliyorum” .​

    [​IMG]
    [​IMG]
     
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 1 Kasım 2015
  2. NiNCaSu

    NiNCaSu Old School olduser rank8

    Kayıt:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.490
    Beğenilen Mesajlar:
    6
    Ödül Puanları:
    48
    Meslek:
    Keşke hep çocuk kalsak,kalplerimiz yerine dizlerim
    Şehir:
    Depresif CollaTeraL
    Konuları düzenleyemiyorum ama düzenleme yetkisi verirseniz sevinirim arkadaşlar.
     
  3. frityus

    frityus   playboy rank8

    Kayıt:
    1 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    3.837
    Beğenilen Mesajlar:
    5
    Ödül Puanları:
    38
    Meslek:
    Kargo genel müdürü
    Şehir:
    Bursa
    Başlığı sadece keşfet yapıp konunun içine her gün güncellenecektir yazmakla başla bence :)
     
  4. NiNCaSu

    NiNCaSu Old School olduser rank8

    Kayıt:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.490
    Beğenilen Mesajlar:
    6
    Ödül Puanları:
    48
    Meslek:
    Keşke hep çocuk kalsak,kalplerimiz yerine dizlerim
    Şehir:
    Depresif CollaTeraL
    Bu mesaj frityus rumuzlu uyeden alinti yapildi
    Düzenleyebilsem :mrgreen:
     
  5. NiNCaSu

    NiNCaSu Old School olduser rank8

    Kayıt:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.490
    Beğenilen Mesajlar:
    6
    Ödül Puanları:
    48
    Meslek:
    Keşke hep çocuk kalsak,kalplerimiz yerine dizlerim
    Şehir:
    Depresif CollaTeraL
    Yetkili arkadaşlar konumu düzenleyemiyorum.Sizce neden :mrgreen:
     
  6. sweetCHIEF

    sweetCHIEF   globalmod playboy rank8

    Kayıt:
    24 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    19.853
    Beğenilen Mesajlar:
    17
    Ödül Puanları:
    38
    Şehir:
    Beykoz
    Bu mesaj NiNCaSu rumuzlu uyeden alinti yapildi
    tekrar dener misin
     
  7. NiNCaSu

    NiNCaSu Old School olduser rank8

    Kayıt:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.490
    Beğenilen Mesajlar:
    6
    Ödül Puanları:
    48
    Meslek:
    Keşke hep çocuk kalsak,kalplerimiz yerine dizlerim
    Şehir:
    Depresif CollaTeraL
    Bu mesaj sweetCHIEF rumuzlu uyeden alinti yapildi
    Deniyorum aynı :cry:
     
  8. sweetCHIEF

    sweetCHIEF   globalmod playboy rank8

    Kayıt:
    24 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    19.853
    Beğenilen Mesajlar:
    17
    Ödül Puanları:
    38
    Şehir:
    Beykoz
    Bu mesaj NiNCaSu rumuzlu uyeden alinti yapildi
    basaramadim efendimiss olmadi:
     
  9. NiNCaSu

    NiNCaSu Old School olduser rank8

    Kayıt:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.490
    Beğenilen Mesajlar:
    6
    Ödül Puanları:
    48
    Meslek:
    Keşke hep çocuk kalsak,kalplerimiz yerine dizlerim
    Şehir:
    Depresif CollaTeraL
    Tamam olmuş :D
     
  10. NiNCaSu

    NiNCaSu Old School olduser rank8

    Kayıt:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.490
    Beğenilen Mesajlar:
    6
    Ödül Puanları:
    48
    Meslek:
    Keşke hep çocuk kalsak,kalplerimiz yerine dizlerim
    Şehir:
    Depresif CollaTeraL
    08.03.2013 Kadınlar gününe özel: Mesela Diyorum!
    MESELA diyorum; bu gece bir DELİLİK yapsam!
    Bıraksam MUTFAKTA biriken bulaşıkları,
    Çeksem arkamdan kapıyı,
    KADIN başıma gitsem bir meyhaneyi dağıtsam!

    FONDA bir masa,
    Arkada Sezen'in şarkıları çalsa;
    Ben AĞLASAM..
    Şişenin dibine dibine vursam!

    MESELA diyorum;

    Bütün ERKEKLERİ kovsam,
    Bu gecelik evlerinde otursalar..
    Korkmadan dolaşsam bütün şehri,
    Kimse DOKUNMASA bana,
    Bir sandalda sabahlasam!

    Alabildiğince KADIN,
    Alabildiğince ÖZGÜR olsam.
    Küfür etsem ağız dolusu, utanmasam;
    Şehre isyanımı haykırsam.

    Kim bilir kaç kere satılmıştır, bu dünyanın ANASI!
    MESELA diyorum;
    Bu gece de ben BABASINI satsam!​

    Teşekkür butonuna dokunmayı unutmayınız :D
     
  11. Swindler

    Swindler Öğretiyorum rank8

    Kayıt:
    6 Aralık 2012
    Mesajlar:
    653
    Beğenilen Mesajlar:
    5
    Ödül Puanları:
    18
    Meslek:
    Serbest Meslek
    Şehir:
    Edirne / İpsala
    Takip Ediyorum Paylaşımların Hacım. Aşkla Falan İlgili Bir Şey Paylaş Tecrübe Edinelim :D
     
  12. NiNCaSu

    NiNCaSu Old School olduser rank8

    Kayıt:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.490
    Beğenilen Mesajlar:
    6
    Ödül Puanları:
    48
    Meslek:
    Keşke hep çocuk kalsak,kalplerimiz yerine dizlerim
    Şehir:
    Depresif CollaTeraL
    Bu mesaj Alshap rumuzlu uyeden alinti yapildi
    08.03.2013 Bazen!
    Bazen bakıyorumda şöyle bir geçmişe;
    ben hep ''biz'' olmayı beceremeyen
    bencil insanları sevmişim.
    En çok ihtiyacım olduğu zamanlar da
    ya yalnız bırakılmışım,
    ya da hep yılanlara sarılmışım.
    Yine de Rabb'im güç vermiş
    kimsede kendimi bırakmamışım ,çekip gitmişim.
    Beni üzme hakkını nereden bulmuş bu insanlar diye
    geçmişe dönüp her baktığımda ise
    hep aynı imzayı görmüşüm,
    aslında kimse suçlu değilmiş,
    hepsine ben izin vermişim.​
    Teşekkürler butonunu unutma :nod:
     
  13. NiNCaSu

    NiNCaSu Old School olduser rank8

    Kayıt:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.490
    Beğenilen Mesajlar:
    6
    Ödül Puanları:
    48
    Meslek:
    Keşke hep çocuk kalsak,kalplerimiz yerine dizlerim
    Şehir:
    Depresif CollaTeraL
    08.03.2013 Altın Kurallar;
    ALTIN KURALLAR
    1-Ucuz araba kullan ama, alabileceğin en güzel evi al.

    2-Her zaman ve her ortamda anlatabileceğin üç fıkra öğren.

    3-Sevinçlerini sakın erteleme.

    4-Eşini çok iyi seç. Çünkü bu seçim mutluluğunun veya bedbahtlığını %90’ını oluşturur.

    5-Hergün 30 dakika yürüyüş yap.

    6-Her yemekten sonra şükret.

    7-Bir arkadaşına sırrını açıklamadan önce iki kere düşün.

    8-Maaş çekini imzalayan kişileri asla eleştirme.

    9-Kaybedecek şeyi olmayan insanlardan kork.

    10-Gözünün önünde hep güzel şeyler bulundur.

    11-Çocukların, gelenek sözcüğünü duyduklarında seni hatırlayacak şekilde yaşa.

    12-Dinine ait kitabı tam anlamıyla okumak için kendine bir yıl süre tanı.

    13-Biri seni kucakladığında ilk bırakan sen olma.

    14-Hergün 6 bardak su içmeyi unutma..

    15-seni seven insanları koru..

    16-Zor da olsa ailenle tatil yapmak için her şeyi dene. Bu tatildeki anılar, hayatındaki en değerli anılardan biri olacak.

    17-Kendine yapılmasını istemediğin hiçbirşeyi başkalarına yapma.

    18-Başarıya, iç huzura kavuştuğun, sağlıklı olduğun ve sevildiğin zamanı değerlendir.

    19-İyi ve başarılı bir evliliğin iki şeye bağlı olduğunu unutma:
    a) Doğru insanı bulmak
    b) Doğru insan olmak.

    20-Ebeveynlerini, eşini ve çocuklarını eleştirmek istediğin zaman dilini ısır.

    21-Evliliğini güzelleştirmek için hergün bir şeyler yap.

    22-iyilik dolu bir sözü ve iyiliğin etkisini asla küçümseme.

    SON SÖZ..
    Hayatınızdaki kötü olayları düşünerek vakit kaybetmeyin; Yoksa güzellikleri görmekte gecikebilirsiniz . .​
     
  14. frityus

    frityus   playboy rank8

    Kayıt:
    1 Ağustos 2009
    Mesajlar:
    3.837
    Beğenilen Mesajlar:
    5
    Ödül Puanları:
    38
    Meslek:
    Kargo genel müdürü
    Şehir:
    Bursa
    T harfi ufak olsa :D
     
  15. NiNCaSu

    NiNCaSu Old School olduser rank8

    Kayıt:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.490
    Beğenilen Mesajlar:
    6
    Ödül Puanları:
    48
    Meslek:
    Keşke hep çocuk kalsak,kalplerimiz yerine dizlerim
    Şehir:
    Depresif CollaTeraL
    Bu mesaj frityus rumuzlu uyeden alinti yapildi
    What ? :mrgreen:
     
  16. NiNCaSu

    NiNCaSu Old School olduser rank8

    Kayıt:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.490
    Beğenilen Mesajlar:
    6
    Ödül Puanları:
    48
    Meslek:
    Keşke hep çocuk kalsak,kalplerimiz yerine dizlerim
    Şehir:
    Depresif CollaTeraL
    09.03.2013 Kör Çocuk;
    Adamın biri, ilk defa gittiği küçük bir kasabada
    şaşkın şaşkın gezinirken

    yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş
    ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa :

    - Buraların yabancısıyım...
    ...Parkın hemen yanıbaşındaki fırını arıyorum,
    çok yakın olduğunu söylediler...?

    Çocuk, arabanın penceresini iyice açtıktan sonra :
    - Ben de buraya ilk defa geliyorum demiş.
    Ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.

    Adam, çocuğun da yabancı olmasına rağmen
    bunu nasıl anladığını sormuş.

    Çocuk:
    - Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz?
    diye gülümsemiş.
    Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.

    - İyi ama, demiş adam, bunların parktan değil de
    tek bir ağaçtan gelmediği nerden
    biliyorsun?

    - Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez, diye atılmış çocuk.
    Üstelik, manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız,
    fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.


    Adam, gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra,
    teşekkür etmek için döndüğünde farketmiş çocuğun kör olduğunu.

    Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın kendisini farkettiğini...


    Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken:
    - Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim, demiş, görmeyi o kadar çok özledim ki.
    Sizinkiler sağlam öyle değil mi?

    Adam, çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:
    - Artık emin değilim, demiş. Emin olduğum tek şey, senin benden iyi gördüğündür.


    -Gösterdim... gördü anlamına gelmez
    - Söyledim... duydu anlamına gelmez
    - Duydu... doğru anladı anlamına gelmez
    - Anladı... hak verdi anlamına gelmez
    - Hak verdi... inandı anlamına gelmez
    - İnandı... uyguladı anlamına gelmez
    - Uyguladı... sürdürecek anlamına gelmez...​
     
  17. NiNCaSu

    NiNCaSu Old School olduser rank8

    Kayıt:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.490
    Beğenilen Mesajlar:
    6
    Ödül Puanları:
    48
    Meslek:
    Keşke hep çocuk kalsak,kalplerimiz yerine dizlerim
    Şehir:
    Depresif CollaTeraL
    09.03.2013 Merhaba Anne;
    Merhaba anne...
    Nasılsın?
    Ben iyiyim, doğmama çok az bir süre kaldı.
    Ama sana söylemem gereken birşey var.
    Kimilerine göre bazı eksikliklerle geleceğim..

    "Özürlü" diyecekler bana..
    Ama ben kimseden "özür" dilemeyeceğim anne..
    Senin dışında...
    Senden şimdiden özür dilerim..
    Beklentilerinin hepsine cevap veremeyeceğim için..
    Komşumuz çocuklarını benimle oynatmak istemediği zaman boynunu eğeceğin için..
    "Bana doğru düzgün bir evlat bile veremedin", sesini duyarsan birgün..Kulağındaki her yankısı için..
    Mağaza mağaza dolaşıp bisiklet seçmenin tatlı heyecanı yerine,
    Tekerlekli sandalye almanın burukluğunu sana yaşatacağım için..
    Çağrılmayacağımız her aile toplantısı,bayram kutlaması, piknik için..
    Yada çağrılacağın ama benim yüzümden gidemeyeceğin her toplaşma, her düzenlenen kadınlar günü için..
    ÖZÜR DİLERİM ANNE..

    Ama senden bir isteğim var;
    Benden sakın vazgeçme anne!
    Bacaklarım güçsüz olabilir..
    Kolayca tırmanamayabilirim merdivenleri..
    Sakın beni taşımaya kalkma anne!
    Tamam engelleri birlikte aşalım yine..
    Ama sen elimden tutma!
    Bana yardım etmek istiyorsan yukarı çık ve bana "gel" de!
    Çıkamadığım için ağlayabilirim belki de..
    Ama sen ağlat beni anne!
    Ağlasamda daha çok merdiven çıkarmalısın bana..
    Yoksa asla güçlenemem..

    Kulaklarım iyi işitmeyebilir..Konuşmaya başlamam biraz zaman alabilir belki..
    Ama sen sakın suskunluğa bürünme anne!
    Daha çok konuşmalısın benle!
    Daha çok şarkı söylemeli, daha çok kitap okumalısın bana!
    Yoksa asla konuşamam...

    Belki bazı takıntılarım, ısrarlarım olabilir geldiğimde..
    'N'olur bana 'hayır' de anne!
    Bana acıdığın ve beni mutlu etmek için, istediğim herşeyi yapma hatasına sakın düşme!
    Lütfen ağlat beni anne!
    Şimdi beni ağlat ki, ilerde birlikte ağlamayalım..
    Yoksa asla ayakta duramam..

    Belki etrafındaki insanlardan biraz farklı bir yüzüm olabilir doğduğumda..
    Çok iyi görünmeyebilirim belki..
    Ama sen yine güzel güzel bak bana anne!
    Öyle bakki, bende aynaya baktığımda karşımda güzel bir yüz görebileyim..
    Yoksa asla kendime gülümseyerek bakamam...

    Bir şeyleri hemen kavramayabilir, çabucak anlamayabilirim belki...
    Ama sen yine anlat bana anne!Defalarca anlat!
    Benden sakın VAZGEÇME!
    Yoksa asla Öğrenemem...

    Son birşey daha;
    Lütfen bu satırları okurken ağlama!
    Çünkü ben yazarken inan hiç ağlamadım ANNE!​
     
  18. NiNCaSu

    NiNCaSu Old School olduser rank8

    Kayıt:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.490
    Beğenilen Mesajlar:
    6
    Ödül Puanları:
    48
    Meslek:
    Keşke hep çocuk kalsak,kalplerimiz yerine dizlerim
    Şehir:
    Depresif CollaTeraL
    09.03.2013 Hayat tam da böyle bir şeydir;
    Bir kadın anlatıyor:
    Kocam bir mühendisti. Onunla sâkin tabiatını sevdiğim için evlenmiştim. Bu sâkin adamın göğsüne başımı koymak içimi nasıl da ısıtırdı

    Gel gör ki iki yıl nişanlılık ve beş yıl evlilikten sonra bu sâkinlik beni yormaya başlamıştı. Eşimin -bir zamanlar çok sevdiğim- bu özelliği artık beni huzursuz ediyordu

    Sonunda kararımı ona da açıkladım: Boşanmak istiyordum
    Şaşkınlıktan gözleri açılarak ”niye?” diye sordu.
    ”Gerçekten belli bir sebebi yok” dedim, ”sadece yoruldum”
    Bütün gece ağzını bıçak açmadı. Düşünüyordu. Bu hâli ise hayal kırıklığımı daha da artırmaktan başka bir işe yaramıyordu: işte, sıkıntısını dışarı vurmaktan bile aciz bir adamla evliydim. Ondan ne bekleyebilirdim ki!

    Sonundasordu: ”seni caydırmak için ne yapabilirim?”
    Demek ki söyledikleri doğruydu:
    insanların mizacı asla değiştirilemiyordu. Son inanç kırıntılarım da
    kaybolmuştu.
    ”İşte mesele tam da bu” dedim ”Sorunun cevabını kendin bulup
    kalbimi ikna edebilirsen kararımdan vazgeçebilirim.”
    ”Diyelim dağın tepesinde
    bir uçurum kenarında bir çiçek var. O çiçeği benim için koparmak, düşüp
    vücudunun bütün kemiklerinin kırılmasına, hattâ ölümüne mâl”olacak. Bunu benim için yapar mısın?”
    Yüzümü dikkatle inceledi ve ”Sana bunun cevabını yarın
    vereceğim” dedi.
    Bu cevapla son ümidim de yok olmuştu.

    Ertesi sabah uyandığımda evde yoktu. Boş bir süt
    şişesini mutfak masasının üzerine koymuş, altına da bir not
    bırakmıştı.
    ”Hayatım” diye başlıyordu,
    ”O çiçeği senin için koparmazdım”
    Kalbim yine kırılmıştı. Okumaya devam ettim.

    ”Çünkü her zaman yaptığın gibi
    bilgisayarın altını üstüne getirip çökerttikten sonra monitörün önünde
    ağladığında, onu tekrar düzeltebilmem için ellerime ihtiyacım
    var.”

    ”Anahtarları her zaman evde unuttuğunu bildiğimden, senden
    önce eve varabilmem üzere koşmam gerektiğinden bacaklarıma ihtiyacım
    var.”

    ”Arabayı kullanmayı çok sevdiğin halde şehirde hep yolu
    kaybettiğinden, yolu gösterebilmem için gözlerime ihtiyacım
    var

    ”Evde oturmayı sevdiğinden, içe kapanıklığını dağıtmak, can
    sıkıntını hafifletmek üzere sana şakalar yapabilmem, hikây eler anlatabilmem için
    ağzıma ihtiyacım var.”

    ”Sabahtan akşama kadar bilgisayara bakmaktan
    gözlerinin bozulması kaçınılmaz olduğundan, yaşlandığımızda tırnaklarını
    kesebilmem, saçlarında -görülmesini istemediğin- beyaz telleri ayıklayabilmem,
    merdivenlerden aşağı inerken elini tutabilmem, çiçeklerin renginin – gençliğinde
    senin yüzünün rengi gibi olduğunu söyleyebilmem için gözlerime ihtiyacım
    var.”

    ”Ama seni benden daha fazla seven biri varsa,
    evet o uçuruma gidip, o çiçeği senin için koparırım bir
    tanem.”

    Baktım, mektuptaki yazının mürekkepleri yer yer
    dağılıyordu.
    Göz yaşlarım mektuba düşüyordu.
    ”Mektubu okuduysan ve kalbin
    ikna olduysa lüften kapıyı aç canım. Çok sevdiğin susamlı ekmek ve taze sütlekapıda bekliyorum.”
    Koşarak kapıyı açtım. Endişeli bir yüzle ve ellerinde
    sıkıca tuttuğu susamlı ekmek ve sütle kapının önündeydi.
    Artık çok iyibiliyordum: beni ondan daha çok kimse sevemezdi. O çiçe ği uçurumun kenarında bırakmaya karar verdim

    Bu gerçek aşktı

    İlk yıllardaki heyecanlar içinde görmeye alıştığımız aşkın, seneler sonra o heyecanlar kaybolup gittiğinde, huzur ve durgunluk içinde de hep var olmaya devam ettiğini göremeyebiliyoruz.

    Oysa aşk hep vardır. Belki artık heyecansız, belki artık romantik değil Belki sıkıcı, tekdüze, hatta belki yüzsüz Ama hep oralarda bir yerdedir.

    Çiçekler ve romantik dakikalar ilişkinin başlaması için elbette gereklidir. Bir zaman sonra bunlar gitse de gerçek aşkın sütunu ebedi kalır.

    Hayat tam da böyle bir şeydir.​
     
  19. NiNCaSu

    NiNCaSu Old School olduser rank8

    Kayıt:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.490
    Beğenilen Mesajlar:
    6
    Ödül Puanları:
    48
    Meslek:
    Keşke hep çocuk kalsak,kalplerimiz yerine dizlerim
    Şehir:
    Depresif CollaTeraL
    Türkler ;
    Bir uçakta pilot aniden hostesleri çağırmış ve demiş ki: Uçak düşmek üzere. Tüm yolculara atlamalarını söyleyin.
    Şu anda deniz üzerindeyiz ve denize çok yakın uçuyorum,
    atlarlarsa kurtulma şansları var, ama atlamazlarsa herkes ölecek!!!’

    Tabii, böyle bir şeyi insanlara yaptırmak çok zor.
    Hosteslerden en akıllısı düşünmüş taşınmış, ‘Herkese uygun bir dille anlatılırsa uçaktan atlamaları sağlanır.’ diye karar vermiş ve ilk olarak Amerikalı kafilenin yanına gitmiş:

    ‘Sayın yolcularımız; üzerinde bulunduğumuz alan Japonlar’ın araştırma laboratuarlarıyla kaplı. Eğer oraya ulaşırsanız tüm Japon teknolojisi sırlarını kaparsınız!’

    Bütün Amerikalılar koşarak çıkışa gitmişler ve atlamışlar;

    Sonra hostes İngilizler’e yönelmiş:

    ‘Sayın yolcularımız, şu anda dünyanın en geniş ve verimli sömürgeleri üzerindeyiz; eğer hemen el koyarsanız sonsuza dek sizin olurlar!’

    Bütün İngilizler hevesle atlamışlar.

    Sıra Fransızlar’a gelmiş. Hostes:

    ‘Bayanlar baylar, affedersiniz rahatsız ediyorum; fakat rica etsem uçaktan atlar mısınız? Şimdiden teşekkür ederim.’ demiş.

    Fransızlar:
    ‘Tabii, mersi!’ deyip sırayla atlamışlar!

    Hostes bu kez Almanlar’a yönelmiş:

    ‘Atlayın aşağı çabuk!’ diye bağırmış. Alman kafile ‘Heil!’ diyerek atlamış.

    Veee sıra gelmiş Türkler’eee. Hostes yandan yandan gülümseyerek ve koltuğa hafif dayanarak şöyle demiş:

    “Siz var ya… Buradan hayatta atlayamazsınız…”​
     
  20. NiNCaSu

    NiNCaSu Old School olduser rank8

    Kayıt:
    26 Ekim 2007
    Mesajlar:
    4.490
    Beğenilen Mesajlar:
    6
    Ödül Puanları:
    48
    Meslek:
    Keşke hep çocuk kalsak,kalplerimiz yerine dizlerim
    Şehir:
    Depresif CollaTeraL
    11.03.2013 Söz! ;
    İkinci bebeği olacağını öğrenince çok sevindi.
    3 yaşındaki oğlunu doğacak kardeşi için hazırlamaya başladı…

    Bebeğin kız olacağı anlaşıldı.
    Oğlu annesinin karnındaki kardeşine her gün şarkı
    söyledi. Kardeşini daha görmeden bir sevgi bağı oluştu.

    Zamanı geldi doğum sancıları başladı. Fakat bir sorun vardı. Doktorlar çaresizdi. Bir sezaryen ameliyatı gerekiyordu.
    Ameliyat çok zor geçti. Sonunda bebek doğdu.
    Bebeğin durumu ciddiydi.

    Bebek yoğun bakım ünitesine kaldırıldı.
    Günler geçtikçe küçük kızın durumu kötüye gidiyordu.
    Doktorlar üzgündü çocuğun kurtulma ümidi yoktu.
    Bebekleri için evlerinde bir oda düzenlemişlerdi.
    Şimdi cenaze için hazırlanıyorlardı.

    Oğulları kız kardeşini görebilmek için yalvarıyordu.

    -Kardeşime şarkı söylemek istiyorum- diyordu.

    Ama yoğun bakım ünitesine çocukların girmesi yasaktı.

    Sonunda kadın kararını verdi. Bebeği nasıl olsa ölecekti. Çocuğunun kardeşini görmesini engellemeyecekti.
    Ne yapıp edip çocuğu içeri sokacaktı.

    Oğluna oldukça büyük gelen bir ziyaretçi giysisi giydirdi ve yoğun bakım ünitesine soktu. Çocuk yürüyen bir çamaşır torbası gibiydi. Başhemşire onun bir çocuk olduğunu fark etti.

    -O çocuğu içeri sokamazsınız- diye uyardı.

    Kadın başhemşireye dönerek bağırdı:

    -Oğlum kız kardeşine şarkı söylemeden buradan çıkmayacak.

    Oğlunu kız kardeşinin yatağına götürdü.

    Küçük kız yaşam savaşını yitirmek üzereydi.
    Çocuk bir süre kardeşinin yüzüne baktı.
    3 yaşındaki bir çocuğun saf temiz pırıl pırıl
    sesiyle şu şarkıyı mırıldandı:
    -Sen benim gün ışığımsın tek gün ışığım gökyüzü
    griyken beni mutlu edersin.

    Küçük kız bu sesi tanıdı aniden tepki verdi.
    Kalp atışları düzelmeye başladı. Annesi:

    -Şarkıyı sürdür- dedi oğluna.
    Küçük çocuk devam etti:

    -Seni ne çok sevdiğimi asla bilmeyeceksin l
    ütfen gün ışığını benden alma bebeğim.

    Çocuk şarkıyı sürdürdükçe bebek kesik
    kesik nefes almasını hızlandırdı. Annesigöz yaşları içinde:

    -Devam et oğlum- dedi.

    -Geçen gece uyurken rüyamda seni kollarıma
    aldığımı gördüm bebeğim.

    Şimdi onu içeri almak istemeyen hemşirenin
    yüzü de gözyaşları içindeydi.
    Bütün hastane personeli doktorlar başlarına toplanmıştı.
    Annesi de coşkuyla şarkıya katıldı.

    -Seni ne çok sevdiğimi asla bilmeyeceksin bebeğim.
    Lütfen gün ışığını benden alma.

    Anne oğul şarkılarını sürdürdü.
    Ve küçük kız birkaç gün sonra iyileşti.
    Abisineannesine odasına kavuştu.

    Sevdiğiniz insanlar için ümidinizi kesmeyin.

    Sevgisiz ümitsiz kalmayın.

    Söz yürekten çıkarsa yüreğe gider.
    Dilden çıkarsa kulağı aşamaz​