1. Reklam


    1. joysro
      ledas
      jungler
      keasro
      zeus
      karantina

Galatasaray Tarihi - Yönetim Kurulu


  1. IronyOfFate

    IronyOfFate Bilgiliyim rank8

    Kayıt:
    22 Nisan 2009
    Mesajlar:
    2.089
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Meslek:
    Geodesy and Photogrammetry Engineering
    Şehir:
    ღAnkaraღ ๘۩
    [​IMG]

    Yönetim Kurulu

    ~Galatasaray SK Yönetim Kurulu ~

    [​IMG]
    Ünal AYSAL

    Başkan
    İstanbul'da 1941 yılında doğan Ünal Aysal, liseyi 1960 yılında mezun olduğu Galatasaray Lisesi'nde, yüksek öğrenimini ise İsviçre Neuchatel Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde tamamladı. Galatasaray Lisesi'nden mezun olduğu 1960 yılından itibaren, çalışma hayatına başlayan Ünal Aysal, 1970-72 yıllarında Koç Holding bünyesindeki Ram Dış Ticaret Şirketi'nde ihracat koordinatörü olarak görev yaptı, 1974 yılında Unit International'ı kurdu. Aysal, 1984 yılında petrolün yanı sıra elektrik üretimi ve anahtar teslim santral inşa ve finansmanı projelerinde ihtisaslaştı. Turizm sektörüne de giren Aysal, bin kişinin çalıştığı Unit Group'un çatısını oluşturan 23 şirketin yönetim kurulu başkanı olarak yürüttüğü girişimlerden başka, bazı yatırımcı Avrupa şirketlerinin yönetim kurullarında da faal üye olarak çalışıyor. Ünal Aysal 1999 yılında, Türkiye'yi yurt dışında en iyi temsil eden iş adamlarından biri olarak, Bakanlar Kurulu kararı ile Cumhurbaşkanı tarafından verilen ''Yüksek Liyakat Madalyası'' ile onurlandırıldı. İktisadi Araştırmalar Vakfı, Tez Değerlendirme Yarışması'nın sponsorluğunu üstlenen Ünal Aysal'ı, her yıl yapmış olduğu katkılardan dolayı şeref üyeliğine seçti.

    [​IMG]

    Ali DÜRÜST
    2. Başkan
    1955 İstanbul doğumlu olan Ali Dürüst, ilk ve orta tahsilini Galatasaray Lisesi'nde tamamladı. Dürüst yüksek öğrenimini ise Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü'nde yaptı. Aktif sporculuk yaşantısı da olan Dürüst, uzun yıllar Galatasaray Yıldız, Genç ve A takımlarında lisanslı olarak voleybol oynadı. 1988 yılına kadar Alo&Mintax Şirketler grubunda Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapan Ali Dürüst, 1988 yılından bugüne kadar Dürüst Şirketler Grubu ortağı ve Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak iş hayatını sürdürdü. Ali Dürüst, Galatasaray Spor Kulübü'nde üç dönem Yönetim Kurulu Üyesi ve Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Ali Dürüst, İngilizce ve Fransızca bilmektedir.

    [​IMG]

    Refik ARKAN
    Başkan Yardımcısı
    Galatasaray Lisesi ve Atatürk Lisesi'ndeki öğrenimini takiben İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nden mezun olan Refik Arkan, Maliye Bakanlığı’nda Hesap Uzmanlığı yaptı. 1980-1984 yılları arasında ise İstanbul Defterdarlığı'nda Bakan adına detaşe olarak çalıştı. Aynı yıl Maliye ve Gümrük Bakanı Özel danışmanı olarak görev aldı. Katma Değer Vergisi Kanunu'nun çıkarılmasında önemli katkılarda bulundu. 1986 yılında Baş Hesap Uzmanı iken istifa ederek özel sektörde bir şirketler grubunun Genel Koordinatörlük görevini üstlendi. İstanbul Yeminli Mali Müşavirler Odası'nın kuruluşunda genel sekreter olarak yer alan Arkan, 1990 yılından itibaren Yeminli Mali Müşavir olarak çalışmalarına devam etti. Refik Arkan, Galatasaray Spor Kulübü’nde de iki dönem Başkan Yardımcılığı yaptı. Arkan&Ergin JPA İnternational şirketinin kurucularından olan Refik Arkan, İngilizce ve Fransızca bilmektedir.

    [​IMG]

    Adnan ÖZTÜRK
    Başkan Yardımcısı
    1963 Düzce doğumlu olan Adnan Öztürk, orta öğretimini Galatasaray Lisesi’nde tamamladı. 1986 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Petrol Mühendisliği’nden mezun olan Öztürk, daha sonra 1988 yılında İstanbul Üniversitesi üst düzey yöneticilik programını tamamladı. Dünyanın en büyük çelik üreticilerinden olan Arcelor ve bağlı şirketlerinde yönetici ve yönetim kurulu başkanı olarak görev yapan Öztürk halen ArcelorMittal’da Akdeniz - Ortadoğu ve Türkiye’nin Gelişmesinden Sorumlu Başkanı olarak iş yaşamına devam ediyor. 2004 - 2006 döneminde Özhan Canaydın başkanlığındaki yönetim kurulunda görev yapan Adnan Öztürk, 2010 Olağan Seçimli Genel Kurulu'nda ise Galatasaray Başkanlığı'na aday oldu. Adnan Öztürk, İngilizce ve Fransızca bilmektedir.

    [​IMG]

    Aka Gündüz ÖZDEMİR
    Genel Sekreter
    1949 yılında Sakarya’da doğan Aka Gündüz Özdemir, 1967 yılında Bursa Atatürk Lisesi’nden, 1972 yılında İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nden mezun oldu.1972 yılında Koç Grubu'na bağlı Beko Ticaret A.Ş.’de iş hayatına başladı. 1991 yılında ise Beko Ticaret A.Ş. Genel Müdürü oldu. 2000 yılında Beko Ticaret A.Ş.’nin Arçelik A.Ş. ile birleşmesi sonucu, Arçelik A.Ş. Türkiye Satış ve Pazarlama Grup Direktörlüğü’ne atanan Özdemir, aynı zamanda Koç Holding A.Ş. Dayanıklı Tüketim Grubu Başkan Yardımcılığı (Türkiye Pazarlama-Satış) görevini de üstlendi. 2003 yılında Arçelik A.Ş. Genel Müdürü olarak atanan Aka Gündüz Özdemir, 01 Mayıs 2007 itibariyle bu görevi uhdesinde kalmak kaydıyla, Koç Holding Dayanıklı Tüketim Grubu Başkanlığı görevine getirildi. Özdemir, 1 Ağustos 2008 tarihinde Arçelik Genel Müdürü görevinden ayrıldı. 2010 yılında ise Koç grubundan emekli olan Aka Gündüz Özdemir, İngilizce ve Fransızca bilmektedir.

    [​IMG]

    Adnan NAS
    Muhasip Üye
    1951, İstanbul doğumlu olan Adnan Nas, 1972 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden, 1983 yılında ise İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Maliye Baş Müfettişlik görevinde bulunmuş olan Nas, daha sonra Maliye ve Teftiş Kurulu Başkan Yardımcılığı yaptı. 1985-92 yılları arasında özel sektörde yöneticilik yapan Adnan Nas, aynı zamanda birçok dernekte ve çalışma grubunda başkanlık yaptı. Yeminli mali müşavir ve avukat olan Adnan Nas, gerek özel sektörde, gerekse kamuda büyük deneyim kazandı. Çok iyi derecede İngilizce ve Fransızca bilen Adnan Nas, PricewaterhouseCoopers Yeminli Mali Müşavirlik firmasının kurucu ortağı ve yönetim kurulu başkanıdır.

    [​IMG]

    Semih HAZNEDAROĞLU
    Üye
    1940 Ankara doğumlu olan Semih Haznedaroğlu, orta öğretimini Galatasaray Lisesi’nde tamamladı. Yüksek öğrenimini İstanbul İktisat Fakültesi'nde, yüksek lisansını İngiltere'de yapan Haznedaroğlu, yüzme ve sutopu takımlarında milli sporculuk yaptı. 15 senelik aktif sporculuk yaşantısından sonra iş hayatına başladı. 34 yaşındayken Mustafa Pekin başkanlığındaki Galatasaray Yönetim Kurulu’nda görev alan Semih Haznedaroğlu, Ali Uras’ın başkanlığındaki yönetim kurulunda da görev yaptı. Yönetim kurullarında; Muhasip Üye, Denizcilik Şube Başkanı ve 2. Başkan olarak görev yapan Haznedaroğlu 2004-06 yılları arasıda Divan Kurulu Başkanlığı yaptı. Semih Haznedaroğlu, halen Kutlutaş Holding'te ve Kutlutaş Temel Sondajcılık Firması'nda Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yapmakta ve İngilizce ile Fransızca bilmektedir.

    [​IMG]
    Sedat DOĞAN
    Üye
    1971, İstanbul doğumlu olan Sedat Doğan orta öğretimini Galatasaray Lisesi'nde tamamladı. Lise eğitiminin ardından Lozan Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Sedat Doğan; avukatlık ve danışmanlık, gayrimenkul geliştirme, enerji ve medya sektörlerinde icra kurulu üyelikleri yapmaktadır. Bir dönem Cem Vakfı Başkanlığı yapmış olan Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim görevlisi İzzetin Doğan'ın oğlu olan Sedat Doğan İngilizce ve Fransızca bilmektedir.

    [​IMG]

    CELAL GÜRCAN
    Üye
    1955, Bilecik doğumlu olan Celal Gürcan orta öğretimini Galatasaray Lisesi'nde tamamladı. Lisans eğitimini Eskişehir Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde tamamlayan Gürcan; petrol İstasyonları İşletmeciliği, otel işletmeciliği ve nakliye konularında faaliyet gösteren şirketinin yönetim kurulu başkanlığını sürdürüyor. Daha önce dört dönem Galatasaray yönetim kurullarında görev yapan Celal Gürcan, Fransızca bilmektedir.

    [​IMG]

    METE BAŞOL
    Üye
    1957, İstanbul doğumlu olan Mete Başol orta öğretimini İngiliz Erkek Lisesi'nde tamamladı. Bu okuldan mezun olduktan sonra Arizona State Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde yükseköğretimini tamamlayan Mete Başol, İnterbank'ta çeşitli kademelerde bankacılık yaptı. 1988-2001 yılları arasında ise Bankers Trust Deutsche Bank'ta Genel Müdürlük ve Yönetim Kurulu Başkanlığı görevinde bulundu. Mete Başol, İngilizce bilmektedir.

    [​IMG]

    Ali GÜRSOY
    Üye
    1979, İstanbul doğumlu olan Ali Gürsoy, orta öğretimini Galatasaray Lisesi’nde tamamladı. Lisans eğitimini Florida Atlantik Üniversitesi'nde İşletme Bölümünü tamamlayan Gürsoy, İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde Psikoloji alanında yüksek lisans yaptı. Galatasaray yönetim kurullarında daha önce birçok görevde bulunan Ergun Gürsoy’un oğlu olan Ali Gürsoy, Gürsoy Şirketler Grubu'nda inşaat bölüm başkanlığı yapıyor. Ali Gürsoy, İngilizce ve Fransızca bilmektedir.

    [​IMG]

    Ahmet OCAKLI
    Üye
    1957, İstanbul doğumlu olan Ahmet Ocaklı orta öğretimini Galatasaray Lisesi'nde tamamladı. Mezun olduğu 1977 yılından bu yana dayısı Orhan R. Yüce ile birlikte otomotiv sektöründe çalıştı. Alfa Romeo markalarının yedek parça tedarikini sağlayan Ahmet Ocaklı sonrasında Alfa Romeo markasının Türkiye distribütörlüğünde Yönetim Kurulu Başkan Vekili olarak görev yaptı. 1987 yılında Otomotiv Distribütörleri Derneği’nin kurucu üyesi olarak derneğin faaliyete geçmesinde rol oynayan Ahmet Ocaklı, Erya Otomotiv A.Ş Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve Yüce Motor A.Ş Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini de yürüttü. Son olarak Skoda’nın Türkiye temsilcisi Yüce Auto A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanlığı’na getirilen Ahmet Ocaklı, Fransızca bilmektedir.

    [​IMG]

    ABDURRAHİM ALBAYRAK
    Üye
    1954, Rize doğumlu olan Abdurrahim Albayrak, orta öğretimini Rize’de tamamladı. Daha sonra ailesiyle birlikte Almanya’ya yerleşen Albayrak, 1977 yılında Altur Turizm Otobüs İşletmeciliği’ni kurdu. Petrol ürünleri, sigorta aracılık, filo kiralama alanlarında da faaliyet gösteren şirketlerinin yönetim kurulu başkanlığını yürüten Abdurrahim Albayrak, 2000-2001 yılları arasında Galatasaray Spor Kulübü yönetim kurulu üyeliği yaptı. Abdurrahim Albayrak, Almanca bilmektedir.

    [​IMG]

    Emir SARIGÜL
    Üye
    1981, İstanbul doğumlu olan Emir Sarıgül, F.M.V. Özel Işık Lisesi’ni bitirdikten sonra, Yeditepe Üniversitesi İşletme Fakültesi'nden mezun oldu. İnşaat sektöründe faaliyet gösteren, Maritza İnşaat Grubu’nda Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütmekte olan Sarıgül, İngilizce bilmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır.

    [​IMG]

    Mehmet CİBARA
    Üye
    1956, İstanbul doğumlu olan Mehmet Cibara orta öğretimini Kabataş Erkek Lisesi'nde tamamladı. Daha sonra Ege Üniversitesi Mekanik Mühendisliği bölümünü tamamlayan Mehmet Cibara burada eğitimini tamamladıktan sonra University of California, Berkeley MBA'de eğitimine devam etti. Tekon Ltd. şirketinin sahibi olan Mehmet Cibara İngilizce ve Fransızca biliyor.

    [​IMG]

    Necati DEMİRKOL
    Üye
    1 Ocak 1957 İstanbul doğumlu olan Necati Demirkol eğitimini Gazi Fakültesi Eğitim Yüksekokulu'nda tamamladı. Tarım, sanayi, inşaat ve maden ağırlıklı işletmecilik yapan Necati Demirkol İngilizce bilmektedir.

    [​IMG]

    Meral MERCAN
    Galatasaray Lisesi Müdürü
    Galatasaray Lisesine giren ilk 10 (on) kız öğrenciden biridir. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız ve Roman Dilleri ve Edebiyatları Bölümü mezunudur. Fransız Filoloğu ünvanına sahiptir. Fransızca’nın yanı sıra İtalyanca ve Yunanca bilmektedir. 1982 yılında Fransızca Öğretmeni olarak göreve başlamış, Anadoluhisarı Ticaret Lisesi, Ayancık Lisesi, Cağaloglu Anadolu Lisesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptıktan sonra 1987 yılında Kabataş Erkek Lisesi’ne Fransızca öğretmeni olarak atanmıştır. Aynı lisede 1992 yılında Müdür Yardımcısı, daha sonra Müdür Başyardımcısı olmuştur. 2005 yılında Galatasaray Lisesi’ne Müdür Başyardımcısı olarak atandıktan sonra, 16 Ocak 2007 tarihinden itibaren vekaleten yürüttüğü Müdürlük görevine 24 Ekim 2007 tarihinde Müdür olarak atanmıştır.


    DENETİM / SİCİL / DİSİPLİN KURULLARI ÜYE VE YEDEK ÜYELERİ

    DENETİM KURULU ÜYELERİ
    1. Mete İkiz (11804)
    2. Ural Aküzüm (12281)
    3. Halil Kaya Özer (12503)

    DENETİM KURULU YEDEK ÜYELERİ
    1. Oğuz Evrenos (3794)
    2. Cenk Nuri Soyer (11576)
    3. Suat Sarı (13405)
    SİCİL KURULU BAŞKAN
    1.Serdar Eder (6514)

    SİCİL KURULU ÜYELERİ
    1.Çetin Öztürk (6266)
    2.Mehmet İpekdokuyan (7594)
    3.Ali Tüzmen (8377)
    4.Ali Esat Tansev (8934)
    5.Burçin Tunçel (9180)
    6.Levent Şahinoğlu (9563)

    SİCİL KURULU YEDEK ÜYELERİ
    1.Gürkan Eliçin (7593)
    2.Mesut Karaaslan (8093)

    DİSİPLİN KURULU BAŞKAN
    1.Celal Açar (4024)

    DİSİPLİN KURULU ÜYELERİ
    1.Coşkun Gültekin (3809)
    2.Okan Tekinşen (3814)
    3.Uğurman Yelkencioğlu (3920)
    4.Yıldırım Baysal (4277)
    5.Kunter Akyürek (6019)
    6.Altan Darnel (6872)

    DİSİPLİN KURULU YEDEK ÜYELERİ
    1.Cemal Burnaz (4052)
    2.Can Baydarol (5348)
    3.Hamdi Barıştıran (5576)
    4.Eşref Alaçayır (7072)


    *


    GÜL BABA

    Her büyük kuruluşun başlangıcı çok defa kesin belgeye dayanmayan efsanelerle anlatılır. Galata Sarayı'nın başlangıcı hakkında da Gül Baba Efsanesi vardır…Ama Gül Baba gerçektir.

    Galatasaray Lisesi’nin koltuk kapısı yanından Yeni Çarşı Caddesi’nden yokuş aşağı Tophane’ye doğru inerken, eskiden merdivenli, şimdi dik yokuşun ortasında sağ tarafta, birkaç ağacın bulunduğu açıklıkta Gül Baba’nın mezarı vardır.

    Kitabesinde; "Tarikat-ı aliyye meyayık-ı kiramından GÜL BABA hazretlerinin Türbe-i Şerifi ' ittisalinde Acı Çeşmeli Akdemce 1285 senesi tarihinde türbedarı bulunan merhum Pirinççi Tahir Efendi namına bina ve inşaasına olup, muahharen dahi zaman himmetiyle çeşme-i harap, mail-i turap olduğundan, türbedarı mümailleyhin mahdumu Pirinççi İbrahim Efendi berdi himmet ederek müceddeten bina ve ihya edildiği hayratıdır. Sene 1287 - Miladi 1870" yazmaktadır.

    Bu kitabe, 1968 yılında mektebin lise olarak kuruluşunun yüzüncü yıl kutlamaları sırasında, Galatasaraylılar Derneği tarafından tesis ve teşvik edilen Yüzüncü Yılı Kutlama Derneği tarafından lahtin bakım ve tamiri sırasında tespit edilmiştir.

    Galata Sarayı'nın başlangıcı hakkında Gül Baba Efsanesi vardır.

    Tarihlerin 2. Beyazit zamanında belirttiği, yukarıda türbesinin olduğu yeri belirtilenden başka, bir de Macaristan’da, Budapeşte’de Gül Baba Türbesi vardır. Kanuni Sultan Süleyman’ın, muhteşem bir merasimle cenaze töreninde hazır bulunduğu Gül Baba’nın Kanuni’nin büyükbabası 2. Bayezit zamanındaki Galata Saray'ının kurulmasına amil olan Gül Baba ile aynı kişi olup olmadığı belli değildir. Yalnız Budapeşte'de muhteşem cenaze merasimi yapılan Gül Baba'nın fevkalade yaşlı ve Kanuni Sultan Süleyman'a ata yadigarı bir ulu kişi olduğu kesindir.

    GALATA SARAYI’NIN TESİS VE İCADI

    Asrı Bayezit Han-ı saniye kadar, Galata, Perşembe Pazarı’nın VOYVODA KONAĞI’ndan yukarısı sayd-ü şikare çesban, cebeli cengelistan olmasıyla Bayezid Han-ı sani hazretleri avene-i civanide (avda) mevsim-i şitada bu şahsarı vehalzarda bir gün tesayyuda tasaddi buyurduklarında, esna-i tek-u püde tesir-i şideti bad-ü bertten bihuzur olarak, teshini vücud edecek bir mahal cüstücusunda iken, Tophane'den Beyoğlu'na doğru çıkan ve Galata Sarayı'nda canibinde Boğazkesen sahrasında bulunan bir kulübe derununda taze gül fidanları içinde bir aziz-i mütabbidin aram-ı meşduu hümayunları cihetiyle, ülfet-ü azizden mahzuniyet hasıl olarak, azizi müşarün-ü leyhe (Gül Baba) bir dilhahınız var mıdır? buyurduklarında cevaben:

    "Padişahım şu zirveciğe bir mekteb-i irfan tesis-ü tertip buyur da orada okuyup yazanları, hizmet-i hümayununda istihdam eyle vakten minelevkat devletine lazım olur " cevabıyla, eliyle gösterdiği otuz bin zira’dan ziyade olan arsanın etrafına duvar çekilerek bir cami-i şerif ile ikişer yüz adamı istiab eder üç koğuş ve her koğuşa birer hamam ve zabit dairesi ve mutfak inşa ve... Galata Saray ağası nasp ve tayin... Ve bidayet dersleri hocalığına müşarün-ü leyh Gül Baba'yı tayin eder... Ve Galata Saray'ı Enderun-u Hümayun'a ikinci ve Saray-ı Hümayundaki küçük oda birinci Mekteb-i İdadi ittihaz ve bakiye-i kanunlarının İKMALİNE ASR-I SÜLEYMAN-I HANİ de ikmaline ağaz olunmuştur.

    (Tarih-i Ata’dan anlaşıldığına göre Kanuni Sultan Süleyman, Gül Baba’nın Budapeşte’de vefatında, kendisine tarihlere geçecek bir cenaze töreni yaptırarak GALATA SARAYI’nın varoluş ve yönetim kurallarını koymuştur.)

    Galata Saray’ı bir enderun okuludur. İdadi, yani orta öğretim yaptıktan bir de Edirne Sarayı vardır. Buralarda yetişen öğrencilerden başarılı olanlar Topkapı Sarayı’ndaki Enderun’a alınır, oradaki tahsillerini tamamlayınca askeri ve mülki görevlere tayin olunur veya Merkezi hükümette, Saray’da görev alırlardı.

    2. Mahmut zamanında vaka-i hayriye denilen yeniçeriliğin kaldırılmasına kadar devletin yönetim elemanları bu okullardan yetişirlerdi. Galata Sarayı’nda eğitim, anlamı 18. yüzyılda Fransız ihti-lalinde tanımlanan, LAİK idi. Evliya Çelebi meşhur "Seyahatname'sinde İstanbul'un madenlerini anlatırken, GÜL BABA'dan bahsetmiştir.
    "Madeni isna aşer, Tophane kasabası ensesinde Galata Sarayı namıyla mevsuf ve maruf saray-i padişahının altında eski İslambol namıyla muttasıl madenden hasıl olur ki cemi dünyada eski İslambol demiri deyu meşhur olmuştur. Amma mekanından bir ferdin dahi haberi yoktur. Ta! Vizendon nam kralın zamanında hazreti Hızır Ayasofya'nın mimarı iken anın ilkasıyla bulunup Ayasofya'nın cemi hadid (demir) mühimmatı ve levazımatı ve tavuk pazarındaki dikili taşın bentleri, bilcümle mazkurun haddi İslambol'dur. Ta ki Bayezid-i veli zamanında raygan olup hüddamları haddi halis ihraç ederlerdi. (halis demir çıkarılırdı.) Sultan Bayezid-i veli derviş nihad padişah-i ebuteslim olmakla bu maadine her bar gelip abu havasından hazzedip bir kaç kere habir muallimler ile ol cayu mahudda yatıp bir kaç defa o mahalli latifte Hazreti risaleti menamında görüp hazreti risaletin talimiyle anda bir dar-ı şifa ve tahsil-i ulum için bir medrese inşa edip her kim anda bir kerre bismillah dediyse müfessirin ve muhaddisinden ulu kimseler olurdu, ahir-ı kar sarayı has olup hüddam ve gımana has kılınıp...."

    Evliya Çelebi'nin pek belirgin olan mübalağa sanatını ve olayları bazen çarpıtıp kendi görüşüne göre anlatmasını hoş görürsek, burada önemli olan, İstanbul'daki madenlerden bahsederken konuyu Galata Sarayı'na getirmesidir. Semte adını veren GALATA ismi yakın zamanlara kadar açıklanamamıştır. İngiltere, Southampton Üniversitesi Arkeoloji Bölümü'nde Dr. Anne Ross'ın çalışmaları konuya açıklık getirmiş CELT-KELT'ler ve, veya yayıldıkları Avrupa'da aldıkları isimlerle GAUL'ler, GALCYA'lılar, GALAT/aianlar hakkında kesin bilgiler sahibi olmamıza olanak sağlamıştır.

    Galatasaray Lisesi ön bahçesi... Atatürk'ün okulumuza imzalayarak verdiği resmindeki GALATA SARAY'a yazısında SARAY kelimesi Osmanlılarda süslü, içinde padişahın haremiyle yaşadığı yer anlamında değil, hükümet işlerinin görüldüğü, idare yeri anlamındadır.

    Nitekim Fatih'in yaptırdığı Topkapı Sarayı; Kanuni Sultan Süleyman, Haremi buraya taşıyıncaya kadar yalnız devlet işlerinin görüldüğü idare merkezi ve yüksek derece Enderun okuluydu. Edirne Sarayı ve Galata Sarayı orta derecede (idadi) Enderun okullarıydı. Böylece Atatürk'ün okulumuza imzalayarak verdiği resimde yazdığı gibi; GALATA SARAYI adının ne olduğu açıklanmış bulunuyor.

    GÜL BABA
    Sultan bu ya ,pek fazla sıkılmış bir gün,
    Durmuş bakınıyorken sarayından göğe üzgün,
    Sadrazamı hürmetle eğilmiş önünde,
    -Sultanımızın neşesi pek yoksa bugün de ,
    -Sis örtüleri altında o haşmetle uyurken,
    Seyreylesek İstanbul'u yüksek tepelerden,
    Eğlenceli olmazmı çıkıp kırda gezinsek!
    Vaktiyle , o Türk aslanı Sultanımızın,pek
    Çok sevdiğibir kır atı varmış,ona binmiş,
    Geç vakte kadar kırda veziriyle gezinmiş.
    Lakin,yarı sarhoşluğa düşmüş birden,
    Sultan çok uzaktan dolu dizgin geçerken,
    Dizginleri çekmiş ve durup şöylece bir dem ,
    Sadrazama sormuş:
    -Nerden geçti ki meltem ,
    Mest olmuş eserken,ediyor insanı sarhoş,
    Bir kokla geçen rayihalar bakne kadar hoş !
    Sadrazam gülmüş ve :
    Yakınlarda demiş,bir
    Gül bahçesi vardır,hele gayet güzeldir.
    Şayet yüze Sultanımız arzu buyurursa...
    -Elbet gidelim,hem bakalım , sahibi varsa ,
    -Sohbet ederiz onla biraz!
    Sonra da bir an :
    Atlar yine birdenbire mahmuzlandıktan!
    Yaydan kopan oklar gibi rüzgarları yarmış,
    Çok geçmeden atlar,o güzel bahçeye varmış.
    Bir bahçe ki : örtmüş yer her yerde çiçekler...
    Bir bahçe ki :boynunda büküklük minecikler...
    Bir bahçe ki : güller bile sarmaş dolaş olmuş...
    Sultan bu güzellikleri görmüş ve şaşırmış,
    -Gül bahçesi ,lakin ne zamandan? diye sormuş.
    Bir noktaya dalgın,bakıyormuş,gibi sanki,
    Sadrazam hülya dolu gözlerle demiş ki :
    -Vaktiyle bu çıplak tepenin sahibi yokmuş,
    Rüzgarlar esermiş gece çılgın gibi yaz kış,
    Kuşlar üşüşüp dallara bir mesken ararken,
    Sağnak gibi şimşekler inermiş kara gökten,
    Bir yemyeşil atlasla döşenmiş yine her yer,
    Birgün yine cennet gibi süslenmiş o yerler.
    Narin o fidanlardaki dallarla örtülmüş.
    Bahçeyle artık bu toprakların yüzü gülmüş.
    Lakin,bu güzel bahçede bir "Gül Baba" varmış,
    Derler ki o mecnun gibi yalnızca yaşarmış.
    -Gelsin bakalım söylediğin "Gül Baba " kimmiş?
    Hayhay! diyerek Vezir atından yer einmiş.
    Güller arasından ,daracık yolda yürürken,
    -Munis ve şefkatli bakışlarla ilerden,
    Örtülmüşe benzer gibi sakin başı karla,
    Bakmış geliyor "Gül Baba" bir nurlu vakarla!
    Yetmiş yaşı alnında asaletle yanarken,
    İnsan onu hep indi sanırmış yere gökten.
    Sadrazam koşmuş ve demiş:
    -Gül Baba! Sultan,
    Kalkıp bir seni, görmek için geldi uzaktan.
    -Hayhay! diyerek vezri atından yere inmiş.
    Bak! kendisi üstünde atın,gel ! seni bekler.
    Sultan da ,o haşmet ile gelirken gülerek der:
    -Güller ne güzel,onları hep sen mi büyüttün ?
    -Elbet diyerek"Gül Baba" dallardaki süzgün,
    Munis sarı güllere tutup kırmızılardan,
    Kesmiş iki gül,sonra demiş:
    -Ey Yüce Sultan!
    -İstersen anılmak yine rahmetle eğer hep,
    Yaptır bu büyük bahçeme bir koskoca mektep.
    Millet ve vatan uğruna binlerce evlat,
    Her an seni elbet çalışırken edecek yad !
    Güllerdeki renkler de onun arması olsun !
    İsmim de benim,böylece rahmetle anılsın !
    Ey "Gül Baba" herşeyde sesinden var akisler,
    Herşey bize hala bu güzel kıssayı söyler...
    Yıllarca senin bahsini etsek,yine pek az,
    Zira,bu güzel kıssa şu mısralara sığmaz !
    Bizler yine rahmetle anarken seni artık,
    Mermerden olan kabrini güllerle donattık.

    862 Nihat KEKLİK

    GALATA SARAYI ENDERUN OKULU 1481-1826

    Fatih, Avrupa'daki Rönesans hareketinin farkındaydı, Enderun Okulları (Saray Mektepleri) Rönesans'a ayak uymak amacıyla kurulmuştu. 2. Bayezit, güzel bir raslantı ile Galata'da, Tophane'nin sırtlarındaki demir madenleri civarında Gül Baba'ya rastlayıp konuşması sonucu Galata tepesinde Galata Sarayı Enderun Okulu'nu yaptırdı ve Gül Baba da ilk hocalardan biri oldu. Gül Baba'nın bektaşi dedesi olması, Bektaşi kültür ve felsefesinin Galatasaray'da daima etkin olmasına yolaçmıştır. Gül Baba, Kanuni Sultan Süleyman devrine kadar yaşamış, Budapeşte'nin fethinden sonra orada vefat etmiş, cenazesi muhteşem olmuş, Sultan Süleyman tabutunu taşımış iç organları Budapeşte'deki zaviyesine yaptırılan bir türbeye, tahnit edilen vücudu da istanbul'a getirilerek Galatasaray'ın altındaki zaviyesi yanındaki mezarına tevdi edilmiştir. Mektep binası bugünkü şekliyle (ön avludaki yan kollar hariç), Sultan Süleyman tarafından, kanunnameleri yenilenerek, Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. 1907 yangınından sonra Galatasaray mezunu Mimar Vedat ve o zamanki Ermeni başmimar tarafından bugünkü haline getirilmiştir.

    GALATA SARAYI TIBBİYE-İ ADLİYE-İ ŞAHANE 1831 - 1862

    Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra Galata Sarayı 2. Mahmut tarafından Tıbbiye Mektebi olarak açılmıştır. Öğretim Fransızca, Fransız hocalar tarafından yapılır olmuş. O zamanki dış kapı farklıdır ve bugünkü dış kapı Sultan Abdülaziz zamanında Galatasaray Sultanisi 1868'de açılırken yaptırılmıştır.

    GALATA SARAYI SULTANİSİ 1867 - 1923


    Galata Sarayı, Sultan Abdülmecit zamanında, Tıbbiye Gülhane'ye taşındıktan sonra boş kalmış, bir ara askeri idadi olarak kullanılmıştı. 1867'de Abdülaziz'in Avrupa'yı ziyaretinde 3. Napolyon ile yapılan görüşmeler sonucu Sadrazam Âli Paşa, Fuat Paşa ve Saffet Paşa'nın gayretleriyle bina tamir ettirilmiştir. Bugünkü ana giriş kapısı da o zaman yaptırılır. Fransa'dan hocalar, ders araçları getirilmiş, mektep binası alnına Fransa'dan getirilen büyük saat konulmuş, böylece Türkiye'de ilk alafranga saat uygulaması Galatasaray'da başlamıştır. 1 Eylül 1868 günü Mr. De Salve müdürlüğünde Fransızca öğretim yapmak üzere Galata Sarayı Sultanisi açılır. Çok kıymetli Türk hocalar da Türkçe dersleri vermek için mektebe gelirler. Bu tarihten sonra Galatasaray, Türkiye'de bir ilkler kurumu haline gelmeye başlar. 1871'de Fransa'daki 3. Napolyon'un Alman yenilgisi ve Paris Komünü olayları mektep tarafından yakından takip edilir. Önce Fransa'daki bu karışıklıklar, sonra Balkan, 1. Dünya ve İstiklal savaşları mektebi oldukça etkiler. Pek çok Galatasaraylı şehit ve gazi olurlar. Atatürk'ün Galatasaray'a ilgisi 1914-15 yıllarında başlar. 1923'de Cumhuriyetin ilanında Galatasaraylı izciler, başlarında oymak beyi Adnan Akıska ile Ankara'ya giderler, Atatürk de 1930 ve 1933 yıllarında iki defa Galatasaray'ı ziyaret ve teftiş ederek kutlar ve imzalı resmini hediye eder.

    Gül Baba'yla Bektaşi kültürünü, Tevfik Fikret'le çağdaşlık ve batılılığı, Fransız kültürüyle özgürlüğü benimseyen Galatasaray, Atatürkçülüğün de sarsılmaz kalelerinden biri olmuştur.

    RUŞEN EŞREF ANLATIYOR

    GALATASARAY'DA İLK FUTBOL VE MISIRLI MEHMET ALİ

    Mektebin üçüncü sınıfına gelmiştik. Oyun bahçemiz sınıfların arka tarafına gelen büyük bahçe idi. Burada mektebin mutfağına açılır bir küçük kapı olduğu gibi, müdürün bahçesinde bir yol vardı. Üç arkadaş ben, Ali Rauf ve Küçük Ali -sonradan Kabak Ali diye meşhur olan Galatasaray kulübünün meşhur oyuncularındandı- bir tenis topu almış, aramızda oynardık. Bazı arkadaşlar gelirler, bizim kedi yavruları gibi, atlaya, zıplaya sağa sola koşa dolaşa, hatta bazan da düşe kalka oynaşımızı seyrederlerdi... Bir gün, hemen daima, iki eli pantalonunun iki cebinde gezen, yaz kış palto giymeyen Mısırlı Mehmet Ali de yanımıza geldi. Mehmet Ali kısa boylu, geniş göğüslü, çelik pazılı bir gençti. Gençti diyorum, çünkü çocukluk çağını çoktan geçirmişti. Bir gözü kör olduğu için siyah gözlük kullanırdı. Arkadaşları arasında da 'Kör Ali, Kör Mehmet Ali' diye anılırdı. Ama bun kimse yüzüne karşı söyleyemezdi. Diyebilirim ki, mektebin en kuvvetli genciydi. Tabii hallerinde çok sakin, hatta hareketsizdi. Mütalaa salonunda ve sınıflarda yeri en son sıra idi. Orada başını önüne eğer, okur mu, düşünür mü, uyur mu? Kimse bilmezdi. Kimseyle konuşmazdı. Şakayı sevmezdi. Gece, yattığı demir karyolanın bütün demirlerini kırar, koparırdı. Bu onun için bir jimnastik, bir ekzersizdi. En çok sevdiği ders, kuvvetini gösterebildiği jimnastik dersleriydi. Deli lakabiyle müştehir jimnastik hocamız Faik Bey'in de pek sevgilisi idi. Mehmet Ali'nin, jimnastik salonunda, büyük bir muvaffakıyetle kullanamadığı alet yoktu. En ağır gülleyi o kaldırır, hem de zahmetsizce kaldırırdı. Barre fixe, barre parallèlle'de asma merdivende, asma sütunlarda yapmadığı marifetler yoktu. Çift koluyla, tek koluyla kuvvet gösterileri yapar, herkesi hayret, Faik Beyi de meserret içinde bırakırdı. Bu sakin, bu sessiz delikanlının bir mubassırı dövüp hapse girmediği gün de yok gibiydi. Kendisine cezası bildirildiği zaman fesi arkasına atılmış, gömleğinin ön düğmeleri çözülmüş, kendisi de yere çakılmış bir çelik heykel gibi dimdik, sessiz ve hareketsiz dururdu. Onun bu acı kuvvetini adamakıllı tatmış oldukları halde, yine kendilerini tutamıyan talebesi arasında gösteriş yapmak istiyen, külhanbeyi tabiatlı Rum maitre d'étude'ler surveilant'lar da vardı. Bunların da ekserisi palikarya Rumlardı. Mehmet Ali bizim top oyunumuzla ilgilenmeye başlamıştı. Bir ara o da iştirak etti. Biz üç arkadaş, imkanı yoktu onun ayağından topu alamıyorduk. O, çeki taş gibi ağır adam, fare ile oynayan bir kedi çevikliğiyle topu önümüzde fırıl fırıl döndürüyordu. Bir gün bize: 'Bir küçük futbol alınız da, size futbol oynamayı öğreteyim!' dedi. Biz o zamana kadar futbolu bilmiyorduk. O zaman, spor edevatı satan bir İngiliz mağazası vardı. Oradan bir topla bir pompa aldı. Futbol başlamıştı. Biz üç arkadaş ve Mehmet Ali top oyununa girişmiştik. O bize ayakların nasıl kullanılacağını, ayağın iç ve dış yanları ile topun nasıl idare edileceğini, havadan hızla gelen topun derhal yerde nasıl durdurulacağını, o hızla inen topun ufkî bir şekilde, derhal, kaleye nasıl atılacağını, karşınıza gelen muhasımın elinden topun nasıl kurtarılacağını, ya iki tarafındaki arkadaşlardan birine, yahut ileride hatta bazan da gerideki arkadaşa nasıl aktarılacağını, öndeki topu ayak vasıtasiyle kaldırıp başla nasıl vurulup ileri atılacağını, havadan hızla gelen topu arkadan topukla vurarak nasıl öne alınacağını, hasılı, futbolla ilgili binbir oyunu bize öğretiyordu... Bazan biz kalede duruyorduk, o şut atıyordu, tutmak ne mümkündü? Bazan o, kalede duruyordu, biz şut atıyorduk. Geçirmek ne mümkündü. Mehmet Ali topa elle hemen hiç dokunmazdı. Hatta kaleden atarken bile ayağının ucuyla usulca kaldırdığı topa öyle bir vuruş vururdu ki, top gülle gibi fırlar giderdi. Karşısında durmağa kimse cesaret edemezdi. Bize, topa vuruşun çeşitli şekillerini gösterip öğrettikten sonra tek kale teşkil etmemizi söyledi. Yeni katılan birkaç arkadaşla tek kale kurduk. Kendisi kaleye geçti. O çeviklikle kalece pek, pek az bulunurdu. Topu öyle idare ediyordu ki, biz hayrette kalıyorduk! Hem de tek gözüyle... Bazan da bizlerden birimiz kaleye geçiyorduk, o bize şut atmanın tekniklerini gösteriyorduk. Fakat onun attığın şutun karşısında kim durabilirdi? Top kaleciyle beraber ağlara takılır... Gün geçtikçe top hevesi artmağa, yeni yeni oyuncular katılmaya başladı. Fakat çığırından da çıkmıştı. Bir kör döğüşü halini almıştı. Oyundan çekilen ve bir zamanlar, oynayanları uzaktan seyreden Mehmet Ali oyundan tamamiyle çekilmişti. Ondan sonra da onun ne olduğunu hatırlayamıyorum.

    Ya mektepten çıktı, yahud da çıkarıldı. Fakat, ondan yadigar kalan futbol şekillenmeye başladı. Doğrusunu söylemek icap ederse oyunlar onun gösterdiği nizam ve intizamdan usul ve kaideden uzaklaşmıştı. Önceleri bir curcuna haline gelen oyunlara iştirak eden ve bir zenci Abdülmuttalib vardı ki, gözlüklüydü. Son derece miyoptu. Topa vuracağı zaman gözlüğünü eline alır, gözlerini kapar, Allah'a sığınır, bir domuz topu gibi kaldırır kendini boşluğa atardı. Artık tekme kimin kısmeti ise ona rastgelirdi. Çok zaman top yerine, karşısına çıkanın çenesini bulurdu, çenesi kırılan, bacağı sakatlanan haline şükrederdi. Oyunlar öyle bir hal almıştı ki, tasvir ve tasavvuru mümkün değildi. Ne rüzgar, ne yağmur, ne kar bu çılgınlar fırtınasını dindiremezdi. Derslere, hatta yemeklere toz, toprak, çamur içinde girer, bunda da hiçbir mahzur görmezdik... Nihayet, sabah, öğle ve akşam, büyük teneffüslerde, kunduracının yanına koşar, ayakkabılarımızı, pantolonlarımızı değiştirir, bahçeye öyle fırlardık. Başka çare bulamamıştık... Sonraları Bazar Alman'da satılmaya başlanan defter sabunlar imdadımıza yetişmişti. Oyun biter bitmez, çeşmelere koşar, defterden kopardığımız birkaç yaprak sabunla elimizi, yüzümüzü yıkardık. Allah yıkamak eylesin!...

    Hiç olmazsa çamurun kabası giderdi. Futbol gittikçe genişliyor ve kuvvetleniyordu. Fakat biraz da tatonmant'larla... İleride Galatasaray kulübünü teşkil edecek olan elemanlar da görünmeye başlamışlardı:
    İç Robensonlar, Kürt Celal, Sütlaç Bekir, Emin Bülend, Küçük Ali, Ali Sami, Ayı Nikolof, Sütçü Milo.

    Robensonların en büyüğü Yakup hakikaten de, sade yaşça değil, boyca da en büyükleri idi. Fakat çapaçulca bir gençti. Gençti diyorum, çünkü çocukluk çağını çoktan geçirmişti. Ortancaları, Abdürrahman, en ağır başlıları idi. Küçükleri Ahmet Robenson en sevimli, en cana yakın en hareketlileriydi. Daha küçük kardeşleri olduğu da söylenirdi. Ben onu hiç tanımıyorum. Bunlar aslen İngilizdiler. İhtida etmiş, Türkleşmişlerdi. Belli idi ki, futbola da bir dereceye kadar vakıftılar... Kürt Celal, çok canlı, çok şirin, çok sevimli, çok da kuvvetli bir arkadaştı. Oyunda daima ileri, daima ileri giderdi. Gerilediği görülmemişti. Topu ayağıyla karşısındakini de omuzları veya gödesiyle sürer götürürdü. Zaten, söylediğim gibi, bu ilk toplu oyunlar intizamlı, tertipli, kaideli birer oyun olmaktan ziyade, sür gitsin oyunlarıydı. Kürt Celal, yazı hocamız Kürt Ahmet Efendinin küçük kardeşi idi. Ahmet Efendi, ne kadar karanlık, ne kadar ağır, ne kadar durgun idiyse Celal de o kadar neş'eli, o kadar çevik, o kadar hareketli idi. Biçare, Balkan harbinde şehit olan fedakar, vatanperver arkadaşlarımızdandı. Sütlaç Bekir, müdür Abdurrahman Beyin odacısı Mehmet Ağa'nın küçük oğluydu. Çiçek bozuğu olduğu için arkadaşları kendisine Sütlaç Bekir derlerdi. Çok mûnis, çok uysal, çok sevimli, çok hatırşinas, çok candan bir arkadaştı. Güçlü, kuvvetli ve gürbüzdü. Emin Bülend, Macar Ömer Paşa'nın oğlu veya torunuydu. Çok mert, çok kuvvetli, sporsever, yüksek sesli, hareketli, kızıla çalar sarışın renkli, çok terbiyeli bir arkadaştı. Vakit vakit şiir de yazardı. Galatasaray ilk futbol takımının kıymetli elemanlarındandı. Mektepten mezun olduktan sonra, Tevfik Fikret merhumun mektep müdürlüğü zamanında, Galatasaray'da, bilhassa ilk başlıyan çocuklara hoca olmuştu. Orada tekrar buluşmuştuk. Son derece idealist, son derece milliyetperver, ateşli bir gençti. Küçük Ali Çerkezdi. Çevik, süratli, kuvvetli bir arkadaştı. Mehmet Ali ile çalıştığımız zaman o da beraberdi. O, sonradan kulübe girmiş ve esaslı bir eleman olmuştu. Zaten saçsız denecek kadar seyrek saçlı olduğundan başını ustura ile traş ettirirdi. Ali Sami ile karıştırılmaması için Küçük Ali denirken arkadaşları arasında adı Kabak Ali kalmıştı. Ali Sami, koşmak, oynamak, bağırıp çağırmaktan hoşlanmaz, zayıf uzunca boylu, çok nazik ve terbiyeli bir arkadaştı. Oyununda iş yoktu. Mektepteki oyunlarda birkaç defa kaleci durmuş, büyük bir iş görememişti. Fakat idare hussunda muvaffakiyetliydi. Arkadaşları bir araya getirir, nizam ve intizam temin ederdi.

    Nitekim, Galatasaray Kulübü teessüs ettiği zaman da idareciliği ile temayüz etmiş, kulübün reisi olmuştu. Denizciliğe de maildi. Kulübün denizcilik kısmında, gemicilerin kullandıkları ip düğümlerinin çeşitlerini gösterir koleksiyonlar yapmıştı. Beni, müzelerini gezmeye çağırdığı zaman, bütün bunları ve aldıkları kupaları göstermişti. Mektepte iken, biz onunla öğle tatilleri bir saat kadar süren Cuma günleri oynamak için, anfiteatr'da yapılan din derslerinde futbol dikerdik. Mektepten çıkmaya müsaade etmedikleri için, yeni futbol alamaz, eskilerinin işe yarar kısımlarını ayırır, çifte dikişle, yani kunduracı dikişiyle, birbirlerine ekleyip dikerdik ve oynanılabilecek bir futbol meydana getirirdik.

    Ayı Nikolof, Bulgardı. Hakikaten de ayıya benzerdi. Hemen hemen hiç boynu, yok gibiydi. Kafası boyunsuz olarak gödesine yapışmış hissini verirdi. Geniş omuzlu, çıkık göğüslü, domuz gibi kuvvetli, fakat korkak bir gençti. Kürt Celal onun celladı idi. Hiç arkasını bırakmaz, rastgeldiği yerde yan yan çarparak itip kakıştırmaktan anlatılmaz bir zevk alırdı. O da hem gözleri, hem sözleriyle yalvarır, Kürdün elinden yakasını kurtamaya uğraşırık. Futbolu fena oynamazdı.

    Sütçü Milo, Karadağlı idi. Çocuklar kendisine Sütçü lakabını koymuşlardı. Uzun boylu, kuvvetli, yüzü gülmez bir gençti. Bu da Celal'den Şeytandan yılar gibi yılardı... Daha sonradan oyuna katılanlar çok olmuştu. Bu suretle de bir iki tim meydana gelmiş bulunuyordu.

    Galatasaray futbolu, lise hudutları dışına da taşmıştı. Biz o zamanlar daha , teşekkül eden kulübe iştirak edememiştik. Yeni vazifeler, bizi bu iştirakten alıkoymuştu. Mektepte iken futbol bir ihtiras halinde bütün talebeye sirayete başlamıştı. Tatil günlerinde harice taşan bu sirayet, mektep zamanlarında bir hastalık halindeydi. Top lastikleri patlayıp tamir edilemez hale gelince mektebin duvarlarından aşıp yeni bir lastik veya bir top tedarik edilemeyince meşin topun içine paçavralar doldurularak oynamaya kadar varılıyordu.

    Hele yağmurlu zamanlarda... Kurşunla doldurulmuşa benziyen topa vurmaya çalışan ayakların, bacakların, onu tutmaya çalışan kolların, hele öpüşme felaketine uğrayan yüzlerin iler tutar, görür, görülür hali kalmıyordu. Karşılıklı tekme düelloları yüzünden ayaktan, bacaktan mahrum kalmak, hatta tahammülü olmayan birkaç arkadaş da hayatlarını kaybetmek bedbahtlığına uğramıştı... En çok keyfimize giden zamanlar tatil zamanları ve cuma günleri öğle teneffüsleri idi. Bu teneffüsler cuma namazı münasebetiyle bir saat devam ederdi. Ama camiye gitmek mecburiyeti çok zaman oyundan da mahrum ederdi. Bu namaz işlerine bakan, pek de okur yazar takımından olmadığı için Necip Ağa diye anılan ihtiyar, fakat dinç ve inatçı bir adamcağızdı. Arkadaşlar onu her seferinde yeni bir oyunla faka bastırdıklarından hiçbir şeye de inanmaz olmuştu. Kah hastalık, kah medh ü sena ederek binbir sebep icad ederek izin koparmak çareleri ararlardı.

    Bir Cuma günü, arkadaşımız Feyhaman, yağlı boya ile koluna büyük, kanlı, irinli bir yara şekli yaptı. Boyalar da tamamen kurumadan kocaman bir bezle sardık, iki arkadaş da kollarına girerek Necip Ağa'nın önüne kadar götürdük. Feyhaman yüzünü, gözünü buruşturarak ıstırap alametleri gösteriyor biz de
    kendisine acır bir halde görünüyorduk. Bu halde ne namaz kılabilmesine, ne de hatta abdest alabilmesine imkan olmadığını söyledik. Feyhaman ahlar, oflarla sızlanıyor, büyük ıstırap çekiyormuş gibi görünüyordu.
    Necip Ağa bu gibi oyunlarla kaşarlanmış, hiçbir şeye inanmaz olmuş, ihtiyar bir kurttu. Şüpheli bir sesle: 'Açın bakayım! deyince biz hemen büyük teessürler ve ihtimamlarla yaranın sargısını açmaya başladık.
    Sargı sona gelince kandan, irinden berbad hale gelmiş yara meydana çıkıverdi. Necip Ağa manzaradan fenalaşmıştı; ona 'Kapa! Kapa!', bize de 'Götürün!' diye bağırdı. Keyfimize pâyan yoktu. Oyunumuz tamamiyle muvaffak olmuştu. İyi ama yara Feyhaman'ındı. Onun yanında bulunan biz iki arkadaşın mazeretimiz neydi? Necip Ağa bunu düşünebilecek kafada değildi. Hemen onun yanından ayrılır ayrılmaz, Feyhaman kolundaki bağı çözüp attı. Boyaları çakı ile sıyırdı. Deli gibi kendimizi bahçeye attık.. Biraz sonra idi. Feyhaman havadan gelen topa yetişip tekmeyi savurmak üzere alabildiğine koşarken, kontrol için bahçe kapısından giriveren Necip Ağa ile kucak kucağa gelmez mi? Ağzı hayretten yarı açık kalan Necip Ağa 'Bre kafir! Hani yara?! Yara ne oldu?' deyince, biz yetiştik 'Görmüyor musunuz hocam! Çocuk can acısıdan, nasıl deli gibi sağa sola koşup duruyor. Bir türlü yerinde duramıyor!' dedik. Feyhaman çoktan kaçıp gitmişti. Biz de ayrıldık. Bu işe hiçbir mana veremiyen Necip Ağa, bir müddet aptal aptal baka
    kaldı...


    GALATASARAY’DA İLK FUTBOL

    GALATASARAY LİSESİ’NDEN DOĞAN FUTBOL GELENEĞİ


    Güven Sayın

    Hepimizin, branşta isminden iftiharla bahsettiği Lisemizin, Türk futbolunun kuruluşunda oynayacağı önemli rolü, zamanının en iyi futbolcularından sayın hocamız Bekir Bircan'dan belirtmesini rica ettik. Kendisi bizi nezaketle karşıladı ve suallerimizi cevaplandırdı.

    Aşağıda da görüleceği gibi, Türk olarak, Türkiyede ilk futbolu Galatasaray Lisesi talebeleri oynamış ve geliştirmişlerdir. İşte Hocamızın bu mevzuda anlattıkları:

    - Galatasaraya futbolu ilk defa olarak 1900'de Kadıköy'deki ' Frère 'lerden gelip mektebimizin lise kısmına giren 425 Mustafa Bedri getirmiştir.

    O zamanın futbolu, bugünkünden çok farklıydı. Her oyundan sonra bir sürü arkadaş hastanelik olurdu. Adeta Rugby oynar gibi!..

    Okulda dolayısıyla Türkiye'de ilk futbol oynayanlar : 407 Ali Rana (Eski... milletvekili ve Tekel Bakanı),1085 Hasan Fikret (Galatasaray müdür-" sanisi, merhum), 65 Hüseyin Münir (merhum), 159 Mustafa Hayri (Banka Müdürü, merhum), 364 Refik Cevdet (eski Galatasaray öğretmeni), 889 Ali Sami (merhum).

    Bu futbol iki sene kadar devam etti. İdare bu oyunu daima yasak ediyordu. Oyunlar yine Grand Cour'da oynanırdı. Oraya girmek haylice zor bir işti. Zaten orası bir spor merkezi olduğu kadar bir Forum'du da. Mektebin edebiyatçıları, matematikçileri orada toplanır, gizlice gelen gazeteler orada okunur ve fikir beyan edilirdi.

    Bu bakımdan dışarıda kulüp kurmak gerekiyordu. 1903'te Ali Sami'nin teklifi üzerine kulüp kuruldu. İlk içtima Farisi Hocası merhum Macit Efendi'nin dersinde, anfide sıraların altında oldu. Biz de başkasınıflardan kaçıp oraya geldik.

    Reis Ali Sami Yen; Katip Emin Bülent (merhum, şair); Kasadar Asım Tevfik oldu. İdareden korkularak kulübe Galatasaray ismi verilemiyordu. Arkadaşların bazıları Glorya, bazıları Odaks, bir kısmı da Kartal ismi üzerinde duruyorlardı. Sonunda Kartal ismi galip geldi. Kulübün ismi Kartal oldu. Bir kartalın açık ağzında bir top; damgamız da bu idi. İlk aidatımız olan yüzer parayı bununla topladık. Dışarıda egzersizlere ayrı ayrı giderdik. Zira Abdülhamid'in devrindeydik ve hür türlü toplantılar yasaktı. Bu idmanları şehir haricinde kırlarda yapardık.

    İlk renk milli renkti: Kırmızı-beyaz. Fakat sonra hükümetin şiddetinden korkarak Sarı-siyahı kabul ettik. Toplantı yerlerimiz mektebin karşısındaki Bulgarın sütçü dükkanı, Kadıköy Kuşdili'nde muhallebici Anton'un dükkanı, bugünkü Fener stadının karşısında Lazar'ın kahvesiydi.

    İlk egzersizi Kurbağalı derede yapıyorduk. Yanımıza iki kişinin yaklaştığını gördük. İlk önce hafiye zannederek korktuk. Fakat iyice yaklaşınca bunların o zamanki Moda-İngiliz kulübüne mensup adamlar olduklarını anladık. Onlar bize futbolun nasıl oynanacağını izah ettiler, ilk dersimiz bu oldu.

    İkinci egzersizi kağıthane sırtlarında yapmak istedik. Arkadaşlardan Emin Bülent o hafta mektebe gelmemişti. Çamlıca'daki evine telgraf çektik. '-Pazar günü toplantı var, gel.' Bu telgrafı o zamanın sansürü derhal saraya bildirmiş. Nitekim top oynarken hafiyeler tarafından sarıldık. Durumu okul müdürü Abdurrahman Şeref Bey kurtardı. Saraya giderek bizim hakkımızda şefaatte bulundu.

    Bir gün yine Kuşdilinde Moda İngiliz kulübünde bir antreman yaparken bu defa Kuşdili Komiseri polislerle oyun sahasına girdi. Biz Türkleri oyundan menederek kararkola götürdü. Karakolda katibimiz Emin Bülent Polisleri korkutmak için saraya mensup olduğumuzu söyleyerek onları tehtid etti. Böylece serbest
    bırakıldık.

    O zaman hiçbir Türk kulübü ve seyircisi yoktu. Mevcut kulüpler Moda-ingiliz kulübü, İmojen isminde İngiliz sefaret gemisinin tayfalarından mürekkep bir takım Kadıköy isminde Rum ve İngilizlerden kurulu bir diğer takım, nihayet tamamen Rumlardan teşekkül eden Elpis (esperans) idi.

    Bunlarla yaptığımız maçlarda daima yeniliyorduk. O vakitler İstanbul'da çıkan Levant-Herald adlı bir İngilizce gazete bu maçların kritiğini yapıyordu. Fakat isim ve takımımızdan bahsedemez 'another club' diye yazardı. 'Saray' kelimesinden korkuluyordu. Bize Galatasaray isimini daha sonra halk taktı.

    Moda'dan Horest Armitach isimli oyuncu bizim kulübe kaptan olarak geldi ve bize futbolu bütün incelikleriyle öğretmeye başladı.

    İlk maçında Kadıköy'e 11'e karşı 8 golle yenilen Galatasaray nihayet, azimli çalışması sayesinde aynı takımı 4-0 kazanmaya muvaffak oldu. Bu arada mevcut bütün kulüpleri de yenerek şampiyon çıktı ve bunu üç sene devam ettirdi. (1908). Kulübün resmen tesisi 1905'tedir.

    Bir gün, bir cumartesi, İstanbul tarafında geçmiştik. Şişman Yanko'nun mağazasının vitrinlerinde renkleri sarı ve kırmızı olan ve birbiri üzerine atılmış iki kumaş duruyordu. Hepimiz çok beğendik bu iki rengi... Fakat Emin Bülent'i bir türlü vitrinin önünden çekemiyorduk. 'İlle bu renkleri alalım. Sarı-kırmızı renk yeşil sahanın üzerinde! Bundan alası olamaz...' diyordu. Onun bu ısrarı üzerine kumaşları satın aldık ve diktirilmesi için de Ali Sami'ye devrettik. O da bunları ablalarına diktirdi. İşte Sarı-Kırmızı rengi alışımızın hikayesi...'

    Bundan sonra Bekir Hoca'dan şu mahut 7-0'lık maçı nakletmesini rica ettik. Dudağında o zarif gülümseme ile anlatmaya başladı:

    '-Yavaş yavaş başka kulüpler de kurulmaya başlamıştı. Fenerbahçe de bunların arasındaydı. Bir fırtınalı havada Fener'le Kadıköy'de maçımız vardı. Vapurlar güçlükle işliyordu. Çayıra vardığımızda takımda sadece yedi kişinin orada mevcut olduğunu gördük. Fener'e bu maçı tehir etmemizi rica ettik; kabul etmediler. Oynamazsanız bir seramonimizi yaparız, dediler. Kaptan Emin Bülent yedi kişilik takımı kurdu. O gün sakat olan Ali Sami'yi kaleye aldık. Saha çamurlu ve berbattı. Fakat bu mühim maçı, top kalemize bir kere
    gelmemek üzere, 7-0 gibi açık bir farkla kazandık...

    Galatasaray İstanbul şampiyonu olduktan sonra, Türkiye'de ilk defa olarak, yabancı bir takımı, Macarları, Temaşvar Üniversitesi Futbol Takımını davet ettik. Ve yine Türkiye'de ilk defa olarak dışarıya çıktık.Başlarımızda feslerle yaptığımız bu seyahatte önce Bükreş'te Romenleri rahat rahat yendik. Fakat
    Maceristan'da iki mağlubiyetin yanısıra sadece birberaberlik koparabildik. Hele Peşte'deki son maçımızda 7-1 gibi acı bir mağlubiyete uğradık...

    Avdette takımı kuvvetlendirmek için yeniden teşkilatlandırdık. Yine Galatasaray Kulübü Türkiye'de ilk olarak deniz sporlarını, hokey, halat çekme, boks, izcilik, aletli ve aletsiz jimnastiği getirmiş, memlekette ilk idman müsameresini vermiştir. Bu kulübün elemanları da yine ilk defa olarak Türk Futbol Teşkilatını kurmuşlardır.'

    Okulumuzun, dolayısiyle Galatasaray Kulübünün futbol tarihçesini en yetkili bir ağızdan dinlerken, biz de o devri yaşar gibi olduk. Muhterem hocamıza mecmuamız adına teşekkür edip ayrılırken, dünkü futbolcularımızın muvaffakiyetini bügünkü arkadaşlarımızın hakkiyle devam ettirdiklerini düşünerek büyük bir haz duyduk.

    GALATASARAY FUTBOL (SPOR KULÜBÜNÜN KURULUŞU)

    1- Kulübün kurucusu, 1 numaralı üyesi Ali Sami Yen; onbeş günde bir çıkan İdman Mecmuası'nın 15 Mayıs 1329 (1913) tarihli 1'inci sayısında kulübün kuruluş ve kuranları anlatırken memleketimizde ilk türk futbol kulübü olan Galatasaray 03.1321, 1905 teşrinievvelinde (Ekim) Sultanide talebeden Ali Sami Yen'in teşebbüsü ile

    * Emin Bülent Serdaoğlu
    * Asım Sonumut
    * Bekir Bircan Bey'lerin muavenetleri ile beş on kişilik bir heyet olarak vücut buldu denmektedir...

    2- Bekir Bircan hocamız Galatasaray Mecmuasında kendisiyle yapılan röportajda kulübün kuruluşunu anlatırken,

    'Bir kulüp kurmak gerekiyordu. 1903'de Ali Sami'nin teklifi üzerine kulüp kuruldu. İlk içtima farisi hocamız merhum Mecit efendinin dersinde Anfi'de sıraların altında oldu. (burası eskiden Grand Cour'a bakan Büyük anfi olsa gerek, sonradan müdür Ali Teoman tarafından iptal edilerek mutfağın üzerine inşa edilen yeni yerine taşınmıştır.) Bizde başka sınıftan kaçıp oraya geldik.

    REİS : ALİ SAMİ YEN

    KATİP : EMİN BİLENT SERDAROĞLU

    KASADAR : ASIM TEVFİK SONUMUT
    oldu.

    İdareden korkularak Galatasaray ismi verilemiyordu. .....ilk aidatımız olan yüzer parayı topladık..... Gizli toplantı yerlerimiz mektebin karşısındaki Bulgarın sütçü dükkanı, kuşdilinde muhallebici Andon'un dükkanı, bugünkü fener stadının karşısında Lezarın kahvesi.

    Grand Cour'da futbolla ilgilenenler

    425 Mustafa Betri

    407 Ali Rana Tarhan

    1085 Hasan Fikret

    65 Hüseyin Münir

    159 Mustafa Hayri

    Refik Cevdet idiler.

    1908 yılı mezunu 581 Ord. Pr. İsmail Hikmet Ertaylan

    Arkadaşlarıyla kurmuş olduğu Tevfik Fikret derneğinin yayın organı Düşünce dergisinin içinde ayrıca forma halinde yayınlanmış bulunan YETMİŞ YILIN MASALI 83- 84- 87'inci sayfalarda, aynı dönemde mektepte bulunan İsmail Hikmet Ertaylan, futbol ile Galatasarayın tanışması ve kulübün kuruluşunu anlattığı yazısındaki isimler şunlardır:

    Mısırlı Mehmet Ali, Ali Rauf, Üç Robenson Kardeşler, Kürt Celal (şehit olacak), Sütlaç Bekir (Bekir Hoca, yüzünde çiçek bozuğu izlerini bize hocalık yaparken 1940'ta da taşıyordu), Emin Bülent Serdaroğlu, Küçük Ali (Ali Sami'ye göre küçük olduğundan), Ali Sami Yen, Ayı Nikolof, Sütçü Milo.

    Galatasaray kulübü 1903'te kurulmuştu. Devir Abdülhamit'in saltanat sürdüğü Mutlakiyet devri. Kulüpte Mecit efendinin dersinde sıraların altında gizlice kurulmuştu. Galatasaray ismi verilemiyordu. O zaman kurulu ekalliyet ve yabancılardan oluşan, Moda, Kadıköy kulüpleriyle maç yaparken halk tarafından ilk Futbol kulübüne Galatasaray dendi. Merkezi yoktu. Yazılar Galatasaray Lisesi'ne yazılıyor ve Ali Sami Bey'e Secraitaire diye hitap ediliyordu. 3 Mayıs 1909 tarihli yazıda görüldüğü gibi hafta tatili Pazar olduğu için Cuma günü talebenin mektepten çıkamıyacağı bildiriliyordu.

    Kulübün kuruluşu 3 teşrin-i evvel 1321 (Ekim 1903).

    Lokal; Mektep

    Gayri resmi sütçü Andon

    Andon, lezarin kahvesi İstiklal Cad. 91

    Kalamışta Baux rivages (ev) 1913

    Tescil Müze Üsküdar 1321 1903

    Tescil Müze Beyoğlu 1329 1911

    Tescil Vesika İsküdar 1331 1913

    Basılı nizamname 1341 1923

    Galatasaray 1923'e kadar Mektep takımıdır. Buna rağmen ekte görüldüğü gibi Nizamnamesi mevcuttur. 1903'ten beri aza giriş defter ve kara defterleri tutulmuştu. Yani Galatasaray kulübü hukuken Taazzuvlaşmış yeni müesseseleşmiştir. 1908 hatta 1910 yılına kadar kayıtları Fransızca tutulmakta, yazışmalar Fransızca yapılmaktadır. 1908 yılında ilk defa Şampiyon olmuş, bu nedenle mektep müdürü TEVFİK FİKRET'le şampiyon takım resmi çıkartmıştır.

    15.08.1913 tarihli bir yazışmayla zamanın maarif vekili Ahmet Muhtar Bey (Galatasaray mezunu ve cemiyet kurucularından) Galatasaray Sultanisi ile İstanbul Sultanisi arasında kürek yarışı yapılması dileğini bildirir. Ali Sami Bey İngilizlerden birini bulur kürek çekmesini talebe çalışır ve 15.08.1913 pazar günü yarışı ilk Türk Kürekçileri Galatasaylılar kazanır. Kupayı Yusuf İzzeddin Efendinin elinden alırlar. Kupa müzede Galatasaray kulübü bölümünde diğer kupalarla birdir. 1923'e kadar alınan bütün kupalar böyledir.

    1923'de Büyük Millet Meclisi hükümetinin yazısında izcilikle ilgisi yönünden buraya konmuştur.

    24 Ocak 1914 3. sayılı kararı ile Galatasay kulübü Galatasaray Mezunin-i kadime cemiyeti riyasiyetine bir mektup yazıp iki derneğin aynı yerde kalmasının temini isteniyor, ikinci Reis Yusuf Razi Beyin menfi cevabı üzerine cemiyet reddedince Sosciata Operata İtalina binası cemiyete veriliyor ve kulüp Kalamış'taki kendisine tahsis edilen binaya yerleşiyor. Burayı da 21 Mart 1918'de sahibine bırakıp eşyaları toplayıp mektebe getirip teslim ediyordu. Böylece 1913'te tesis edilen Galatasaray Müzesi asli yeri olan mektebe bir daha çıkmamak üzere dönmüş oluyordu.

    Galatasaray futbol kulübü 1903'de kuruluşundan beri geçen senelerde 1908 devrimini görmüş, ardından Harpler başlamıştı. 1913 Balkan, ardından 1914-18 Birinci Cihan harbi ve bunun sonunda işgal. Sonra İstiklal Harbi'nde takımın oyuncuları şehit ya da gazi olmuş, Cumhuriyet kurulmuştu. İlk başlarda Salih Arif'e kadar kulüp bir mektep takımı ve müdürler kulübün hakiki başkanlarıydı. 1923'de Tevhidi Tedrisat ile Kulüp nizamnamesi de neşredilmiş mektep müdürleri kulüp yönetim kurulunun tabii bir üyesi olmuştu.

    Yalnız İstanbul'un işgalinde müze eşyaları kulübe teslim edilirken kulüp ve mektep iki ayrı entite olarak düşünülmüştü. 1920'de Ali Sami Yen Türkiye'ye gelmiş, kurulan futbol federasyonunun başına geçmiş ve o zamanda Galatasaray'ın Lozan'a gitmesini fırsat bilerek Türkiye'yi F.İ.F.A'ya üye kaydetmişti.

    Bu karışıklıkta bazı yanlışlar yapılması kişiler arasında kırgınlıklar olması pek tabii idi.

    Petit Lancy le 23 jeuillet 1921 Au Galata Serai sporting club Monsieur le président et Messieurs la F.İ.F.A vient de nous informer que la Fédération Turque de Football a demandé son admission auprés de la Fédération İnternationale de Football Association et que par consequent celle ci autorisé provioirement les matches que les clubs dèpendents de votre association pourraient conclure avec les clubs des autres Fédérations Nationales affilliés la F.İ.F.A.

    Par conséquant nous autorisons le match que vous avez prévu pour fin août contre le lausanne sports Lausanne.Nous vous présentons monsieur le président nos salutations les plus distinguées pour le délégué international secrétaire general.

    K. Gassmann

    Buraya kulübün kurucularını, sonra başkanlarını ve Galatasaray futbolu ve sonradan futbol kulübüne Grand Cour'dan gelenleri yazarak bu kitabı bitirmek istiyorum. Kulübün kurucuları

    1- Ali Sami Yen, Başkan

    2- Emin Bülent Serdaroğlu, Katip, sonradan futbol kaptanı

    3- Asım Tevfik Sonumut, veznedardır.

    Bir de Bekir hoca gibi küçük sınıflardan gelip sıra altlarında içmimaya iştirak edenler vardır. Refik Cevdet Kulüp kurulduğunda mektepten mezun olmuştur ve kulübün kuruluşunda bulunması mümkün değildir.

    Halen meri olan Tüzük yapılırken Süphi Batur ısrarla kulübün 3 tescil vesikalarından birinde imzası bulunanların kurucu olarak yazılmasını istiyordu. Halbuki tescil 1913'de kulüp ise 1903'te kurulmuş, şampiyon olmuş, kupaları resimleri, yazışmalar mevcut dedimse de karmaşık bir heyet olan Tüzük tadil
    komisyonunda olay çıkmasın diye Suphi Batura uyduk sonra Nizamname Kabul Genel Kurullarında ben başkanlık ettim. Böylece kaldı.

    Refik Cevdek Kalpakçıoğlu Kulübün kuruluşunda bulunmamıştır.

    Kurucular 3 kişidir. Ali Sami, Emin Bülent, Asım Tevfik Sonumut.

    1918'de Ali Sami Müze eşyalarını Mektebe teslim ederken Kulübün de kapanmasını istemiş ve 1918-1920 arası kaybolduğunda Galatasaray Kulübü üyeleri kulübün kapanmasına razı olmamışlar. Refik Cevdet Kalpakçıoğlunu Başkan seçerek köprü altında kahvelerde toplanarak fedakarlıklarla kulübün devamını sağlamışlardır. Bu yönden hizmeti büyüktür. Takdire değerdir, fakat kurucu değildir.

    Ülkenin tehlikeye düştüğü durumlarda herkes gibi Galatasaray'lılar da vatan görevine koşarak gitmişler ve bu uğurda şehitler verilmiştir. Bu şehitlerin listesi bugün Galatasaray Lisesi'nde bir gurur anıtı olarak yer almaktadır.
    Galatasaray Kulübü'nün merkez binasının bulunduğu sokağa adını veren Hasnun Galip 1915 yılında Çanakkale'de şehit düşmüştür. Galatasaray'ın ilk şampiyon takımlarında yer alan Kürt Celal ile A.Robenson 1917 yılında Irak Cephesin'de şehit olmuşlardı. 1916 yılında Çanakkale'de şehit olan Neş'et ile İdris'i de sporcu şehitlerin en ünlüleri olarak sayabiliriz.


    BEDELİ ÇANAKKALE’DE

    MEHMET MUZAFFERİN ANISINA...

    İsmi Osmanlı İmparatorlu devrinde “Mekteb-i Sultani” olan ve Cumhuriyetle birlikte “Galatasaray Lisesi”ne çevrilen bu okulun öğrenci ve mezunları Trablusgarp İtalyan Harbi ( 1911), Birinci Balkan Harbi (1912), İkinci Balkan Harbi( 1913), Birinci Cihan Harbi(1914), İstiklal Savaşı ( 1921), Kıbrıs Barış Harekatı( 1974), gibi savaşlara katılarak 45 şehit vermişler 150 kadarı da gazi olmuştur.

    Askerlik vazifesi yaparken vatan uğrunda şehadet mertebesine ermek veya gazi olmak her Türk için tabii bir şeydir. Ancak bu 45 şehit ve 150 gazinin durumu başkadır. Zira bunların istisnasız hepsi( 1909 ve 1914 Askeri Mükellefiyet Kanunu gereğince) askerlik vazifesinden ya muaf ya da maksureli( tecilli) tutulmuş gençlerdir. Bu iki kanun sultani mektepleri talebe ve mezunları askerlik vazifesinden maksureli ettiği gibi , Balkan Harbi sırasında mer’i olan 1909 kanunu da üstelik bütün İstanbul halkını askerlik vazifesinden azade kılmaktadır. bu şehit ve gazilerin hepsi 17-22 yaşındayken ve bir kısmı henüz mektebin lise ve orta kısmında, bir kısmıysa mezun ve İstanbul Darülfünunu veya Avrupa üniversitelerinde tahsildeyken, birbirleriyle yarış edercesine askerlik şubelerine koşmuşlar ve gönüllü olarak askere yazılmışlardı. Hatta içlerinden Irak Cephesi’nde şehit düşen 646 Celal İbrahim seferberliğin ilanıyla beraber geceden gidip askerlik şubesinin kapısında sabahlamış ve “1 Numaralı Gönüllü” yazılmak şerefini elde emiştir.

    Galatasaraylıların bu şüheda menkıbeleri arasında dünyada eşi bulunamayan bir tanesini ( Mehmet Muzaffer’in Destanını ) Gazeteci Ziyad Ebuzziya şöyle dile getiriyor:

    ****
    Üç aylık bir talimden sonra Mehmet Muzaffer “zabit namzedi” olarak Çanakkale’de idi. ( Mart 1916) müttefik İngiliz ve Fransız kuvvetleri, Çanakkale’de uğradıkları mağlubiyetlerden ve verdikleri yüzellibin zayiattan sonra Boğaz’ı aşamayacaklarını anlamışlar , 1915’in son haftasıyla 1916’nın ilk haftasında bütün hatları tahliye edip çıkıp gitmişlerdi.

    Muzaffer Çanakkale’ye vardığında harp durmuştu. Zaman zaman İmroz ve Bozcaada’da üslenmiş düşman gemileri ve uçakları bombardımanda bulunuyorlarsa da 1915 Nisan’ın da Aralık sonuna kadar sekiz ay süren kanlı boğuşmalarla kıyasla bu bombardımanlar hiç mesabesindeydi.Çanakkale’de ki birliklerin büyük bir kısmı Kafkas, Irak, ve Filistin cephelerine sevk edeceklerdi. Hazırlanma ve noksanlarına ikmal emri aldılar. Muzaffer birliğinin alay karargahında görevliydi. Alay’ın kamyon ve otomobil lastiği ile diğer bir takım malzemeye ihtiyacı vardı. Bunlar ise ancak İstanbul’dan sağlanabilirdi. O devirlerde bu gibi basit mübayalar için arttırma yapmak ilanlarda bulunmak ne adetti, ne de bunları kaybedilecek vakit vardı. Her şey itimat ile yürürdü. Muzaffer açıkgözlü ve becerikli İstanbul çocuğu olduğundan Karargah, gerekli malzemenin temin ve mübayaasına onu memur etti. İcabeden paranın kendisine itası içinde Erkan-ı Harbiye Riyaseti’ne hitaben yazılı bir tezkereyi eline verdiler.

    O yıllarda İstanbul’da otomobil ve kamyon nadir rastlanan vasıtalardı. Bunların lastikleri de yok denecek kadar azdı ve karaborsaydı. Muzaffer aradı,uğraştı,nihayet Karaköy’de bir Yahudi de istediklerini buldu. Fiyatlar pek fahişti , ama yapacak başka bir şey yoktu. Anlaşmaya vardı. Lazım gelen parayı almak üzere Erkan-ı Harbiye’ye gitti. Elindeki tezkereyi tediye merciine havale ettiler. Muzaffer az sonra yaşlı b,r kaymakam Yarbay’ın huzurundadır. Kaymakam uzatılan tezkereyi okudu. Karşısında hazırol da duran ihtiyat zabitine baktı. İsteyeceği paranın miktarını sormadan ,”Ne alınacak” dedi.”Oto kamyon lastiği” cevabını verilince bir an durdu. Sonra Muzaffer’e dik dik baktı :

    “Bana bak oğlum! Ben askerin ayağına postal sırtına kaput alacak parayı bulamıyorum. Sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun. Haydi yürü git ,insanı günaha sokma para mara yok!...”

    Muzaffer selamı çaktı dışarı çıktı. Harbiye Nezareti’nin ( bugünkü hukuk fakültesi binası) bahçesinden dışarıya ağır ağır yürürken ne yapacağını düşünüyordu. Malzemelere Alay’ın ihtiyacı vardı. Elindeki( Almanların verdiği) iki Mercedes Benz kamyon ve iki binek arabası lastiksizdi. Diğer malzemelerde mutlaka lazımdı. Kendisi bulur alır diye görevlendirilmişti. Malzemeyi bulmuştu fakat para yoktu. Eli boş dönemezdi ,bir çaresini bulmak lazımdı...

    Muzaffer bunları düşüne düşüne Beyazıt Meydanı’na vardı birden durdu. Kendi kendine gülmüştü aradığı çareyi bulmuştu.

    Doğru tüccar Yahudi’nin yanına gitti:

    “Paranın tediye muamelesi akşamüstü bitecek,ezandan sonra gelip malları alamam .Gece kaldıracak yerim yok. Yarın öğleden evvel vapur Çanakkale’ye kalkıyor, yetiştirmem lazım. Onun için sabah ezanında geleceğim malları mutlaka hazır edin...”

    Tüccar “peki” dedi. Muzaffer tam ayrılırken ilave etti.

    “Altın para vermiyorlar kağıt para verecekler”

    yahudi yine “peki” dedi. Ertesi sabah Muzaffer Merkez Kumandanlığından sağladığı araba ve neferlerle ezan vakti Yahudi’nin kapısındaydı. Ortalık henüz ışıyordu. Tüccar malları hazırlamıştı. Hava gazı fenerinin yarım yamalık aydınlattığı loşlukta mallar arabaya yüklendi. Muzaffer bir yüzlük kaime ( yüz liralık kağıt para) verdi. Araba dörtnal Sirkeci’ye yollandı. Malzeme şat’a oradan dubada bağlı gemiye aktarıldı. Az sonra da gemi Çanakkale yolunu tutmuştu.

    Üç gün sonra Yahudi elindeki yüzlük kaimeyi bozdurmak üzere Osmanlı Bankası’na gitti. Bozmadılar zira elindeki para sahte idi.

    Muzaffer, evrak-ı nakdiyelerin basımında kullanılan kağıtın aynını Karaköy kırtasiyecilerinden tedarik etmiş bütün gece oturmuş çini mürekkebi ve boya ile gerçeğinden bir bakışta ayırt edilemeyecek nefasette taklit bir para yapmıştı. Tüccara verdiği ve yutturduğu para buydu. O devrin hakiki paralarının üzerindeki yazılar arsında bir de şu ibare bulunuyordu:”Bedeli Dersaadet”te altın olarak tesviye olunacaktır.Muzaffer yaptığı taklit paradaki bu ibareyi değiştirerek şöyle yazmıştı:

    “Bedeli Çanakkale”de altın olarak tesviye olunacaktır.

    Onun burada altın dediği Çanakkale’de Mehmetçiğin akıttığı, altından daha kıymetli kanı idi.

    Sahte paraya gelince...

    Yahudi tüccar bunu mesele yapmadı. Yapmak mı istemedi, yapmaktan mı çekindi bilinemez. Ancak olay bütün İstanbul’da yayıldı. Dünyada emsali olmayan ve olmayacak olan bu hadise Şehzade Halim Efendi’nin kulağına kadar gitti. Şehzade hemen lalasını göndererek Yahudi tüccarı buldurdu. Yüzlük taklit evrak-ı nakdiyeyi bedelini altın olarak ödeyip aldı. Çok zarif sedef kakmalı, içi kadifeli bir mücevher çekmecesine yerleştirip, İstanbul polis okulundaki emniyet müzesine hediye etti. Bu emsalsiz parça müzede şeref mevkiinde muhafaza olundu.

    [​IMG]
    ATATÜRK VE GALATASARAY

    "İstanbul Türk İzcileri Ocağı Riyaseti'ne, Vatana yüksek seciyeli ve metin ruhlu gençler yetiştirmesini temenni eylediğim İstanbul İzciler Ocağı'nın Başbuğluk teklifini büyük hıss-i iftiharla kabul ediyorum.Genç arkadaşlarıma teşekkür ve selamlarımın tebliğini rica ederim efendim."


    Türkiye Büyük Millet Meclisi Resisi
    Başkumandan MUSTAFA KEMAL


    Bu telgraftan bir yıl sonra 1923 sonlarında Başbuğları Atatürk'ü Ankara'da görmeye giden İstanbul İzcileri ile ilgili olan anıyı şu belgelerden öğrenmekteyiz:

    Spor Alemi Dergisinin 9 Ağustos 1339 (1923) günü yayınlanan 44/106 sayısının 12.sayfasında :

    "Yüksek bir tarihe, kıymetli bir varlığa malik olan Galatasaray Keşşaflığı yeniden geniş bir faaliyet sahasına atılmıştır. Yeni teşkilatta Oymak Beyi olan Adnan (Akıska) Bey'e, muavinine ve bilahhassa gayyur arkadaşlarına muvaffakiyet temenni ederiz."

    Galatasaray Spor Kulübünün 75.yılı için kurulan Komite'nin Başkanı Adnan Akıska ile 1975 yılının başlarında hazırlığına başladığımız Galatasaray Spor Kulübü Tarihi için yaptığımız incelemeler sonucunda yukarıdaki bilgiyi okuduğumuzda,rahmetlinin gözleri dolmuş ve heyecenlanmıştı.

    Spor Aleminin bir sonraki 21 Ağustos 1339(1923) günü çıkan 45/107 sayısının kapağındaki resmi ve 4. sayısındaki,derginin sahibi Çelebi Zade Sait Tevfik imzalı 'Şehir keşşaflarının Ankara'ya Seyahatları' başlığı altındaki yazısını bana göstererek şöyle söylemişti:

    "O gün hala gözlerimin önündedir.Galatasaray Oymak beyi olarak Atatürk'ün elini öpmemi hiç unutmayacağım.Heyecandan tir tir titriyordum.
    -Nasılsın diye sorduğunu ve bir hayal alemi içinde :
    -Teşekkür ederim Paşam,diye cevaplandırdığımı hatırlıyabiliyorum."

    Not: Yukarıdaki bölüm , Haluk San'ın "Belgeleri ile Türk Spor Tarihinde Atatürk " adlı kitabından alınmıştır.

    ATATÜRK HARF DEVRİMİNDEN SONRA İLK İMZALI VE RESMİ YAZISINI
    GALATASARAY KULÜBÜNE GÖNDERDİ...

    Yıl 1928 ,4 Eylül günü 'Türkiye Cumhuriyeti Riyaseti kalemi Mahsus Müdüriyeti' başlıklı ve 'Reis-i Cumhur Gazi Mustafa Kemal ' imzalı 4/444 sayılı,ilk kez Latin harfli daktilo makinasıyla yazılmış bir mektup 'GalatasarayTerbiyeyi Bedenniyye Kulübü Reisi ve Sivas Mebusu Necmettin Sadık bey efendiye " geliyordu.

    Üç yıldan beri üstüste hiç yenilmeden İstanbul Amatör Futbol Ligi Şampiyonu olan Galatasaray Futbol Takımı ,1928 yılı Ağustos ayının 31'inde , o zaman ki adı 'Tayyare Cemiyeti' olan bugünkü 'Hava Kurumu' tarafından ortaya konulan 'GAZİ BÜSTÜ' için karşılaştığı ezeli rakibi Fenerbahçe'yi :
    Ulvi Yenal , Mehmet nazif Gerçin , Burhan Atak,Suphi Batur , Nihat Bekdik , Mithat Ertuğ,Mehmet Leblebi , Şadlı Alioğlu , Necdet Büyük,Kemal Faruki ve Muslih Peykoğlu'dan kurulu onbiri ile 4-0 yenmişlerdi.

    O günlerde Galatasaray Kulübü başkanı bulunan Sivas Milletvekili ve o zamanların günlük gazetelerinden biri olan 'Akşam'ın sahiplerinden Necmettin Sadık(Sadak) sonradan 'Atatürk' diye anılacak Cumhurbaşkanına THK'ca ortaya konulan büstlerini kazanmaktan dolayı büyük kıvanç ve onur duyduklarını
    Türkiye'nin en büyük spor müzesindeki şeref köşesinde bu armağanı saklayacaklarını,tüm galatasaraylılıların 'Gazi Mustafa Kemal Paşa' hazretlerine duydukları sonsuz sevgi ve saygılarını,daima emirlerine amade olduklarını 1 Eylül 1928 günü bir mektupla arz etmişti.

    Atatürk,en büyük devrimlerinden biri olan 'Yeni Türk Alfabesi'nin kabul edildiğini,9 Ağustos gecesi Sarayburnunda verilen bir yemekte ilan etmişti.
    İşte Mustafa Kemal'in yeni Türk alfabesinin kabul edildiğini bildirmesinden tan 26 gün sonra Latinharfli bir daktilo ile Atatürk tarafından yazdırılarak, Cumhurbaşkanı sıfatıyla imzaladığı ilk resmi yazı Galatasaray'a yazılmıştır...
    Mektupta aynen şöyel yazmaktadır :

    "Mektubunuzu aldım.Türk gençliğinin spor sahasında da gösterdiği kabiliyet ve faideli faaliyeti takdir-le müşahede ve takip ediyorum. Hakkımda ibraz buyurlan asar-ı muhabbetten mütehassıs oldum.Teşekkür ederim efendim."
    Resi-i Cumhur
    Gazi Mustafa Kemal

    Bu arada 16 Eylül 1928 Pazar günü yayınlanana 2566 sayılı Akşam gazetesinin 3.sayfasında "Gazi Hazretlerini Teşyi" başlığı altında şu haber çıkmaktadır :
    "Galatasaray denizcileri dün İstanbul'u terkeden Gazi Paşa hazretlerini Yeniköy açıklarında üç çifte futa ile muazzam bir suretle selamlamışlar,Paşa Hazretleri uzun müddet mendil sallamak sureti ile Galatasaray denizcilerine iltifat etmişlerdir."

    Yıl 1930 Atatürk Galatasaray Lisesine ilk kez 2 Aralık Salı günü şeref vermişlerdi.Yanlarında Büyükelçilerimizden Galatasaray Kulübünün 12 numaralı üyesi Ruşen Eşref Ünaydın,Galatasaray Lisesinde okumuş olan o zamanın Dahiliye vekili Şükrü Kaya , Kılıç Ali Paşa , ile birlikte Okul Müdürü Fethi İsfendiyaroğlu'nun öncülüğünde gezmişlerdi.

    Bu konuda 'GSL 1868-1968' adlı kitabın 96.sayfasında ,o zamanlar Lise Müdürü ve iki yıl sonra da Kulüp Başkanı olan Fethi İsfendiyaroğlu 'nun 8.12.1930 tarihli "Reisicumhur Hazretlerinin Mektebimizi ziyaretleri hakkında rapor'dan :
    'Derslerden sonra mektebin hertarafını,bilhassa müzelerimizi ve konferans salonunu gezdiler.Ve hatıra defterlerini imzaları ile tezyin buyurdular."
    Galatasaray'da spor, herzman okul ile kulübün içiçe olmalarıyla gelişmiş ve başarıya ulaşmıştır.Çeşitli branşlarda kazanılan kupalar , Galatasaray Liseisndeki muhteşem müzede muhafaza altına alınmıştır.Bu müzede Türk Spor Tarihinin en önemli belgeleri bulunmaktadır.

    İşte bu müzeyi, Galatasaray Liseli, kulübün ilk üyelerinden Büyükelçi Ruşen Eşref Ünaydın'dan bilgi edinerek gezen armağan ve belgeleri birer birer inceleyen ilk Cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa kemal paşa şeref köşesinde duran büstü ile harf devrimini yaptığının ayına varmadan yazdırıp imzaladığı mektubunu görünce ,Ruşen Eşref'e dönerek :
    "- Bu kıymetlli müzeye fotografım lazım,imzalayıp vereyim" demiş.

    12 gün sonra bir yaveri aracılığı ile göndediği boyların ayakın olan fotograflarının üzerine Büyük Önder,okul ve kulüp gözetmeksizin büyük bir incelik göstererek şunları yazarak yazarak imazalamışlardır:
    "14.XII.1930 GALATA SARAYA - GAZİ M. KEMAL"

    Yurdumuzda hatta dünyada bir eşi daha bulunmayan Galatasaray Müzesi ve Arşivinin şeref köşesinde asılı duran bu çokkıymetli fotgrafı ile birlikte Atatürk'ün içtiği kahve fincanı telvesi ile su bardağı,imzaladığı hatıra defterleri ve 4.9.1928 günü ilk latin hafleriyle yazdığı ve imzaladığı tarihi mektubu vitrinli bir dolapta muhafaza edilmektedir.

    Atatürk ikinci kez Galatasaray Lisesine 6 Temmuz 1933 tarihinde şeref vermişlerdir.Yanlarında o günlerde TBMM ve Galatasaray Spor Kulübü Hami Başkanı Kazım Özalp Paşa ile eski bir Galatasaraylı o zamanki Maarif Vekili Hikmet Bayur ve Prof.Afet İnan ile okul Müdürü Tevfik Arat olduğu halde yine müzeyi gezerek fotgraflarının asılmış olduğunu görerek memnuniyetlerini bildirmişlerdi.

    ATATÜRK' E MEKTUP ( 'Galatasaray'dan Atatürk'e ' adlı kitaptan )

    Aziz Atam ;
    Bu mektubu,üç kez onurlandırdığın 500 yıllık Galatasaray Lisesi'nin müdürü olarak yazıyorum.Okulumuzu ilk ziyaret ettiğin 2 Aralık tarihini kuruluş günümüz olarak kabul ettik ve 500.yılımızı 100.doğum yılınla birlikte kutladık.
    Lisemizin Anma ve Kutlama Komitesinde görevli öğrencilerimiz,bu küçük kitabı,100 yaşına giren ATA'larına minnet,şükran ve bağlılıklarını sunmak için hazırladır.

    Bu kitapçığı düzenleyen gençler,senin 100.doğum yılında ölümünü anmsamadılar.Çünkü senin ölmezliğine,sensiz bir Türkiye,bir Türk Ulusu düşünülemeyeceğine ; bu ülkede bağımsızlık,egemenlik özgürlük ve uygarlığn seninle başladığına , ulusumuzun senin ilkelerin ve devrimlerinle çağdaşlaştığına kesnlikle inandılar.Baştanbaşa işgal edilmiş Yurudmuzda hiçbir kurtuluş umudu kalmayan yüce ulusumuzun nasıl kurtarıldığını,ortaçağ karanlığından bugünkü aydınlığına hangi aşamalardan geçilerek ulaşıldığını anladılar.100 yaşına girdiğin 1981'de ,yurt çapında Ulusal değerin bütün yönleriyle işlenirken;tüm dünyada, özellikle dost ülkelerde ve uluslararası kuruluşlarda da gösterilen çok çeşitli etkinliklerle senin evrensel değerinin bir kez daha en belirgin boyutlarıyla ortaya koyulduğunu izlediler.Senin sadece bu yüzyılın en büyük dehası değil,gelmiş-geçmiş bütün çağların ve dünya tarihinin örnek önderi olduğunu, yüzyıllarca uyutulan Asya ve Afrika 'nın senin damganı taşıyan Türk Devrimi ile uyanmaya başladığını ,mazlum ülkelerin bağımsızlık savaşı bayrağında senin dalgalandığını öğrendiler.

    Ve öğrendiler ki, gidilecek yol yalnız senin yolun,konuşulacak dil senin dilin,tutulacak el senin elin...Sen ölümsüz,sen en büyüksün;sen en gerçek,sen tek,sen Tarı'nın alnından öptüğü insan , sen ATA-TÜRK'sün...
    Seninle yaşayacaklarına ve seni yaşatacaklarına,namusları ,onurları,Yrudumuz ve Ulusumuzun kutsallığpı üzerine and içtiler.
    Müsterih ol Atam !

    M.ŞÜKRÜ SARI

    GALATASARAYLIYIZ, ÇÜNKÜ...
    "Garp iştiyakı,fikre açık bir ufuk...ve sen
    Şarkın bu ufka ilk açılan bir dericesi"

    Tevfik Fikret 'in seslenişi, geçmişten geleceğe uzanan bir esinti.Yenileşme çabasının,daha iyi ve daha güzele varmanın derin istemini de taşıyor.İşte o düşünüş,Atatürk'ün "Ben inklaplarımı Fikret'in şiirlerinden aldığım ilham ile yaptım" demesine yol açmıştır.

    İleriye ve aydınlığa yönelik bir yürüyüşün öncüsüdür Tevfik Fikret.Ali Vecdi Bingöl, 'Atatürk ve Tevfik Fikret' adlı şiirinde çifte bağdaşmayı dile getirir:

    "Fikret,bu toprakta,örenk insandı,
    Nura aşık,karanlığa düşmandı...
    Temelden devrimci bir heyecandı,
    ATA,bu davanın neticesidir..."

    Prof.Hüseyin Celasun, Galatasaray'ın Türkiye'ye katkıları adlı yazısında Atatürk'ün Galatasaray'a verdiği önemi yalın bir biçimde ortaya koymaktadır.
    "Atatürk'ün şapka devrimini başlattığı sırada , ilk olarak kasket giydirmek üzere Galatasaray Lisesi öğrencilerini seçmiş bulunması da çok anlamlıdır."

    UNUTAMAYACAĞIM ANI
    Gazi okulumuzu ziyaret ettiğinde ben,o zamanki ismi le Galatasaray Sultanisi'nin 16-17 yaşlarında bir öğrencisiydim. Latin harflerine döneli henüz 4-5 yıl olmuştu.Öğretimimizde Fransızca esas olduğundan Türkçe dışında kalan derslerimizn ekserisi Fransızca olarak yürütülüyordu.Birgüğn Atatürk'ünokulu ziyaret edecekleri haberi geldi.Kendisni görmeyi çook istiyordum. Hocalarımız çok kkıymetli kimseler olup,talebeyi hazırlamasını iyi biliyor ve geçmiş dersleri kısaca özetleyerek yeni konuya bağlantı yapıyorlardı.

    Nihayet Gazi Mustafa Kemal'in okulumuzu şereflendirmek üzere oldukları haberi geldi.Bütün öğrenciler, büyük bir heycan ve coşku içinde vatanımızı kurtaran, Cumhuriyetimizn kurucusu, bu büyük ve yüce insanı karşılamak üzere okulun bahçesini doldurdular.O sırada resimler çekiliyordu.Bu resimlerde büyük bir şans eseri kendilerine yakın bir yerde ben de bulunmuştum.Ona resimlerde de olsa yakın olmak,O'nu yakındangörmek benim için anıların en büyüğüdür.Hepimizle ayrı ayrı ilgilendi , konuştu;

    "Türk gençleri;
    Cumhuriyeti biz kurduk sizler koruyup yücelteceksiniz ve yaşatacaksınız" dedi.

    O'nu gördükten sonra TÜRK olduğumla daha çok övündüm.Ona olan sevgi ve saygım hergeçen gün daha da arttı.Bizlere bakan o mavi çelik gözleri ile O büyük TÜRK,o günkü gibi aklımdadır.

    SELAHATTİN BUDA

    BAHTİYAR ADAM

    Herkes ölür. Bu, her çakılan tabutun bize hatırlattığı müthiş ve şaşmaz bir tabiat kanunudur.Ve ölürken herkesin gözü arkada kalır.Bu herkese mukadder bir hasrettir.Atatürk de herkes gibi öldü;fakat herkesten ayrı olarak ,gözü arkada kalmadanöldü.Kalbi TÜRK olmak gururu ile çarpan,milletini kendi eli ile karanlıktan aydınlığa çeken ,başında istiklal rüzgarı estiren,ona hürriyet balını tattıran,memleketin bünyesine uygun,güzel bir reejim hediye eden ,onu güneşlerin at oynattığı medeniyet şosesinin başına getirip bırakan bir adam,öldüğü zaman,gözü arkada kalır mı hiç ?

    Dün Atatürk'ün kutsi naaşı Ankara'ya ebedi metfenine götürürlürken, caddeleri, pencereleri, damları dolduran ve bakışları mahzun,mendilleri ıslak yüzbinlerce Türkün vakur ve ulvi manzarası karşısında bir insan için, milletin kalbinde yer etmekten daha büyük bahtiyarlık olamayacağını gözlerim yaşararak bir kez daha anladım.

    Atatürk bahtiyar adamdır.

    20.Kasım.1938
    Cahit Sıtkı TARANCI
    ( 1106 numaralı, Galatasaray Lisesi 1931 mezunu)

    ATATÜRK FENERBAHÇELİ(Mİ)YDİ..?

    Bu konuda Spor Yazarı Ahmet Çakır ağabeyimiz "93 Soruda Galatasaray Tarihi"
    isimli kitabında şöyle yazıyor;
    "
    Evet Gazi Mustafa Kemal 14.12.1930 tarihinde Galatasaray Lisesi ve Müzesini gezmiştir.Burada ' Galata Saray'a ' diye yazıp imzaladığı bir fotoğrafını da sarı kırmızılılara armağan etmiştir.Bu fotoğrafın büyütülmüş bir kopyası Lise Müdürünün odasında asılıdır...

    Bu konu, sevgili ülkemizdeki pekçok benzeri olaydaki gibi kısa sürede hem gülünç , hem de acıklı bir oyuna çevrildi.

    En büyük tartışma da Atatürk'ün Fenerbahçeli mi, yoksa Besiktaşlı mı olduğu noktasında çıktı... Bugüne kadar Atatürk Fenerbahçeli olarak biliniyordu.Ancak Fenerbahçeli araştırmacı-yazar Ergun Hiçyılmaz "Hayır Atatürk Beşiktaşlı idi" deyince ortalık karıştı.

    Hiçyılmaz'ın gösterdiği kanıt, pek yabana atılacak gibi değildi.Ulusal Kurtuluş Savaşı öncesinde Anadolu'ya geçmeden Akaretler'de Beşiktaş Kulubünün yanında bir evde oturan Gazi Mustafa Kemal buradan Beşiktaşlı futbolcuların çalışmalarını izleyip onlara sempati gösterdiği yolundaki açıklama kolay reddedilebilecek bir değerlendirme sayılamazdı.

    Bunun üzerine Fenerbahçe camiası ayağa kalktı.Tv programlarında ve gazetelerde olay tartışıldı. Atatürk'ün Fenerbahçeli olduğuna ilişkin belgeler ve kanıtlar ortaya konuldu.Dahası sarı-lacivertli camianın sonuna kadar bu işin takipçisi olacağı bildirildi. Sonuçta Atatürk'ün % 75 Fenerbahçeli, %25 Beşiktaşlı sayılabileceği gibi bir uzlaşmaya varılmış oldu. Böylece Atamız, iki ezeli rakibimiz tarafından paylaşıldığı için Galatasaray'a imzalı fotoğrafından başka bir şey kalmadı..."

    Ahmet ağabey son paragrafında böyle yazıyor ama sadece imzalı resim değil, 04.09.1928 tarihinde Ataürk'ümüzün "Galatasaray Terbiye-i Bedeniye Kulubü Reisi ve Sivas Meb'usu Necmeddin Sadık bey efendiye " (belgede aynı böyle yazılıdır...) yazmış olduğu bir de mektup vardır...

    Ve bu mektubun en önemli özelliklerinden birisi de 'Yeni Türk Alfabe"sinin kabulünden sadece 26 gün sonra yazılmış olmasıdır.Atamızın bu yazısı müzemizin en mutena köelerinden birini süslemektedir. Kuşkusuz Ahmet abi bunu unutmuş değildir ama gerginliği ! daha fazla artırmamak için bunu gündeme getirmediğini düşünebiliriz...

    Unutmadan bir hatırlatma yapayım , Atamızın yazmış olduğu bu takdir ve teşekkür içeren mektubu Galatasaray'ın Fenerbahçe'yi 4-0 yenrek kazandığı "Gazi Büstü Kupası" maçından sonra gönderilmiştir. Galatasaray'ın ünlü yöneticilerinden ve Atatürk'ün en yakın arkadaşlarından Salih Bozok'un oğlu Muzaffer Bozok ile yaptığım röportajda, Sayın Bozok bir anısını anlatmıştı ;
    "Bir gün Bülent, Gündüz, ben ve birkaç arkadaşımız Florya'ya eğlenmeye gitmiştik. Dönüşte yolda biraz gürültü yapmıştık.Tam o sırada köşeden Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, ki yanında babam ve Gündüz'ün babası Kılıç Ali Paşa da vardı , göründüler... Mustafa Kemal babama dönerek "Kim bu gürültü yapanlar ? " diye sormuş. Babam ise biraz sıkılırak "bizim çocuklar Paşam" demiş. Bunun üzerine Ulu Önderimiz " Haa desenize bizim kulübün çocukları " diye cevap vermiş...

    Bilmiyorum bu anı Ulu Önderimizin hangi kulubümüzün sempatizanı olduğuna dair bir delilmidir..? Ancak en büyük gerçek şudur ki; Atatürk tüm Türklerin Atasıdır... Güneş Kulübünü de tutsa, Fenerbahçeli de olsa, Beşiktaş'ı da sevse, bizim için farketmiyor... Çünkü O, dünya döndükçe bizim GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ümüzdür.

    Laf aramızda, Atatürk ile ilgili resimlerin en güzellerinden birisi de Ata'mızın bir kayık içerisinde kürek çekerken resmedilen fotografıdır.. Atatürk'ün küreklerine asıldığı kayık, Galatasaray Spor Kulübünün yarışlarda kullandığı yani Galatasaray'ın malı olan FUTA denilen bir kayıktır. Tarih 29 Haziran 1935...
    Aslında belgeler bunlarla da bitmiyor; Miralay Mustafa Kemal' in "Galatasaray Keşşaflarının Başbuğu "olma durumunu kim nasıl izah edebilir acaba ?

    Lütfen okuyunuz ;
    Yüzyılın başında 'Keşşaflık' da denilen İzcilik örgütleri de çok kurulmuştur.Bu çalışmalar, önce Edirne Muallim Mektebi ile Galatasaray ve İstanbul Sultanisinde başlamıştır.Ancak Balkan Savaşı bu ilgiyi dağıtmıştır. Mustafa Kemal Atatürk'ün Galatasaraylılar'ın kurduğu 'Keşşaf ' örgütünün 'Reisi' olması Galatasaraylılar için unutulmaz bir hadisedir...

    Şöyleki ;
    Atatürk'ün Galatasaray'a olan aşinalığı bilinenden daha öncelere dayanıyordu.1915-16 yıllarında Osmanlı Güç Dernekleri ,İzci Dernekleri , ardından da Genç Dernekleri Müfettiş-i Umumisi Miralay Mustafa Kemal ,1914 yılında Türkiye'de ilk defa kurulan Galatasaray Keşşaflarının (İzci) BAŞBUĞU olmuş 1923'te Cumhuriyet'in ilanında oymak beyi Adnan Akıska ,Galatasaraylı keşşaflarla Atatürk'ün huzurunda bulunmuştu.(Biri fotografı mevcuttur)




    Galatasaray Spor Kulübü'nün kuruluş hazırlıkları, o zamanlar Galata Sarayı Sultanisi adıyla anılan lisede yapıldı. Sonradan kayıtlara 1 numaralı kurucu olarak geçen Ali Sami Bey'le birlikte, Asım Tevfik, Emin Bülent, Bekir Sıtkı, Reşat Şirvani, Celal İbrahim, Tahsin Nihat, Abidin Daver ve Refik Cevdet kurucular olarak bilinir.

    1 Ekim 1905'te Galatasaray Terbiye-i Bedeniyye Kulübü adıyla kurulan birliğin amacını da Ali Sami Yen şöyle anlatır:
    "Amacımız İngilizler gibi toplu halde oynamak, bir renge ve isme sahip olmak. Türk olmayan takımları yenmek."

    Kulübün adının Gloria (Zafer) ya da Audace(Cesaret) konulması yolunda görüşler ortaya atılmışsa da, sonuçta Galatasaray olmasında anlaşmaya varılmıştır.

    Araştırmacı Cem Atabeyoğlu, Galatasaray adının, bu takımın yaptığı ilk maçta Rum ekibini 2-0 yenerken, seyircilerin onlardan "Galata Sarayı efendileri" diye söz etmelerinden doğduğunu yazar. Bunun üzerine kurucular da ismi benimserler ve "adımız Galata Sarayı olsun" derler.

    Galatasaray Lisesi gibi Türk Milli Eğitiminde çok önemli bir yeri olan kurumun bağrından çıkan Sarı Kırmızılı kulüp, kültürel boyut da dahil olmak üzere, pek çok yönden de öncü olma niteliğini her zaman sürdürecektir.

    Galatasaray'ın 1 numaralı kurucusu Ali Sami Yen, Ellinci Yıl kitabında kuruluşun öyküsünü şöyle anlatır:

    "1 Ekim 1905'te mektebin beşinci sınıfında edebiyat öğretmenimiz merhum Mehmet Ata Bey'in dersi esnasında birkaç arkadaş başbaşa vererek Galatasaray'da bir futbol kulübü kurmaya karar verdik.

    İlk girişimler oyuna ve mücadeleye yönelik arkadaşlardan Asım Tevfik Sonumut, Reşat Şirvani, Cevdet Kalpakçıoğlu, Abidin Daver, Kamil ... gibi gençlerdi. Okulda eğitim gören Bulgar ve Sırp öğrencilerden çevik ve kuvvetli olanlar da bize katılmışlardı. Asım'ı muhasebeciliğe, Cevdet'i ikinci reisliğe seçmiş, kendim de reis olmuştum.

    Asım her hafta arkadaşlardan birer kuruş toplamakta mahir olduğu için kendisini muhasebeci yapmıştık. Ben Reisliği topu yağlayıp şişirmekle almıştım. Topumuza evladım gibi bakardım. Zaten varımız yoğumuz da toptu. Mektebe gelirken domuz sokağından geçer, domuz yağı alırdım. Topu onunla yağlar, şişirirdim; yamasını yeni pabucumdan kesmiştim. Bunu gören arkadaşlar, bana hepimizden fazla paye vermişlerdi.

    Yani o zaman reisliğe ve diğer vazifelere payeyi en çok çalışan kazanırdı. Cevdet de ikinci reisliği formaları yıkadığı için almıştı. Maksadımız İngilizler gibi toplu bir halde oynamak, bir renge ve isme malik olmak ve Türk olmayan takımları yenmekti."

    Galatasaray'ın Türk sporunda öncü bir kurum olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Ülkemizdeki ilk spor faaliyetleri Galatasaray Lisesi'nde başlamıştır.

    Liseye sporu sokan da Monsieur Curel'dir. Bir jimnastik hocası olan Curel, kendi uzmanlığını zorunlu ders olarak liseye getirdi.Daha sonra Beden Egitimi adını alacak dersin temeli de onun tarafından atılmış oldu.

    Önceleri öğrenciler ne olduğunu anlıyamadıkları bu derslere girmemek için ellerinden geleni yaptılar. Curel ise bu işi sevimli hale getirmek için 1870 yılında bir idman bayramı düzenledi. Kağıthane'de düzenlenen çeşitli yarışmalarda derece alan öğrencilere armağan dağıtarak keyifli bir hale getirdi.

    Ayrıca, yarışmalar sonrasında öğrencilere kuzulu pilav yemeği verildi. Bu da ilerki yıllarda bir gelenek haline getirildi.

    1870 yılındaki bu ilk atletizm yarışmaları ülkemizdeki ilk spor hareketi olarak kayıtlara geçiyordu.

    Bundan sonra Curel'in ayrılmasından sonra Moiroux adlı bir Fransız, yeni jimnastik hocası oldu. Bu arada, Curel'in ektiği tohumların meyveleri de ortaya çıktı. Onun yetiştirdiği öğrencilerin başarısı, daha çok sayıda gencin bu konuya ilgi duymasını sağladı.

    Moiroux Jimnastiğin yanı sıra deniz sporlarına' da önem verdi. Çok iyi bir yüzücü olan Fransız Hoca, yüzme ve kürek sporlarının ülkemize gelmesine katkıda bulundu. Yetiştirdiği çok sayıda öğrenci, ülkemizde bu sporların öncüleri oldular. Moiroux daha sonra yüzbaşı olarak rütbe aldı ve Tophane Askeri Sanayi Mektebi Hocalığına getirildi.

    Onun ardından Martinetti adlı bir İtalyan göreve getirildi. O da aletli jimnastiğe önem verdi ve bu dalın gelişmesini sağladı. 1878' de ayrılan Martinetti'nin ardından Stangali bu göreve atandı. Stangali, okuldaki etkinliklerin dışında
    özel bir jimnastik salonu açtı ve kısa zamanda pek çok genç sporcu'yu buraya çekti.

    Onun öğrencileri arasında bir genç özellikle göze çarpıyordu. Sonradan Üstünidman soyadını alacak olan Faik adlı bu genç, kısa zamanda gösterdiği olağan üstü gelişmeyle 1879 yılında Galatasaray Lisesi'ne hoca olarak atanacaktı. Tam 42 yıl süreyle Türk Sporuna hizmet veren Faik Üstünidman sayısız sporcu ve beden eğitimi öğretmeni yetiştirdi. Üstünidman, bu etkinliğiyle Türk Sporunun kurucuları arasına adını altın harflerle
    yazdırdı.

    Yıllar ilerledikçe Galatasaray Lisesi'nde sporun önemi arttı. Buna paralel olarak okulda ikinci bir jimnastik Hocasına gerek duyuldu. Bu göreve ilk atanan kişi de, Almanya' da uzman düzeyine yükselen Binbaşı Mazhar Kazancı idi. Onun ardından Abdurrahman ve Ahmet Robenson kardeşler bu göreve getirildiler. Aynı zamanda futbolda oynayan bu iki kardeş, Galatasaray'ın spor tarihine adlarını yazdırdılar.

    Bu hocalar, jimnastiğin yanı sıra izcilik, tenis, hokey gibi sporların da tanıtılıp geliştirilmesinde etkili oldular.

    GERÇEK SPOR YUVASI
    Daha sonraları Faik Üstünidman'ın öğrencilerinden Selim Sırrı Tarcan da çeşitli spor dalları ile beden eğitiminin gelişmesinde önemli katkılarda bulundu. Galatasaray gerçek anlamda bir spor kulübü olma özelliğini öteki kulüplerimizden daha fazla taşır.

    Bugün sarı kırmızılı kulüp öteki bütün kulüplerden çok daha fazla dalda faaliyet göstermekte ve Türk sporuna hizmet etmektedir. Galatasaray'ın spordaki öncülüğünün ve üstünlüğünün temel nedeni de, Lise'dir. Galatasaray Lisesi'nde 1868 yılında jimnastik ile başlayan sportif çalışmalar her yıl çeşitlenerek sürmüştür.

    [​IMG]
    TEKNİK DİREKTÖRLER
    1905-1906 Nikolof (Futbolcu) - Bulgaristan
    1907 Emin Bülend (Futbolcu)
    1908-1911 Horace Armintage (Futbolcu)
    1911-1914 Emin Bülend (Futbolcu)
    1915 Sadi Bey
    1916-1917 Ali Sami Yen
    1919-1921 Necip Şahin (Futbolcu)
    1922-1923 Adil Giray (Futbolcu)
    1924-1928 Billy Hunter - İskoçya
    1929 Nihat Bekdik (Futbolcu)
    1930-1931 Lamberg - Macaristan
    1931-1932 Fred Pegnam - İngiltere
    1933-1936 S. Pedeafoot - İngiltere
    1937 Hans Baar - Avusturya
    1938 Peter Szabo - Macaristan
    1938-1939 Peter Tandler - Avusturya
    1939 Hayman - İngiltere
    1939-1940 C. Zaharchuck - Polonya
    1941-1945 Jhon Begget - İngiltere
    1947 J. Szweng - Macaristan
    1947-1949 Pat Molloy - İngiltere
    1950-1952 D. Lockhead - İngiltere
    1952-1953 Gündüz Kılıç
    1953-1954 Lazlo Szelelly - Macaristan
    1954-1957 Gündüz Kılıç
    1957-1958 George Dick - İngiltere
    1959-1961 Remondini - İtalya
    1961-1963 Gündüz Kılıç - Coşkun Özarı
    1964-1967 Gündüz Kılıç
    1967-1968 Eşfak Aykaç - Bülent Erken
    1968-1970 Kaleperoviç - Yugoslavya
    1970-1971 Coşkun Özarı
    1971-1972 Brian Birch - İngiltere
    1972-1973 Brian Birch - İngiltere
    1974-1975 Don Howe - İngiltere
    1975-1976 Mansell - İngiltere
    1976-1977 M. Allison - İngiltere
    1977-1978 Fethi Demircan
    1978-1979 Coşkun Özarı
    1979-1980 Turgay Şeren
    1980-1982 Brian Birch - İngiltere
    1982-1983 Özkan Sümer
    1983-1984 Tomislav İviç - Hırvatistan
    1984-1988 Jupp Derwall - Almanya
    1988-1990 Mustafa Denizli
    1990-1991 Sigfried Held - Almanya
    1991-1992 Mustafa Denizli
    1992-1993 Karl-Heinz Feldkamp - Almanya
    1993-1994 Rainer Hollmann - Almanya
    1994-1995 Reinhard Saftig - Almanya
    1995-1996 Graeme Souness - İskoçya
    1996-2000 Fatih Terim
    2000-2002 Mircea Lucescu - Romanya
    2002-2004 Fatih Terim
    2004-2005 Gheorghe Hagi
    2005-2007 Eric Gerets
    2007-2008 Karl-Heinz Feldkamp - Almanya
    2008 Cevat Güler
    2008-2009 Michael Skibbe - Almanya
    2009 Bülent Korkmaz (Futbolcu)
    2009-2010 Frank Rijkaard - Hollanda
    2010-2011 Gheorghe Hagi - Romanya
    2011-2011 Bülent Ünder
    2011- ... Fatih Terim




    1-Nikolof
    2-Emin Bülent
    3-Horce Armitage
    4-Hasan Basri
    5-Celal İbrahim
    6-Sadi
    7-Ali Sami Yen
    8-Emil Oberle
    9-Necip Şahin
    10-Sedat
    11-Hüseyin
    12-Ziya
    13-Adil Giray
    14-Nihat Bekdik
    15-Mithat Ertuğ
    16-Avni Kurgan
    17-Suavi Atasagun
    18-Necdet Cici
    19-Salim Şatıroğlu
    20-Selahattin Almay
    21-Faruk Barlas
    22-Arif Sevinç
    23-Musa Sezer
    24-Danyal Vuran
    25-Gündüz Kılıç
    26-Bülent Eken
    27-Muzaffer Tokaç
    28-NaciÖzkaya
    29-Coşkun Özarı
    30-İsfendiyar Açıksöz
    31-Turgay Şeren
    32-MetinOktay
    33-Talat Özkarslı
    34-Uğur Köken
    35-Muzaffer Sipahi
    36-Nihat Akbay
    37-Mehmet Oğuz
    38-Gökmen Özdenak
    39-FatihTerim
    40-Cüneyt Tanman
    41-Yusuf Altıntaş
    42-Erdal Keser
    43-Tugay Kerimoğlu
    44-Bülent Korkmaz-Hakan Şükür




    1 Asım Tevfik 1905
    2 Ahmet Robenson 1905-14
    3 Ahmet Muhtar 1913-14
    4 Hamdi 1915-16
    5 İzzet 1917-19
    6 Karl 1917-19
    7 Adil Giray 1920-21
    8 Nüzhet Abbas 1922-23
    9 Ulvi Yenal 1924-28
    10 Rasim 1928-29
    11 Avni 1930-37
    12 Hızır Hantal 1934
    13 Adnan Yapar 1935
    14 Safa 1936
    15 Fazıl Peker 1936
    16 Sacit Öget 1937
    17 Necmi Ungan 1938
    18 Sabahattin 1938
    19 Osman İncili 1939-49
    20 Saim Kaur 1941
    21 Erdoğan Atlıoğlu 1944-50
    22 Necdet Erdem 1947
    23 Samim Ankara 1951
    24 Cemal 1951
    25 Zeki 1953
    26 Metin 1953
    27 Yüksel Alkan 1955-59
    28 Bülent Gürbüz 1960-67
    29 Erden Erat 1964
    30 Yervant Balcı 1967
    31 Turgay Şeren 1948-67


    [​IMG]

    1959 Metin OKTAY 11
    1959-60 Metin OKTAY 33
    1960-61 Metin OKTAY 36
    1962-63 Metin OKTAY 38
    1964-65 Metin OKTAY 17
    1968-69 Metin OKTAY 17
    1983-84 Tarık HOÇİÇ 16
    1987-88 Tanju ÇOLAK 39
    1990-91 Tanju ÇOLAK 31
    1996-97 Hakan ŞÜKÜR 38
    1997-98 Hakan ŞÜKÜR 32
    1998-99 Hakan ŞÜKÜR ??


    [​IMG]

    [​IMG]
    EN'LER VE İLK'LER

    GERÇEKLERİ TARİH YAZAR,
    TARİHİ DE GALATASARAY!

    Avrupa'da, yarıştığı Tüm Kupaları alan
    İLK ve TEK takım GALATASARAY
    ;

    Türkiye'nin İLK futbol takımı Galatasaray- (1905)
    Dünya sıralamasında İLK On' da 1.sıraya giren İLK Türk takımı.
    Devlet üstün hizmet madalyası alan İLK takım
    UEFA Kupası'nı hiç yenilgi almadan kazanan İLK ve TEK Türk takımı
    Üç yıldızı alan İLK takım
    Türkiye Süper Ligi'nin İLK Şampiyonu
    Dünya Kulüpler Şampiyonası'nda Avrupa Kıtasını temsil eden İLK ve TEK Türk takımı
    Şampiyonlar Ligi'nde Çeyrek Final'e çıkan İLK Türk takımı
    Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Yarı Final oynayan ilk ve TEK Türk takımı
    İstanbul Şampiyonluğu'nu kazanan İLK futbol takımı - (1907-1908)
    Yurt dışında İLK galibiyet alan Türk futbol Takımı - (1911)
    Yurt dışında Türkiye'yi temsil eden İLK futbol takımı - (1911)
    Şampiyonlar Ligi'ne katılan İLK Türk takımı
    Avrupa'da, UEFA Kupası'nı hiç yenilgi almadan kazanan İLK takım
    Balkanlarda UEFA Kupasını kazanan İLK ve TEK takım
    Uluslararası maçlarda kendi sahasında ardarda EN çok galibiyet alan TEK Türk takımı - 20 kez

    UEFA kupasını kazanan İLK ve TEK Türk takımı - (1 kez)
    Avrupa Şampiyonu olan İLK ve TEK Türk takımı
    Süper Kupa'yı kazanan İLK ve TEK Türk takımı - (1 kez)
    İnternet Sitesine sahip İLK Türk takımı
    İspanyolları deplasmanda yenen İLK Türk takımı.
    İspanyolları eleyen İLK Türk takımı.
    Bir sezonda 2 İtalyan takımını eleyen İLK Türk takımı (Milan-Bologna)
    Bir sezonda 2 İngiliz takımını eleyen İLK Türk takımı (Leeds-Arsenal)
    Türkiye 1. Ligi'ni na-mağlup bitiren İLK takım (1985-86)

    EN fazla aralıksız şampiyon olan takım. - 4 kez üst üste
    Yerli hocayla EN çok şampiyon olan takım. GALATASARAY - 9 kez
    EN fazla şampiyonluk yaşayan futbolcular Hakan Şükür (8 Kez), Bülent Korkmaz (8 Kez)- Suat Kaya, Arif Erdem ( 7 Kez )
    Bir sezonda EN fazla Avrupa Kupa maçı oynayan takım.- 18 kez (Süper kupa dahil)
    Avrupa'da Şampiyonlar Ligi'ne EN fazla katılan takım GALATASARAY - 10 kez
    Türkiye Spor yazarları Kupası'nı EN fazla kazanan takım
    Türkiye Kupası'nı EN fazla kazanan takım -14 kez
    Cumhurbaşkanlığı Kupasını EN fazla kazanan takım - 10 kez
    Avrupa kupalarında 1 sezonda EN fazla puan toplayan takım. - 17 maç 34 puan
    Avrupa'da, bir sezonda Avrupa kupalarında EN fazla galibiyet alan takım. - 11 kez (Süper kupa dahil)
    Bir sezonda Avrupa kupalarında EN fazla gol atan takım.- 35 gol (Süper kupa dahil)
    Deplasmanda aralıksız EN fazla yenilmeyen takım.- 40 kez
    Bir sezonda EN fazla maç yapan takım. GALATASARAY - 59 kez (Süper kupa dahil)
    Avrupa Kupaları'nda EN çok tur geçen Türk takımı. Bir sezonda EN fazla maç yapan futbolcu
    HAKAN ŞÜKÜR - 54 maç 4697 dakika
    Avrupa Kupalarında EN fazla maç yapan Türk takımı.
    Türkiye liglerinde bir sezonda EN fazla gol atan takım. - 62-63 sezonu 105 gol
    Türkiye liglerinde EN çok resmi kupa kazanan takım -56 kupa

    Avrupa Kupalarındaki İLK Goller
    1.GOL: Metin Oktay - 27.08.1956 (Galatasaray-Dinamo Bükreş:1-3)
    100.GOL: Uğur Köken - 1.10.1969 (Galatasaray-Vatford:2-3)
    200.GOL: Mirsad Seydiç- 20.10.1982 (Galatasaray - Avusturya Wien:2-4)
    300.GOL: Uğur Tütüneker - 4.11.1992(Galatasaray - E.Frankfurt:1-0)
    500.GOL: Tugay Kerimoğlu 5.11.1997 (Galatasaray - Sparta Prag:2-0)


    1908 - 1909 - İLK TÜRK ŞAMPİYONU GALATASARAY
    Sağdan sola, arka sıra:Hasan Fuat, Hami Hüsnü, Emin Bülent, Asım Tevfik, Ahmet Robenson, Ali Sami, Milo, Adnan
    Orta sıra: Bekir, Hasan, Tevfik Fikret, Mahir, Celal
    Ön sıra: İdris, Horace Armitage.

    İlk Türk futbol takımı olan Galatasaray, yine şampiyonluğa ilk ulaşan Türk takımı olma özelliğini de taşır.

    1905'te İstanbul Ligi'nde mücadele eden Galatasaray, buradaki ilk maçında Kadıköy Faure okulunu 2-0 yenmiştir.

    Galatasaray bu ligde 1908-1909'da ilk şampiyonluğunu kazandı. Meşrutiyet'in getirdiği olumlu hava içinde artık daha rahat koşullarda spor yapabilmesi, Sarı Kırmızılıların lehine bir durum yaratmıştı. Çünkü sonradan ezeli rakibi ve en güçlü karşıtı olacak Fenerbahçe daha yeni kurulmuştu ve Galatasaray, lisedeki güçlü sporcu potansiyeline sahip olma üstünlüğünü taşıyordu.

    Nitekim, bu şampiyonluğun ardından yine 1909 yılında Galatasaray, daha önce 7-0 ve 11-0 gibi hezimetlere uğradığı rakibi Kadıköy'ü bu kez 17 Kasım 1909'da 4-0 yenerek ilk kupasını kazanıyordu.

    REKORLU BAŞLANGIÇ

    1909-1910 sezonunda da şampiyon olan Galatasaray, ertesi yıl zirveyi yine kimseye kaptırmaz ve şampiyon olan ilk Türk takımı ünvanına, 3 kez üst üste bu işi başarma onurunu da ekler.

    O yılllardaki Galatasaray takımında şu futbolcular bulunmaktadır:

    Hasan Fuat, Hamit Hüsnü, Emin Bülent, Asım Tevfik, A. Robenson, Ali Sami, Milo, Adnan, Bekir, Hasan, Sabri Mahir, Celal, İdris, Hores, Neş'et, Cevat, Kamil, Cevdet.


    1910/11 İstanbul Ligi Şampiyonluğun'nu bütün maçlarını kazanıp,ezeli ve ebedi rakibi Fenerbahçe'yi de 7 kişilik takımla 7-0 mağlup etmeyi başaran Galatasaray futbol takımı oyuncuları,okul öğrencileri ve yöneticileri Grand Cour'da toplu halde.8 maçta toplam 26 gol atıp 2 gol yiyen Şampiyon Kadro:
    Kaleci:Ahmet Robenson
    Savunma:Neşet,Todor Botchkoff,Ali Tamay,Hüseyin Eden
    Orta Saha:Ali Sami Yen,Ahmet Cevat,Hasan Basri Bütün,Bekir Sıtkı Bircan
    Forvet:Rowland Rees,Fuat Hüsnü Kayacan,Cella İbrahim,İdris,Emin Bülent Serdaroğlu,Cyrill Doupkoff

    Üst üste üç şampiyonluğun ardından, çalkantılı bir dönem geldi. 1911-12 sezonunda Galatasaray, bir anlaşmazlık yüzünden lige B takımıyla katıldı. Daha sonraki yıllarda savaşlar yüzünden maçlar pek düzenli yapılamadı.

    1921-22 sezonunda Galatasaray yeniden şampiyon oldu. 11 takımının yer aldığı ligde tek devreli maçlar sonucunda 28 puanla şampiyonluğa ulaşan takımın kadrosunda şu futbolcular vardı: Nüzhet Öniş, Mehmet Nazif, Ahmet Cevat, Kamil Ethem, Siret Ekmekçioğlu, Burhan Atak, Selahattin Sadıkoğlu, Nihat Bekdik, Müçteba, Edip Ossa, Fazıl Köprülü, Necip Şahin, Suat Subay, Sadi Karsan, Sadi Kurt, Kemal Nejat Kavur, Sadi Hasan, Muslih Peykoğlu, Dr.Namık Canko, Sadi Aslan, Münif, Nusret.

    Ertesi sezon ligler yine tamamlanamadı ve Cumhuriyet dönemine gelindi.

    YİNE 3 YIL ÜST ÜSTE ŞAMPİYONLUK

    Bu döneme de Galatasaray fırtına gibi girdi. İlk yabancı antrenör olan İskoç Billy Hunter'ı getiren Sarı Kırmızı'lı takım 1924-25, 1925-26 ve 1926-27 sezonlarında şampiyon oldu. 1927-28'de lig tamamlanamadı, 1928-29'da Cim Bom yine şampiyondu.

    Billy Hunter önderliğinde lig şampiyonluğuna ambargo koyan bir ekip durumuna gelen Galatasaray'da, Cumhuriyet döneminde de üst üste üç kez şampiyon olan ilk takım ünvanını ele geçiriyor, bunu beş şampiyonluğa çıkarma şansını da 1928'de ligin yarıda kalması yüzünden kaçırıyordu. Galatasaray'ın bu dönemdeki kadrosunda şu futbolcular yer alıyordu:

    Nüzhet Öniş, Ulvi Yenal, Rasim, Kerim Özdor, Mehmet Nazif, Ali Gencay, Kemal Rıfat, Nihat Bekdik, Hayri Gönen, Suat Subay, Mehmet Leblebi, Necip Şahin, Nesim Pinhas, Mithat Ertuğ, Muslih Peykoğlu, Raif, Necdet, Ekrem, Edip Ossa, Fehmi, Burhan, Kemal Faruki, Şadi Kavur, Vedat Abut, Ercüment, Emin, Rebii, Suphi, Latif, Muhtar, Mithat, Sacit, Vahyi.

    Soldan sağa, Nihat Bekdik (Aslan), Muslih Peykoğlu, Mehmet Leblebi, Rebii Erkal, Mithat Ertuğ, Kemal Faruki, Ercüment Işıl, Suphi Batur, Şakir Baruer, Burhan Atak, Ulvi Yenal.

    Mehmet Leblebi Vefa'ya bir maçta 14 gol attı !!

    1929-30'da şampiyonluğa bir sezon ara veren Sarı kırmızılı takım, 1930-31 sezonunda yeniden şampiyon olur. O şampiyonluğu kazanan kadroda da şu futbolcular bulunmaktadır:

    Avni, Burhan, Pilav Hüseyin, Vahyi, Mithat, Mehmet Nazif, Şakir, Asım, Nihat, Celal, Suavi, Müçteba, Cici Necdet, Leblebi Mehmet, Ulvi, Kemal Faruki, Ercüment, Rebii, Muammer, Latif.

    SIKINTILI DÖNEM VE SONRASI

    Bundan sonra da Galatasaray sıkıntılı bir döneme girdi. Özellikle Ateş-Güneş bölünmesi yüzünden güçsüz düşen takım 1948-49 sezonuna kadar şampiyonluktan uzak kaldı. Tabii bu süre içinde kılpayı kaybedilen şampiyonlukların sayısı da az değildi. Bu sezonda Sarı Kırmızı' lı takımın başında yine İskoç bir hoca vardır.

    Pat Molloy, 8 takım arasında oynanan ligde Galatasaray'ı 39 puanla şampiyon yapmayı başardı. 17 yıl aradan sonra şampiyon olan Sarı Kırmızılı takımın kadrosunda şu futbolcular vardı: Erdoğan, Osman,Naci, Necmi, Musa, Muzaffer, İsfendiyar, ,Halis, Reha, Gündüz, Orhan, Kocis, Süreyya, Doğan, Fazıl.

    1951 yılında profesyonelliğin kabülünden sonra başlayan İstanbul Liginde 1954-55 sezonunda Galatasaray şampiyon oldu. Macar Szekelly'in çalıştırdığı takımda yer alan futbolcuların adları şöyleydi:

    Turgay, Yüksel, Necmi, Kamil, Ergun, Ercins, Rober, Hilmi Ok, Muzaffer, Kadri, Suat, Necdet, Muhtar, Oral, Günay, Sedat, Hikmet, Ali Soydan, İsfendiyar, Ali Beratlıgil, Güngör Okay.

    1955-56 sezonunda da yine şampiyon olan Sarı Kırmızılı takımın kadrosunda bu kez, ilerki yıllarda adından çok söz edilecek bir futbolcu yer almaktadır: Metin Oktay.

    Sarı Kırmızılı takım 52 gol atıp 29 puanla şampiyon olurken, Metin Oktay da 19 golle krallık tahtına çıkmıştır.

    TÜRKİYE LİGİ ŞAMPİYONLUKLARI

    Sarı Kırmızılı takım Türkiye 1. Ligindeki ilk şampiyonluğunu 1961-1962 sezonunda kazandı. Galatasaray'ın 57 puanla zirvede bitirdiği ligde Fenerbahçe 53 puanla ikinci, Beşiktaş da 47 puanla üçüncü olmuştu.

    Gündüz Kılıç'ın teknik direktör, Coşkun Özarı'nın da antrenör olarak görev yaptığı Sarı Kırmızılı takımın o yılki kadrosunda şu futbolcular bulunuyordu:

    Turgay Şeren, Bülent Gürbüz, Candemir Berkman, Ahmet Karlıklı, Ahmet Berman, Ergun Ercins, Mete Basmacı, Erol, Uğur Köken, Ayhan Elmastaşoğlu, İlhan, Bahri Altıntabak, Talat Özkarslı, Recep Adanır, K. Erol, Samim Uygun, Niyazi Tamakan, Selçuk.

    Metin Oktay o sezon İtalya'nın Palermo takımında oynadığı için bu kadroda yoktur. Kadroda bulunan futbolculardan Recep Adanır'ın durumu ilginçtir.

    Uzun yıllar Siyah Beyazlı formayı giyen ve bu camiada "Baba" unvanı kazanan Recep Adanır, kulübüyle anlaşmazlığa düştüğü için Galatasaray'a geldi ve Sarı Kırmızılı forma altında da başarılı maçlar çıkartıp bir şampiyonluk yaşadı.

    O sezon transferde Metin Oktay'ı Palermo'dan, Kadri Aytaç'ı da Fenerbahçe'den geri alan Galatasaray çok güçlü bir kadro oluşturmuştu. Mustafa Yürür, Tarık Kutver, Turan Doğangün, Uğur Köken, Nuri Asan, Erdoğan Gökcan gibi takviyelerle çok güçlenen Sarı Kırmızılı takım, en uzun lig olarak nitelenen maratonu da şampiyon olarak bitirdi.

    11'er takımın oluşturduğu iki grupta 10'ardan 20 maç yapan takımlardan Kırmızı Grup'ta Galatasaray 32 puanla lider oldu.

    Bu ve öteki gruptan 6'şar takımın katılımıyla play off maçları oynandı.

    Toplam 42 maç sonunda Galatasaray şampiyon oldu ve Sarı Kırmızılı takım 105 golle rekor kırdı.

    Sarı Kırmızılı takımın başında teknik direktör olarak Coşkun Özarı bulunuyordu.

    Galatasaray, Türkiye 1.Ligi'ndeki 3. şampiyonluğunu 1968-69 sezonunda kazandı. Bu sezonun özelliği,Türk futbolunun efsane adı Metin Oktay'ın şampiyonluk ve gol krallığı ile futbolculuk yaşantısını noktalamasıydı.

    Sarı Kırmızılı takımın başında Yugoslav Toma Kaloperoviç vardı. Kadroda ise şu futbolcular yer alıyordu:

    Nihat Akbay, Varol Ürkmez, Ali Elveren, Bekir Türkgeldi, Akın Aksaçlı, Talat Özkarslı, Mazlum Fırtına, Tuncer İnce, Ergün Acuner, Muhlis Güven, Atılay Özgür, Ayhan Elmastaşoğlu, Metin Oktay, Gökmen Özdenak, Ergin Gürses, Turan Doğangün, Ahmet Çeloviç, Uğur Köken, Muzaffer Sipahi, Mehmet Oğuz.

    ÜST ÜSTE 3 ŞAMPİYONLUK

    Türk takımlarının ligde yer almasının ardından ilk kez üst üste 3 şampiyonluk kazanan takım ünvanını kazanan Galatasaray, Cumhuriyet döneminde bu unvanını tekrarladıktan sonra, Türkiye 1. Liginde de aynı başarıyı gösterdi.

    Sarı Kırmızı takım 1970-71 ve 1972-73 sezonlarında üst üste üç kez şampiyon oldu. Bu dönemde Kulüp Başkanı Selahattin Beyazıt, teknik direktör de Coşkun Özarı'dır. İngiliz Brian Birch, Özarı'nın yardımcısı olarak getirilmiştir. Ancak, bu üç şampiyonluğun da Brian Birch'e maledildiği çok sık görülmektedir.

    1970-71 sezonundaki kazanılan ilk şampiyonlukta, Sarı Kırmızılı takım oynadığı 30 maçta 42 puanla mutlu sona ulaşırken, ezeli rakibi Fenerbahçe 41 puanla ikinci sırada kalmıştı.

    Cim Bom'un şampiyon kadrosunda şu futbolcular bulunuyordu:

    Yasin Özdenak, Nihat Akbay, Ekrem Günalp, Muzaffer Sipahi, Tuncay Temeller, Aydın Güleş, Ergün Acuner, Olcay Başarır, Ayhan Elmastaşoğlu, Samim Uygun, Cengiz Özyalçın, Metin Kurt, Gökmen Özdenak, Suphi, Mehmet Oğuz, Uğur Köken, Talat Özkarslı, Bülent Ünder, Tarık Kipoğlu.

    Ertesi sezon Galatasaray yine 42 puanla şampiyonluğu elde ederken, ligin ikinci sırasında sürpriz bir takım yer alıyordu. Bu takım da, Eskişehirspor'du. Kırmızı Siyahlılar 39 puan toplamışlar ve Fenerbahçe'yi averajla geçmişlerdi.

    Galatasaray bu şampiyonluğu da , hemen hemen aynı kadro ile elde etmişti. Samim Yağız, Ahmet Yıldırım gibi takviyeler takımda sürekli yer alabilen futbolcular durumunda değildi.

    1972-73 sezonunda ise Galatasaray bu kez 47 puanla şampiyonluğa ulaşırken, Fenerbahçe 42 puanla ikinci, Eskişehirspor da 36 puanla üçüncü olmuştu.

    Sarı Kırmızılı takım böylece Türk futbol tarihinde ilk kez yaşanan bir olayı başarırken, kadrosunda Mehmet Özgül (Çilli Mehmet) ' ün dışında başka bir değişikliğe de gerek görmemişti.

    Sarı Kırmızılı takım bir yandan ligde fırtına gibi eserken., öte yandan kupalardaki başarılarını da sürdürdü.

    DERWALL'LE GELEN


    1973' ten sonra bir daha şampiyonluk yüzü göremeyen Sarı Kırmızılı kulüpte, Prof.Dr. Ali Uras yönetimi, 1984 yazında büyük bir transfer atağına girişir.
    İsmail, Semih, Yusuf, Erdal, Abramczyk, Simoviç, Levent, Rıza gibi futbolcularla kadro takviye edilir. İviç'in son dakika çalımı da Cim bom için büyük bir şans olur ve iki başarılı yönetici Alp Yalman'la Faruk Süren, dünya çapında bir futbol devi olan Jupp Derwall'i Galatasaray'ın başına geçmek için ikna eder.

    Jupp Derwall'in Sarı Kırmızılı takımdaki ilk yılı ligde pek parlak geçmedi. Bu büyük hocayı getiren ve önemli transferlerle lige başlayan Galatasaray, daha ilk maçında kendi sahasında Denizlispor'a 2-1 yenilerek büyük şok yaşadı.

    Ondan sonra da takımı toparlayabilmek mümkün olamadı. Bu arada, ilk haftalarda Eskişehirspor karşısında uğranılan 3-0'lık yenilgi sonrasında, Derwall'in yardımcılığına Mustafa Denizli getirildi.

    O sezon ligde Fenerbahçe 50 puan ve averajla şampiyon oldu. Beşiktaş aynı puanla ikinciliği elde etti. 42 puanla Trabzonspor üçüncü, 38 puanla Ankaragücü dördüncü olurken, Galatasaray 36 puanla beşincilikte kaldı.

    Ancak, Sarı Kırmızılı takım o sezon Federasyon Kupası'nda muhteşem maçlar oynadı ve bu kupanın sahibi oldu.

    Aslında çeyrek finalde Fenerbahçe'yi, 2-1 ve 1-0'lık galibiyetlerle, yarı finalde Beşiktaş'ı 0-0 ve 1-0 ile, finalde de Trabzonspor'u 2-1 ve 0-0 ile geçen Galatasaray'ın kupadaki bu zaferi belki de lig şampiyonluğu kadar değerliydi. Çünkü ezeli rakiplerinin üçünü de peş peşe safdışı bırakırken 6 maçta bir tek yenilgi yüzü bile görmemiş ve sadece 2 gol yemişti.

    Cumhurbaşkanlığı Kupası maçında ise Galatasaray uzun süre 1-0 önde götürdüğü maçın son dakikalarında Hüseyin'in ayağından yediği golle berabere duruma düşmüş, penaltılarla da kaybetmişti...

    1985-86 sezonuna da büyük bir şampiyonluk özlemiyle başlayan Sarı Kırmızılı takım inanılmaz bir talihsizlik yaşadı. Bu sezonu yenilgisiz tamamlamayı başaran Cim bom, şampiyonluğu gol üstünlüğüyle Beşiktaş'a kaptırmanın üzüntüsünü yaşadı.

    Cim Bom, 1986-87 sezonunda da gerçekten çok dramatik olaylar yaşadı. Çünkü Sarı Kırmızılı takım, bir önceki sezonu yenilgisiz kapatıp da şampiyon olamamanın verdiği büyük üzüntünün ardından, bu sezonun ilk maçında Trabzonspor'a 1-0 yenilmişti.

    Galatasaray'ın cezası nedeniyle Adapazarı'nda oynanan bu maçın sonucu camiada büyük bir şok yarattı. Takımın çok gol kaçırması nedeniyle, Beşiktaş'ın serbest bıraktığı ve Fenerbahçe ile idmanlara çıkan Mirsad Kovaçeviç ile sözleşme yapıldı.

    Bu arada, Galatasaray'ın Trabzonspor'dan aldığı golcü Tuncay Soyak da Almanya'daki çalışmalar sırasında sakatlanmış ve uzun süre futboldan uzak kalmıştı.

    Sarı Kırmızılı takım, Beşiktaş'la nefes nefese şampiyonluk yarışını sürdürürken, ligin bitimine 4 hafta kala Rizespor karşısındaki 2-0'lık yenilgi herşeyin sonu gibi görünmüş ve bazı gazeteler "Beşiktaş şampiyon" diye başlık atmış, kimisi de "Şampi..." diyerek çok küçük bir ihtiyat payı bırakmıştı...

    Gerçekten de ligin bitmesine 3 hafta kala arada oluşan 2 puan farkı giderip öne geçmek imkansız gibi görünüyordu. Bir önceki sezon şampiyonluk averajla belirlendiğine göre, bu kez Beşiktaş elde ettiği bu avantajla güle oynaya mutlu sona ulaşabilecekti.

    Bu arada da, Galatasaray tarihine kara bir leke olarak geçecek üzücü olaylar yaşanmıştı. Bir grup kendini bilmez, Florya tesislerini basmış ve Derwall'i taşlamışlardı.

    Büyük bir üzüntüye kapılan Alman Hoca'da görevi bırakmanın eşiğine gelmişti.

    Ancak bu kadar umutsuz bir durumda bile Galatasaray'da şampiyonluğa inanıp bunun için çaba gösterenler vardı. Bunların başında da Futbol Şube Sorumlusu Ergun Gürsoy geliyordu.

    Nitekim, onun çabaları meyvelerini vermeye başlamış ve Beşiktaş'ın Malatyaspor deplasmanında uğradığı 1-0'lık yenilgi işi değiştirmişti.

    Bundan sonra Beşiktaş'ın kaybedeceği puan, Galatasaray'ı şampiyon yapacaktı.

    O da bir hafta sonra oldu.

    İstanbul'daki Denizlispor maçını 85.dakikaya kadar 1-0 önde götüren Beşiktaş, bu dakikada Erol'un ayağından yediği golle 1-1 berabere kalıyor ve Antalya deplasmanından 3-1 galip dönen Galatasaray şampiyonluk kutlamalarına başlıyordu.

    2 hafta önce Rize'de bırakılan şampiyonluk umutları, Antalya'da Sarı Kırmızılı takımın kucağına gelmişti. Artık bu saatten sonra herhangi bir süprize yer yoktu.

    Son haftaki Eskişehirspor maçı öncesinde Ali Sami Yen Stadı bayram yeri gibi süslenmişti. Sarı Kırmızı takım, 1972-73'teki son şampiyonluğun üzerinden 14 yıl geçtikten sonra Cevad Prekazi ve Muhammet'in golleriyle Eskişehirspor'u 2-1 yenerek tekrar şampiyonluğu kucaklıyordu.

    Yurdun dört bir yanındaki Galatasaray'lılar da 14 yıl aradan sonra gelen bu mutluluğu, büyük bir coşku içinde kutluyorlardı. Artık yer sarı, gök kırmızıydı.

    Son iki yıldır Türkiye'nin en iyi futbol oynayan ekibi olarak gösterilen Galatasaray, geçen sezon inanılmaz bir talihsizlik sonucunda kaçırdığı şampiyonluğu, bu kez son dakikada yakalamayı başarmıştı.

    Sarı Kırmızılı takımın şampiyon kadrosunda şu futbolcular bulunuyordu:

    Zoran Simoviç, İsmail Demiriz, Raşit Çetiner, Semih Yuvakuran, Cüneyt Tanman, Yusuf Altıntaş, Erhan Önal, Ahmet Ceyhan, Arif Kocabıyık, Savaş Koç, Muhammet Altıntaş, Cevad Prekazi, Mirsat Güneş, Uğur Tütüneker, İlyas Tüfekçi, Erkan Ültanır, Adnan Esen, Tuncay Soyak, Suat Kaya.

    Bu sezon Galatasaray Cumhurbaşkanlığı Kupasını'da kazandı. Federasyon Kupası'nın galibi Gençlerbirliği ile yapılan maçta, normal süre 2-2 sonuçlanmış, uzatmada Uğur'un golüyle Galatasaray kupayı müzesine götürmüştü. Sarı Kırmızılı takımın öteki gollerini de 41. dakikada penaltıdan İlyas, 71. dakikada yine Uğur atmıştı.

    Bunun ardından 1987-88 sezonunda da ikinci kez şampiyon olurken oynadığı 38 maçın 27'sini kazanmış, 9'unda berabere kalmış ve 2'sinde yenilmişti. Attığı 89 gole karşılık 35 gol yiyen Cim Bom 80 puanla şampiyonluğa ulaşmıştı.

    Sarı Kırmızılı takıma o sezon yeni gelen futbolcular Tanju Çolak, Savaş Demiral, Didier Six ve İranlı Nasır'dı. Altyapıdan Bülent Korkmaz'la birlikte gelen Tugay
    Kerimoğlu da ilk kez bu sezon A takımında yer almaya başlamıştı.

    Karlheinz Feldkamp, Almanya'nın en başarılı teknik adamlarından biri olarak Galatasaray'ın başına geçtiğinde, önce savunmayı sağlamlaştırmak için iki vatandaşını transfer etti. Libero Falco Götz ve stopez Reinhard Stumpf, gerçekten de Sarı Kırmızılı takımın savunmadaki bütün sancılarını giderdiler.

    KALLİ KUPALARI TOPLADI

    İlerde de Gutschow'u alan Cim Bom, yeni transfer Hakan Şükür'ün de kısa sürede uyum sağlamasıyla ligde fırtına gibi esmeye başladı.

    Sarı Kırmızılı takım o sezon Altay'a iki maçta da yenilmesi gibi çok şaşırtıcı bir olayın dışında başarılı oldu ve 66 puanla şampiyonluğu kazandı. Beşiktaş'ın aynı puanla ikinci oluşu, bir bakıma 1985-86'daki averajla kaptırılan şampiyonluğun rövanşının alınması anlamına geliyordu.

    Feldkamp, o sezon sadece Cim Bom'u lig şampiyonu yapmakla kalmadı, bütün kupaları kazandırdı. Sarı Kırmızılı takım, TSYD, Federasyon Kupası ve Cumhurbaşkanlığı Kupasını kazanarak kırılması güç bir rekor oluşturdu.

    Sarı Kırmızılı takımın o sezondaki kadrosunda şu futbolcular bulunuyordu: Hayrettin Demirbaş, Nezihi Boloğlu, İsmail Demiriz, Yusuf Altıntaş, Bülent Korkmaz, Mert Korkmaz, Falco Götz, Reinhard Stumpf, Erdal Keser, Tugay Kerimoğlu, Suat Kaya, Okan Buruk, Uğur Tütüneker, Hamza Hamzaoğlu, Muhammet Altıntaş, Hakan Şükür, Gütschow, Arif Erdem, Mustafa Kocabey.

    Yaşlı ve yorgun olduğunu belirten Kalli'nin bundan sonra teknik direktör olarak çalışmak istemediğini bildirerek ayrılması, Cim Bom'un talihsizliği oldu. Böylece, Derwall'den sonra Kalli de Cim Bom'a büyük başarılar kazandırıp adını Sarı Kırmızılı kulübün şanlı tarihine yazdırarak veda ediyordu.

    1993-94 sezonunda da Galatasaray yine şampiyondu. Sarı Kırmızılı takımın başında bu kez Rainer Hollmann bulunuyordu. Gerçi Alman Hoca, Kalli'nin yardımcısı diye getirilmişti ama, işler iyi gidince durum kabullendi. Sarı Kırmızılı takım 70 puanla şampiyon olurken, Fenerbahçe 69 puanla ikinci sırada yer almıştı.

    Oynadığı 30 maçın 22'sini kazanan 4'ünde berabere kalıp 4'ünde de yenilen Sarı-Kırmızılı takım 67 gol gol atıp, 28 gol yiyerek mutlu sona ulaşmıştı.

    Böylece Sarı-Kırmızılı takım Türkiye 1. Ligi'ndeki şampiyonluk sayısını 10'a çıkararak Fenerbahçe'nin bu konudaki üstünlüğünü zorlamaya başlamıştı.

    İkinci kez şampiyonluğa ulaşan kadrodaki yeni futbolcular şunlardı:

    Yusuf Tepekule, Soner Tolungüç, Cihat Arslan.

    Bu seneden sonra 1994-1995 ve 1995-1996 sezonlarında Şampiyonluğu ezeli rakipleri Beşiktaş ve Fenerbahçe'ye kaptıran Galatasaray 1996-1997 sezonunda Fatih Terim' in Teknik direktörlüğe getirilmesi ile Türk Futbol tarihinin ve Galatasaray tarihinin en başarılı dönemini yaşamıştır. 4 senelik dönemde Fatih Terim ve ekibi 12 kupa kazandırmıştır. 4 sene arka arkaya Şampiyonluk kazanılması Türk futbol tarihinde bir ilk olarak kayıtlara geçmiştir. Ayrıca takımımız Türkiye liglerinde en fazla Şampiyonluk kazanan takım olma ünvanını ele geçirmiştir. Alınan kupaların içinde en değerlisi şüphesizki hiç yenilgi almadan kazanılan UEFA kupası
    Şampiyonluğudur. Final maçına Arsenali penaltılarla 4-1 yenen Galatasaray tüm Dünya'da olay olmuştur. Bu sevinci bize yaşatan tüm sporculara ve yöneticilere teşekkürü borç biliriz. 2000-2001 sezonunda Fatih Terim'in İtalyan Fiorentina ekibine transfer olması nedeni ile teknik direktörlüğe Rumen Lucescu getirilmiştir.
    2000 yılının SÜPER KUPASI'nı ise Real Madrid'i Monaco'da 2-1 yenen GALATASARAY'ımız kazanmıştır.


    [​IMG]

    Galatasaray-Fenerbahçe rekabetinin en unutulmaz olaylarından birisi 1910-1911
    sezonunda yaşanmıştır. 12 Şubat günü Kadıköy'deki Union Club sahasında yapılacak
    maça, aşırı lodos nedeniyle bazı Galatasaray'lı futbolcular karşıya geçemez. 11 kişilik takımı tamamlayamayan Galatasaray, Fenerbahçe sahasındaki maça ancak 7 kişi çıkabildi. İnanılmaz bir inançla mücadele veren 7 kişi Fenerbahçe'yi kendi sahasında 7-0 yendi. Sarı Lacivertli takım da bu maçta kalecisi Ali Said'in sakatlanıp çıkması sonucu 10 kişi ve kalecisiz oynamak zorunda kalmış ve gol yiyenin kaleyi bir diger arkadaşına devretmesi şeklinde öteki futbolcularda bir bir kaleye geçmiştir. Bu inanılmaz zaferi kazanarak ezeli rekabetin en parlak sonuçlarından birini elde eden Galatasaray takımının o maçı hangi kadrosuyla oynadığını saptamak ne yazık ki mümkün olmamıştır. Bu konuda, kaynaklar arasındaki çelişkiler içinden çıkılabilecek gibi değildir. Yanlışı göze alarak verebileceğimiz kadro şöyledir:

    Ali Sami - Ali, Bekir Bircan, Horace Armitage, Celal İbrahim, İdris, Emin Bülent.
    (Cem Atabeyoğlu, bu maçta kalede Ahmet Robenson'un oynadığını belirtiyor. Ayrıca, onun verdiği kadroda Horace Armitage ve Bekir Bircan yok. Emin Bülent de iki ayrı kişi olarak verilmiş... Ancak, bütün bu isimlerin anılmış olması nedeniyle yine de belli bir sonuca varmış oluyoruz.)

    1910-1911 ŞAMPİYONU GALATASARAY TAKIMI

    Ayaktakiler sağdan: Asım, Mahmut, Ruşen, Eşref, Bojkof, A.Robenson, Neşet, İbrahim, Celal, Kamil Orta Sıra Sağdan:Yusuf Celal, Cevdet Kalpakçıoğlu, Kiril, İdris, Celal, Hüseyin, Rıza, Ali Sami Yen, Salih Arif Ön Sıra Sağdan:Bekir, Hüseyin Cevat.

    ------------------------
    1934-35
    FENERBAHÇE-GALATASARAY MAÇI


    Galatasaray son maçını Fenerbahçe ile yapacak... Maç Kadıköy'de... Fenerbahçe bu maça çok iyi hazırlanmış...Mutlaka kazanacaklar... Galatasaray sahada yer aldığı zaman herkes hayretini gizleyemez...Çünklü, Sarı-Kırmızılı takım gençlerden kurulu bir 11 ile saha yer alıyordu... Santrforda Arap Adnan oynayacaktı..Bu takımı görenler Galatasaray adına galibiyet umudunu yitirmişlerdi bile. Ama tek şey vardı düşünmedikleri; 'Galatasaraylılık ruhu...'

    İşte o ruh o gün Fenerbahçe Stadında öylesine coştu ki, öylesine şahlandı ki, 4 gol birbiri ardına sıralanırken , o tam kadrolu Fenerbahçe'ye sadece bunları seyretmek düşüyordu... Hala anlatılan bir hezimet daha var ki , bunu tafsilatıyla anlatmaya lüzum bile görmüyorum... Bunu herkes biliyor zaten; Hani Galatasaray'ın altı kişiyle başlanıp,yedi kişiyle sona erdirilen Kadıköy'de ki bir maçta Fenerbahçe'yi 7-0 ile kumbaraya çevirdiği maç... Rahmetli Altan ERBULAK , 80'li yıllarda, bu maçla ilgili çok güzel bir karikatür çizmişti...Karikatürdeki sözcük şundan ibaretti ;
    " Dua edin ki 7 kişiydik , ya 11 kişi olsaydık..? "


    ------------------------------------------------------------------
    1935-36
    GALATASARAY - GüNEŞ MAÇI


    Ayvalı maç...

    Güneş ayrığının Galatasaray'ı ne kadar yıprattığını , Galatasaray'n senelerce toparlanamadığını ,Fenerbahçe'nin ise bu sayede nasıl 'atı alıp Üsküdar'ı geçtiğini' uzun uzun anlatmayacağım... Galatasaray ile Güneş arasında ki ilk maç bir intikam maçı gibi olur...Bir gün önceden Galatasaray Lisesinde hummalı bir hazırlık başlar. Sınıflardaki tahtalara ve camlara 'Galatasaraylı kardeş, yarınki maçta hazır ol' yazılır. Ayrıca etütlerde, özellikle yatılılar,pankartlar hazırlarlar. Elebaşı, Soğan Nazım'dır. Her hareketi o yönlendirir, her direktif ondan çıkar... İki küfe ayva götürülecektir stadyuma... Soğan Nazım dışarı çıkan her öğrenciye ayva getirmesi için talimat verir. Bunların nasıl toparlanacağını izah eder... Neden ayva? Bunun açıklaması ise şudur: Önce Ateş-Güneş namıyla kurulan Güneş Kulübünün rumuzu A ve G harflerinden oluşur. Muzip bir Galatasaraylı da buna 'Ayva G.t' deyiverir. Bu isim kısa sürede yerleşir...Hem de öylesine yerleşirki A ve G'den ibaret yaka rozetleri çıkartılır. Adil Giray kendi adının baş harflerinden oluşan şövalye yüzüğünü bile takamaz olur... Soğan Nazım maç günü iki küfe ayvayı toparlayıp Taksim stadına sevk eder. Küfelerin turnikelerden geçmesi mesele olur ama halledilir. Nazım önde küfeler arkada, giriş kapısının sol tarafındaki Galatasaray tribününe taşınır. Stat hıncahİnç dolar. Takımlar sahaya çıktıklarında Galatasaray meşhur Cim Bom Bom 'u ile taraftarlarınca desteklenir..Azınlık Ateş-Güneş seyircisinden çıt çıkmaz.
    Maç boyunca rakibinden üstün oynayan Galatasaray, Ateş-Güneş'i 6-2 mağlup eder.

    Maç esnasında, zaman zaman ayva yağar sahaya.Özellikle Galatasaray tribününün önünden taç ya da korner atan Ateş-Güneşliler nasiplenirler bu ayvalardan. Bir ayva da Eşref Şefik'in kafasında patlar. Galatasaray'ın bir taç atışı sırasında Eşref Şefik tribünden 'Ofsayytt' diye bağırınca, Soğan Nazım 'Taçtan ofsayt olur mu? Bir ayva da sen hakettin' der ve ayvayı hedefe ulaştırır... Maç sonrası ise Galatasaraylı gençler Sıraselviler'de ki Ateş-Güneş kulubünü basar,binayı ayva yağmuruna tutar ve dağılırlar.

    (36)
    GAZİ BÜSTÜ

    Busefer 'Atı alan Üsküdar'ı geçemedi...


    1928 yılında Tayyare Cemiyeti tarafından ortaya koyulan 'Gazi Büstü' için Galatasaray ile Fenerbahçe karşılaşır. 10.08.1928'de oynanan ilk maç 3-3 berabere biter. Bu maçı Suphi Batur şöyle özetler:

    'Maçın 15.dakikasında 3-1 gibi ağır bir sonuçla karşılaşmış, ümitsiz bir didişme içinde devreyi bitirmiştik. Soyunma odasına giderken tahta parmaklıkların üzerinde vucutlarını koyvermiş o gün takımda oynamayan Vahyi ile Ercüment'e gözüm ilişti.İkisinin de gözü yaşlıydı... Soyunma odasında Antrenör Billy Hunter'ın nasihatlarını dinliyoruz. Bir aralık odaya Polis Şevket geldi. Bize 1 no.lu azamız Ali Sami Bey'in 'Allah'ım büyüksen, bugün Galatasaray kurtulur' diye ağladığını anlattı.
    Sahaya çıkacağımız anda içimde bir ferahlİk hisseder gibiydim. Bu ferahlığı arkadaşlarımın da hissettiğine eminim.

    İkinci devrenin dakikalarını Genel kaptanımız Abidin Daver Bey stat balkonundan parmaklarıyla işaret ediyordu. Oyunun bitmesine 16 dakika vardı. Sağdan bir korner oldu. Leblebi topu düzeltti, Muslih önümde yere eğilmiş topu gözlüyor. Kadri ile Sabih, Muslih'in başında nöbetçi. Neticenin artık değişmeyeceğinden emin bu iki FB'li arkadaş; 'Hoca nereye bakıyorsun, atı alan Üskdar'ı geçti' diye eğleniyor. Hoca bu alaylı söze sert bir cevap veriyor.

    Rahmetli Şeref vuruş düdüğünü çaldı. Top kaleye doğru süzülüyor. Hocanın Besmelesi ve sert bir kafa vuruşu,top ağlarda. Sol tribünün bizi teşci eden ve ardı arkası kesilmeyen 'Re re re Ra ra ra...' temposu. Üçüncüğ beraberlik golünü de atmakta gecikmedik.

    Bunlar maçın bilinenleri,bir de bilinmeyenler var. Bizi o gün beraberliğe getiren içimizdeki Galatasaraylılık meşalesini ateşleyen imanımızdı...
    Aradan uzun yıllar geçti. Hala tribünlerde muzdarip bekleşen Galatasaraylılar'ı
    düşünüyorum. Bir daha sırtımıza giyemeyeceğimiz sarı-kırmızı formanın hasreti içimi yakıyor.

    Bu satırlarda belirtmek istediğim eski bir hatıranın altındaki gizli hisleri, yıllardır çektiğimiz ızdırabı dindirecek genç futbolcu arkadaşlarımıza ithaf
    ediyorum...'

    Galatasaraylılık ruhu, Galatasaraylılık imanı, takımı ikinci maça taşır. Bir tarafta azim ve irade var. Öteki tarafta ise 3-1 den 3-3 olan maçın intikamı. Ve sonuç; G.Saray
    4-0 galip...

    Galatasaray Gazi Büstünü görkemli müzesinin Şeref köşesine koyar. Kulüp Başkanı Necmettin Sadak, Gazi Musatafa Kemal Paşa'ya durumu bir mektupla bildirir ve Ulu Önderimizden şu karşılık gelir; 'Mektubunuzu aldım.Türk gençliğinin spor sahasında da gösterdiği kabiliyet ve faideli faaliyetini takdirle müşahade ve takip ediyorum. Hakkımda ibraz buyurulan asarı muhabbetten mütehassıs oldum. Teşekkür ederim efendim.' Reisi Cumhur Gazi M.Kemal

    ----------------
    GALATASARAY-LEEDS

    VE TÜRKLER İLE İNGİLİZLER ! :

    Dünyanın bir kaç ülkesinden belli başlı rekabetleri ortaya serdik ama artık Avrupa'da
    hatta Dünyada bir rekabet daha doğdu... Türkler ve İngilizler...

    Galatasaray'ın bir çok yurtdışı maçına gittim...İtalya,İspanya,Hollanda, Almanya, Avusturya vs...Bu ülkelere en fanatik gruplarla gittiğimiz ve en ünlü meydanlarında gövde gösterileri yaptığımız halde ne kimseye sataştık , ne de o ülkenin saygı duydugu değerlere dokunduk...

    Gittiğimiz heryerde alkışlandık.Dostluklar tesis ettik.Rakip taraftarlarla beraber içtik beraber sarhoş olduk...Ama ne kavga ne de bir tatsızlık olmadı aramızda...
    Çünkü biz Türekler dünyanın en müsafirperver insanları olduğumuz gibi , misafir gittiğimiz ülkelerde de nasıl davranılacağını bilen insardık...

    Ancak nedense Chelsea maçı için İngiltere'ye gittiğimizde, maç öncesi Londra sokaklarında yaptığımız gösterilerde en küçük bir olay olmamasına rağmen, stada giderken ve 04.09.2000stat içinde , bize karşı bir küçümseme ve öfke hissediliyordu...Kıçını açanlar ! (bu hareket karşısında bizim çocuklar da birşeyler gösterdi de yazamam şimdi) ,orta parmağını gösterenler bira şişesi fırlatanlar hep İngilizlerdi.Biz bunlara da güldük geçtik...

    Ülkemize gelen çok çeşitli ülkelerin taraftarlarıyla da hep içiçe olduk...Yien dostlular tesis ettik...Hatta Herta Berlinli taraftarlardan ikisini A. arkadaşımız ( İnternet üzerinden tanışmışlardı) misafir etti...Boğazda yedirdi, içirdi,gezdirdi...Aynı karşılığı Berlin'e gittiğimizde A. da gördü...

    Bizim ülkemizde hiç kimseye sataşılmadı...Dostluğun en güzel örnekleri sergilendi...Hatta Chelsealılara bile... Ama Leedsliler ülkemize bir geldi pir geldi...Taksim ve çevresinde yapmadık rezalet bırakmadılar.Orda toplanan gençler ile aralarında olaylar patladı...İki İngiliz hooligan öldürüldü.Onlarca Galatasaraylı genç tutuklandı bazıları hüküm giydi... Bu gerginlikten dolayı biz de İngiltere'de ki rövanş maçına götürülmedik. Sonrasında Arsenal ile Kopenhag'da oynandığımız UEFA Kupası final maçında 3.Dünya savaşı çıktı...Yine yüzlerce yaralı ve tutuklananlar oldu... Sanırım bundan sonra da her İngiliz - Türk karşılaşmasında buna benzer olaylar olacak...

    --------------------------------------------------
    GALATASARAY - ARSENAL

    Başlangıçtan bu yana pekçok değişiklik geçiren UEFA Kupasındaki en radikal değişim
    o sezon yaşanmıştı. 1958'de Fuar Şehirleri Kupası olarak başlayıp , daha sonra UEFA Kupası haline gelen bu kupada, bir önceki sezon Kupa Galipleri Kupasının kaldırılmasıyla bir takım yenilikler yapılmıştı.

    Buna göre öncelikle takım sayısı çok artıyordu , çünkü ülkelerinde Kupa Galibi olan takımlar da buraya geliyordu.Ayrıca Şampiyonlar Ligindeki gruplarında 3. olan takımların da UEFA Kupasına aktarılmaları mücadeleyi çok zorlu hale getirmişti...
    Galatasaray'ımız da ,ilk kez katıldığı bu nitelikteki bir turnuvada , öncelikle Şampiyonlar Liginde mucizevi bir şekilde üçüncü olarak UEFA Kupasına katılmaya hak kazandı...

    Sonrasında da dünya futbolunun başındaki ülkelerin temsilcilerini birer birer safdışı bırakarak hedefe ulaştı...

    Böylece Aslanlarımız hem 2000 yılının, hem de yenilenip zorlaştırılmış olan UEFA Kupasının ilkini kazanma onurunu yaşadı. Galatasaray'ın bu başarısı, kupayı bugüne kadar kazanmış bulunan takımlardan daha büyük oldu...
    Gerçi Fenerbahçeli ve bazı Beşiktaşlı dostlarımıza göre "elediklerimiz de takım mıydı?"

    ama olsun...Biz işimizi yaptık ya canları sağolsun... Haa şimdi gelelim son maçın ayrıntılarına; Galatasaray'ımız 17 Mayıs 2000 tarihinde Kopenhag'ın Parken Stadyumunda Türkiye açısında çok önemli bir maça çıkacaktı.Ama daha öncesinde Kopenhag meydanlarında Türk ve İngiliz taraftarlar arasında bazı olaylar yaşanacaktı... Kopenhag'a giderken aramızda tek bir inançsız insan yoktu...İşte bu pozitif enerjinin ağababasıydı.

    Kopenhag'a vardığımızda maça daha 1 gün vardı...Önce otellerimize yerleştik daha sonra ünlü Tivoli meydanında toplanmaya başladık.Hava harikaydı...Kuzeyli dilberler ise muhteşemdi... Salı günü olduğu için İngiliz taraftarların sayısı bize göre yarıyarıya azdı.Aramızdaki ilişkiler ise gayet iyiydi.Resimler çekiliyor , kadehler tokuşturuluyordu... Ama ne zamanki alkol İngilizlerin beyin hücrelerini kemirmeye başladı , olaylar da o zaman başladı... Bizim gurbetçilerin kamera şımarıklıları da işin içine girince ,görsel medyaya da gün doğdu... İngilizler azdıkça ve onların aralarına karışan provokatörler işlerini yaptıkça bizimkiler de tarihi görevini yapıp İngilizlere hadlerini bildiriyorlardı... Tv'lerde görülenler haricinde ara sokaklarda olanlar ise daha vahimdi.Ancak bizim İstanbul taraftarının gurbetçi taraftarlarımızın elinden bir çok İngiliz'i aldığına bizzat şahit oldum... Olayları yatıştırmak adına İstanbul taraftarının çok büyük mücadelesi oldu ama alkol bu, İngilizleri çıldırtıyordu işte...Eh o zaman da yapacak birşey kalmıyordu... O gece irili ufaklı yüzlerce kavga oldu...26 İngiliz yaralandı.Bir Türk gazetecisi ise başından polis darbesiyle yaralandı...

    Ertesi gün ise sabah erken saatlerde gelmeye başlayan günübirlikçi İngiliz ve Türk taraftarlar Tivoli' yi ve çevresini işgal etmişlerdi... İngizler barları bizimkiler ise herzaman olduğu gibi alışveriş merkezlerini tercih etmişlerdi... Barların önünde biriken İngilizlerle Türkler arasında yine dostluk görüntüleri sergileniyordu ama ateşli yakınlaşmalar da ufaktan kendini göstermeye başlamıştı... Vakit ilerledikçe ,daha doğrusu alkol İngiliz'in kanına karıştıkça bizimkilerin iyi niyetli ve eğlence amaçlı davranışları bazı İngiliz gruplar tarafından küfür ve sözlü taciz ile sonuçlanıyordu...
    Bu arada Leeds taraftarlarının da Kopenhag'a geldiği dedikodusu yayılıyuordu ama bunu önemseyen yoktu...... Örgütlü ve tamamane olay çıkartmaki için Kopenhag'a gelen bu grup , Danimarkalı hooliganların yardımı ile, saat 15.00 ile 16.00 saatleri arasında, alışveriş paketlerini otellerine bırakıp maça gitmek için dağılan çoluk çocuk Türklerin üzerine Tivoli meydanında cesurane bir saldırı gerçekleştiriyorlardı...
    Gerçi ilk şaşkınlık atlatıldıktan sonra İngilizler saldırdıklarına saldıracaklarına bin pişman olmuşlardı ama iş işten geçmişti birkere...

    Yine bıçaklanan İngilizler, yerlerde sürüklenen hooliganlar ve 7-8 İngiliz' in arasına düşmüş Türk gençleri bildik görüntüleri oluşturuyorlardı... Taksim'de ağır tahrik sonucu gerçekleşen münferit bir olayı , Galatasaray'a yüklemeye çalışan bazı medya mensupları ve "Bu organize bir katliamdır" çığlıkları atanlar , organize hareketin babasını Tivoli Meydanında canlı canlı görmüşlerdi...Zaten sonradan bazı medya mensupları,diğer medya mensupları tarafından "Olaylarda medyanın da rolü var ! "şeklinde değerlendirilmişlerdi ve bu yüzden çok tartışma çıkmıştı...Çünkü bu sefer kendilerinin de canı yanmıştı ve Akşam gazetesinde Sayın Aykut Işıklar İngilizler tarafından sıkıştırılıp kalleşçe ve acımasızca dövülmüş , kaburga kemikleri kırılmıştı...

    Dört koldan üçeryüz kişilik gruplarla, ellerinde ki cep telefonları ile birbirlerini yönledirip, kadın ve çocukların çokluğuna bakmadan meydandaki insanlara saldıranlar kendilerini Breave Heart filmindeki İngiliz Alayları sanmışlardı herhalde...
    O saatlerde Allah'tan ki İstanbul taraftarı meydanda yoktu...Düşünsenize o dakikalarda meydanda bizim fanatikler de bulunsaydı belki de bu maç oynanamazdı...

    Bugüne kadar Avrupa'nın heryerinde fütursuzca insanlara saldıran ve hiç karşılık görmeyen şımarık hooliganlar , Türk ile karşılaşınca neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Bir deşu var ki; bu insanlık yoksunları Türklere Galatasaraylı diye değil TÜRK diyerek saldırıyorlardı...Ama bizim Türkiye'de ki rakiplerimizin bazı kendini bilmez taraftarları ise hala İngiliz'lere tezahürat yapıyor ve İngiliz bayrağını tribünlerine asmaktan gocunmuyorladı...

    Bizim polisimize Taksim olaylarından sonra ,'beceriksiz' diye çamur atanlar ise , Türkiye'de postacı bile olamayacak Danimarka polisini görünce sanırım utanmışlardı...

    Bütün bu tatsızlıklardan sonra maç saati gelip çatmıştı.Parken'e vardığımızda tribünlerin 2/3'sinin bizim taraftarlarımız tarafından işgal edildiğini gördük.Gerçekten muhteşem bir görüntüydü.

    Maçtan önce ve maç boyu gırtlaklar paralandı...Arsenalliler şaşkına döndü...
    Sahadai Aslanların mücadelesi sürerken tribünlerde gözlerden yaş , dudaklardan dua eksik olmuyordu.Hele normal sürenin bitimine doğru başlayan ve uzatmalarda da süren "Dağ başını duman almış" marşı başladığında artık gözyaşlarımız hakimiyetimiz dışında yanaklarımızdan süzülür olmuştu...

    Ben o gün Galatasaray Dergisinin görevlisi olarak saha içinde bulunuyordum...
    Yanımızdaki İngiliz gazeteciler benim ve Sabah Gazetesi muhabiri Zürap ağabeyin yüzüne bakıp bakıp şaşkınlıklarını gizleyemiyorlardı...Onlar mı garipti , biz mi ? Bunu bilmiyorum ama biz böyleydik işte...

    Uzatmaların başında Hagi kırmızı kart görmüş , oyundan çıkmıştı...Ama Aslanlar bir anda saha sanki 20 kişi olmuşlardı...Fatih Hoca yerinde değişiklikler yapmış "İleriii " diye bağırıyordu...

    O mücadeleye ağlamamak kolaymıydı..?

    İş penaltılara kalmıştı...Tribünler "Türkiye sizinle guru duyuyor " diye inliyordu...
    Ellerim titriyordu , ben bu penaltıları nasıl çekecektim acaba ? Zürap ağabeyi oturttum ve dirseklerimi onun omuzların akoyarak biraz olsun titremeyi durdurdum...
    Ergün Pembe,Hakan Şükür , Ümit Davala derken Popescu'nun penaltısı ,ligimizdeki penaltı özürlü Galatasaray'ı ( o sezon ligde önemli sayıda penaltıyı gole çevirememiştik) UEFA ŞAMPİYONU yapıyordu...

    Arsenalliler ufak ufak tribünleri terkederken , bizim tribünlerde ve saha içinde gözyaşı sel olmuştu...

    Maçtan sonra Tivoli'de maça girmemiş olan İngiliz hooliganlar yine taşkınlık yapmaya çalıştılar...Ama yine derslerini aldılar ... Galatasaray'ımız ve Türkiye ,Kopenhag'da hem sahada hem de saha dışında Aslanlar gibi temsil edilmişti... Yurda dönüş esnasında ise kaldığımız otelin temizlikçileri bizi tebrik etmişlerdi...Biz maç yüzünden zannetmiştik meğer odaları kullanma biçimimizden dolayı teşekkür ediyorlarmış... Bizimle aynı otelde kalan İngiliz taraftarlara ise lanet okuyorlardı. Çünkü onların kaldığı odalar perişan haldeymiş... Onlar medeni biz barbarız ya...Pöh...
    Ah unutmadan ekleyeyim ; Bu arada 1999-2000 sezonunda da Galatasaray üstüste ördüncü kez Türkiye Ligi şampiyonu oluyor ve bu alanda da kırılması çok zor olan bir rekorun sahibi oluyordu... Artık sırada Şampiyonlar Ligi Şampiyonu Real Madrid ile oynanacak olan Süper Kupa vardı...
    -----------------------------------------------------------------------


    [​IMG]

    İsim Ülke Sezon Maç Gol

    Vlodo Nikolovski Yugoslavya 1966-1967 11 2
    Tatomir Radunoviç Yugoslavya 1967-1968 11 (Kaleci)
    Ahmet Çeloviç Yugoslavya 1968-1970 25 7
    Bojko Kajganiç Yugoslavya 1977-1978 9 (Kaleci)
    Yusuf Hatuniç Yugoslavya 1978-1979 15 -
    Eşref Yaşareviç Yugoslavya 1978-1979 31 12
    Tarık Hocic Yugoslavya 1981-1984 104 46
    Mirsad Sejdiç Yugoslavya 1981-1984 83 30
    Rudiger Abramcyzik Almanya 1984-1985 57 15
    Zoran Simoviç Yugoslavya 1984-1990 302 1 (Kaleci)
    Cevad Prekazi Yugoslavya 1985-1991 315 72
    Didier Six Fransa 1987-1988 39 11
    Iosif Rotariu Romanya 1990-1992 60 11
    Roman Kosecki Polonya 1990-1992 66 37
    Dominique Iorfa Kamerun 1991-1992 11 1
    Elvir Boliç Bosna 1992-1993 18 2
    Torsten Gütschow Almanya 1992-1993 25 18
    Reinhard Stumpf Almanya 1992-1994 82 1
    Falco Goetz Almanya 1992-1994 99 23
    Roger Ljung İsveç 1993-1994 25 2
    Stavitza Kuzmanovski Makedonya 1994-1995 18 1
    Norman Mapeza Zimbabve 1994-1995 56 2
    Gintaras Stauce Litvanya 1994-1995 43 (Kaleci)
    Mike Marsh İngiltere 1995-1996 12 -
    Berry Venison İngiltere 1995-1996 21 1
    Dean Saunders Galler 1995-1996 40 26
    Brad Friedel ABD 1995-1996 45 (Kaleci)
    Ulrich Van Gobbel Hollanda 1995-1996 46 4
    Adrian Knup İsviçre 1996-1997 18 6
    Gheorghe Hagi Romanya 1996-.... 106 48
    Adrian İlie Romanya 1996-1997 46 28
    Sebastian Filipescu Romanya 1996-1997 50 1
    Pier Essen Almanya 1996-1997 1 (Kaleci)
    Gheorghe Popescu Romanya 1997-.... 85 5
    Lutu Romanya 1997-1998 3 -
    Claudio Taffarel Brezilya 1998-.... 60 (Kaleci)
    Oliviera Capone Brezilya 1999-.... 24 3
    Marcio Santos Brezilya 1999-.... 21 9
    Bruno Quadros Brezilya 1999-2000 2 - Mario Jardel Brezilya 2000-...


    [​IMG]

    Cem Atabeyoğlu'nun 'Spor Ansiklopedisi' adlı kitabında yer verdiği üzere, ülkemizin en eski sporcularından ve Galatasaray Sultanisi beden eğitimi öğretmeni Ahmet Robenson ,1911 yılında bulduğu bir Birleşik Amerika basımlı kitapta, basketbol oyunun incelikleri dışında kalan bir yazıya rastlamıştır. Basketbolun ilginç olduğu kadar yararlı da olabileceğini düşünerek , öğrencilere oynatmak istemiştir. Galatasaray Lisesinin spor salonunun duvarlarına asılan kağıt sepetlerin altında onar kişilik takımlar olarak oynana bu basketbolu andırır gösteri , tüm oyuncuların sakatlanmaları sonucu yarımda kalmıştır.Oyun süresince bir takım 8 , rakip takım ise 3 sayı yapabilmiştir.Oyunun böylesine kanlı bir biçimde sonuçlanması karşısında bir tercüme yanılgısı olabileceğini düşünen Ahmet Bey , basketbolun kurallarını öğrenmek için çaba sarfetmiş ama bir netice alamamıştır.Zira , Robert Kolej'deki Birleşik Amerikalı öğretmenler bu oyunu son sınıftakilere öğrettikleri için okuldan mezun olan gençler
    çeşitli yerlere dağılmıştır.

    Ülkemizde ilk ciddi basketbol karşılaşması 4 Nisan 1921 günü Darülmuallimin-i Aliye Mektebi'nin Cağaloğlu'ndaki binasının karşısındaki bahçede oynanmıştır.Bu maçta , İstanbul Y.M.C.A Takımı , Türk Takımını 18-14 yenmiştir.Bu ilk Türk Takımının kaptanlığını Ahmet Robenson Bey yapmıştır.Y.M.C.A (Young Mends Christish American) Cemiyeti Genel Başkanı Mr.Sticker'in yönettiği bu karşılaşmanın haberi Cemiyetin Nisan 1921 sayısında geniş olarak yer almıştır.Türk takımı bu maçta 'Santr' Ahmet Robenson Bey ,'Forvetler' Hilmi Bey ve Mişel Efendi,'Bekler' Ziya Bey ve Armenek Efendi düzeniyle oynamıştır.
    15 Şubat 1923 günü kulüpler arsında yapılan ilk karşılaşmada Nişantaşı , Galatasaray'ı 15-4 yenmiştir.

    Ama bundan sonra ...

    Türk sporunun öncüsü olan Galatasaray, basketbolda da uzun yıllar mutlak bir egemenlik kurmuştur. Cim Bom Bom, bu spor dalında belki de Dünya sporunda hiçbir kulübe nasip olmayacak başarılar kazanmıştır. Sarı Kırmızılı takım Basketbol İstanbul Ligi'nde tam 10 yıl üst üste şampiyon olmuştur.
    Dönemin Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü konumunda olan Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı'nın özendirmesiyle 1933 yılında başlayan basketbol maçlarında Galatasaray çok büyük bir üstünlük kurmuş ve yapılan hemen her turnuvayı ve ligleri kazanmıştır. Feridun Şerifzade ve Naili Moran'ın çabalarıyla
    kurulan Galatasaray basketbol takımı, Maccabi takımının 1927'den bu yana süren üstünlüğüne de son vermiştir.

    Galatasaray'ın 10 yıl üst üste şampiyon olan takımının ardından rekabetin daha arttığı 1950'li yıllarda da bu başarılar sürmüştür. Bu dönemdeki kadroda yer alan ünlü sporcuların bir bölümü şöyledir:

    Ali Uras (Kaptan), Suat Kesim, Samim Göreç, Hüseyin Öztürk, Erdoğan Partener, Candaş Tekeli, Yalçın Granit, Yılmaz Gündüz, Erdem Göreç, Ali Kazaz, Sadi Gülçelik..

    Ezeli rakibimiz Fenerbahçe'nin bize karşı ilk galibiyetini 1954 yılında elde edebilmiş olması, takımımızın çok uzun yıllar süren egemenliği hakkında bir fikir verebilir.

    Bu dönemde 15 Ocak 1950 tarihinde yapılan bir maçta Galatasaray, ezeli rakibine tarihi fark atmıştır. Cim Bom'un 105-39 kazandığı maçın bir benzeri ezeli rekabetin tarihinde yoktur. O gün, İstanbul Üniversitesi Spor Salonunda yapılan karşılaşmada Sarı Kırmızılı formayı şu basketbolcular giymişti:

    Ali Uras, Hüseyin Öztürk, Yalçın Granit, Erdoğan Partener, Ertem Göreç, Ayhan Öz ve Yılmaz Gündüz.

    Öte yandan, 1954 yılında Fenerbahçe'nin basketbolda Galatasaray'ı ilk kez yenmesi, Türk Spor tarihinin önemli olaylarından biridir. 1940'tan sonra aralıksız 15 yıl Fenerbahçe'yi sürekli yenen takımın 28 Mart 1954'te rakibine 71-61 yenilmesiyle, ezeli rekabette Sarı Lacivertli takım ilk galibiyetini
    elde etmiş oluyordu. O güne kadar çok az sayıda seyirci tarafından izlenmekte olan basketbol maçlarına da bu karşılaşma sonrasında ilgi artmış, bu nedenle maçlar İTÜ salonundan Spor ve Sergi Sarayı'na alınmıştır.

    BASKETBOL'DA ÇİFTE ŞAMPİYON !

    19 Nisan ile 25 Nisan 1955 günleri arasında İst.Spor ve Sergi Sarayında yaılan Şampiyona tatsız bir olaydan sonra Spor Oyunları Federasyonunun kararı ile 'Çifte Şampiyon' ile sonuçlandı.Bu Türk Basketbolunda (hatta Türk Sporunda) ilk ve son kez rastlanılan bir olaydı. 1955 Türkiye basketbol Şampiyponasına İst.1.si Fenerbahçe,2.si Modaspor,Ankara 1.si Ankaragücü, 2.si Harpokulu,İzmir 1.si Altınordu ve FederasyonKupası sahibi Galatasaray takımları katıldılar. Bu takımlar arasında tek devrelilig usulü ile oynanan maçlar sonunda şampiyonluk düğümü 25 Nisan akşamı oynanacak olan Galatasaray-Fenerbahçe maçına bağlı kaldı. Bu maçın bitimine 44 saniye kala ,Galatasaray 40-27 öndeyken tribünden inen bir Fenerbahçe yöneticisinin takımı sahadan çekmesiyle Türk basketbolunda rastlanmamış çirkin bir olay teşkil etti.
    Bu olaydan hemen sonra toplanan Spor Oyunları Federasyonu durumu gözden geçirdi.Fenerbahçe Kulübü yöneticisinin Modaspor'u şampiyon yapmak için takımı sahadan çektiğine kanaat getirildi.Ve Galatasaray'ın böyle bir komplo sonucu şampiyonluktan mahrum edilmesi doğru bulunmayarak iki takım a birden şampiyonluk verildi.

    1955 GS Takımı şu kadroya sahipti : Yalçın Granit , Üner Erimer,Tunç Erim,Tuğrul Demir,Özer Salnur,Yüksel Alkan , Yavuz Türkoğlu ve Gökhan Kökeş
    Fenerbahçe bu tip ayak oyunlarını ve çirkinliği sporumuza tarih boyunca sokmaktan kaçınmamış,aynı hadiseyi futbolda da yapma lüzümsuzluğunu göstermiştir.

    Not: Basketbol maçında Modaspor'un şampiyon olabilmesi için Galatasaray'ın Fenerbahçeyi az farkla yenmesi gerekiyordu.O yüzden Fenerbahçe fark yiyeceğini anlayınca sahadan çekilerek skoru hükmen mağlubiyet olarak tescil ettirecekti ; yani 2-0...

    Başlangıçtan bu döneme kadar, kulüplerin kesin üstünlüğünün görüldüğü bu spor dalları 1970'li yıllarda yavaş yavaş müessese kulüplerinin egemenliğine girmeye başladı. Basketbolda Galatasaray'ın 1968-69 sezonundaki şampiyonluğunun ardından İTÜ egemenliği başladı ve bu takım tam 4 yıl üst üste şampiyon oldu. Bunun ardından 1973-74 sezonunda, asker sporcularla ilgili değişik bir uygulama sayesinde Muhafızgücü şampiyonluğa ulaştı. 1974-75 sezonunda da Beşiktaş, deplasmanlı basketbol liginin tarihindeki ilk ve tek şampiyonluğunu kazandı. Bunun ardından Eczacıbaşı ve Efes Pilsen'in saltanatı başladı. 1984-85 sezonundaki Galatasaray şampiyonluğuna kadar tam 9 yıl bu iki takım şampiyonlukları paylaştılar.

    Sarı Kırmızılı takım uzun yıllar baskette şampiyonluklara ambargo koyduktan sonra, son yıllardaki müthiş mücadelelerden de şampiyonluklar çıkartmayı başarmıştır.

    Son yıllarda önce Eczacıbaşı, ardından Efes Pilsen ve Ülkerspor gibi müessese takımlarının bu alanda ağırlıklarını duyurmalarına karşın, Sarı Kırmızılı takım da başarısını sürdürebilmiştir. 1989-90 sezonunda basketbolda şampiyon olan Galatasaray, 1994-95 sezonunda da Federasyon Kupasını kazandı.

    Bu arada, Galatasaray Bayan Basketbol Takımı, tarihe geçecek rekorlar kırdı. Sarı Kırmızılı takım 1989'dan başlayarak 10 sezon üst üste şampiyon olmuştur.
    1995-96 sezonunda Bayan takımımız uğradığı tek yenilgi ile çok büyük bir rekor kırma şansını kaçırdı.

    ERKEKLER
    İstanbul Ligi
    1932-1933
    1933-1934
    1934-1935
    1935-1936
    1940-1941
    1941-1942
    1942-1943
    1943-1944
    1944-1945
    1945-1946
    1946-1947
    1947-1948
    1948-1949
    1949-1950
    1950-1951
    1951-1952
    1952-1953
    1953-1954
    1957-1958
    1960-1961

    Türkiye Şampiyonası

    1947-1948
    1948-1949
    1949-1950
    1950-1951
    1953-1954
    1955-1956
    1956-1957
    1960-1961
    1963-1964
    1964-1965
    1966-1967

    Deplasmanlı Lig

    1968-1969
    1984-1985
    1985-1986
    1980-1990

    Türkiye Kupası

    1969-1970
    1994-1995

    Cumhurbaşkanlığı Kupası

    1985-1986

    BAYANLAR
    Deplasmanlı Lig
    1987-1988
    1989-1990
    1990-1991
    1991-1992
    1992-1993
    1993-1994
    1994-1995
    1995-1996
    1996-1997
    1997-1998

    Türkiye Kupası


    1992-1993
    1993-1994
    1994-1995
    1995-1996
    1996-1997
    1997-1998

    Cumhurbaşkanlığı Kupası

    1992-1993
    1993-1994
    1994-1995
    1995-1996
    1997-1998


    [​IMG]

    Voleybol

    Türk Sporunun hemen herdalında öncü olan Galatasaray'ın Voleybol Şubesi 1927 yılında kurulmuştur.

    Feridun Şerefzade ve SezaiTürkeş'in önderliğinde yürütülen takım kurma çalışmaları 1930 yılında tamamlandıve Galatasaray bu dalda faaliyete başladı. İlk yıl Feridun ve Sezai'nin yanısıra , Arslan , Samim ve Rodrik 'ten kurulu takımla mücadele eden takımımız ligi 3. sırada birtirdi.İlk Şampiyonluğunu ise 1931-32'de kazanır.1934-35 'de yine Şampiyon olan Galatasaray 1940'lı yılları ağır aksak bi rtempoda geçirip zaman zmaan kazanılan şampiyonluklarla yetinirken,1953-54 sezonundan itibaren şampiyonluklara ambargo koymuş ve uzun yıllar ligi hep zirvede bitirmiştir.

    Galatasaray bu tarihtensonra sadece 1958-59 sezonunda Darüşşafaka'ya sadece 1 yıl şans tanımış,12 yıl şampiyonluğu kimseye vermemiştir. Galatasaray aynı süre içinde 13 kez de İstanbulŞampiyonu olmuştur. Sarı Kırmızılı takım voleybolda hep zirvye oynayan bir takım oldu. Bu arada Galatasaray'ın Fenerbahçe'yi (1969-1990 arası) tam " 21 YIL " sürekli yenmiş olması , bir daha kırılamayacaK bir ekor olarak tarihe geçmiştir. Gerçi Fenerbahçe 1990 'da Galatasaray'ı yenip bu hezimeti durdurmaya çalışmıştır ama daha sonraki maçlarda yine Galatasaray'ın ezici üstünlüğü hep devam etmiştir.

    1971 'e kadar Voleybolda mutlak bir üstünlüğü olan Galatasaray bu tarihten 1986-87'ye kadar şampiyonluğa hasret kalmıştır. Ama yine de müessese takımlarının şampiyonluklara koyduğu ambargoyu kıran takım yine Galatasaray oldu. 80 ve 90'lı yıllarda Basketbolda olduğu gibi müessese kulüplerinin büyük yatırımları zirve mücadelesini alabildiğine güçleştirmiştir. Galatasaray gibi amatör branşlarda mücadelesini sürdürmeye çalışan diğer kulüpler de bu durumdan dolayı zor duruma düşmüşlerdir.Yine de Galatasaray'ın Erkek ve bayan Volaybol takımları başarı ile mücadeleyi sürdürmektedirler.


    ERKEKLER
    İstanbul Ligi
    1931-1932
    1934-1935
    1943-1944
    1944-1945
    1949-1950
    1953-1954
    1954-1955
    1955-1956
    1956-1957
    1959-1960
    1960-1961
    1961-1962
    1962-1963
    1963-1964
    1964-1965
    1965-1966

    Türkiye Şampiyonası


    1955-1956
    1956-1957
    1957-1958
    1958-1959
    1960-1961
    1961-1962
    1962-1963
    1963-1964
    1964-1965
    1965-1966
    1966-1967
    1967-1968

    Deplasmanlı Lig

    1970-1971
    1986-1987
    1987-1988
    1988-1989

    BAYANLAR
    İstanbul Ligi

    1959-1960
    1960-1961
    1961-1962
    1962-1963
    1963-1964
    1964-1965
    1965-1966
    1977-1978

    Türkiye Şampiyonası

    1960-1961
    1961-1962
    1962-1963
    1963-1964
    1965-1966


    [​IMG]

    Atletizm

    Türk sporunun öncüsü olan Galatasaray elbetteki "sporların anası" olarak bilinen atletizmde de bu önderliğini göstermiştir. Atletizm'de bugün bile adları unutulmamış pek çok sporcu Galatasaray'dan yetişmiştir. İlk Müslüman Türk atleti sayılan İbrahim Celal (Şehit Celal) ve Silifkeli Şükrü Halil Dölek ile başlayan Türk Atletizminin ilk önemli sporcuları hep Galatasaraylılardır.Bunlar arasında Adil Giray, Şekip Engineri, Vildan Aşir Savaşır, Ömer Besim Koşalay, Vedat Abut, Semih Türkdoğan, Mehmet Ali Aybar, Suat Hayri Ürgüplü yer alıyordu. Galatasaraylı atletlerin arasından Ürgüplü'nün kişiliğinde bir Başbakanın çıkmış olması da Sarı-Kırmızılı camia için bir başka iftihar vesilesi oldu.

    Daha sonraki dönemlerde Naili Moran, Rıza Maksut İşman, Faik Önem, Cezmi Or, Cahit Önel ve yakın dönemde Turhan Kahraman, Şükrü Çaprazlı ve Murat Akman tam 18 yıl üst üste Galatasaray'a şampiyonluk getiren sporcular oldular. Kulübümüz Atletizmin ülkemizdeki kuruluş yıllarının dışında,1968-1988 arasındaki 20 yıllık dönemde tam 18 kez Türkiye şampiyonu olarak kırılması imkansız bir rekorun da sahibi oldu. Bazı durgunluk dönemlerinin dışında Galatasaray, herzaman Türk atletizminin en büyük firmalarından biri oldu.Rekortmen sporcular yetiştirdi ve bunların başarılarıyla müzemiz kupa ve madalyalarla doldu. Cezmi Or ve Ömer Besim Koşalay gibi atletler Türk Spor tarihine adlarını yazdırırken, adlarına düzenlenen yarışmalar günümüze kadar ulaştı.

    1922 yılında Galatasaray'ımızdan Şekip Bey 100 metreyi 11.6 saniyede koşarken , Adil Giray 400 metreyi ilk yarışta 60.2 saniyede ikinci yarışta 59 saniyede tamamlamıştır.O yılların değerlendirmesine göre bu çok büyük bir başarı olarak görülmüştü.Yine aynı yıl Adil Giray , bu kez Disk'i 33.70 m.'ye fırtlatarak komple bir atlet olduğunu kanıtlamıştır.

    1926 yılında ilk Türk KIZ atletler de spor sahalarında görünmeye başlamıştır.Taksim Stadında Galatasaraylı sporcuların kızkardeşleri ve kulüp üyelerinin yakınları olan ilk bayan atletlerimiz çalışmaya başlarken isimleri şöyleydi ; Nermin Tahsin, Emine Abdullah , Mübeccel Hüsameddin ve Neriman Muhiddin.Bu hanımlara Ömer Besim Koşalay Bey antreman veriyordu.

    Atletizm'le ilgili ilginç bir nokta da; Ömer Besim Koşalay, Jerfi Fıratlı gibi hem futbol oynayan, hem de atletizm yapan sporcuların varlığıdır.

    Sarı Kırmızılı Kulüp, "Sporların anası" sayılan bu daldaki çalışmalarını kesintisiz sürdürmektedir. 1996 yılında 140 dolayında sporcu ile Türkiye Liglerinde mücadele eden takımlarımız çeşitli başarılara imza atmaktadır. İstanbul'da yapılan Avrupa Şampiyonlar Kupası Gençler yarışmalarında Bayer Uerdingen ekibinin arkasında ikincilik kürsüsüne çıkmayı başaran atletlerimiz bir üst tura geçmişlerdir. Bu yarışmalarda çekiç atmada Fatih Yıldırım, üçadımda Ahmet Süngeriçlioğlu, Fecri İdin 1500 ve 3000 metrelerde birinci olmuştur.

    Atletizm Şubesi Yönetimi
    Tuncer Hunca Atletizmden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi
    Mecit Çetinkaya Atletizm Komitesi Üyesi
    Abdullah Gülsoy Atletizm Komitesi Üyesi
    Metin Öztürk Atletizm Komitesi Üyesi
    Temel Erberk Teknik Direktör
    Alpaslan Çetin Antrenör
    Uğur Özdemir Antrenör
    Cemal Anadol İdari Yönetmen
    --------------------------------------------------------


    GALATASARAY'IN ATLETİZM ŞAMPİYONLUKLARI
    - İstanbul Atletizm Şampiyonu 1924,1925,1926,1927,1931,1933,1941,1942,1945,1951, 1963,1965,1967,
    1968,1969,1970,1971,1972,1973,1974,1975,1976,1977, 1978,1979,1980,
    1981,1982,1983,1986
    - Türkiye Atletizm Şampiyonu
    1924,1927,1932,1933,1951
    - Kulüplerarası Puanlı Atletizm Şampiyonu
    1966,1967,1968,1969,1970,1971,1972,11973,1974,1975 ,19761977,1978,
    1979,1980,1981,1982,1983,1986


    31 İstanbul, 24 Türkiye toplam: (55) Atletizm Şampiyonluğu!..
    Yalnız yurtiçinde değil, yurtdışı ülkelerde de kolay kolay elde edilemeyecek mükemmel bir başarı... Sadece futbolda değil Basketbolda, Voleybolda, Yüzmede, Sutopunda, Kürekte ve en önemlisi sporların anası "ATLETİZM" de çok sayıdaki ayrıca, koca bir asıra yayılan şampiyonluklar! İşte Galatasaray'ı " SPOR KULÜBÜ " yapan en önemli özelliği, daha doğru bir deyimle ayrıcalığı, bu karakter yapısında yatıyor...

    Sarı-Kırmızılı kulübün son yarım yüzyılda, Türk Atletizm Milli Takımı'nda defalarca görev alan atletleri de şunlardır:

    EMİN DOYBAK, TURHAN KAHRAMAN, ŞÜKRÜ ÇAPRAZLI, MURAT ELÇİN,
    MURAT AKMAN, EKREM ÖZDAMAR, SERMET TİMURLENK, UĞUR SEL,
    TEOMAN SİMİT, ALİ AYDIN, ŞÜKRÜ ŞABAN, ÜNAL SOMUNCUOĞLU,
    HAKAN HEPER, AKIN ALTIOK, NECDET AYAZ, TEMEL ERBEK, MESİH DURANAY, FİKRET ÜSTÜNSOY.

    Sarı-Kırmızılı kulübün son yarım yüzyıldaki diğer atletleri:

    SÜLEYMAN ÇEKİÇEL, KEMAL ERBEK, TEMEL ERBEK, HÜSEYİN MANİOĞLU,
    ORHAN ULUDAĞ, TUNÇ PEKSÖZ, LEVENT LALE, YAVUZ ERKMEN, EKREM ALTINBAŞ, ADNAN EDEBALİ, ERDEM ŞERBETÇİGİL, MUZAFFER ÇOLAKOĞLU, AHMET MELEK, MEHMET KUŞ, KORKUT YAPICI, MURAT AYAYDIN, NURİ SÖĞÜTLÜ, YAVUZ KIZILÇULLU, CİHANGİR Y.OĞLU, TAYLAN ESMER, MESİH DURANAY, OSMAN COŞKUNTÜRK, SALİH ERDEN, AHMET ÖNAL, İBRAHİM KOBAL, İBRAHİM BULUT, ÖMER ŞAKAR, SALİM ERGUN, CEM DİNÇ, TAYFUN ESMER, ALİ KARA, EROL KAPLAN, TAYFUN DEMİRALAY, GÜROL DİNSEL, RECEP KALENDER, UFUK GELDİŞEN, İSMAİL TÜRKKAN, ALTAN UYBAT, GÜRSEL AKAY, ATİLLA ÖZİDEŞ, O.NURİ KARABIYIK. ŞEVKİ KORU; (Boston Maratonu 7.si)

    Not: Şevki Koru ,2 saat 37 dakika 50 saniyelik bir derece yapmıştır.Ve 51.Boston Maratonunda(1947 Nisan ayı) 1. olan Yung Bong Su'nun 2 saat 25 dakika 39 saniye ile birinci olduğu yarışmada 7. liği elde ederek Amerikan Atletiz otoritelerinin haklı takdirini kazanmıştır.

    ILGINÇ NOT :
    - - - - - - - - - - -
    Halat Çekişme (Çekme)...
    Halat çekişme bir spor dalı olarak ilk kez askeri birlikler ,askeri ve sivil okullarda görülmüştür. Halat çekişme yarışları ilk kez 1913 yılında Galatasaray tarafından düzenlenmiştir.Galatasaray,İstanbul Sultanisi,Sen Benoit,Vefa İdadisi ve İmogen takımlarının katıldığı yarışlarda Galatasaray birinci olmuştur.Takımların üçer sporcu ile katıldıkları yarışmalarda birinci olan Galatasaray Takımı , Daniş , Selim ve Hikmet Beylerden kurulu idi...Halat Çekişme çalışmaları ise çok az kulüpte görülür.Galatasaray,Beşiktaş,İmogen,Nişantaşı,Vefa Sultanisi,Darülmuallimin,İstanbul Sultanisi ile bazı askeri ve sizil okullarda bu çalışmalara rastlanır. 1914 yılında halat çekişmesi yarışlarına katılan temsilcilerinin aldıkları bir karar ile takımdaki sporcu sayısı sekize çıkarılmıştır.Aynı yıl düzenlenen yarışlarda yine Galatasaray birinci olmuştur.Galatasaray'ın Kenan , A.Celal , Ahmet Robenson , Abdurrahman Robenson,Emil Oberle , Emin Bülnet,Süleyman ve Kemal Beylerden kurulu takımı uzun yıllar düzenlenen yarışlarda başarılı olmuşlardır.


    [​IMG]

    Yüzme

    Modern anlamdaki ilk yüzme hareketleri Galatasaray Mekteb-i Sultanisi'nin kuruluşu ile başladığı çeşitli tarih kitaplarında bildirilmektedir. Bu kaynaklarda Galatasarayımızın yüzme ile ilgisi 1873 yılına kadar uzandığı belirtilmektedir.Bu yıllarda

    Galatasaray Sultanisinin beden Hocası Monseur Moiroux,cimnastiğin yanısıra çokiyi bir yüzücü olması sebebi ile Galatasaraylı gençlere yüzme dersi de vermiştir.Galatasaray Sultanisinden ayrıldıktan sonra , Yüzbaşı rütbesiyle Tophane Askeri Sanaii Mektebinin yüzme öğretmeni olarak atanması sebebiyle,Türk gençlerine modern yüzme öğretmeye bu okulda devam etmiştir. Türkiye'de modern anlamda ilk yüzme yüzme çalışmalarının 1910'lu yıllarda başladığı çeşitli kaynaklarca belirtilmektedir.

    Bu yıllarda yüzmeye ilgi gösterenler arasında uzun mesafe yarışlarında Selahattin Bey ,kısa mesafede Said Selahahttin Bey, kule ve tramplen atlamada Kemal Bey başarılı sporculardır. Bunlara daha sonra Galatasaraylı Şeref Hüsametin Bey ve birçok istekli gençler katılmışlardır.

    Ancak yüzmedeki ilk büyük atılım 1922 yılından sonra olmuştur. Özellikle Galatasaraylı Nejat Abut,Fazıl Adnan ve Malik Beyler başarılı yüzücüler olarak görülür.Aynı yıl yapılan Moda-Kınalıada yarışını Fazıl Adnan 3 saat 50 dakika ile birinci bitirmiştir.

    Ülkemizde ilk düzenli yüzme yarışları 15 Eylül 1923 günü yapılmıştır. Bu yarışlarda 100m.'de İtalyan Mai Limmeri birinci olurken F.Bahçe'den Raşit Bey ikinci, Galatasaray'dan Nejat Abut Bey de üçüncü olmuşlardır.
    Galatasaray Kulübünce Büyükada'da düzenlenen bu ilk yüzme yarışından sonra bu spora ilgi artmıştır.

    Bu yılların ünlü yüzücüleri arasında Nejat Abut ve Melih Beyler başta gelir.
    Ancak Galatasaray adına en unutulmaz dönem 1953-1966 arasında yaşanmıştır. Engin Ünal, Eşfak Baytın, Nedret ve Yılmaz Özüak'tan kurulu takımımız hiçbir yarışta geçilmemiş ve 24 bireysel, 8 de takım Türkiye rekoru kırarak adlarını tarihe yazdırmışlardır.

    Murat Güler ve Ersin Aydın gibi yüzücülerimiz Manş Denizi'ni geçerek ilgi yaratmışlar, Dr. Mahir Canbakan ise çok uzun yıllar tramplen ve kule atlama şampiyonluğunu hiç kimseye bırakmamıştır.

    Yakın yıllara doğru Evin Saraçoğlu, Sema Atakoğlu, Ayşegül Onar, Canan Ateş, Elif Ünsal, Sevda Ün, Esen Koyuncuoğlu, Memduha Alpdoğan, Berna Büyükuncu, Dilek Gerez, Banu Vahapoğlu gibi bayan sporcularla sayısız şampiyonluk kazanırken. Murat Özüak babası Yılmaz Özüak'ı geçen bir ün kazanmıştır.

    Not : Ersin Aydın , 1974 yılında Kıbrıs Harekatı sonrasında Yavru Vatan'da yaşayan Türkler huzur ve güvenliğe kavuşurken Kıbrıs,Türksporunda da büyük öenm ve değer taşıyordu.

    İşte bunun neticesi olarak genç sporcumuz Ersin Aydın , yüzerek Anavatandan Yavruvatana'a geçmek istedi.Aslenmühendis olan uzun mesafe yüzmeye büyük tutkusu olan Aydın'ın 5 yldan beri tasarladığı birşeydi bu.Ancak Kıbrıs makamlarıizin vermediği için bunu yapamıyordu.Türk Sihalı Kuvvetlerinin
    Cenevre Antlaşmasının tanıdığı hakla Kıbrıs'a silahlı müdahalesindensonra Ordumuzun kontrolü altına girmiş olan Kırbrıs'ın kuzey kıyılarına çıkmakkonusunda Rmlardanizinalmaya gerek kalmamıştı.

    Hazırlıklarını tamamlayan Aydın , özel bir çelik kafes içinde yüzdü.Anamur'dan denize giren genç yüzücü 34 saat hiç durmadan kulaç attı ve 110 km.lik mesafeyi katedip Girne kıyılarında Yavruvatan topraklarına ayak bastı.Aydın bu işi tam 114.240 kulaç atmak sureti le gerçekleştirmişti. Ersin Aydın bu büyük işi başarmakla yinekendisine ait bulunan İstanbul-Mudanya rekorunu da mesafe bakımındankırmış oluyordu.

    Günümüzde de Galatasaray yüzmedeki liderliğini sürdürmektedir.Derya BÜYÜKUNCU, Hakan KİPER, Ayşe DİKER akla gelen ilk sporculardandır.
    Özellikle Derya BÜYÜKUNCU, kırdığı birçok rekorun yanı sıra ABD'de girdiği çeşitli yarışlarda başarılı sonuçlar almıştır.2000 yılında Derya BÜYÜKUNCU 100 m. sırtüstünde 0,52,88 derecesiyle dünya 3.sü olmuştur.

    Derya gibi ABD'de başarılıolan bir başka Galatasaraylı sporcu da Uğur TANER'dir.Taner , çeşitli yarışmalarda Dünya ve Olimpiyat şampiyonlarını geride bırakcak kadar büyük bir performans göstermiş bu başarıları nedeniyle de ABD B Milli Takımı kaptanlığına getirilmiştir.

    Antrenörler

    Teknik Direktör Yılmaz Özüak
    Antrenör Çiğil Gün Güler
    Antrenör Hakan Eskioğlu
    Antrenör Ergün Erzurum
    Antrenör Filiz Özgün
    Antrenör Hakan Çark
    Antrenör Onur Tarlabaşı
    Antrenör Timuçin Koyaş
    Antrenör Gülşah Berkel
    Antrenör Abdullah Aydın

    ------------------------------------------------------------
    2000 yılında yüzme şubesi
    1- 2000 Yaz Olimpiyatlarında yarışacak yüzme takımına kulübümüzden 3 sporcu katılacaktır. Derya BÜYÜKUNCU, Hakan KİPER, Ayşe DİKER

    2-) Ayşe DİKER 2000 Avrupa Gençler Yüzme Şampiyonasında 100 m. kelebekte yarı final yüzerek 1,03,67 lik derecesiyle Avrupa 10.su olmuştur. 200 m. kelebekte ise 13. olmuştur.

    3-) 2000 Avrupa Gençler Yüzme Şampiyonasında milli takıma giren sporcularımız: Uğur ÖDEK, Ayşe ÇAĞLAR, Emrah KURT, Gizem ALGIŞ,
    Ayşe DİKER

    4-) 2000 Türkiye Kulüplerarası Yaz Şampiyonasında kulübümüz sporcuları 12 yeni Türkiye rekoru kırmışlardır. Bu sporcularımız: Derya BÜYÜKUNCU, Ayşe DİKER, Arda IŞIKSALAN, Dilara DEMİREL, Merve TERZİOĞLU, Ece AK, Ayşe ÇAĞLAR, Ayşe DİKER, Elif GÜMRÜK, Beste ERENER.

    5-) 15-16 NİSAN 2000 Çok Uluslu Yüzme Şampiyonasında (Atina) Milli Takıma giren sporcularımız ve aldıkları neticeler: Beste ERENER 1 birincilik, 1 dördüncülük, Emre ÇELİK 1 dördüncülük.

    6-) 28-30 NİSAN 2000 Lüksemburg uluslar arası yüzme yarışlarında 18 ülkeden 66 takım iştirak etmiş olup kulübümüz yüzme takımı 413 puanla 3. kez bu yarışlarda şampiyon olmuştur. Emrah KURT bu yarışlarda 50 kurbağalama da 17-18 yaş yeni Türkiye rekorunu kırmıştır.

    7-) 13-14 MAYIS 2000 (İstanbul) 10-11 yaş grubu bölgesel il birinciliği takım yarışlarında 12 kulüpten 550 sporcu katılmıştır. Kulübümüz yüzme takımı birinci olmuştur.

    8-) 27-28 MAYIS 2000 (Edirne) 10-11 yaş grubu kulüpler arası bölgesel yüzme şampiyonasında kulübümüz yüzme takımı 6 il takımı arasında şampiyon olmuştur.

    9-) 23-25 HAZİRAN 2000 (İstanbul) yaş grupları Coman Akdeniz Ülkeleri yüzme yarışlarında 10 ülkenin milli takım düzeyinde 300 sporcunun katıldığı yarışlara kulübümüzden milli takıma 5 sporcu katılmıştır. Emre ÇELİK 1 altın, 1 gümüş, Beste ERENER 1 bronz madalya kazanarak dereceye girmiştir.

    10-) 9-12 ŞUBAT 2000 (İzmir) Türkiye kulüpler arası kış kupasında Türkiye rekoru kıran sporcularımız 4x100 m. karışık bayrak (Diara DEMİREL, Merve TERZİOĞLU, Gözde TOPRAKDEDE, Ece AK) 50 m. kelebek Alp KANDEMİR 0,27,27,50 m. kelebek Ayşe DİKER 0,29,59 Uğur ÖDEK 50 m. kelebek 0,26,56 Emrah KURT 50 m. kurbağalama 0,30,73 Hakan KİPER
    50 m. kurbağalama 0,29,59

    11-) 16-19 MART 2000 Atina Dünya Şampiyonası'nda yüzücümüz Derya BÜYÜKUNCU 100 m. sırtüstünde 0,52,88 derecesiyle dünya 3.sü olmuştur ve bu dereceyle 53 saniyenin altında yüzen dünyada 3. sporcu olmuştur.

    12-) 8-11 ARALIK 1999 Portekiz Avrupa 25 m. Büyükler Yüzme Şampiyonası'nda 100 m. sırtüstünde 53,17 lik derecesiyle avrupa 2.si olmuştur.

    13-) 2000 Türkiye Yaz Şampiyonasında kulübümüz büyük erkek ve genç erkek takımları 1. olmuştur Yaş grubu takımlarımız 11 kulüp arasında 2. olmuştur. Büyük bayanlarda 2. Genç bayanlarda 3. olmuştur.

    14-) Yüzücümüz Derya BÜYÜKUNCU'nun halen elinde bulundurduğu Türkiye rekorları:
    50 mt. serbest 0,23,56 Yaz 2000
    100 mt. serbest 0,54,94 Yaz 96
    100 mt. kelebek 0,54,54 Yaz 96
    50 mt. sırt 0,26,00 Avr. amp. Finlandiya 5. oldu
    100 mt. sırt 0,55,84 Avr. Şamp. 2000
    200 mt. sırt 2,01,49 Akd Oyunları 1993

    YÜZME ŞUBESİ YAZ 2000

    LİSANSLI SPORCU 118
    KURSİYER 146
    TAKIMA GİRECEK ADAY YÜZÜCÜ 147
    YAZ OKULU 212


    İdari Yönetmen Ercüment GÜMRÜK

    Yılmaz Özüak Teknik Direktör
    Çiğil Gün Güler Antrenör
    Ergün Erzurum Antrenör
    Hakan Eskioğlu Antrenör
    Filiz Özgün Antrenör
    Hakan Çark Antrenör
    Onur Tarlabaşı Antrenör
    Timuçin Koyaş Antrenör
    Gülşah Berkel Antrenör
    Abdullah Aydın Antrenör
    -------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    GALATASARAY ADASI TARİHÇESİ
    - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
    Boğaziçi'nin Kuruçeşme semtinde kıyıdan 165 m. açıkta birkaç büyük kayadan oluşan Adacık,Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz tarafından 1872 yılında Saray Başmimarı "Serkis Kalfa" ya hediye edilmiştir.

    Serkis Kalfa,bu kayaların üstüne 3 katlı bir köşk inşaa ederek buraya taşınmıştır.Dünyaca ünlü ressam "Ayvazovski" 1874'te Abdülaziz'in davetlisi olark Kuruçeşme Adacığında Serkis Kalfa'ya misafir olmu ve Padişaha takdim edilmiştir.
    Ayvazovski,Sultan Aziz tarafından Dolmabahçe Sarayı için sipariş edilen tabloları bu adacıkta yapmıştır.

    1.Dünya savaşından sonra Ada,Serkis beyin varisleri tarafından "Şirketi Hayriye Vapur İşkletmesine" kiraya verilmiş ve uzun yıllar kömür deposu olarak kullanılmıştır.

    1.Dünya savaşı yıllarına kadar buraya 'Serkis Bey Adacığı ' denir ve zamanın "Cennet Köşesi" olduğu bilinirdi.Sultan Abdülaziz' in ölümünden sonra ve 2. Abdülhamit devrinde de Saray Başmimarlığını sürdüren Serkis Kalfa ölümüne kadar bu adacıkta yaşamıştır (1899)

    İstanbul'a kazandırdığı eserlerden dolayı Abdülaziz tarafından BEY ünvanı verilen Serkis Kalfa'nıneserleri şunlardır:
    Beylerbeyi Sarayı , Çırağan Sarayı , Yıldız sarayı , Ortaköy Camii , Nusretiye Camii ve kasrı , Aksaray Valide Sultan Camii , Harbiye Nezareti (İst.Üniversitesi), Galatasaray Mektebi , Bahriye Nezareti ( Kuzey Deniz Saha Komutanlığı) ve Beşiktaş civarında bir çok mahalle.


    [​IMG]

    Sutopu

    Dönem dönem yaşanan bazı sıkıntıların dışında Sutopunda da Galatasaray ülkemizin en başarılı takımlarından birisi olmuştur.1977-1991 arasındaki 14 yıllık bir durgunluk döenmi dışında sarı kırmızılı takım herzaman şampiyonlulara imzasını atmış ve büyük sporcular yetiştirmişitr.Suat Erler , Mithat Hantal ve Sühan Seldüz gibi sporcular , değişik kuşakların en büyük yıldızları olarak belleklerde kalmışlardır.

    1994-94 ve 1995-96 sezonlarında Galatasaray Sutopu takımının Avrupa Şampiyonlar Liginde oynamayı başarması da camia içinbir mutluluk kaynağı olmuştur.Sarı Kırmızılı takım , sonraki sezonlar da da bu başarısını sürdürmüş,bu dalda da Avrupa'nın tanınmış ekiplerinden biri durumuna gelmeyi bilmişitir.
    1999-2000 sezonununda ise Türkiye Ligi ve Kupasını müzesine götürmüştür...


    [​IMG]

    Kürek

    ---------------------
    Kulübümüzün en eski ve en iddialı dallarında birisi de Kürektir. 1878 yılında Galatasaray Lisesinde jimnastik öğretmeni olarak çalışan Mösyö Moirox gençlere yüzme ve kürek dersleri vermekteydi.1.Dünya savaşında arta kalan bir miktar deniz aracının Donanma cemiyeti tarafından Türk Deniz Sporculuğunun gelişimi için kullanılması düşünülmüştü. Bu konuda da Galatasaray öncülük yaptı ve kulübün kurulmasından 10 yıl sonra 1915 te Kürek Şubesi faaliyete geçti.Kaptanlık görevi Mahir Safi Bey'e verildi. Savaş sonunda kulüp binası ve bütün tekneler işgal kuvvetlerince alındı,sadece anı değeri olan eşyayı kurtarmak mümkün olabildi. Bunlar da Galatasaray Lisesine getirildi ve müzeye teslim edildi.
    1923 yılında Kamil Ethem Bey, şubeyi tekrar canlandırmak için harekete geçti.İhsan İpekçi,Galip Daniş,Malik Kevkep ve İhsan Balor'un katılımıyla yönetim oluşturuldu. Bebek'te Kürekçi Suphi Bey'in oturduğu yalıda saklanmış olan futalar tekrar denize indirildi.Kamil Ethem,Naci Evrenos,Suphi,İsmail Hakkı ,ve Aralan Nihat Beylerle,Kamil Ethem'in kardeşleri Melek ve Bekıs hanımlar bu dönemin sporcuları oldular.

    1924 yılında Bebek'te bir Kürek lokali de kuruldu.1932 yılında Mısırlı İsmailPaşa'nın yalısına geçildi.Daha sonra Tevfik Ali Bey'in kulübe armağan ettiği Kayıkhane ile Galatasaray kürek şubesi daha geniş imkanlara kavuştu.

    Sarı Kırmızılı kürekçiler 1926'dan 1937'ye kadar İstanbul şmpiyonluğunu kimseye kaptırmamışlar , 1941'den 1953'e kadar da 9 şampiyonluk daha kazanmışlardır.
    Bayankürekçilerimiz de 1926-1954 arasında 16 kez İstanbul Şampiyonluğunu elde ederek bir rekor kırmışlardır.

    Galatasaray'dan yetişen Tongüç Türsan 1955 Akdeniz Oyunlarında kürekte gümüş madalya kazanmıştır.

    İLGİNÇ BİR OLAY :
    - - - - - - - - - - - - - - - -
    Kürek yarışları ile ilgili ilk resmi tarih , 7 Eylül 1913 Pazar günü Donanma-i Osman-i Muaveneti Milliye Cemiyeti tarafından Moda Kulübünde düzenlenen deniz yarışlarında ortaya çıkar.

    Yarışın programı incelendiğinde saat 14.00'da yapılan yarışlara daha Denizcilik Şubesini kurmamış olan Galatasaray Kulübünün de katıldığı görülür...Programda şunlar yazılıdır :

    "Galatasaray Mektebi Sultanisi ile İstanbul Mektebi Sultanisi beyninde dört kürekli kulüp kikleriyle kürek müsabakası "

    (İşbu yarışta birinci gelen mektebe,Veliaht Salatanatı Saniye Yusuf İzzettin Efenedi hazretleri tarafından , gayet kıymetli bir kupa hediye edilecektir.)
    Bu yarışa Galatasaray,Yatching Kulübünden alınan borç tekne ile katılmıştır.Selim Halil,Mahir Safi,Otomobil Arif,Akif ve 33 İbrahim'den kurulu Galatasaray - Dört tek dümencili-takımı birinci gelerek kupayı kazanmıştır.

    Bu kupa Galatasaray'ın zengin müzesini süsleyen görüntüler arasında bulunmaktadır.


    DİĞER İLGİNÇ OLAYLAR :

    - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
    Galatasaray Kulübü, düzenli ilk kürek takımını 1.Dünya Savaşı sonrasında kurmuştur.

    Galatasaraylı gençler ,Cumhuriyet öncesi futa alacak para bulamadıkları için,çoğu kez Boğazdaki yalılardan geçici olarak istenen kayıklarla yarışlara katıılmışlardır.

    Yarışa katılan kayıklara o yıllarda özel adlar veriliyordu.Galatasaraylıların İngilizlerden aldıkları Mercury , ki buna daha sonra 'Emektar' adı verilmiştir; iki çifte idi. Ayrıca Galatasaraylı kürekçilerden Manas'ın 'Piştar'ı, Logofet'in tek çifteli 'Don Juan'ı, Kanlıcalı Fazıl Bey'in iki çiftesi ve yine sık sık borç olarak alınan Bahriye Mektebinin, kenarlarının genişliği nedeniyle "Şeyhül İslam Pabucu" denilen tek çiftesi, Abbas Paşa'nın 'Yıldırım'ı , Fazıl Bey'in 'Çapkın'ı, Celal Kaptan'ın 'Kırlangıç'ı vardı.

    Galatasaraylılar'ın kendi olanakları ile aldıkları ilk tekne ,toplanan para ile sağlanan Mardinli Arif Bey'in oğlu Şemsettin Bey'in en çok parayı vermesi sebebi ile karısının adını taşıyan 'Reya' fıtası idi.Galatasaray Kürek Şubesinde görev alan İhsan İpekçi, Galip İhsan ve Malik Beylerin yakın ilgileriyle, kürek sporu sürdürülmekte ve ayakta tutulmaya çalışılmıştır. Bebekte Mısır sefaretinin az ilerisindeki bir sundurmada soyunup giyinen bu Galatasaraylı gençlere, daha sonraları yenileri katılmıştır.Özellikle Kamil Ethem, Naci, Suphi Neşet, İsmail Hakkı ve Aslan Nihat' ın yardımları büyük olmuştur.Yine aynı yıl bayan kürekçiler Melek, Belkıs, Semiha, Şefika ve Müşfika Hanımlar, bu dalda çalışmalara başlamışlardır.
    1924 yılında Galatasaray'ın Bebek'te bir lokal açmasıyla, öteki kulüplerde olduğu gibi Sarı-Kırmızılı gençler de aynı çatı altında bir araya gelme ve çeşitli sorunlarını giderme olanağı bulmuşlardır.

    16 Eylül 1928 Pazar günü yayınlanana 2566 sayılı Akşam gazatesinin 3.sayfasında "Gazi Hazretlerini Teşyi" başlığıaltında şu haber çıkmaktadır :
    " Galatasaray denizcileri dün İstanbul'u terkeden Gazi Paşa hazretlerini Yeniköy açıklarında üç çifte futa ile muazzam bir suretle selamlamışlar,Mustafa Kemal Paşa Hazretleri uzun müddet mendil sallamak sureti ile Galatasaray denizcilerine iltifat etmişlerdir."


    [​IMG]

    Yelken

    Ülkemizde Yelken Sporu 1.Dünya Savaşının hemen sonrasında Edip ve Kamil beylerin öncülüğünde başlamıştır.

    Galatasaray Yelken şubesinin mazisi 1912 yılına dayanır. Moda koyunda İngilizlerin kendi aralarında yaptıkları fıta ve kik yarışları Galatasaraylıların (Ali Sami Yen, Bülent Emin, Sakallı Celal) kara sporlarından deniz sporlarına doğru yönelmelerini sağlamıştır.

    Galatasaraylı sporcu Haşim Mardin'in Rüyam adlı kotrası ile Atlantik'i aşmış olmasının yanında Feyyaz,Burhan,Mahmut,Münir,Atakan, Samim Arduman'la birlikte Erzin ve Zerrin Demir bu dalda büyük başarılar sağlayıp Avrupa Şampiyonasına katılanilk sporcularımız oldular.

    Almanya'da katıldığı 236 yarışın 220 'sini birincilikle bitiren Demir Turgut 1936, Zerrin Demir de1960 Olimpiyatlarında yarıştı. Galatasaray'da denizciliğin başlangıcı anılırken başlıca yelkende ve kotrada ilk akla gelen isimler şöyledir. Kemal Niyazi Seyhun, Mahir Safi, Suat Karaosman, Fuat, Akif ve İbrahim beylerdir.

    1950'lerden sonra ise Prof.Dr Süleyman Dirvana, Nedim Özgen'i saymak mümkündür. Yelken ilginin azaldığı yıllarda 1957 yılında yelken şubesi Bebek'ten alınarak Galatasaray Adasına sonrada bugünkü yeri olan kalamış'a taşınmıştır.
    Son yıllarda da uluslararası alanda önemli başarılar kazanan sarı kırmızılı yelkenciler arasıdna özellikle Alp Alpagut adı ön plana çıkmıştır.Dünya çapında dereceleri olan bu sporcumuz , girdiği yarışlarda hem ülkemizi hem de Galatasarayımızı en iyi biçme temsil etmektedir. 1998 yılında Almanya'da yapılan Masterler yarışmasında ülkemizi temsil eden Galatasaraylı sporcu Anıl dünya birincisi olmuştur.

    Yelken şubesinde 40 yıldır büyük emeği geçen Galatasaraylıları şöyle sıralayabiliriz: Kayıhan Uras, Kamil Ulus, Gültekin Yeşilyurt, Yetkin Yörükoğlu, Soysal Tünay,Tevfik Görkemli, Argun Yum, Muzaffer Karacehennem, Melih Dilikoğlu, Hasan Ali Öndül ve Vefik Ulus.

    Kuruluşundan bugüne kadar Yelken sporunda öncü olan Galatasaray Yelken Şubesi sayısız başarılara imza atmıştır.

    KAMİL ULUS ANLATIYOR...
    Kulübümüze Kürek ve Yelken dallarında yıllarca hizmet etmiş olan değerli büyüğümüz Kamil Ulus'u rahmetle anarken onunla 1987 başlarında yapılan son röportajda anlattıklarını iletiyoruz ;
    "Galatasaray,Türkiye'de Yelken Şubesini ilk kuran kulüptür.Bu çalışmalar,1918-19 yıllarında yani mütareke dönemine rastlar.O zaman ülkemizde bulunan İngiliz gemicilerden,getirdikleri "yöle" tipi teknelerle amatörce yelkencilik çalışmalarına başlandı.Edip ve kamil beylerin ön ayak olmasıyla başlayan yelken heyecanı Galatasaray'da hep sürdü.Daha sonra tabii ki diğer tekne sınıfları ve jenerasyonlar ele geçti.Ben Galatasaray Liseisnde olurken o zamanki yağlı kayıklarda 2 yıl kadar kürek de çektim.Ancak daha sonra okulu bitirince Ankara'ya gittim.Sonra tekrar istanbul'a döndüm.kalamış'ta oturduğum için bir tekne aldım.Denizle içiçe yaşıyordum.1968-69 yıllarında Bebek'te olan, Galatasaray'ın Denizcilik Şubesinde ihtilaflar çıkmıştı.Adnan Akıska , Kamil Bey,Atakan kardeşler,Nedim Bey,Burhan Bey gibi yelkenciler kulüpten ayrıldılar.Daha sonra bu Galatasaraylı arkadaşlar Kalamış Yelken Kulübüne geliyorlar.

    Biz Adnan Akıska'nın da ısrarı ile Yelken Şubesini de kurmak için harekete geçtik.1971 senedsinde 2 tekne (snipe) ile Galatasaray Kulübüne gittik.kayhan Uraz,Adnan Akıska ve ben 1971'de işe başladık.O yıl 10 tane optimist aldık.8-9 yaşındaki küçük sporcularla temeli attık.Ancak yetiştirdiğimiz sporcuları malzeme ve tekne yokluğundan elimizde tutamıyorduk.İstanbul Yelken ve Fenerbahçe gibi kulüplere kaptırıyorduk.1980'de Muzaffer Karacehennem'in komodor olarak kulübe gelmesini sağladık.Muzaffer Bey'in çalışmaları sonunda tekne filomuz ve sporcu adedimiz hızla arttı.GalatasarayKulübünde Gültekin,Bener ve Soysal Beylerden oluşan bir Yelken Komitesi kuruldu.Bu komite şu ana kadar oldukça başarılı işler yaptı.halen komodor Muzaffer karacehennem idaresinde çalışmalar sürmekte.15 optimist,3 cadet,2 adet 3.80, 3 adet 4.70 ve diğer tekneler var."

    Yelken'de de Galatasaray'lı sporcular pek çok uluslararası başarı kazanmışlardır. Haşim Mardin'in Rüyam adlı kotrası ile Atlantik'i aşmış olmasının yanında, Feyyaz, Burhan, Mahmut, Münir, Atakan, Samim Arduman'la birlikte Erzin ve Zerrin Demir bu dalda büyük başarılar sağlayıp Avrupa Şampiyonasına katılan ilk sporcularımız oldular. Almanya'da katıldığı 236 yarışın 220'sini birinci bitiren Demir Turgut 1936, Zerrin Demir de 1960 Olimpiyat Oyunları'nda yarıştı.

    Yelken Sporunda, GS Yelken Şubesi ile birlikte en faal komşu kulüpleri saymamız gerekirse, İstanbul Yelken Kulübü, Marmara Yelken Kulübü ve FB Yelken Şubesi diyebiliriz.

    1) FINN sınıfı: Olimpik bir sınıf olup, 1.85m ve üzerinde fiziğe sahip sporcuların kullanabildiği tek yelkenli bir teknedir. Kullanımı zor ve büyük tecrübe gerektirir.Yaş sınırı yoktur. Yaklaşık değeri 9.500 US$ dır. Halen Arif Gürdenli yarışmaktadır.

    2) LASER sınıfı : Olimpik sınıftır ve üç ayrı kategorisi vardır.

    STANDART : Güçlü fiziğe sahip ancak Finn sınıfına hafif gelenler yarışabilirler.Yelken alanı 7.0 metrekaredir.

    RADYAL : Yelken alanı 5.4 metrekaredir. Standart kategorisinde fizik olarak zayıf kalanlar, yaş sınırı olmaksızın yarışabilirler
    4.7 : Yeni başlayanlarla, yelken sporunun ilk okulu olarak kabul edilen Optimist sınıfında yaş haddini dolduranlar bu branşa geçerler.
    Yaklaşık değeri 8.500 DM dır.
    Sinan Sümer, Ozan Vakar, Alp Alpagut, Burak Görkemli, Zeynettin Maraş, Şule Beşkardeşler, Fatma Şahin yarışmaktadır.

    3) EUROPE sınıfı : Bayanların Olimpik olarak yarıştığı bir sınıftır. Finn'in küçüğü olarak nitelendirilebilir.Finn kadar zor ve tecrübe gerektirir.Yaklaşık değeri 10.000 DM dır. Müge Türe yarışmaktadır.

    4) OPTİMİST : Yelken sporunun ilk okuludur. 6-7 yaşından itibaren, yüzme bilen çocukların kullanabileceği teknelerdir.Yaklaşık değeri 8.000 DM dır. Volkan Maraş yarışmaktadır.

    5) WINDSURF : Her yaşta yapılabilen bir branş olmakla birlikte, 15-25 yaşlar arsındaki sporcular için ideal yarış sınıfıdır. Değişik marka ve modelleri ile hem sportif hem şov amaçlı kullanılır. Olimpik olan model, Mistral Olimpik marka bir dizayndır. Yaklaşık 4000 DM
    değerindedir.
    Ertuğrul İçingir, Kutlu Torunlar, Cem Arısoy, Güçlü Borhan, Çağdaş Özgece, Harun Arman ve Yiğit Borhan yarışmaktadırlar.

    6) INTERNATIONAL ONE METER CLASS : Uzaktan kumandalı (radyo kontrollu) bir maket tekne sınıfıdır. Ülkemizde çok yeni ve Dünya'da Olimpik olmaya aday bir sınıftır.Boyu 1m, sınıf kuralları son derece kısıtlayıcı ve eşitliği sağlamaya yöneliktir.
    Yaklaşık 100x80m parkurda yarıştırılır. Rüzgarın kuvvetine göre üç değişik ebatta arma ve yelkeni vardır. Maliyeti , yerli üretim veya yurt dışından temin edilmesine bağlı olarak, 125-500 milyon lira
    arasında değişir.
    1m sınıfında A. Vefik Ulus, Melih Dilikoğlu, Mehmet S. Yüksel, Sami Efegil, Orkun Anaoğul, Ali Paksoy, Can Hakküder yarışmaktadırlar.
    ------------------------------------------------------
    YELKEN SUBESI 2000
    Başkan (Komodor)
    Hasan Ali Öndül
    Danışma ve Destek Kurulu
    Dr.Ali Küsefoğlu
    Danyal Maraş
    Mehmet Yüksel
    Semih Oksay
    Melih Dilikoğlu
    Kaptan (Viskomodor)
    Vefik Ulus
    Antrenör
    Ali Başaran


    [​IMG]

    Binicilik

    Sarı Kırmızılı kulübün başkanlarından Alp Yalman 'ın da çabalarıyla kurulan Bnicilik Şubesi halen faaliyetini sürdüren barnşlar arasındadır.Tunç Çapa,Bülent Bora,Kemal Öncü gibi sporcularınöncülükettiği bu çalışmalar içinde Mustafa Koç gibi ünlü bir Fenerbahçeli'nin de yer alması kamuoyunun ilgisini çekmiştir.


    [​IMG]

    Hentbol

    Galatasaray'da Osman İncili,DoğanKoloğlu,Bülent Eken gibi futbolcular başta olmak üzere Tenisçi Beliğ Berler,Basketçi Yılmaz Gündüz,Erdoğan Partener ve Atlet Tevfik Tiryakioğlu gibi sporcuları oluşturduğu Hentbol takımının faaliyeti de ilginç bir olaydır.

    8 Nisan 1945 tarihinde Fenerbahçe Stadında oynanan bir futbol maçı öncesinde bu iki kulübün, 12 bin seyirci önünde karşı karşıya gelmiş olmaları da önemlidir. Ama tatlı bir hatıra olarak kalmıştır.Bu maçta Galatasaray Fenerbahçe'ye 7-4 mağlup olmuştur... Bu maçtan sonra oynanan Milli Küme futbol karşılaşmasında ise takımlar 1-1 berabere kalmışlardır.


    [​IMG]

    Güreş

    Sarı Kırmızılı kulübüm bir tarihlerde Ata sporumuz güreşte de önemli etkinlikler göstermiş olduğunu bilmek,bugün için artık hoş bir anıdır.

    1945-55 yılları arasında 8 kez İstanbul,2 kez de Türkiye Şampiyonu olmayı başaran Galatasaray'da bu sporu yapmış ünlülerden bazıları şunlardır:

    Nuri Boytorun,Çoban Mehmet,Hüseyin Erkmen,Adnan Yurdaer,Kemal Olcay,Mehmet Oktay,Faik ve Sadık Soğancı.

    BALKAN GÜREŞ ŞAMPİYONASINDA BİRİNCİ OLDUK (1935)
    Dördüncü Balkan Güreş Şampiyonası Türkiye Güreş Federasyonu tarafından İstanbul'da organize edildi.

    Türk güreşçileri ilk üç şampiyonadaki üstünlüklerini bu kez de tekrarladılar.5 Altın ve 1 Gümüş madalya kazanan Türk güreşçileri takım halinde de Balkan Şampiyonu oldular.

    61 kiloda Yaşar Erkan , 66 kiloda Saim Arıkan , 79 kiloda NURİ BOYTORUN (GS), 87 kiloda Mustafa Çakmak ve Ağır Sıklette ÇOBAN MEHMET (GS) altın ; 56 kiloda HÜSEYİN ERKMEN (GS) gümüş madalya kazandılar.

    Taksim Stadında yapılan bu karşılaşmalar büyük bir seyirci kitlesi tarafından heyecanla izlendi. Çoban Mehmet 1937 yılında düzenlenen ve İzmir Alsancak Stadında yapılan Balkan Güreş Şampiyonasında ağır sıklette yine altınmadalya kazanmıştır. 1938 yılında Avrupa Güreş Şampiyonasında yine sevimli ağır sıklet güreşçimiz Çoban Mehmet 3. olmuştur. Ve bir Avrupa Şampiyonasında ilk kez Türk Bayrağı şeref direğinde dalgalanmıştır.

    ÇOBAN MEHMET VEFAT ETTİ (1969)
    Türk Spor Tarihine "Atatürk'ün alnından öptüğü Türk güreşçisi" olarak adını yazdıran ünlü ağır sıklet şampiyonumuz Çoban Mehmet 1905 yılında Balıkesir'in Beyköyü'nde doğmuştu.Köy meralarında çobanlık yaparken bir yandan da güreşen Çoban Mehmet'i Balıkesir Kolordu Komutanı Ali Hikmet Paşa keşfetmiş ve onu İstanbul'a göndermiştir.Burada Galatasaray kulübü genç çobana sahip çıkmış ve burada ciddi bir çalışma imkanı bulmuştur.
    Çoban Mehmet kısa zamanda yaman bir minder güreşçisi olarak parlamıştı.1928 yılında Ağır sıklet olarak Milli Takıma alınan Mehmet , tam 20 yıl Ay-Yıldızlı mayoyu rakipsiz olarak sırtında taşımış bu arada 5 kez Balkan Şampiyonluğu kazanmış; Amsterdam ve Berlin Olimpiyatlarında güreşmişti.

    Atatürk'ün de büyük sevgisini kazanan sevimli ağır sıklet güreşçimize bir gün ATA'nın "Sen herkesi yeniyorsun Mehmet, benimle güreşsen beni de yenermisin?" diye şaka yollu takılması üzerine "Amam Paşam seni Cihan yenemedi.bennasıl yeneri?" cevabını verişi büyük kurtarıcıyı duygulandırmış ve Çoban Mehmet'i alnından öpmüştür.

    Ve o Çoban Mehmet soyadı kanunu çıktığında Çoban soyadını almış tarihler 8 Mayıs 1969'u gösterdiğinde de hayata gözlerini yummuştu.Nur içinde yatsın.


    [​IMG]

    Bisiklet

    Galatasaray, Bisiklet Şubesini 1898 yılında kurulmuştur.


    [​IMG]

    Boks

    Türkiye'ye modern Boks'un girişi, o zamanlardaki ismi ile Mekteb-i Sultani (Galatasaray Lisesi) 'nin Fransız Edebiyatı öğretmeni Mösyö Goury ile başlar (1904). Mösyö Goury,Edebiyat öğretmeni olmasına karşın fevkalede sportmen ve özellikle de tek kişilik spor dallarında çok yeteneklidir.

    Yine GSL'de Beden Eğitimi öğretmenliği yapan Selim Sırrı Tarcan ile yakın dostluk ilişkileri vardır.Aynı zamanda da Büyükada'dan komşudurlar.Türkiye'ye modern jimnastiği getiren kişi olarak bilinen S.Sırrı Tarcan bu dostluktan yarlanmakta gecikmez.Zira kapı komşusu Mösyö Goury,her geçen gün Avrupa'da ilgi görmeye başlayan boksu çok iyi bilmektedir.Doğal olarak yaşamının hemen tamamını spora adamış olan Tarcan'ı tanıtarak bu yaklaşımı sürdüreceğiz...

    S.Sırrı Tarcan (1874-1957) Türkiye'nin ilk modern sporcusu ve eğitimcisi olarak bilinir .Bireysel sporların hemen hepsini ilk uygulayan ve uygulatan kişi olmaktan ötede Tarcan, eğitimci yönü ile ünlüdür. Özellikle hocalık yaptığı Galatasaray Lisesindeki jimnastik öğretmenliğinin ülkemizdeki kurucusu sayılan Tarcan,boksu da ilk yapan kişidir ve bu nokta ne yazı ki fazla bilinmemektedir.

    S.Sırrı Galatasaray Lisesinden mazun olduktan sonra aynı zamanda askeri bir okul olan ve bugünkü Teknik Üniversite karşılığı sayılabilecek Mühendishaneyi Berr-i Humayun'dan da diplomasını aldıktan sonra İstihkam Zabiti olarak görev alır.Bu sıralarda da sporun her dalına merak sarmıştır.Tarcan'ı kısa bir süre sonra Jimnastik öğretmeni olarak GSL'de görüyoruz.

    Bundan sonraki gelişmeleri Selim Sırrı Tarcan'ın eski harflerle 1923 yılında çıkardığı ve anılarını kaleme aldığı "Terbiye ve Oyun" adlı dergisinden beraberce izleyelim.Bu olayı nakletmemizin nedeni ise Türkiye'de boksu ilk yapanın Sabri Mahir olduğu görüşünün yanlışlığını kanıtlamak anlamını taşır bir bakıma.Zira Türk Boks Tarihi konusunda bugüne kadar kaleme alınan yazılar, anılar ve kitaplarda bu sporun Sabri Mahir ile doğduğu ileri sürülmektedir.Gerçi Sabri Mahir , ileriki satırlarda da geniş olarak açıklanacağı gibi ilk resmi ve profesyonel Türk boksörüdür ama , Türkiyede ilk boksu yapan kişi yine bir başka Galatasaraylı Selim Sırrı Tarcan 'dır.

    Konu ile ilgili Selim Sırrı Tarcan'ın anıları şöyledir :
    "Büyükadadaki kapı komşum ve Mekteb-i Sultani'den meslekdaşım Mösyö Goury'nin Boks konusunda geniş bilgisi olduğunu anladım ve ondan yararlanmaya karar verdim.Boks o sıralarda İstanbul'a gelen Amerikalı denizcilerin kendi aralarında yaptıkları spor gösterilerinin içerisinde bir parça idi ama İstanbullular buna pek iltifat etmiyorlardı.Elbetteki bu, boksu bilmemelerinden kaynaklanıyordu.Mösyö Goury birgün bana Boksu öğretebileceğini söyledi.Kabul ettim.Beyoğlundaki meşhur Baker mağazasından sağladığım eldivenleri taktığım gibi komşumun bahçesinde tatil günlerinde çalışmalara başladık.Üstü deri kaplı, içi kıl dolu bu eldivenlerle karşı karşıya geldik.Goury önce yumruğu tarif ediyor, ondan sonra bana uyguluyordu.Attığı yumruklar beynimi zonklatıyor, kulak tozum sanki patlıyordu.Zaman zaman burnumdan akan kanı önleyemiyor, kısacası meslekdaşımdan bayağı dayak yiyordum.Ama ne varki,ben bu sporu öğrenecektim ve dayak yemeğe razıydım.Mösyö Goury' ye göre boksta sert yumruk yerine isabetli yumruk önemliydi ve ben bu gerçeği öğrenene kadar dayak yemeğe devam ettim. Bu arada boksun iyi bir spor oldugunun da bilincine varmaya başlamıştım.Öğrenmeye başladığım bu sporun içine Süvari Zabiti Asım Bey ile Bahriye Zabiti Tevfik Beyleri de işin içine kattım. Suvari Asım Bey ilk dersten sonra bir daha gözükmedi.Bahriye Zabiti Tevfik Bey de beşinci dersten sonra kayboldu...."
    Selim Sırrı, anılarında 1906 ve 1907 yıllarını kapsayan bu dönemde Skating Palace,Variete ve Winter Palace'de çeşitli boks maçlarına çıktığını, ancak bunların gösteri amaçlı olmaktan ötede bir anlam taşımadığından bahsetmekte ve sonuçları hakkında bilgi vermemektedir.

    Bilindiği gibi Modern Olimpiyat Oyunlarının kurucusu Fransız eğitimci ve spor adamı Baron Pierre de Coubertin'dir. Baron, Atina'da organize edilen ilk Olimpiyatların düzenlenmesinde en etki rolü oynayan kişidir.Şanslı bir rastlantı , Baron Pierre, Selim Sırrı' nın komşusu ve meslekdaşı Mösyö Goury'nin de yakın arkadaşıdır.Baron ile Goury hem liseden hem de üniversiteden sınıf arkadaşıdırlar. Baron,arkadaşının Türkiye'de çalıştığını öğrenmiştir ve Türkiye'nin Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) üyesi olması için bu arkadaşının desteğine gereksinimi vardır.Hemem onu davet eder.Mösyö Goury, Baron'a tanıtacağı Türk gencinin bu iş için biçilmiş kaftan olduğunu anlatır.Ve 20 Temmuz 1907 günü ünlü Tokatlıyan otelinde Tarcan ile buluşurlar. Tarcan' ı tüm özellikleri ile Coubertin' e tanıtırlar.Bu görüşme sonunda Tarcan,IOC ile Coubertin'in temsilcisi olarak görevi kabul eder.Ve 1908' de vazifeye başlar , bu görev 1930' a kadar sürer.

    İşte Selim Sırrı Tarcan bu hizmeti ile Türk sporunun uluslararası örgütünde görev alan dolayısı ile de Türkiye Milli Olimpiyat Komitesinin kuruculuğunu da üstlenen spor adamı olarak tarihe geçer.
    *****
    Selim Sırrı Tarcan ile başlayan ilk gösterilerden sonra Sabri Mahir isimli bir sporcu dikkati çekmektedir.Osmanlı İmparatorluğundaki iç çekişmeler ,İstanbul'daki azınlıkların azgınlık günleri,Türk gençleri için sıkıntılı görüntüler olarak anımsanır.İşte Sabri Mahir o dönemin Galatasaray Lisesi öğrencilerinden biridir.Okuldaki boksör görüntüsünün yanında futbolda Galatasaray birinci takımının da başarılı oyuncularından biridir.Aynı tarihlerde Mösyö Goury de Galatasaray Lisesi'nin öğretmenliğini sürdürmekte ,Selim Sırrı ise spor öğretmenliği eğitimini İsveç'te yapmaktadır.Sabri Mahir ,Mösyö Goury'den bok dersleri aldığını hiç unutmamıştır.Sabri Mahir futbol dışında boks ve jimnastikte de okulun önde gelen sporcularındandır.

    Sabri Mahir'in yeraldığı Galatasaray birinci takımı 1910 yılının bir tatil gününde Rumlardan oluşan Strogles ile karşılaşmaktadır.Şımarık ve azgın Rumlar, Galatasaray'ın üstünlüğünü kabule yanaşmamakta ve yenilgi olasılığının artması üzerine çıngar çıkartmak eğilimindedirler. Ve olaylar başlar...Galatasaraylılar, tabii başta Sabri Mahir olmak üzere, Rumları evire çevire döverler...Günün koşulları gereği,olay İstanbul Hükümeti tarafından iyi karşılanmaz ve Sabri Mahir mimlenir...Onu izleyen günlerde bu olay yüzünden GS Lisesi müdürü Tevfik Fikret okuldan uzaklaştırılır.Öğrenciler bu olayı protesto ederler.Bu olayın başında da Sabri Mahir vardır.Zaptiye ,Sabri, Mahir'i aramaktadır Ve Sabri Mahir zaptiyeden kaçarken Galata rıhtımında bir Fransız gemisine kaçak olarak biner ve Fransa'nın yolunu tutar.Yaşamını sürdürmek için tek çare spor yapmasıdır.Ve bir yolunu bulup Fransızların ünlü Racing Klübüne başvurur ve hemen takımda oynamaya başlar.Sonradan Fransa'da ona GS Lisesinden öğretmenleri Mösyö Goury ve Raval isimli bir başka öğretmeni yardımcı olmuşlardır.

    Sabri Mahir Racing forması ile kaptanlığını da yaptığı takımın başarılarında çok etken olmuştur.Daha sonraları Mısırlı bir prens aracılığı ile boks yaşamına başlayan S.Mahir ,boksu Türkiye'de başlatan değil ,yurtdışında ilk uygulayan kişi olarak anılacaktır.
    Sabri Mahir'in oldukça maceralı geçen yaşam öyküsünde boksun önemi pek fazladır.Fransa'daki ilk deneyiminde boksu iyi bilmediği halde eldiven giyer.Fransa şampiyonu olan bir sporcuyla karşılaştığını ve iki yumruk ancak vurabildiğini kendisi itiraf eder.Ne var ki bu ilk deneyiminde Mısırlı Prens ve ona destek vermeye hazır olanlar da umutlanmışlardır.Sabri , kısa süre sonra Fransa acemiler şampiyonu olur.Amatörler şampiyonasında ikinci olunca da profesyonelliğin kapısı açılacaktır kendisine.İlk maçında Fransa orta siklet şampiyonunu hırpalamasına rağmen maçı berabere ilan ederler.

    Sabri Mahir , profesyonel boks yaşamının bundan sonraki dönemlerinde Fransa'da,İspanya ve İngiltere'de çeşitli maçlar yaptı.Para için yapılan bu maçlrda rakiplerini eze eze yenen Sabri, Avrupa' nın sayılı boksörleri arasına girdi.İngiltere'nin Oxford Üniversitesinde Jimnastik öğretmeni olarrak çalıştı.İngiliz Porfesyonel çevresinde ününü uzun yıllar sürdürdü.Daha sonra Londra'daki Ermenilerin jurnali ile 2.Dünya Savaşı başlarında tutuklandı ve 3 yıl hapis yattı.Savaş bitince , diğer esirlerle birlikte yola çıkarılan Sabri Mahir, Almanya'da kaldı.Tekrar ringe çıkarak gösteri maçları yaptı.İsmine kartpostallar çıkarılan Sabri , profesyonel boksun Avrupa'da en büyük ismi olarak ün yapmıştır.Ünlü ağır siklet boksörü Max Schmeling'e boksu öğreten ona şampiyonluk yolunu açan da Sabri Mahir'dir.

    ( Sabri Mahir , 1925'de Almanya'da iken bir kasap dükkanında çıraklık yapan Alman gencin vücut,kol, omuz ve el yapısına bakarak bunun mükemmel bir boksör olacağına kanaat getirmiştir.Ve onu özel bir
    şekilde özenle çalıştırmaya başlamıştır.Sabri Mahir'in çalıştırdığı ver rirnge çıkardığı bu kasap çırağı yalnız Alman boksunda gelmiş geçmiş en büyük yıldız olmakla kalmayacak,aynı zamanda 1930-31 ve 36 yıllarında ağır sıklette üç kez Dünya Şampiyonluğunu kazanacaktır.)

    Türkiye dışında futbol oynayan Galatasaraylı Rasih Minkari , Sabri Mahir'in Hollandalı Van Dam isimli bir boksörle Avrupa Şampiyonluğu ünvan maçını izlediğini ve hakemlerin maçı berabere bitrdiğini ve Sabri'nin hakkının yendiğini belirtir.Sabri Mahir , Van Dam ile ikinci kez karşılaştığında orta hakemin Sabri'yi galip ilan etmesine rağmen karar tekrar değiştirilerek bir kez daha beraberlik verilmesi o tarihlerde büyük bir skandal olarak nitelendirilmiştir.

    Yukarıda veridğimiz bu bilgiler ışıgında çıkan sonuç şudur :
    Galatasaraylı Selim Sırrı Tarcan Türkiye'de boksu ilk başlatan,Galatasaraylı Sabri Mahir ise yurtdışında ki ilk Türk boksörüdür.

    İSPANYA'DA BOKSU YASAKLATTIRAN TÜRK...
    Uzunca bir süreden beri Paris'te yaşayan Türk Boksörü Sabri Mahir ,Kidd Jacckson adlı biri Amerikalı organizatör tarafındanİspanya'ya görtürülmüştü.Madrid'in ünlü Fiorinten Centrale salonunda düzenlenen büyük bir turnuvada,Sabri Mahir de İspanya şampiyonu olan biri İspanyoll boksör ile karşı karşıya geldi.Salonu büyük bir meraklı kitlesi doldurduğu gibi şeref locasında İspanya Kralı da yer almış bulunuyordu.Mükemmel bir maç çıkaran Sabri Mahir , üçüncü raundun hemen başında amansız bir kroşe ile ünlü ve güçlü rakibini nakavt edince salonda büyükbir sessizlik oldu.Yardımcıların ve salon doktorunun müdahalelerine rağmen ringde ayılamayan İspanyol boksör sedye ile soyunma odasına götürülmüştür.

    Maçtan sonra İspanya Kralı Sabri Mahir'i locasına çağırtarak çıkardığı güzel maçtan ötürü tebrik etmiştir.Ancakİspanyolların pek sevdiği ünlü şampiyonlarının hali , halkın üzerinde öylesine olumsuz olmuştur ki İspanyol polisi boksu yasaklamak zorunda kalmıştı...


    [​IMG]

    Jimnastik

    Galatasaray , 1908 yılında İsveç Jimnastiği şubesini kurmuştur. Selim Sırrı Tarcan (1874-1957) Türkiye'nin ilk modern sporcusu ve eğitimcisi olarak bilinir . Bireysel sporların hemen hepsini ilk uygulayan ve uygulatan kişi olmaktan ötede Tarcan, eğitimci yönü ile ünlüdür. Özellikle hocalık yaptığı Galatasaray Lisesindeki jimnastik öğretmenliğinin ülkemizdeki kurucusu sayılan Tarcan, boksu da ilk yapan kişidir ve bu nokta ne yazık ki fazla bilinmemektedir.

    Selim Sırrı Galatasaray Lisesinden mezun olduktan sonra aynı zamanda askeri bir okul olan ve bugünkü Teknik Üniversite karşılığı sayılabilecek Mühendishaneyi Berr-i Humayun'dan da diplomasını aldıktan sonra İstihkam Zabiti olarak görev alır. Bu sıralarda da sporun her dalına merak sarmıştır. Tarcan'ı kısa bir süre sonra Jimnastik öğretmeni olarak GSL'de görüyoruz.
    Galatasaray ve Askeri okullarda der programına jimnastik derslerinin konulmasıyla başlayan hareket Meşrutiyet yıllarında daha da gelişmiştir.
    Maarif Nazırı Emrullah Efendi zamanında Selim Sırrı Bey , Maarif okulları Genel Müfettişliğine atanmıştır. 1909 yılında Stockholm' e Beden Terbiyesi Öğretmenliği eğitimi için gönderilen Selim Sırrı Bey'in ülkeye dönüşünde bu göreve atanması ,beden eğitiminin bilimsel bir biçimde gelişmesininin
    başlangıcı sayılır.

    Bu dönemde bende eğitimi anlayışının yerleşmesi, o yılları yaşayanlar yönünden hatırlananen büyük olay Amfirik Jimnastik ile bir sisteme dayalı olan İsveç Jimnastiğinin mücadelesidir. Bu iki ayrı Jimanstik anlayışı,kendilerine değişik ortamlarda uygulama alanları bulmuşlardır. İsveç Jimanstiğini ülkemize getiren Selim Sırrı Bey'in bütün bu yeni düşünüşe,Türk kadınını peçe ve kafes arkasına saklayan din baskısı ile beden çalışmalarını okul için uygun bulmayan ve onu tulumbacılıkla eşdeğer tutan görüşle mücadelesi,ülkemizin beden eğitimi tarihinde önemli bir yer almaktadır.

    FAİK HOCANIN BÜYÜK BAŞARISI (1896)
    Atina'da yapılan ilk modern Olimpiyat Oyunlarında Halter müabakasında Danimarkalı Viggo Jense'in 115. 5 kilo ağırlıkakldırarak Olimpiyat şampiyonu olması ,Mektebi Sultani Jimnastik Muallimi Faik Hoca (Üstünidman) tarafından büyük bir hayretle karşılandı. Çünkü , Faik Hoca ülkemizin en ünlü Jimnastikçisi olduğu gibi halter çalışmaları da yapardı. Ve Faik Hoca günlük çalışmalarını 115 kilo ağırlık kaldırmak suretiyle yapardı. Zaman zaman bu ağırlığı 125 kiloya kadar çıkarmaktaydı o sıralarda.

    İLK SPOR KİTABI YAYINLANDI (1899)
    Mektebi Sultani de 1874 yılından beri jimnastik muallimi olarak görev yapan ve o tarihten bu yana geçen 25 yıl içinde sayısız öğrenciler yetiştiren Faik Bey ,jimnastik sporunun ülkede daha iyi tanınıp yayılmasını sağlamak için kaleme aldığı bir jimnastik kitabını yayınladı. Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yayınlanan ilk spor kitabı olma özelliğini taşıyan 'Jimnastik yahut Riyaziyat-ı Bedeniyye'adlı bu kitap geniş ilgi gördü.

    GENÇLİK MARŞI DOĞUYOR (1916)
    Ünlü Beden Eğitimi Hocası Galatasaraylı Selim Sırrı Tarcan Bey,yüksek beden eğitimi öğrenimi yaptığı İsveç'ten dönerken beraberinde sayısız sapor bilgi ve dökümanlarıyla birlikte çeşitli 'nota'lar da getirmişti. Bunları ritmik jimnastikte kullanmayı amaçlıyordu. Bu notalardan birisi de İsveçli besteci Felix Korbing'in

    eseri olan "Tre Trallande Jambör" adlı bir ormancı şarkısıydı. Müzikten anlayan ve iyi de fülüt çalan Selim Sırrı Bey , bu şarkıyı bazı ufak değişikliklerle bir marş

    haline getirmişti. Sonra da görev yaptığı Yüksek Öğretmen Okulu'nun Türkçe öğretmeni bulunan Ali Ulvi Elöve 'den bu marş için bir güfte yazmasını rica etmişti. O günler,1. dünya savaşının tamamen aleyhimize döndüğü ve tüğm Ulusun derin bir üzüntü ve kedere boğulduğu günlerdi. Erkek Öğretmen Okulu o sıralarda Moda'da faaliyet göstermekteydi. Ali Ulvi Bey bu binanın denize bakan bir odasında 11. 5x20 cm. boyutunda kareli bir defter kağıdı üzerine mavi mürekkepli bir kalemle Selim Sırrı Bey'in istediği güfteyi yazmıştı :

    Dağ başını duman almış,
    Gümüş dere durmaz akar.
    Güneş ufuktanşimdi doğar ,
    Yürüyelim arkadaşlar.
    Sesimizi yer gök su dinlesin;,
    Sert adımlarla heryer inlesin.
    Bu gök,deniz nerede var,
    Nerede bu dağlar taşlar,
    Bu ağaçlar güzel kuşlar ?
    Yürüyelim arkadaşlar.
    Sesimizi yer gök su dinlesin ;
    Sert adımlarla heryer inlesin.
    Her geceyi güneş boğar,
    Ülkemizin günü doğar.
    Yol uzun olsa da ne var,
    Yürüyelim arkadaşlar.
    Sesimizi yer gök su dinlesin ;
    Sert adımlarla heryer inlesin.

    Ve bu marş ilk kez 19316 yılında Y. Erkek Öğr. Okulu öğrencilerinin İttihatspor sahasında Galatasaraylı Selim Sırrı Bey nezaretinde yaptıkları Benden eğitimi gösterileri sırasında söylendi.

    Atatürk'ün de pek beğendiği bu marşı , Milli Mücadele meşalesini tutuşturmak üzere geçtiği Samsun'dan Anadolu içlerine doğru ilerlerken yanında bulunanlara söyletmeyi adet edinmiş olduğu bilinir. 20 Mayıs 1938 tarih ve 3466 sayılıkanunla 19 Mayıs 'Gençlik ve Spor Bayramı' olarak milli günlerimizin arasına girerken, b marş da bu büğyük bayramın simgesi olarak Türk gençliği ve sporcusunun marşı olacaktır. . .

    Not: Bu tarihi belgeden de anlaşılacağı üzere Galatasaraylılar'ın bu Vatan'a bir hizmeti daha belirtilmiş oluyor. Onlarca yıl sonra Kopenhag'da UEFA Kupası Final maçında ,maçın uzatmalara kaldığı dakikalarda tribünlerdeki yaklaşık 20 bin Galatasaraylı'nın gözyaşları içinde ve insanın kanını donduran bir şekilde hep bir ağızdan söylediği bu marş (futbolcularımızın da itiraf ettiklerine göre) takımımızı ateşlemiş ve rakip karşısında 10 kişi kalmış olmalarına rağmen onlara güç vermişti. Taraftarın müthiş inancı ve futbolcuların azmi sayesinde de bu kupa 4-1 'lik (penaltılarla) sonuçla Türkiyemize armağan edilmişti.


    [​IMG]

    Çim Hokeyi

    Galatasaray Çim Hokeyi şubesini 1914 senesinde kurmuştur.


    [​IMG]

    Masa Tenisi

    Galatasaray Masa Tenisi ve Tenis'de de Türk Sporuna hizmet etmiştir.
    Ve pek çok şampiyon yetiştirmiştir. Vedat Abut,Şadi Kavur,Rasih Minkari,Suat Subay,Melih Kutay,Beliğ Beler,Suat Nemli,Celal Uluğ,Behbut Cevanşir,Nejat Balkan,Fazıl Peker ile Ali Zaimler bunlar arasında ilk akla gelenlerdir. Sarı Kırmızılı Kulüp halen sürmekte olan Masa tenisi faaliyetinin yanı sıra Tenis şubesini de yeniden harekete geçirmek üzeredir.


    [​IMG]

    Eskrim

    Yüzyıllar boyu kılıç-kalkan oyunuyla yeteneklerini sergileyen Türklerin eskrim sporuna geçişi 19.yy'ın sonlarında görülür.Eskrimi ilk kurallarıyla yerine getiren ilk Türk sporcusu Muallim Hüsnü Beydir. 1901 yılında Tepebaşında ki Union Françeise Salonunda Fransız Elçiliği ileri gelenlerine Maitre Moireau adındaki öğretmen tarafından ders verilmekteydi.Ülkemizdeki ilk resmi eskrim sporcusu olan Hüsnü Bey , bu lokale gizlice girerek eskrim çalışmaları yapmıştır. Selim Sırrı Tarcan eskrim sporunu da yapan Galatasaraylılardandır. Sarı Kırmızılı Kulüp Eskrim Şubesini 1931 senesinde kurmuştur.

    İlke Yaşar, Galatasaray Lisesi öğrencilerinden.Öğrenciliğinden daha önemli bir yanını ise sporculuğu oluşturuyor.Hem de öyle sıradan bir sporcu değil, neredeyse gittiği her yarışmada birinci gelen bir ESKRİMCİ o... İşte İlke'nin çok kısa sürede gerçekleştirdikleri :

    4 Kasım 1977,Ankara

    Yıldızlar Takım Şampiyonası Bayan
    Flöre : Türkiye ikincisi

    Uluslararası Kadet Turnuvası Bayan
    Flöre : Üçüncü

    Milli Takım olarak : Birinci

    Liselerarası İstanbul Şampiyonası
    Epe : İst.ikincisi
    Flöre : İst.birincisi

    Liselerarası Türkiye Şampiyonası,Afyon
    Epe : Türkiye dördüncüsü

    21 Şubat 1998
    Yıldızlar Bölge
    Flöre : Bölge üçüncüsü

    25 Şubat 1998
    Gençler Bölge
    Flöre : Bölge üçüncüsü

    1 Mart 1998,Ankara
    Yıldızlar Ferdi Türkiye Şampiyonası
    Flöre : Türkiye Şampiyonu

    8 Mart 1998,Ankara
    Gençler Ferdi Türkiye Şampiyonası
    Flöre : Türkiye ikincisi

    9 Mayıs 1998,İstanbul
    Yıldızlar Takım Bölge
    Epe : İstanbul birincisi
    Flöre:İstanbul birincisi

    18-19 Mayıs 1998,Antalya
    Yıldızlar Takım Türkiye Şampiyonası
    Epe:Türkiye ikincisi
    Flöre:Türkiye ikincisi


    [​IMG]

    Havacılık

    Galatasaray Spor Kulübü , 1931 senesinde Havacılık ve Planör şubesini kurmuştur.


    [​IMG]

    Kayak / Dağcılık

    Kayak sporu yurdumuza Ordumuz kanalıyla girmişitir. Yurdumuzun savunmasında hayati bir rol oynayacak olan kayak, ilk kez 1915-16 yıllarında doğudaki askeri birliklerimizde yeralmış ve Kafkas Cephesindeki kızaklı birliklerimiz tarafından kullanılmıştır.

    Aslında kayak biz Türklere hiç de yabancı değildir. Eski Türkler tarafından ' Çana ' diye adlandırılan kayağın, MÖ 400 yıllarında Baykal Gölü çevresinde yerleşmiş olan Türk Boyları arasında bir karda yürüme aracı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Ancak daha sonraki zamanlarda ılıman bölgelere yayılıp yerleşen atalarımız bu ecdat yadigarını doğal şartlar nedeniyle bir yana bırakmışlar ve buna gerek duymamışlar.

    Ancak Doğu Anadolu'da savaş yıllarında Türk Birliklerinin kayak kullanmaya başlamaları , kayakçılığın yurdumuzda tanınıp yerleşmesine neden olmuştur.Böylece Türkiye'nin ilk gerçek kayakçıları şanlı askerlerimiz olmuşlardır.

    Kayağın halk arasına ilk girmesi ve yayılmaya başlaması ise 1930'lu yıllara rastlar.1 Ocak 1931 günü Galatasaray Lisesinin öğretenlerinden bir grup , okulda görevli olan Fransız meslektaşlarının da önayak oluşlarıyla Uludağ'a giderek orada kayak yapmışlardır. Ki bu, Türkiye'de sivil kayakçılık yolunda atılan ilk adım olmuştu. Bu, daha sonraki yıllarda hevesli öğrencilerin de katılmaları ile tekrarlanmıştı. Bu nedenle Türkiye'de kayak sporunun başlangıcı olarak bu yılı kabul etmemiz gerekir.


    [​IMG]

    Judo

    Sarı Kırmızılı kulüpte son yıllarda kurulan bir şube Judo olmuştur.1983 yılında federasyon üyeliği de yapan Galatasaray yöneticisi kayıhan Uraz 'ın çabalarıyla kurulan Judo Şubesi de sarı kırmızılı camiaya yakışır etkinlikler içindedir.

    Ayrıca üç büyükler içinde bu şubesi bulunan tek kulüp Galatasarayımızıdır.
    1985 yılında Büyükler kategorisinde ilk kez Türkiye şampiyonu olan takımımız dahasonraki yıllarda da bu başarılarını sürdürmüş,sadece Büyükler'de değil öteki kategorilerde de şampiyonluklar kazanmıştır.

    1985 yılında 2 sporcumuz da Balakn Şampiyonluğu kürsüsüne çıkmışlardır.
    Türkiye'de hiçbir kulüp bukadar çok spor dalında faaliyet gösterip başarılı olabilme özelligine sahip değildir.Bu bakımdan ezeli rakiplerimiz ile aramızda kapatılamaycak büyük bir fark olduğu da kabul edilmelidir.


    [​IMG]

    Su Balesi

    1995 yılında kurulan bu şubemiz halen faaliyetini sürdürmektedir.


    [​IMG]

    Briç

    Galatasaray Spor Kulübü bünyesinde 1999 yılında Cavit TURAN Başkanlığında
    Galatasaray Briç Takımı kuruldu. Galatasaray Briç Şubesi Kaptanı Cavit TURAN,Galatasaray Üniversitesi Rektörü Yıldızhan YAYLA ve Galatasaray Lisesi Müdürü Erdoğan TEZİÇ ile görüşerek Briç'in hem Lise hem de Üniversitede
    hobi dersi olarak okutulmasını kararlaştırdılar.

    Galatasaray Briç Takımı 16-17 Ekim 1999'da Türkiye Takımlar Şampiyonası'na katıldı.

    Briç Takımımız :
    Orhan Ekinci (Kaptan), Mesut Karadeniz , Ali Yalman, Levent Özgür, Özgür Bahar, Toyan Sezerli, Lale Gümrükçüoğlu, Ergun Korkut, Sedat Aluf ve Mehmet Ali Kordöv 'den oluşmaktadır.


    Briç'te Türkiye Şampiyonu olduk...

    Sarı Kırmızılı ekip, Briçte de Türkiye Şampiyonu...
    Ekim 2000'de İskenderun'da yapılan Türkiye Briç Birinciliği'nde Galatasarayımız Şampiyon oldu. Briç Federasyonu ile Hatay Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve 16 takımdan toplam 160 sporcunun katıldığı turnuva sonunda Galatasaray birinci olurken, Beşiktaş ikinci, Ankara Briç İhtisas Spor Kulübü üçüncülüğü elde etti. Dereceye giren takımlara kupalarını Briç Federasyonu Başkanı Ata Aydın verdi.


    [​IMG]

    • Ali Sami bey
    * Emin Bülent bey
    * Diğer Kurucularımız


    ALİ SAMİ BEY

    Sonradan Yen soyadını alan Ali Sami bey, 20 Mayıs 1886'da İstanbul'un Kandilli semtinde doğdu. Babası, ünlü edebiyatçılarımızdan Şemsettin Sami' ydi. Galatasaray Lisesinde okudu ve futbol oynadı. Ali Sami Yen sadece Galatasaray Kulübünün bir numaralı kurucusu olarak kalmadı; Türk futbolunun önde gelen örgütleyicilerinden biri oldu. Yen,1923 yılında kurulan Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı'nın kurucuları arasında yer aldı ve başkanlığını yaptı. 1924 Paris olimpiyatlarına katılan Türk kafilesinin başkanlığını yaptı. 1926-1931 yılları arasında Türkiye Milli Olimpiyat komitesinin başkanlığı görevini yürüttü. Galatasaray'da 1905-1918 arasında 13 yıl, 1925'te 1 yıl olmak üzere iki dönemde 14 yıl başkan olarak hizmet verdi.

    Kulübün 1 Numaralı üyesi olan Ali Sami Bey'in başkanlığı döneminde kulübe yaptığı hizmetler saymakla bitmez.En kritik dönemlerde kulübü yaşatmak için mücadele veren o ve arkadaşlarıydı.Kötü bir idarenin,akıl almaz,mantık kabul etmez fermanlı adamları ile savaşan o idi.Sonunda amacına eren de o oldu.
    1905-1918 döneminde Galatasaray 4 kez şampiyon oldu.Ali Sami Bey'in Başkanlığı döneminde Yönetim Kurulllarında vazife alan Galatasaraylıları şöyle sıralayabiliriz :

    Emin Bülent, Asım Tevfik, Hasan Fuat, Refik Cevdet,Horace Armitage, Hasan Basri, M.Rıza, Reşat Şirvani, Bekir Sıtkı,Abidin Daver, Ali Sami Yen'in(05.04.1925) bu kez Başkanlığı Genel Kurul'un ısrarı ile oldu.Büyük bir çoğunluk 1.Nolu kurucu Üyenin yeniden Başkanlığını istiyordu.Ali Sami Bey bu sürekli ısrar karşısında soz kez Başkanlığı kabul etti ve Yönetim kurulunu şu kişilerden oluşturdu :

    Faik Soydanbay ,Mecdi Hüsam,Arif İkar,İbrahim Burak

    Ali Sami Yen'in Sarı Kırmızılı kulübe önemli bir katkısıda Galatasaray Müzesinin kurulması oldu. 1905 yılında yönettiği Moda-Kadıköy karşılaşması nedeniyle, Ali Sami Yen'in ilk Türk hakem olabileceği de çeşitli kaynaklarda yazılıdır. Mili Takımın Romanya ile yaptığı ilk maçta, teknik adam olarak takımın başında o vardı. Bu görevi de bir süre yürütmüş, yani Türk Milli Takımın ilk teknik direktörü olmuştur. Türk Spor Tarihinin en seçkin kişilerinden biri olan Ali Sami Yen Feriköy mezarlığında toprağa verildi. Ali Sami Yen, sadece Galatasaray' ın değil Türk sporunun en seçkin kişiliklerinden biriydi. Onun açtığı yoldan pek çok sporcu, teknik adam ve yönetici yetişti.

    Bunlar sadece Galatasaray' a değil Türk sporuna da büyük hizmetler verdiler. Örneğin, Ali Sami Yen'in Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı' nın başında olduğu bir dönemde bir başka Galatasaray' lı yönetici Yusuf Ziya Öniş de Futbol Federasyonu Başkanı olarak görev yapıyordu. Atletizm, basketbol, voleybol gibi öteki spor dallarında da Galatasaray'lılar sadece öncü olmakla kalmadılar, sporcu, teknik adam ve yönetici olarak bu sporların ülkemizdeki gelişiminde çok önemli roller oynadılar. Kısacası, Ali Sami Yen sadece Galatasaray kurucusu olarak kalmadı, Türk sporunun da pek çok kuruluşunun temelinin atılmasını ve yükselmesini sağladı. Böylece Galatasaray' lıların çok önemli bir özelliklerini de en çarpıcı biçimde ortaya koymuş oldu. Bu gelenek hep devam etti. Galatasaraylılar her zaman ülke sporuna çok önemli hizmetlerde ve katkılarda bulundular.


    Kulübümüzü kurma fikrinden ilk kez en yakın arkadaşım Emin Bülent'e söz etmiştim. O daha büyük sınıftaydı, okulu benden önce bitirmişti, bu yüzden yalnız tatil günlerinde buluşabiliyorduk.

    Çalışmaları Asım Tevfik ile yürüttük grubumuzu genişlettik ve o zaman çok sorumluluk getirici bir iş olan kulüp kurma işimizi tamamladık. Emellerimizin düşünceden uygulamaya geçmesi sırasında yanımızda çalışan Asım Tevfik olduğu için onu, hala müzemizde sakladığımız sicil defterimizin iki numarasına, Emin Bülent'i de üç numarasına kaydettik. Aradan yıllar geçti. Güneş kulübünün doğmasına varan anlaşmazlıklar ve mücadeleler Emin'i çok üzmüştü, spordan ve sporcudan nefret ediyordu.

    Öyle sanıyorum ki, bizi artık yalnız kişisel dostluk bağlıyordu. Galatasaray' lılık ortadan silinmiş gibiydi. Yıllar yeniden akıp gitti. Unutmayacağım bir kara gündü. Emin Bülent Göztepe'deki evinde son saatlerini yaşıyordu. Sayın eşi beni karşılarken, "Aman,bu defa çok fena göreceksiniz...İçeriye girmeden kendinizi alıştırın, yüzünüzden birşey anlamasın...". Aylardan beri ölüme karşı yaptığı çetin mücadele zavallı Emin' in aslan gibi bünyesini bitik hale getirmiş hem de ruhunu hırpalamıştı. Eliyle işaret ederek beni yanına çağırdı. "Ali Sami" dedi, "Şimdiye kadar içimde sakladığım bir duyguyu sana açıklayacağım:
    "Benim hakkımı yediniz, 2 numaralı Galatasaraylı benim" ve gözlerinin feri bir an için tekrar parlayarak:

    "Arkadaşlara söyle, hakkımı vermezseniz ruhum hepinizden davacıdır" sözünü ekledi. Emin hayatının son büyük hamlelerinden birini yapmıştı. Başı yana çevrildi, elleri yorganın üstüne dermansız düştü. Ben şaşırmış kalmıştım, Kulübünün sözünü bile ettirmek istemeyen insan bu muydu? Emin'in son arzusunu yerine getirmek için Asım'la görüştüm. Oda Emin'i çok severdi. Kulüp dertleri bizi birbirimize üç silahşörler gibi bağlamıştı.Asım Emin'i kurtarmak için canını verirdi, fakat Galatasaray' lılığını ifade eden bu belgeden vazgeçmeye razı olmadı, elinden gelmiyordu. Galatasaray kongresi, iş kendisine gelince,
    bu iki emektar arkadaşın duygularını coşkuyla karşıladı, her ikisini de kulüplerine bağlılık açısından haklı görerek güzel bir sonuca vardı: Emin'de, Asım'da Galatasaray'ın 2 numaralı üyesi sayılacak; 3 numara kimseye verilmeyecektir. Fakat gerçekte öyle olmadı, Emin'in boş kalan yeri bir tek kişi değil,bütün Galatasaray' lılar bir anda duygularıyla doldurdular.

    Emin Bülent Serdaroğlu'nun 'Senelerce beraber çalıştığımız ve HARP MEYDANLARINDA ŞEHİT DÜŞEN Galatasaraylı kardeşlerime' diyerek ve millet hıncını terennümde arslanlar gibi coşarak şehitlerimize ithaf ettiği meşhur şiiri...
    Bu şiir Ulu Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından da ezberlenmiş ve Emin Bülent'e iltifatlar edilmiştir...

    DEV ŞARKISI
    -----------

    TÜRK'üm ben.
    Oğuz nesli benim nesli vakurum,
    Altaylar'a bağlar beni alnımdaki nurum.

    Parlak güneşin doğduğu yerlerde doğan ben,
    İlk ateşi içtimdi bir ARSLAN memesinden.
    Şahin gibi cenk atları kişnerken uyandım,
    Ejder gibi kaplanları boğdum oyalandım.
    Yalçın döşeğim vardı küheylan yelesinden,
    Aldımdı bu sert ismimi gök gürlemesinden.

    TÜRK'üm ben.
    Oğuz nesli benim nesli vakurum,
    Altaylar'a bağlar beni alnımdaki nurum.

    Emin Bülent SERDAROĞLU
    (Vatan şairi ve Galatasaray Spor Kulübünün
    2 numaralı kurucusu...)

    --------------

    KİN

    Göster sema-yi mağribe yüksel de alnını ,
    Dök kalb-i saf-ı millete feyz-i beyanını !
    Al bayrağınla çık, yürü sağken zafer nüma ,
    Bir gün şehit olunca sen, olsun kefen sana !

    Ey makber-i muazzam-ı ecdadı titreten ,
    Düşman sadası, sus, yine yükselme gölgeden !
    Kafir ! Hilal-i rayet-i İSLAM' a hürmet et ,
    Toplar boğar hitabını dağlarda akibet..!

    Dağlar lisana gelse de anlatsa hepsini ,
    Binlerce can dirilse de nakletse geçmişini !
    Garbın cebin-i zalimi affetmedim seni ,
    TÜRK'üm ve düşmanın sana kalsam da bir kişi..!

    Ben şurezar-ı kalbimi kinimle süslerim ,
    Kalbimde bir silah ile ferdayı beklerim .
    Kabrinde müsterih uyu ey namdar atam !
    Evladının bugünkü adı sade intikam..!

    Emin Bülent SERDAROĞLU
    -------


    Diğer Kurucularımız

    Asım Tevfik
    Sonumut
    Celal
    İbrahim Bekir Sıtkı
    Bircan Refik Cevdek
    Kalpakçıoğlu Abidin
    Daver

    [​IMG]
    Galatasaray Arması

    Akis mecmuasının 05.07.1963 tarihli nüshasından....;
    Yıl 1923, Galatasaray Lisesinin son sınıfı ile ondan bir evvelki sınıf elele bir okul dergisi çıkarmaktadırlar. Bu yarı mizahi, yarı ciddi derginin adı "KaraKedi"dir.

    Elden ele dolaşan öğrencinin,öğretmenin pek sevdiği bu derginin karikatürlerini Arif ,işadamı Tektaş ile Şinasi ,Mimar Ş.Reşit Şahingiray yaparlar. Yazılarını da o güzelim el yazısı ile gramerci Emin Bey'in oğlu Ayetullah temize çekerdi. Her hafta iştiyakle beklenen bu dergi şimdi mektebin müzesindedir.

    Birgün Ayetullah bu dergi için eski harflerle, içiçe bir GS, yani 'Gayın ve Sin' çizer ve sarı-kırmızıya boyar. Sonra bu resmi önce Şinasi'ye sonra da Arif'e gösterir. Onlar da beğenirler. O sırada Suat Hayri ÜRGÜPLÜR (Senato Başkanı), Mehmet Osman DOSTEL (Büyükelçi), Vildan SAVAŞIR, Ali Teoman Bey (Mektep Müdürü) görürler ve heyecanlanırlar. Resim çoğaltılır, önce kitaplara, defterlere çizilir, sonra da levha halinde sıralara ve sınıflara asılır.

    Bu resim artık Galatasaray'ın alameti farikasİ (amblemi) olacaktır...
    Dr.Namık, aşık bir Galatasaraylı idi. O tarihlerde toplanan bir kongrede bu resmi Şinasi Reşit'in teklifi olarak reye koydurmak ister. Resim kongrede de beğenilir. Ne varki bu sadece lafta kalan bir tasviptir. Onu kim 'Rozet' haline getirecektir?..

    Önce mektep kooperatifi işareti mektup kağıtlarına, defterlere bastırır. Sonra da 1925'te Aslan Nihat ile Ömer Besim (Koşalay) ortaklaşa sahip oldukları spor mağazası adına rozet olarak hazırlatırlar.
    Bugün yakalardaki GS ' de,tıpkı ilk 'Gayın-Sin' gibi Ayet'in tertibidir.
    Ayet 1931'de, Dr.Namık ise 1933'de Galatasaraylı kuşakların kalplerine göçtüler...
    ----------------------------------
    Galatasaray Lisesi talebelerinden Ayet Emin’in çizdiği Galatasaray amblemi, eski ve yeni Türkçe şekli ile.

    Galatasaray'ın ilk amblemi, 333 Şevki Ege tarafından çizildi. Bu, ağzında
    futbol topu olan kanatları gerili bir kartaldı. "Kartal", Galatasaray'lıların
    üzerinde durduğu bir amblem örneğiydi. Ancak, kartal adı benimsenmeyince, Şevki Ege’nin kompozisyonu bir kenara itildi. Sonraları , GS amblemi doğdu ve benimsendi.

    Suat Başar,Galatasaray ambleminin nasıl doğduğunu şöyle anlatıyor:

    Yıl 1923

    O yıl biz "cinquieme" da, yani lise 1' deydik. Arkadaşlarımızdan 74 Ayetullah Emin, sıra arkadaşı Şinasi (Şahingiray), ile birlikte her hafta "Kara kedi" %90 nispetinde Ayet’in inci gibi el yazısı ile yazılmıştır. Ayet, bir taraftan mecmuasının yazılarını temize çekerken, bir yandan da sahifelerini ve bilhassa kapak vazifesi gören ilk sahifesini süslerdi. Bir defasında bu kapakta hepimiz basit fakat zarif çizilmiş bir "Gayin -Sin" gördük. Kırmızı Gayin'ın içine sarı bir "Sin" oturtulmuştu. Hendesi çizgilerle ve muayyen ölçülerle resmedilmiş olan bu şekil , kulübümüzün, yalnız kulübün değil, bütün Galatasaraylılığın remzi olacaktı.Ama her şeyden evvel bu şekli kulübün kongresine teklif etmek lazımdı. Bu teklifi kim yapacaktı? Tasarladığımız arkadaş çekingendi ve kongre
    günü yaklaşıyordu. Nihayet o gün geldi. 1923 yılında, bir gün mektebin resim sınıfında kalabalık bir kongre toplandı. Ne ateşli, ne heyecanlı bir kongreydi o. Kimler yoktu ki? Belli ki Galatasaray yeni hamlelere hazırlanıyor, spor sahasında yeni inkılaplar yapacak, memlekette yeni çığırlar açacak. Teklifler ve kararlar birbirini kovalıyor. Şinasi arkadaşımız Ayet’den "Gayin-Sin" resmini almış, kongreye teklif edecek, ama o da çekingen,arka sıralarda oturmuş bekliyor. Nihayet Şinasi’nin yanında oturan Dr. Namık (Canko) merhum, söz alıp ortaya çıktı ve:

    Arkadaşlar, genç kardeşlerimizden Şinasi Reşit, kongremize bir rozet şekli
    getirmiş, kulübümüzün remzi ven rozetimizin şekli olarak kabul edilmesini
    teklif ederim, dedi. Büyük bir resim kağıdına çizilmiş ve renklerimizle boyanmış "Gayin-Sin" i ortaya çıkardı. Teklif alkışlar arasında ittifakla kabul olundu. Ayet, yalnız eski harflerle "Gayin-Sin" çizmekle kalmamış, aynı üslupla bir de "GS" yaratmıştı. Bunların asılları Ayet’in Şinasi’nin yardım ile çıkardığı haftalık el yazısı "Kara Kedi" mecmuasındadır. "Gayın-Sin" ilk defa 1925 de kurulan Galatasaray talebe sandığının hazırladığı mektup, kağıt ve zarflarına basıldı. Yine, 1925 de kabul edilen lise kasketine ve daha sonra lise ceketlerine işlendi. Bazı imkansızlıklar, rozetin yapılmasını geciktiriyordu. Nihayet bunu da sıra gelince, şekiller o zaman eski İpek sinemasının kapısındaki dükkanlardan birinde Besim Koşalay ile birlikte tuhafiye mağazası açan Nihat Bekdik’e verildi. Bir aksilik eseri bunlar kayboldu. O zamanki İdare Heyetinin bastırdığı matbualarda ve yaptırdığı rozetlerde Ayet’in eseri biraz şekil değiştirdi. GS’ın yaratıcısı Ayet Emin’i 29 eylül 1931 de toprağa verdik. Dr. Namık ağabeyimiz 1933 yılında aramızdan ayrıldı. Allah Şinasi Şahingiray arkadaşımıza uzun ömürler versin. GS’yı gördükçe, her üçünü hatırlar, ebediyete tevdi ettiklerimizi
    rahmetle yad ederim.

    Not: Maalesef, şu tatlı anıyı bize nakleden 550 Suat Başar ağabeyimiz de
    aramızdan ayrıldı. Nur içinde yatsın...

    [​IMG]
    GALATASARAY MÜZESİ

    Galatasaray camiasının gerçekten imrenilecek, şanlı geçmişinin en büyük tanığı, müzesidir. Bu müze dünyanın ünlü kulüplerinin bile sahip olmadığı bir zenginliktedir.

    Galatasaray müzesi, 1913 yılında Kalamış' ta tahsis edilen kulüp merkezi ile tesislerin yer aldığı binada Ali Sami Yen tarafından kurulup geliştirilmiştir. Bu yönüyle, Galatasaray Müzesi, dünyadaki ilk spor müzelerinden biridir. Galatasaray Müzesi, Ali Sami Yen'den sonra Evliyazade Mahmut, Ferit İbrahim, Suphi Neş'et, Selahattin Feyzi'nin yardımları ile gelişmiş, İhsan İpekçi, Alaattin Şahinbaş, İhsan Belor, Abdi İpekçi'nin yakın bilgileri ile yücelmiştir. Ferruhzat Turaç'ın 35 yılı bulan hizmeti özellikle anılmalıdır. Onun çalışmalarıyla çağdaş bir düzene kavuşan Galatasaray Müzesi, bugünkü halini almıştır. Dünya Savaşı
    sonrasında ve İstanbul'un işgali nedeniyle bu bina boşaltılmış.

    Müzedeki eşya da Galatasaray Lisesi Müdürü Salih Arif'e teslim edilmiştir. Lisede önce konferans salonunun bitişiğindeki odada, sonrada ön taraftaki Resimhane denilen bölümde oluşturulan müze, 1972 yılında bügün bulunduğu son yere gelmiştir.

    Bugünkü müze binası, Galatasaray'lı Mimar Ahmet Kemal Aru' nun projesine göre yapılmıştır. 1986'da yenilenen iç düzenlemesiyle bugünün gereksinimlerini karşılayabilecek çağdaş bir duruma getirilmiştir. Müzenin giderleri, kulüp bütçesinden ayrılan bir ödenekle karşılanmaktadır. Müze Kurulu, Mustafa Pekin' in başkanlığı dönemine kadar, yönetimden ayrı bağımsız bir kulüp organı olarak genel kurumlarda seçilmekteydi. Pekin' in başkanlığı sırasında yapılan ilk değişiklikle, bu iş yönetim kuruluna bırakılmıştır.

    Müze Sorumlusu Avukat Vefa Semenderoğlu' nun verdiği bilgiye göre, buradaki en değerli objeler şunlardır:

    1- Gazi Büstü :
    1928 yılında Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın Taksim Abidesini yapan heykeltraş Canonica'nın büstünü ödül olarak koyduğu maçların ilkinde Galatasaray 3-0 yenik olduğu maçı 3-3'e getirmiş ikinci karşılaşma da ezeli rakibini 4-0 yenerek bu ödülü kazanmıştır. Müzemizdeki en değerli obje budur.

    2- Şehitlerin Anıları:
    1911-1912 yılında sürekli savaşlar nedeniyle takım kuramayacak duruma
    gelen Galatasaray' ın daha sonra Çanakkale ve öteki cephelerde şehit
    düşerek yazdıkları tarihten geriye kalan tüfek, kasatura ve kılıçların
    bulunduğu bölüm, müzenin en anlamlı bölümlerinden biridir.

    3- İstiklal Madalyaları:
    Kurtuluş savaşımız sırasında şehit düşen ve gazi olan Galatasaraylılar için verilen madalyaların bulunduğu bölümde müzemizin bir başka anlamlı köşesidir.

    Elbette ki bunların yanında, yurt içinde ve dışında çeşitli yarışmalarda Galatasaray'lı sporcuların kazandıkları kupa ve madalyalar ile diğer ödüller müzemizde yer almaktadır. Bu nedenle, Galatasaray' ın Türkiye' de en görkemli müzeye sahip olduğunu söylemekte bir gerçeğin ifadesi olur.
    ---------------------------------------------
    MÜZEDEKİ GALATASARAY

    GALATASARAY MÜZESİ ARŞİVİNDEKİ BELGELERİN
    IŞIĞINDA KULÜBÜN KURULUŞU


    Galatasaray'ın gerek mektep, gerek kulüp, gerek cemiyet kurumları çerçevesinde tarihi, çeşitli yazarlar tarafından defalarca kaleme alınmıştır. Bu kendine özgü kavramları ve zaman aşımına uğramayan gelenek ve davranış biçimleri olan kurumlar bütününün tarihi o kadar ilgi çekicidir ki, konuyla biraz ilgilenen herkes, bu tarihin ortaya çıkması gerekliliğini düşünür ve bu uğurda elinden gelen katkıyı yapmak isteğini içinde duyar. İşin içine bir da kişisel anılar girdiğinde ise gerek yazmak, gerekse bildiklerini paylaşmak neredeyse bir tutku halini alır. Ne var ki Galatasaray tarihiyle ilgili yayınların çoğu, kapsam ve sistematikten uzaklaşıp daha çok yazarın duygusallığıyla şekillenmiş kitaplardır. Galatasaray Lisesi'nin eski müdürlerinden Fethi İsfendiyaroğlu'nun Galatasaray Tarihi isimli detaylı çalışması dışında, bu özel tarihi genel tarihle ilişkileriyle birlikte değerlendiren ve bu anlamda resmi tarihe de katkıda bulunabilen bir çalışmaya rastlamak zordur.

    İsfendiyaroğlu'nun ancak birinci cildini tamamlayabildiği, müsveddelerini hazırlamasına rağmen ikinci cildini tamamlamaya hayatının yetmediği kitabın ilk cildiyle birlikte yayımı gerçekleşebildiği zaman konunun kapsamının ne kadar geniş olduğu okuyucu tarafından daha somut anlaşılacaktır. Galatasaray Müzesi'nin, yüzyılın ilk yıllarından beri özenle korunmuş belgelerinden yola çıkarak, gerek görüldükçe ilgili dönemlerde yaşamış olanların tanıklıkları ve konuya eğilmiş yazarların, bir çoğu günümüzde bulunması olanaksız olan yayınlarından faydalanarak, eksiği olsa da yanlışı olmayan bir derlemenin Ortak Bellek içinde yeralması gerektiğini düşündük. Umudumuz, Galatasaray'ın Türkiye Cumhuriyeti tarihine katkılarını ortaya çıkaracak bir akademik araştırmanın kapısının açılması ve Galatasaray'ın beşyüz yılı aşkın tarihinin önemi daha geniş kitlelerce de bilinmesi.

    Bir Mektup

    20 Kasım 1906 tarihli bir mektubunda Galatasaray'ın ilk takımının ünlü oyuncularından Emin Bülent, bir süre için yurtdışında bulunan Ali Sami Bey'e şöyle sesleniyor: "Aliciğim, Tahsin'e yazdığın mektupta unutulduğundan bahsediyorsun. Fakat emin ol ki biz seni hiç unutmadık. Sen bizim futbol aleminde daima mukaddes

    kalacak bir kurucu sayılırsın. Şimdiki başarılar hep senin eserindir. Önce İmojen ile lig maçı oynadık. Bir onlar, bir biz gol yaptık. Herkes hayret etti. Lazari'nin kahvesinde bundan başka şey konuşan yoktu. Dün de Moda ile oynadık. Bu sene ben kaptan oldum. Birinci halftaym hiç hiçe bitti. Fakat şurasını söyleyeyim ki, evvelce biz Moda gibi bir kulüple bir halftaym golsüz kalsak, deli olurduk. Şimdi hala gol yapamadık diye deli oluyoruz. Bitişe bir çeyrek kala, Moda'ya bir yapmayayım mı... öyle parlak bir alkış olamaz. Fakat heyhat, sonra bizim eşşek Celal topu kornere atar gibi bize bir gol yaptı. Sonuçta Moda'yla berabere kaldık. Herkes ağlayacak gibiydi. Netice hakikaten bizi ağlatacak gibidir. Böyle neticelere memnun olduğumuz zamanlar çoktan geçti. Moda'nın maç yapmak için yolladığımız mektuplara cevap vermediği zamanlar nerede kaldı. Şimdi biz o fakirlere limon ikram ediyoruz. Artık birincilik ümidindeyiz. Herkes bravo Galatasaray'a diyor. Ve şimdi bu mektupla bu alkışlar bizden uzakta fakat kalbi daima bizimle olan birisine gidiyor. Şimdi Nikolo gibi de bir kalecimiz var. Maşallah. Onu tanırsın. Bizim mektepteki üç müslüman İngiliz'den en küçüğü. Fakat küçük diyorsam, boylu ve iri vücutlu, düşün artık.

    Tim şöyle: Ali, Nikolof, Hüseyin, Hasan, Emin, Maşaya, Bekir, Celal, Milo, Mazhar. Adieu Aliciğim. Cevap yazarken adresi şöyle yaz: Beyoğlu'nda Taksim'de Mızıka-i Hümayun Kışlası karşısında, merhum Cemil
    Paşa'nın hanesinde Emin."

    Ali Sami Yen ve Galatasaray'da futbol

    Ali Sami Yen, 1886 yılında İstanbul'da doğdu. İlk Türk romanı sayılan Taaşşuk-u Talat ve Fitnat başta olmak üzere bir çok edebiyat ve dilbilgisi eserinin yazarı Şemsettin Sami'nin oğluydu. Şemsettin Sami Askeri Teftiş Komisyonu'nda başkanlık yaptığı sıralarda, 1896 yılında Abdülhamit tarafından "ikamete memur" edildi. Şemsettin Sami bu olay üzerine Erenköy'deki köşküne çekilip kendini eski Türk yapıtlarını incelemeye adadı. Aynı yıllarda, oğlu Ali Sami de köşkün bahçesinde yaşıtlarından farklı bir takım oyunlar oynamaktaydı. Ali Sami Yen o yılları 1929'da yazdığı anılarında şöyle anlatıyor: "Çocukluğumda kişisel idmanlara hevesim vardı. Erenköy'deki bahçemizde halka, trapez ve diğerlerini içeren bir espaliye ile bir tramplen yaptırmıştım. Kürek çeker, çok yüzer, bisiklete binerdim. O zamanlardaki arkadaşlarımızla bu
    hareketlerle eğlenmeyi amaçlar, biraz da pazılarımızın kabarmasından, göğsümüzün genişlemesinden zevklenirdik. Birbirimize karşı övünmelerimiz dışında spor konusunda bilinçsizdik. İdmancılıkta bugün aradığımız eğitsel ve toplumsal hedeflerden tamamen habersizdik".

    Galatasaray Spor Kulübü'nün bir numaralı kurucu üyeliğinden ve Galatasaray'da futbolun doğmasına neden olmanın yanında, Türk futbolunun ilk futbolcularından olarak, uzun yıllar hakemlik yaparak, Türkiye'deki ilk spor örgütü olan Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı'nın kurulmasında büyük rol oynayarak, spora hizmet etti. Ali Sami Yen çocukluğundan bahsederken, babasının kendisini Beyoğlu Fransız Tiyatrosu'na götürdüğünden bahseder. Ali Sami, tiyatroda gördüğü cambazlardan ve onların yaptığı akrobatik hareketlerden etkilenerek bir takım jimnastik hareketlerini taklitle spora başlamıştı. 1902 yılında ikinci sınıftan Mektebi Sultani'ye girdiğinde edindiği arkadaş çevresine de bu merakını aşılar. "Mektepteki ilk arkadaşlarım Dr. Aziz Fikret ile kardeşi Daniş (sonradan İstanbul Sanayi Müdürü) ile bisiklete binme
    merakımız vardı. Bu spor münasebetiyle Tahsin Nahid ve Muvaffak Menemenci'yi tanıdım. Biri mukavemette, diğeri de süratte zamanın en ileri bisikletçileriydiler.1904'de ilk kez amcazadem Suphi'nin teşvikiyle Moda çayırında İngilizlerin yaptığı bir futbol maçını seyrettim. Aynı oyunu mektepte tatbike çalıştım. Galatasaray'a ilk topu 425 Bedri, Frerler Mektebi'nden getirmişti. Topla oynama yalnız, duvara ve havaya vurmadan ibaretti. Okulun boyunu aştırabilenler büyük tezahürat alırdı."

    Sporun bir çok branşının Türkiye'de ilk uygulandığı çatı olan Galatasaray'da yüzyılın ilk yıllarında bugün anladığımız anlamda pek sportif faaliyet yoktu. Spor desteklenen değil, tam aksine pek hoş karşılanmayan bir uğraştı. Hatta Ali Sami ve arkadaşlarından önceki yıllarda futbol oynamaya kalkışan birkaç öğrencinin tutuklandığı, o zamanın Emniyet Bakanı konumundaki Zaptiye Nazırı'nın önüne çıkartılıp, sorgulandıkları ve bu sporun yasak kabul edildiği de çocuklar arasında anlatılan, bilinen bir olaydı. Buna rağmen Ali Sami, Reşat Danyel, Tatar Süleyman ve Şevki adlı arkadaşlarıyla birlikte ilk futbol takımını kurdu. Ne var ki bu takım maç yapacak bir rakip bulamadan dağıldı. Aynı yıllarda Galatasaray öğrencileri arasında jimnastiğe doğru güçlü bir eğilimin başladığı ve Ali Sami'nin bu yıllarda onlardan da etkilendiği görülüyor. "O zamanlar her yerde güce ve güçten doğan güzelliğe karşı büyük bir sevgi başlamıştı. Bu eğilimi bir daha hiç bir zaman, hiç bir zaman, mektepte o yıllarda tanık olduğum kadar hissetmedim. Mektebin jimnastik ve kuvvet yıldızlarına yakından bakmaya utanır, koridorlardan geçerken kendimizi göstermeden, gıpta dolu bakışlarla, uzun uzun onları seyrederdik. Bunlar ikiye ayrılırdı. Yeni yetişen ve nispeten küçük sınıflarda olan, daha çevik ve ince yapılı idmancılar ve üst sınıflardaki, kıdemli, daha seçkin bir mevki sahibi idmancılar. Biz önce onların serüvenlerini dinledik. Sonraları tanıdık. İşte Tatar Süleyman. Uzun boylu, kösele gibi vücutlu, daima dişlerini sıkıyormuş gibi çene kemikleri geniş, azimli ve güçlü, çok canlı görünümlü bir yüz. Yanındaki de Milo. Ellerini şakaklarına koymuş ders çalışıyorlar. Kuvveti bırakıp ta zihinlerini yormaktan acı çektikleri belli. Yumruklarını sıkmışlar, elbiselerinin altından pazıları seçiliyor. İşte, Rana, Bekri, Nasip... Bunların isimlerini birer birer sanki mitolojik kişilermiş gibi kendilerini görmeden ezberledik ve sonra cücelerin devlere baktığı gibi onları seyrettik."

    Spora ve sporcuya hayranlığı, Ali Sami Yen'i 1903 yılı sonbaharının ilk günlerinde bir kulüp kurma düşüncesine iter. Aynı günlere denk düşen bir olay da bu düşüncesini somutlaştırmaya yönelik bir adım atmasına sebep olur. "Mektepte üçüncü ve dördüncü sınıflar arasında top olaylarından ötürü bir gerginlik olmuştu. O zamanki birinci ve ikinci sınıflar orta bahçede, üçten altıncı sınıfa kadarkiler büyük bahçede teneffüse çıkardı. Küçük bahçede havaya atılan top, bazen büyük bahçeye kaçardı. Buradaki üçüncü sınıf talebeleri de ya topu iade etmez, ya dışarı atar ya da patlatırlardı. Bu yüzden iki sınıf aralarında zıtlaşmışlardı. O zaman topu vesile ederek harp ilan etmenin iyi bir fikir olacağını düşündüm. Moda'da seyrettiğim maçı taklit ederek, nizam bozukluğuna sebebiyet vermeden, her sınıf için bir takım tesis ederek, birbirine meydan okumaları, mektep içinde müsabaka hevesini ve spor duygusunu öne
    çıkartacaktı."

    Ali Sami Yen, Mehmet Ata Bey'in edebiyat dersinde konuyu arkadaşı Asım Tevfik'e açtı. Emin Bülent de görüşmeye katılmak için kendi sınıfını terkedip, onların yanına geldi. Üç arkadaş başbaşa vererek, planlarını yaptılar. Bir taraftan da tabii ki hocaya karşı ders çalışıyormuş görüntüsünde olmaları
    gerekiyordu. Bu yüzden arka sıralara kaçmak yerine, ikinci sıraya yerleştiler. Burası kontrolden daha uzaktı. Sıranın üstüne yazıp çizdikleri görünmesin diye kitaplardan bir duvar ördüler ve gerek yazışarak, gerek fısıldaşarak özetle şu planı yaptılar: "Kendi sınıfımızdan ve diğer sınıflardan en kuvvetli talebeleri
    seçeceğiz. Top ortaya atılacak ve tekmelenecek. Bir yere sıkışıp kaldığında, hücum taburumuz kuvvetli bir kütle olarak ileri atılacak. Diğerlerini itecek, sürecek, çiğneyecek ve topla beraber kalenin içine atacak. Bu arada dördüncü sınıftaki dostlarımızdan incinenler olursa, bu da futbol oyununun icabı sayılacak. Arada şairleri de hırpalamak sevaptan sayılacak!"

    Galatasaray'ın geleneksel muzipliği bu planda da ortaya çıkıyor. O yıllarda şair deyimi, koşmaktan oynamaktan hoşlanmayan, çıtkırıldım ya da felsefe ve edebiyattan başka şeye ilgi duymayan öğrenciler için kullanılmakta. Bu tip öğrencilerin genellikle hır gür içinde eğlenen ve gürültü yapan diğerlerini sıkça
    idareye şikayet etmelerinden ve genellikle de haklı bulunmalarından dolayı, Ali Sami gibi haşarılar tarafından pek sevilmediği belli.

    Mehmet Ata Bey'in dersi bitti. Teneffüse çıkar çıkmaz, hücum taburuna kayıtları almaya başladılar. İşte Galatasaray futbol takımının nüvesini oluşturan ilk futbol takımları böylece oluşmaya başladı. Ali Sami Yen'in deyimiyle, bu takımları oluşturan çocukların arasında Alexandre Dumas'nın Üç Silahşörler'ininkine benzer bir bağlılık vardı. Bu bağlılık o zamanın Türkiye'sinde, Türk sporunun daha ilk adımlarında karşısına çıkan engellerle mücadele etme gücünü kendisine kazandırıyordu. Kimi zaman hakaretlere uğrayan, kimi
    zaman dövüşmek zorunda kalan, kimi zaman tutuklanıp, okuldan uzaklaştırılan bu çocuklar, bağlılıktan doğan gücü keşfetmişlerdi. Giderek gücünü kaybetmiş ve yeni yetişen nesillerin güvenini sağlayamayan bir imparatorluğun son yıllarında, birbirine omuz vererek birşeyler başarabilmenin ender yollarından biri olsa gerekti futbol. O yılları yaşayanların anılarında anlattıklarını hamasi edebiyat diye değerlendirmemek gerektiğinin ve gerçekten sanki büyülü bir ortam yarattıklarının en belirgin kanıtı da, yüzyıla yakın önce atılmış bu bağlılık tohumlarının bugün hala yaşıyor olmasıdır.

    Maç fikri umulandan çok ilgi gördü ve maç günü geldi. Katılmak isteyenlerin sayısı ikiyüzü bulmuştu. Top ortaya atıldı ve büyük bir hengame başladı. Daha çok bir rugby karşılaşmasını anımsatan görüntüye giderek başkaları da dahil oldu. Bir top ve üçyüz kadar futbolcu, birbirini eziyor, topa bir kerecik de olsa
    vurmak ve rakip kaleye yaklaştırmak istiyordu. Belki de ilk kitle sporu örneğini gerçekleştirdiklerinden habersiz saldırıyorlardı birbirlerine. "Futboldan ziyade üçyüz kişilik bir güreş müsabakasını andırıyordu. Nihayet bir noktada yoğunluk fazlalaştı da topun orada olduğuna karar verildi. Hücum taburu daldı grubun
    içine. Grup, döne döne mektep duvarına doğru gitti. Penceredeki tellerden dolayı sıyrıklar, incinmeler başladı, elbiseler yırtıldı. Bir ara yere yuvarlandım. kalkıncaya kadar hayli zedelendim. O zaman etekli olan ceketimin yarısı koptu. Ellerim kanadı. Ezilenlerin, incinenlerin, üstü başı yırtılanların haddi hesabı yoktu. O esnada top mutfak kapısı tarafından sahanın haricine çıkmıştı. Biz rakibimizi geri sürmeyi başarmış olduğumuzdan galip sayıldık."

    Bu ilk maçın bir başka sonucu da, doğal olarak futbolun mektepte yasaklanması oldu. Müdür Abdurrahman Şeref Efendi Ali Sami'yi "Sen çalışkan bir talebesin, böyle arbedelerin başına geçmeni sana asla yakıştıramıyorum ve bu mevzunun elebaşlığını yapmana da hayret ediyorum" diyerek azarlıyordu. Fakat bu karar da gençleri yıldıramadı. Emin Bülent okuldan ayrıldığı için, bu kez Ali Sami Yen işe Asım Tevfik'le devam etme kararı aldı. Amaç yine bir futbol kulübü kurmaktı. Ilımlı taktiklerle idare razı edildi. Bekir, Celal, Cevdet, Kamil, Daver ve Sırp ile Bulgar azınlıklardan birkaç kişiyi bir araya toplayan Ali Sami, güçlü olduğuna inandığı bir takım kurdu. O takımın adı Galatasaray'dı. Ve kurulduğu günden itibaren hep güçlü takımlar arasında yeraldı. Ali Sami de artık arkadaşları tarafından "Reis Bey" diye çağrılacaktı. Ve bu hitap 1905'den 1914'e kadar devam etti, Ali Sami Yen Galatasaray'ın ilk başkanı olarak onbeş yıl bu görevi sürdürdü.

    Galatasaray'da spor geleneğinin oluşması

    Osmanlı İmparatorluğu'nda beden terbiyesi kavramı kuşkusuz yüzyılın başlangıcından önce de vardı. Geleneksel sporlar ve yerel faaliyetler oluyor, fakat batılı ve bilimsel ölçütlere uygun olmadan süregeliyordu. Vücudun bilinçli çalıştırılmasıyla güçlenmesi anlamına gelen idmancılık da zaman zaman ilgi görmüş, çoğunlukla üzerinde fazla durulmamış bir spor dalıydı. Jimnastiğin yeniden uyanışı ise Fransa'dan Galatasaray'a gelen bir spor hocası olan Prof. Moiroux öncülüğüyle gerçekleşti. 1939 yılında bir pilav gününde yaptığı konuşmasında Ali Sami Yen, Moiroux'nun jimnastik aşkını Galatasaray gibi bu işe uygun bir yerde yeşerttiğini anlatır. Moiroux, 19. Yüzyıl sonunu 20. Yüzyıl başına bağlayan yıllarda, batı tarzı jimnastiğin uygulayıcısı ve hocası olan Faik Üstünidman'ı yetiştirmiş, o da bilgi ve becerisini kendi öğrencilerine aktarmıştır. Faik Üstünidman'ın ilk seçme öğrencileri, Tatar Süleyman, Hasip, Miltiyadi, Mustafa Hayri, Bedri, Ziya ve sonraları bakanlık da yapan Rana beylerdi. Filozof Rıza Tevfik ve Selim Sırrı Tarcan da Faik Üstünidman ekolünün takipçileri olmuşlar, Selim Sırrı Tarcan, beden eğitiminin ve İsveç jimnastiğinin bilimsel yöntemlerinin yerleşmesi ve Türkiye'de sporun gelişmesinin öncüsü olmuştur.

    Batı sporlarının Anadolu'ya girişi ise büyük ölçüde İngilizlerin etkisiyledir. Boş bir alan, kolayca kurulan kaleler ve tek bir topla oynanabiliyor olmasından dolayı da futbol, diğer spor dallarından daha çok ilgi görmüş, daha çabuk yaygınlaşmıştır. Özellikle İzmir ve İstanbul'daki İngilizlerin birbirleriyle yaptığı
    karşılaşmalarla ortaya çıkan futbolun ilk oynanışı, Heinrich Peerce'in aktarımına göre 1897'ye kadar uzanır. Peerce'in öncülüğünde kurulan ilk futbol takımı olan Football Associations'dan önce bilindiği kadarıyla sadece rugby takımları vardı. Peerce o yılları şöyle anlatıyor: "O yıllarda Moda Burnu'ndaki çayırda Melita
    ve Cocatrice gemicilerinin takımlarıyla maç yapardık. 1901'de birgün İngiliz Horrace Armitage ile tanıştım. İkimiz birlikte İngiliz ve Rumlardan oluşan Kadıköy Futbol Kulübü'nü kurduk. Kulübümüze giren ilk Türk futbolcusu Hüsnü Paşazade Bahriyeli Hasan Fuat Bey'di. 1903'de takımdan bazıları ayrılarak, yalnız İngilizlerden oluşan Moda takımını kurdular. 1904'de Rumlardan oluşan Elpis takımı da kurulunca, 1904-1905 sezonuna James la Fontain ile birlikte kurduğumuz İstanbul Futbol Birliği ile girdik. Artık karşılıklı, düzenli karşılaşmalar yapabilecektik." Görüldüğü gibi 1904'de kurulan ilk futbol liginde hiçbir Türk
    takımı yoktu. Zaten maç seyircileri arasında da Türklere rastlanmazdı. İlk Türk futbolcusu olduğu anlaşılan Fuat Bey de Boby takma adıyla milliyetini gizleyerek maça çıkardı. Daha önce de Reşat Danyal'ın kurduğu geneli Galatasaraylılardan oluşan takıma girmiş fakat bu takım maç yapamadan dağılmıştı. Aynı takımdaki Hüseyin, Kemani Nuri ve Fabrikatör Şevki, Abdülhamit rejiminin tehditlerinden korkarak futbolu bırakmış, Boby ise gizli gizli devam etmişti. 1905 yılında gerek futbol, gerek diğer branşlarda yeni bir çığır açacak olan Galatasaray Spor Kulübü kuruldu. Kurucu, Ali Sami Yen'di: "Akim kalan teşebbüsü, 1905'de yalnız Galatasaraylılardan mürekkep bir heyet ile ele alarak ortaya çıkmak ve müsabaka yapmak, kulüp ismini taşımak ve bir ünvan almak cesaretini ilk defa gösteren ve bu suretle Türk sporunun yeniden inkişafına vesile olarak feyizli ve kuvvetli bir menba teşkil eden Galatasaray vücuda gelmiştir."

    Kuruluş yılından başlayarak temeli ilk kez Galatasaray'da atılan bir çok spor dalı daha Türkiye'ye geldi. Waterpolo, patenli hokey, çim hokeyi, boks, çeşitli su sporları ve keşşaflık (bugünkü deyişiyle trekking) bunlardan bazılarıdır.

    Futbolu İngilizler gibi oynamayı arzulayan Ali Sami ve arkadaşları Asım Tevfik, Emin Bülent, Celal, Bekir, Tahsin Nahit, Reşat, Cevdet ve Daver arasındaki ilk tartışma takımın ismi konusunda çıktı. O yıllarda spor ve sporcu isimlerinin hep yabancı dilde olmasından etkilenerek, zafer anlamında "gloria" veya cesaret
    anlamında "audace" isimleri üzerinde durdular. "O sırada Tobler çikolatası yiyen biri, üzerindeki resimden ilham alarak, kartal ismini almamızı teklif etti. Fakat bu Türkçe ismi o zaman esen siyasi havaya uygun bulmadığımızdan, korkup onu da dikkate almadık." Bu tartışma uzadı gitti ve Galatasaray ilk maçına
    isimsiz çıktı. Fransız Faure Mektebi'yle yapılan ilk özel karşılaşma 26 Kasım 1905 tarihinde Galata Sarayı Mektebi Sultanisi öğrencileri takımının 2-0 galibiyetiyle bitti. Takımın bir ismi olmaması özellikle Kadıköy yakasının yabancılardan ve azınlıklardan oluşan seyircisi tarafından yadırgandı ve onlar kendi aralarında konuşurlarken bu takımdan Galatasaray diye bahsetmeğe başladılar. Böylece takım kendiliğinden bir isme sahip olmuştu. Yine de bu durumdan futbolcular pek memnun değillerdi. "Bu ismi kendimize mal etmekten
    çok ürktük. Çünkü içinde "saray" gibi dikenli bir kelime vardı. Fakat ne yaparsak yapalım, gerçek ismimiz benliğimize yapışıp kaldı. Bu isimden tek çekinen biz değildik. İngilizce olarak yayınlanan ve futbol maçlarının sonuçlarını tek yazan gazete olan Levant Herald'da da Galatasaray adı geçeceği zaman
    "another team" (diğer takım) yazıyordu. Benzer bir sorun da renklerimizde yaşandı. Takım için seçtiğimiz renkler, bayrağımızın renkleri olan kırmızı ve beyazdı. Bu ilk formaları Asım Tevfik'in annesiyle kardeşim dikmişlerdi. Ancak, kırmızı-beyaz gömlekleri giydikten sonra milliyetimizi apaçık ilan etmesinden korktuk.

    Kuşdili'nin meşhur al fesli, palabıyık, tıknaz hafiyesi etrafımızda çizdiği çarkları daraltmaya ve fena gözle bakmaya başlamıştı. Çok genç olmamızı, bu hareketlerimizin anlayışla karşılanması için kalkan olarak kullanmakla beraber, amacımıza ulaşma yolunda, istemeye istemeye kırmızı-beyazı terkettik."

    İngiliz kökenli Economic kooperatifinin mağazasına giden Galatasaraylılar, burada çalışan Rum futbol idarecilerinden Yanni Vassiliadis'den yardım isterler. Onun sağladığı Birmingham'lı William Schillcokc mağazasının kataloğundan, sağlam futbol ayakkabıları ve sarı-lacivert renkli parçalı formayı beğenip
    ısmarlarlar. Ne var ki bu formaların da ömrü çok uzun olmaz. Kuşdili çayırının, Kurbağalıdere Köprüsü arkasının, Tatavla tepesinin çamurlu zeminleri formaları çarçabuk paçavra haline getirir. Bir de üstüne 26 Aralık 1906 günü oynanan Baltalimanı maçından beş-sıfır yenik ayrılınınca, bu acı mağlubiyet de renklerin
    uğursuzluğuna bağlandı ve yeni formalara ihtiyaç duyulur. Yeni forma bulma görevi Asım Tevfik, Emin Bülent ve Ali Sami'ye verilir. Bir renk seçmiş değillerdir. Uygun bulacakları kumaşı alıp diktireceklerdir.

    Tekrar İngiltere'ye ısmarlayacak zaman yoktur. Bir çok dükkan gezilir. İstenen kumaş istenen fiyata bulunamaz. En sonunda Bahçekapı'daki Şişman Yanko'nun dükkanında, şali denilen, bayrak kumaşı örgüsünden fakat daha ince, güzel ve canlı iki yünlü kumaşa rastlanır. İki rengi vardır. Biri, vişneye çalan, koyuca, tatlı bir kırmızı, öteki de içinde turuncudan iz taşıyan tok bir sarı. Bunlar tezgahta yanyana açılmış duruyorlardır. Tezgahtar usta bir hareketle kumaşların dalgalarını birleştirir. Ateşin içindeki renk oynaklarını
    görür gibi olur çocuklar. Metresi otuziki kuruş olan bu sarıyla kırmızı onları etkilemiştir. Umduklarından pahalıdır ama kestirip, alırlar. Ali Sami kumaşı evine götürür. Bu işte artık tecrübeli olan kardeşine diktirir.
    Böylece sarı-kırmızı forma ve Galatasaray birlikte anılmaya başlanır.

    Galatasaray'ın özellikle futbolda gösterdiği öncü tutum ilerleyen yıllarda başkalarını da hareketlendirmiş, birçok Galatasaraylı kimi zaman kendi kulübünle ilişkisini kesmeden, kimi zaman da keserek hevesli başka toplulukların kulüpleşmelerine yardımcı olmuşlardır. Altınordu İdman Yurdu, Bakırköy İdman Kulübü ve Güneş Kulübü gibi oluşumların temelinde de Galatasaray vardır. Ali Sami Yen bunlar arasında çarpıcı bir başka örneğe daha değinmektedir: "En eski spor arkadaşımız olan Fenerbahçe Kulübü'nün ilk adımlarında da takımımızda çalışmış olan Galatasaraylılar emek vermiştir. Bizden sonra teşekkül eden bu ilk kulüpte de kendimizin bir katkısını görmek ve ondan bir şeref hissesi almaktan zevk duymaktayız. Fenerbahçe ilk kurulduğunda bizim için yabancı memlekette rastlanılmış bir vatandaş gibiydi. Ona manen ve maddeten
    ihtiyacımız vardı. Ondan dolayıdır ki Fenerbahçe'yi takviye etmek ve bir rakip yaratmak için bizden ayrılan Hasan Fuat, Hamit Hüsnü, Hasan Kamil, Galip, İsmet, Hikmet gibi arkadaşlarımıza gücenmedik ve onları sevmeye devam ettik. Halbuki ondan sonraki bölünmeler ve ayrılmalar aynı tesiri bırakmadı".

    Böyle başlayan bir futbol serüveni, yıllar boyunca birçok efsane yaratarak bugün Türkiye'nin uluslararası alanda en çok başarı kazanan milyonlarca taraftara sahip dev bir spor kurumunu doğurdu. 21. Yüzyıl, Galatasaray'ın da ikinci yüzyılı olacak ve özetlemeye çalıştığımız bu temel üzerine inşa edilen başarı silsilesi aldığı gelenek halini sürdürecek.


    [​IMG]

    [​IMG]
    BAŞKANLARIMIZ

    [​IMG]
    Ali Sami YEN

    [​IMG]
    Refik Cevdet KALPAKÇIOĞLU

    [​IMG]
    Yusuf Ziya ÖNİŞ

    Ali Faik SOYDANBAY

    [​IMG]
    Ahmet ROBENSON

    [​IMG]
    Ali Haydar ŞEKİP

    [​IMG]
    Adnan İbrahim PİRİOĞLU

    [​IMG]
    Necmeddin SADAK

    [​IMG]
    Abidin DAVER

    [​IMG]
    Ahmet KARA

    [​IMG]
    Tahir KEVKEP

    [​IMG]
    Ali Haydar BARŞAL

    [​IMG]
    Fethi İSFENDİYAROĞLU

    [​IMG]
    Etem MENEMENCİOĞLU

    [​IMG]
    Saim GOGEN

    [​IMG]
    Sedat Ziya KANTOĞLU

    [​IMG]
    Nazmi NURİ

    [​IMG]
    Adnan AKISKA

    [​IMG]
    Tevfik Ali ÇINAR

    [​IMG]
    Osman DARDAĞAN

    [​IMG]
    Muslihittin PEYKOĞLU

    [​IMG]
    Suphi BATUR

    [​IMG]
    Ulvi YENAL

    [​IMG]
    Refik SELİMOĞLU

    [​IMG]
    Sadık GİZ

    [​IMG]
    Selahattin BEYAZIT

    [​IMG]
    Prof.Dr.Mustafa PEKİN

    [​IMG]
    Prof.Dr.Ali URAS

    [​IMG]
    Dr.Ali TANRIYAR

    [​IMG]
    Alp YALMAN

    [​IMG]
    Faruk SÜREN

    [​IMG]
    Mehmet CANSUN

    [​IMG]
    Özhan CANAYDIN

    [​IMG]
    Adnan POLAT

    [​IMG]
    Ünal AYSAL

    NOT : 1914 yılında Ali Sami YEN' in 10.kez Başkanlığından sonra arada, 17.06.1915 tarihinde , Kenan Bey isimli (soyadı kayıtlarda bulunamıştır)12.12.1915 tarihine kadar BAŞKAN'lık yapmış olarak görünmektedir. Ancak bu konuda sağlıklı bir bilgiye henüz ulaşılamadığından, sıralamaya dahil edilmemiştir. 12.12.1915 tarihinde Genel Kurul oylaması ile Ali Sami YEN tekrar Başkan olmuştur.

    Hami başkanlarımız


    [​IMG]
    Tevfik Fikret

    [​IMG]
    Sait Halim Paşa

    [​IMG]
    Salih Arif

    [​IMG]
    Prens Halim

    Faik Kurt

    [​IMG]
    Mustafa Necati bey

    [​IMG]
    Kazım Özalp


    [​IMG]

    Refik Cevdet KALPAKÇIOĞLU

    Kalpakçıoğlu iki kez Kulüp Başkanlığına seçildi.İlk Başkanlığı 15.05.1919-10.12.1922 yılları arasında oldu.(Bu dönemde Genel Kurul kararı ile 3 kez Başkanlığa seçildi.) Köklü bir Galatasaraylı olan Refik Cevdet,otoriter bir insandı.Başkanlığı en kritik dönemlere rastlar.

    Memleket 1.Dünya savaşından yeni çıkmış,kulüp uzun bir duraklama devrinden sonra faaliyetine hız vermeğe başlamıştı. Kalpakçıoğlu'nun bir sonraki 05.10.1923 yılıda Yönetim Kurulu Kararıyla olmuştur. Bu görevi 05.04.1925'e kadar devam etmiş, bu tarihte Başkanlığa genel Kurul Kararı ile Ali Sami Yen seçilmiştir.Refik Cevdet Kalpakçıoğlu'nun ilk Başkanlığı süresince Yönetim Kurulu şu isimlerden oluşuyordu :

    M.Tahir-Ruşen Eşref-Yusuf Ziya Öniş-Sedat Rıza Estek-Rıza Kara-Şükrü Dölek-Sırrı Fazıl-Fazıl Öniş-Necip Şahin-Ünvan Tayfuroğlu

    Refik Cevdet Kalpakçıoğlu'nun (12.08.1934) bu Başkanlığı Kulübün en kritik dönemine rastlar.Güneş ayrılığı türlü komplikasyonlar husule getirmi,kulüp maddi-manevi sarsıntı geçirmiştir.Özellikle mevcut anlaşmazlık yüzünden Taksim Stadının gelirine el konulmuş olması Galatasaray'ızor duruma düşürmüştür. Bu kritik duruma karşın,takım lig ikincisi olmuş,Galatasaraylılık azim ve iradesi bir kez daha başarılı sonuç sağlamıştır.

    Yönetim Kurulu : Orhan Tahsin,Suphi Batur,Muhtar Necip,Mithat Kavur,Suat Ziya Kant,Sermet Kevkep,Selman Açza,Osman Müeyyet Binzet.


    Yusuf Ziya ÖNİŞ(10.12.1922-05.10.1924)

    Galatasaray kulübünün 3. Başkanı olan Yusuf Ziya Öniş otoriter, teşkilatçı ve uzağı iyi gören bir insandı.7 kez Başkanlık yapmıştır. 1922-24 yılları arasındaki Başkanlık döneminde Galatasaray'a büyük yararlar sağladı.Türkiye'ye ilk yabancı antrenör (Billy Hunter) onun döneminde geldi.Türk futboluna İngiliz futbolunu aşılayan o idi.Galatasaray Kulübü Başkanlığı sırasında Futbol federasyonunun ilk Başkanı oldu.Türk futbolcularını Paris Olimpiyat Oyunlarına hazırladı.

    Ne yazık ki,1933 yılında bir fikir anlaşmazlığı yüzünden,çok sevdiği Galatasaray'dan koptu.Arkadaşları ile birlikte Güneş Kulübünü kurdu. Amacı, fikrini gerçekleştirmekti.Gerçekleştirdi de...Profesyonelliğe dönük olarak kurduğu Güneş takımını çağdaş seviyeye çıkardı.Takımı kısa zamanda şampiyon yaptı.Amacına erdikten ve beslediği fikrin olumlu sonuçlarını herkese kabul ettirdikten sonra kulübün faaliyetini noktaladı.

    Öniş, bugün Sıraselvilerdeki beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü binasını Güneş Kulübünün Merkezi yaparken,çağdaş bir anlayışla burayı, yemekhanesi, soyunma odaları,Yönetim Kurulu büroları,dinlenme salonları ve futbolcu yatakhaneleri ile uygar memleketlerdeki profesyonel kulüpler düzeyine çıkardı.
    Genel istek üzerine yine Galatasaray2a döenen Öniş,1950-52 döneminde tekrar Galatasaray başkanlığına getirildi.Ama spordan elini ayağınıçekmiş ve hevesini bir kenara itmiş olarak...

    Yönetim Kurulu : Ünvan Tayfuroğlu-Sırrı Fazıl-Salahattin Saffet-Rıfat Bey - Adil Giray-Mahir-İhsanİpekçi-Tahir Kevkep
    Yusuf Ziya Öniş (21.11.1950-30.03.1953 arası)

    Muhalefet cerayanının gittikçe artması sonucu,Yönetim Kurulu Kongreyi toplayarak yeni Yönetimin seçilmesini istedi.21 Kasım 1950'de yapılan Olağanüstü seçimlerde şu isimler Yönetim Kurulunu oluşturdu:

    Osman Dardağan,Reşit Elkatip(Enver Bakırcı),İbrahim Çürüksulu, Muslih peykoğlu, Refik Selimoğlu, Hayri Gönen, Mehmet Leblebi,Turgut Atakol.
    23 Ocak 1951 günü YGenel Kurul tarafından yönetim kuruluna şu isimler seçildi:

    Osman Dardağan (Muslih Peykoğlu), Emin Erer,İbrahim Çürüksulu, Reşit Elkatip(Şehri nazık Bülkat),Turgut Atakol, Hayri Gönen,Şinasi Özdemir,Refik Selimoğlu, Mehmet Leblebi.

    14 Haziran 1952'de Olağanüstü yapılan seçimlerde :

    Uvi yenal,Refik Selimoğlu,Arif Neşet Uzman,Ercüment Işıl, Muslih Peykoğlu, Mehmet Leblebi, İhsan İpekçi, Semih Türkdoğan, Doğan Akagündüz.

    Ali Faik SOYDANBAY(14.06.1925)

    Sayın Kemal Onar'ın yapmış olduğu son araştırmaya göre Ali Faik Soydanbay kulübümüzün, Yönetim Kurulu Ataması ile Başkanlığa getirilmiş 4. Başkanıdır ve çok kısa bir zaman dahi olsa 1 kez Başkanlık yapmıştır. Çünkü Genel Kurul ile 17.06.1925'de Ahmet Robenson Kulübümüzün 5. Başkanı olacaktır.

    Ahmet ROBENSON

    17.07.1925'de Galatasaray Kulübü Başkanlığına Ahmet Robenson getirildi.
    Galatasaray'ın eski beden Eğitimi hocası ve futbolcusu olan Robenson başkanlıkta 1 yıl kaldı ve bu dönemde Galatasaray bir kez daha Şampiyon oldu.

    Yönetim Kurulu : Suat Hayri Ürgüplü,Ünvan Tayfuroğlu,
    Faik Soydanbay, Osman Müeyyet Binzet, Sedat Rıza Estek

    Haydar ŞEKİP(1925)

    Yine Sayın Kemal Onar'ın yaptığı son araştırmaya göre ,
    Haydar Şekip 05.09.1925'de Olağanüstü Genel Kurul'da
    6. Galasaray Kulüp Başkanı olarak görevlendirilmiştir.
    Ve 1 kez Başkanlık yapmıştır.Bu görevi bir sene sürdürmüştür.

    Adnan İbrahim PİRİOĞLU

    Adnan İbrahim Pirioğlu 25.09.1925 tarihinde yapılan Genel Kurul ile başkanlığa seçilen Pirioğlu'nun bir yıl süren bu Başkanlık döneminde lig maçları bir süre oynandıktan sonra yarıda bırakıldı ve ertelendi. Adnan İbrahim Pirioğlu'nun Yönetim Kurulu üyeleri şu isimlerden kuruluydu:
    Ali Haydar Barşal, Sadun Galip Savcı, Sadi Batu, Reşat Şirvani, Fazıl Öniş, Tahir Kevkep

    Necmettin SADAK

    Necmeddin Sadak 01.01.1928 tarihinde GenelKurul ile iki yıl için Başkanlığa getirilen Necmettin Sadak,aynı zamanda Sivas Milletvekili olarak Parlemonta'da bulunuyordu.Ayrıca Akşam gazetesinin sahibi ve başyazarıydı.Kuşkusuz,bukadar önemli iş arasında Galatasaray kulübü ile ilgilenmesine imkan yoktu.Ancak kulübün mühim işlerini hallediyor ve hizmetini bu şekilde yapıyordu.sadak zamanında Galatasaray 1 kez şampiyon oldu.Ayrıca Gazi Kupasını kazandı.

    Yönetim Kurulu : Abidin Daver-N.İsmail-Ali Haydar Barşal-Rıfkı Bey-Adnan İbrahim-Kadri Nuri-Tahir Yahya-Eşref Şefik-Mehmet Onurlu

    Abidin DAVER

    Abidin DAVER (25.10.1925 Genel Kurulu ile) Kulübümüzün 8 numaralı kurucu üyesi,Galatasaray'a 8. başkan oldu. Onun da vazifesi 1 yıl sürdü. Güneş anlaşmazlığının çıbanbaşı olduğu bu dönemde Abidin Daver, itidal unsuru olarak Kongrenin büyük bir çoğunluğu ile Başkanlığa getirildi.

    Yönetim Kurulu : Dr.Namık İsmail-Eşref Şefik-Adil Giray-Suat Hayri Ürgüplü ve Arif İkar 'dan oluşuyordu.

    GS-FB MUHAREBE-İ BAHRİYESİ

    1925'den 1929'a kadar 4 yıl arka arkaya şampiyon olan Galatasaray, 16.11.1928'de FB'yi 2-0 yeniyor,bu maçın tafsilatını ertesi gün Abidin Daver şöyle neşrediyordu;

    16 Teşrinisani 1928 Cuma Galatasaray'ınn esas (A) grubu ile, yardımcı (A) grubu ve keşşaf torpido botlarından mürekkep (Şampiyon) filosu hareket emrini aldı.

    Nereye hareket edilecek? Bu gizli kapaklı birşey değil. Zira donanmanın kuvvetine itimat var. Onun için Teknik Heyet namı verilen Erkanı Harbiyei Umumiyeyi Bahriye, emri, kapalı zarfla tebliğe luzum görmedi. Hedef: Bahri muhiti stadyum. Peki karşıdaki kim? O da malum: FB Devletinin, Sadiye ve Kadriye ağır kuruvazörleri ile bir çok torpido. Beş seneden beri bu iki devlet arasında cereyan eden muharebatı bahriye neticesinde, FB'nin büyük sefaini harbiyesi, torpillene torpillene, kabili istimal bu ikisi kaldi.

    Saat ikibuçuk... FB donanmasİ göründü. Bahri muhiti stadyum rakit ve hava, her türlü tarassuta müsait. Biraz sonra SARI-KIRMIZI harp bandıraları çekmiş olarak başta 'Aslan' dretnotu olduğu halde GS donanması ilerledi.
    Nihayet tarafeyn donanması yavaş yavaş harbe müsait bir vaziyet aldılar. Yalnız, Galatasaray'ın 'Şefikiye' tahtelbahiri büyük sefaini harbiye arasında belli olmuyor.

    Vakti muayyen gelmiş olmalı ki, GS hücuma geçti. Ümit edilmediği için, na mer'i bir şekilde düşman sefaininin içine sokulan 'Şefikiye', birden dehşetli bir torpil salıverdi. Bunu 'Farukiye' torpitosunun tam isabetli bir endahtı takip etti. Hedefe isabet tamdı.

    GS filosunun bu üstünlüğü karşısında hasım bocaladı. Ya ateş etmeğe vakit bulamıyor, yahutta ateşlerini hedefe ulaştıramıyordu. 'Farukiye'nin tam isabetli ikinci endahtı düşman filosunu altüst etti. Öyle anlaşılıyor ki, düşman mahvolacak. (A) grubuna mensup 'Aptal reis' dretnotunun mütemadi hücumları ile 'Zeki' sefinesi harp harici kaldı. 'Burhaniye' 48 mil süratine rağmen, çok şiddetli olan bu müsademeden kaçamadı, baş üstü dikildi, ağır ağır bahri muhiti stadyuma gömüldü. Bilahare, FB Devletinin bu sefineyi denizden çıkararak kızağa çekmiş olduğu rivayet edilmekte.

    Yorgun düşen tarafeyn, bir müddet ateş kestiler. FB sefaini alelacele açılan rahneleri tıkadı. GS filosu hafif bir iki yara almıştı. Onları tamire bile lüzum görmedi ve yeniden harp başladı. Fakat bu sefer harp sularında 'Müşahit' sıfatı ile dolaşan bitaraf bir devlete ait olması lazım gelen 'Bişeref' tahtelbahiri, gizli gizli GS sefainine torpil endahtına başlamıştı. Bu geminin hiç bir kıymeti harbiyesi olmamasına rağmen, aleyhine hareket ettiği gemiler bitaraf bir devlete çatıpta başlarına bela almamak için kendisine mukabele etmediler. Fakat bu, bittabi Fener bahriyesinin lehine oldu. Esasen, sahnei harbe, civar sahillerdeki Fener devleti muhibbi istihkamlardan da ağız dolusu küfür mermileri, GS sefinelerinin arasına düşüyordu. Bunlar en ziyade 'Abdal Reis', 'Burhaniye','Aslan' ve 'Mithat' dretnotlarına tevcih ediliyordu. Fakat, bütün vesaiti harbiye ile mücehhez olan bu heyulayi bahriler, öyle ufak tefek hücumlara metelik bile vermiyorlardı. Fakat el hak, söylemeli ki, muharebenin ikinci yarısında 'Bişeref' tahtelbahirinin yardımı ile FB dehşetli harp etti. Fakat açtıkları ateşin şiddetine rağmen hedefe hiç bir isabet vaki olmadı.

    Akşam oluyor, sular kararırken FB filosu bilmem kaçıncı defa ufukta kayboluyor. Gurup eden güneş, SARI-KIRMIZI bayraklarda akisler husule getiriyor. Ve sanki hava, deniz, gök, yer, en kuvvetli Bahri Devletin bu son zaferini alkışlıyordu..."
    ------------------------------------------
    SARI KIRMIZININ YENİ ZAFERLERİ KARŞISINDA

    Abidin DAVER

    19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramında İnönü stadını dolduran 20.000 kişinin önünde, İstanbul okullarının bu yıl kazandıkları şampiyonlukların kupaları da verildi. Yeşil sahada geçit resmi ve jimnastik hareketleri yapılırken, Maltepe Askeri Lisesinin sarı kırmızı forması ve sporcular arasındaki sarı kırmızı gömlekli gençler, Heybeli Deniz Okulumuzun sarı kırmızı işaret filamaları, 43 yıl önce bu güzel ve göz alıcı formayı kulübümüz ve mektebimiz için seçmiş olanlar arasında bulunan ve sarı kırmızıya gönül vermiş olan bu eski Galatasaraylının, renklerimiz karşısında duyduğu heyecanı, kupa dağıtma töreni büsbütün arttırdı.

    Galatasaray Lisesi, 1948-49 öğretim yılı müsabakalarında liseler arasında futbol, basketbol, voleybol şampiyonu ve ortaokullar arasında, atletizm ve voleybol şampiyonu olarak temayüz etmiştir. Liseler arasında da atletizm şampiyonluğuna namzettir.

    İstanbul Vali ve Belediye Reisi Dr. Lütfi Kırdar, Galatasaray sporcularını temsil eden her gençe, birer birer bu kupaları verdikçe yanında oturan tanımadığım bir genç coşkun bir sevinç ve heyecanla alkışlıyordu. 19 Mayıs Bayramı Sarı kırmızını çifte bayramı olmuştu. Mektebim gibi kulübümün de, kuvvetli rakiplerile çetin bir mücadeleden sonra, ıstanbul Futbol Şampiyonu olduğunu, ayrıca eltopu, boks ve basketbol serbest atış şampiyonu olduğunu, basketbol A ve B takımları şampiyonluklarını da kazandığını düşündüm. Pek tabi olarak sevinç ve iftihar duydum. ılk Türk spor kulübü olan Galatasarayın, 1905'den beri kazandığı başarıları ve zaferleri hatırladım. Bir zamanlar, sporun her kolunda futbolda, patenli hokeyde, hokeyde, atletizmde, boksta, kürekte, yelkenlide, hep ön safta dalgalanan sarı kırmızı bayrak, yeni Galatasaraylı nesillerin elinde yine şerefli mevkiine ulaşmış bulunuyor. Galatasarayırn meşhur pilavı, genç Galatasaraylıların yine en büyük kuvvet kaynağıdır; sarı kırmızı bayrak, yine genç Galatasaraylıların ruhlarını, sönmez bir heyecan ve kudret alevile yakıyor. Biz eski Galatasaraylılar da, çocuklarımızın başarıları ile iftihar ediyoruz.

    Ahmet KARA

    Ahmet Kara'nın (18.07.1930-26.06.31 Olağanüstü Genel Kurul ile ) bu 1 yıllık başkanlık döneminde Galatasaray Futbol takımı şampiyon oldu.

    Yönetim Kurulu Üyeleri : Vamık Gezen, Tahir Kevkep, Sermet Kevkep, Suat Aray, Yusuf Ziya Öniş
    ----------------------------------------------------------------------
    Ahmet Kara (19.02.1932 Genel Kurul ile)
    Ancak başkanlık dönemi kısa sürdü. Bu dönemde kulübe unutulmaz hizmetlerde bulundu. Taksim sahasının %50 hissesini kulübe maleden Ahmet Kara, bu tutum ve davranışı ile kulübümüzü hem saha sahibi hem de gelir temin edilen bir yere sahip kıldı.

    YönetimKurulu : Fethi İsfendiyaroğlu, İsmail Müştak Mayokan, Şadan Hakkı Darver, Ali Haydar Barşal, Mecdi Hüsam.

    Tahir KEVKEP

    Tahir Kevkep'in (26.06.1931 Olağanüstü Genel Kurul ile) Başkanlığı döneminde Galatasaray Fenerbahçe ve Beşiktaş ile birlikte federasyonla mali yönden bir anlaşmazlığa düşüldüğünden ligden çekildi.Kevkep'in başkanlığı da bir yıl devam etti.
    Yöentim Kurulu : Fethi İsfendiyaroğlu-Vamık Gezen-Suat Aray-
    Sermet Kevkep-Adil Giray

    Ali Haydar BARŞAL

    Ali Haydar Barşal 1.12.1913 tarihinde 253 sicil numarası ile kulübe kaydoldu.Kısa bir ara ile(015.01.1932'de Genel Kurul ile) iki kez başkanlığa getirildi.1932 başlarında Başkan iken ayrıldı.Galatasaray'ı seven Galatasaray'a bağlı bir insandı Prens Haydar.Antrenör olarak Billy Hunter'ın getirilmesine o vesile olmuştu.Başkanlığı döneminde ise daha büyük işler yapmayı tasarladı.Galatasaray'ı çağdaş kulüpler seviyesine çıkarmak spor kollarını zenginleştirmek ve tesisiler yağmak için tek başın ahareket yetkisi istedi.Fakat Kongre bunu kabul etmedi.GenelKurul her ne olursa olsun demokratik düzene itibar ediyor,bu uğurda menfaatları dikkate almıyordu.Prens Haydar teklifinin kabul edilmemesinden dolayı üzüntülü idi.
    Bir süre sonra da başkanlıktan çekildi.
    Yönetim Kurulu : Mecdi Hüsam-Cevat Sağıroğlu-Muslih Peykoğlu-Hayati Finci
    -----------------------------------------------------------------------
    Ali Haydar Barşal 03.02.1933' de Genel Kurul ile yeniden getirildi.
    Bu defaki vazife süresi 2 yıl sürdü.Ali Sami Yen Stadının yapılmasında büyük hizmeti oldu.Yeri, bulan,alan ve bir düzene koyano idi.Sonraları Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü ile anlaşarak bugünkü stadın yapımı sağlanmış oldu.
    Bu dönemki yönetim kurulu şu isimlerdenoluşuyordu :
    Tevfik Ali Çınar,İhsan İpekçi,Mehmet Onurlu,Naci İpekçi,Muslih Peykoğlu

    Fethi İSFENDİYAROĞLU

    Fethi İsfendiyaroğlu (11.03.1932 Olağanüstü Genel Kurul ile) Galatasaray Kulübü Başkanı iken aynı zamanda Galatasaray Lisesi Müdürü idi.İsfendiyaroğlu'nun kulüp başkanlığına getirilmesinde politik bir düşünce vardı.Mektepli futbolcuların kulüp takımında rahatça oynamaları için bun alüzum hissedilmiştir.Ancak bir takım söylentiler şikayet konusu haline getirildiğinden,Fethi Bey Kulüp Başkanlığından çekildi,yerini Ali Haydar Barşal'a bıraktı.Bu dönemde Güneş anlaşmazlığı yeşermişti.

    Yönetim Kurulu :
    İsmail Müştak Mayokan,Naim Cemil,Sermet Kevkep,Cevat Sağıroğlu.


    Etem MENEMENCİOĞLU

    Prof.Etem Menemencioğlu'nun (08.02.1935 Genel Kurul ile)
    sporla uzun boylu bir ilgisi yoktu.Ancak kıymetli bir ilim adamıdır,
    içtimai mevki yüksektir.Bu üstün vasıfları nedeniyle kulüp Başkanlığına getirilmiştir.

    18.04.1936'da Yüksek Murakıp Heyeti kararı ile 2.kez Başkanlığa getirilmiştir.
    İki yıl sonra ise Ankara'da kurulan Galatasaraylılar Derneği Başkanlığına getirilmiştir.

    Yönetim Kurulu : Saim Gogen,Tevfik Ali Çınar,Osman Müeyyet Binzet,Yusuf Cinol,Muslih peykoğlu,Suat Hayri Ürgüplü,Sedat Kantoğlu,Bedri Giritlioğlu,Adil Yurdakul,Bekir Macur

    Saim GOGEN

    Saim Gogen (10.02.1936 Yönetim Kurulu ataması ile) Galatasara hamuru ile yoğrulmuş olan Keşşaf Saim, Galatasaraya'a 16. Başkan olarak seçildi.
    03.04.1937'de Yüksek Murakıp Heyeti kararı ile bir kez daha Başkan seçildi.
    O da içten hizmetini ancak bir yıl sürdürebildi.İşi icabı İstanbul dışında bulunması gereği,onu daha uzun süre bu şerefli mevkiide kalmasına engel oldu.
    Yönetim Kurulu : Suat Hayri Ürgüplü,Osman Müeyyet Binzet,A.Pamir,Arif Neşet Uzman,Muslih peykoğlu,Sedat Kantoğlu,Bedri Adil.

    Saim Gönen Başkanlığındaki Yönetim kurulu. Soldan oturanlar : Suat Hayri Ürgüplü, Saim Gönen, Osman Müeyyet Binzet. Ayaktakiler : Adil Yurdakul, Ömer Besim Koşalay, Muslih Peykoğlu, Bekir Macur, Sedat Ziya Kantoğlu.

    Sedat Ziya KANTOĞLU

    Sedat Ziya Kantoğlu'nun (15.12.1937-05.02.1938 ve 24.09.1938'de Yüksek Murakıp Heyeti kararı ile) , üç yıl süren Başkanlığı döneminde Galatasaray Milli Küme Şampiyonluğunu aldı.Yalnız bununla kalmayıp Deniz sporlarında da başarıları devam etti.Yönetim Kurulu 3 kez değişti. Bu Yönetimlerde görev alanlar : Yaşar Yazıcı, Adil Yurdakul, Selman Açba, Muslih Peykoğlu, Arif Neşet Uzman, Nezih Ulagay, Bekir Macur, Osman Müeyyet Binzet, İhsan Belor, Salahattin Arduman, Bedri Giritlioğlu, Saim Gogen, Ercüment Işıl, Ömer Besim, Adnan Akıska, Necdet Ekrem Olcay, Mehmet Ali Aybar, Naci İpekçi, Vamık Gezen, Suat Hayri Ürgüplü.

    Sedat Ziya Kantoğlu (21.10.1939'da Genel Kurul Kararı ile)
    İki aylık bir yönetimden sonra Adnan Akıska grubu istifa ediyor ve 21 Ekim 1939'da yapılan yeni seçimle Yönetim Kurulu değişiyor.

    Yönetim Kurulu : Tevfik Ali Çınar,Adil Yurdakul,İhsan Belor,Adnan Akıska,Mehmet Leblebi

    Sedat Ziya Kantoğlu (01.01.1944 Genel Kurul Kararı ile)
    10 Ocak 1944 Pazar günü yapılan GenelKurul toplantısında yeni yönetim şu isimlerden oluştu:

    İhsan İpekçi, Adnan Akıska, Muslih Peykoğlu, Tevfik Ali Çınar, Dr.Münif Erman, Zeki Taner

    Yönetim Kurulu ,Ali Sami Yen Stadı'nın yapımı için çok çaba sarfetmiş ve işin tahakkuku için bir heyet seçmiştir. 'Stat komitesi'adı verilen bu heyette Ali Sami Yen, Abidin Daver, Tevfik Ali Çınar, Behçet Güçer, İhsan İpekçi, S.Ziya Kantoğlu, Muslih Peykoğlu, Ekmel Asgari, Suat Hayri Ürgüplü, Adnan Akıska yeralmıştır.

    Nazmi Nuri KÖKSAL

    Nazmi Nuri Köksal (08.04.1939)
    Sayın Kemal Onar'ın son araştırmasına göre ,S.Z.Kantoğlu'nun istifası üzerine 8.4.1939'da Yüksek Murakıp Heyeti'nin atamasıyla;

    Başkanlığa : Nazmi Nuri
    2.Bakanlığa: Yaşar Yazıcı
    Genel Sekreterliğe: Bedri Giritlioğlu
    Muhasebiciliğe:İhsan Balor
    Veznedarlığa:Adnan Akıska
    Teknik Üyeliğe:Tevfik Ali Çınar
    Üyeliklere:Selman Açba ve Naci İpekçi getirildiler.

    Bir süre sonra Murakabe Heyeti'ninistifası üzerine 8.4.1939 günü yapılan seçimle kazanan liste şu şekilde oluştu :

    Nazmi Nuri,Yaşar Yazıcı,Bedri Giritlioğlu,Fehmi Ateş,Selman Açba,Adnana Akıska,Vamık Gezen,Sedat Kantoğlu,Adil Yurdakul,Mehmet Leblebi

    Adnan AKISKA

    Adnan Akıska (27.08.1939)
    Yeni Beden Terbiyesi ve cemiyetler kanunu ışığında Genel Kurul 8.4.1939 günü yaptığı toplantıda, Tüzük değişikliğine gidiyor ve Yönetim Kurulunun her yıl seçilmesini kararlaştırıyor. Bu karar uyarınca 27 Ağustos 1939 günü yapılan Genel Kurul toplantısında şu isimlerden oluşan bir Yönetim Kurulu iş başına geliyor :
    Muslih Peykoğlu, İhsan Belor, Cemal Tunçelli, Arif Neşet Uzman, Mehmet Leblebi

    Tevfik Ali ÇINAR

    Tevfik Ali Çınar (1940-42)
    10 Mayıs 1940 günü yapılan Genel Kurul toplantısında Başkanlığa getirilen Tevfik Ali Bey'in Yönetim Kurulu şu isimlerden
    oluşuyordu :

    Süleyman Ali Subaşıoğlu, Adnan Akıska, Muslih Peykoğlu, Mehmet Leblebi (M.Leblebi 11.07.1940'da istifa etti yerine Adnan Akıska geldi)
    Daha sonra yönetim kululundaki bazı istifalar yüzünden yeniden yapılan seçimde yönetim kurulu şu isimlerden oluştu:

    Adnan Akıska, Naci İpekçi(3.11.1940'da çekildi,yerine Fuat Somay baktı),Fuat Somay,Muslih Peykoğlu

    1 Şubat 1941 Cumartesi günü Genel Kurul yeniden toplandı.Buna göre ,
    yeni yönetim : Adnan Akıska, Fuat Somay, Mehmet Leblebi, Dr.Şefik Uras, Rıza Köprülü Yönetim Kurulundaki istifalar sebebi ile Genel Kurul olağanüstü olarak bir kez daha toplandı ve 22 Kasım 1941 Cumartesi günü yeni yönetim kurulu oluşturuldu:

    Yaşar Yazıcı (6.7.1942'de istifa etti.Yerine Osman Dardağan geldi)
    Fuat Aray,İhsanİpekçi,Adnan Akıska,Dr.Şefik Uras,Edip Berkman

    Osman DARDAĞAN

    Osman Dardağan (1942-43) iki kez seçimle Başkanlığa geldi.Biri 21 Kasım 1942'de diğeri, 4 Eylül 1943'de.İlk Yönetim Kurulu şu şekilde teşkil etti:
    Adnan Akıska(22.3.1943'de çekildi,yerine Avni Meserretçi geldi),Lütfü Aksoy,Turgut Atakol (22.3.1943'de çekildi,vazifeyi Adnan Akıska üstlendi) Vamık Gezen,Dr.Şefik Uras,Edip Berkman

    İkinci seçim sonrasında yönetim kurulu : Osman Dardağan, Avni Meserretçi, Adnan Akıska, Vamık Gezen, Adil Giray, Dr.Şefik Uras, Refik Selimoğlu.

    Suphi BATUR

    Suphi Batur ( 1946-1950)

    31 Ağustos 1946 Cumartesi günü yapılan Olağanüstü Kongrede Yönetim Kurulu şu isimlerden oluştu :

    Ulvi Yenal, Cezmi Şahingiray ( 26.10.1946'da çekildi,yerine Nejat İren geldi), Talat Kurt, Fuat Somay, Mehmet Leblebi, Emin Erer, Semih Türkdoğan (15.04.1947'de çekildi yerine Adnan Akıska geldi)

    30 Haziran 1947'de yapılan Genel Kurul 'da Yönetim şu isimlerden kuruldu :
    Ulvi Yenal, Arif Neşet Uzman, Talat Kurt, Fuat Somay, Mehmet Leblebi, Emin Erer, Turgut Atakol,Semih Türkdoğan.

    16 Haziran 1949'da Olağanüstü Kongrede Suphi Batur 3.kez
    başkanlığa getirildi.

    Yönetim Kurulu :
    Arif Neşet Uzman,(20.10.1948'de çekildi,yerine Melih Açba geldi),
    Mübarek Gürol, İsmail Ağar (6.9.1948'de çekildi yerine Nevin Hassan geldi),Talat Kurt, Emin Erer,Turgut Atakol, Doğan Akagündüz, Semih Türkdoğan, Necdet Erdem, Gündüz Kılıç.

    9 Ağustos 1950'de Yüksek Murakabe Heyeti tarafından seçilen Yönetim Kurulu üyeleri şunlardır:

    Muslih Peykoğlu, Doğan Akagündüz(9.11.19502de çekildi yerine Rauf Aksoy geldi),Cemal Tuncelli, Talat Kurt, Recep Ogan, Feyyaz Işıl, Semih Türkdoğan, Turgut Atakol.

    Bu dönemde Galatasaray 1 kez şampiyon oldu.

    Suphi Batur (1965-1968)
    13 Şubat 1965 Kongresinde Kanan Batur'un listesi şu şekildeydi :

    Talat Sadıkoğlu, Burhan karamehmet (9.8.1965'de çekildi,yerine Prof.Dr.Orhan Aldıkaçtı geldi.16.9'da istifa eden Aldıkaçtı'nın yerine de Mustafa Vacit Yalman geldi),Adnan Demirci,Halil Burnaz,Fazıl Göknar,Prof.Dr.Ali Uras,Reha Eken (B.Karamehmet'in yerine),Bülent Derviş (M.V.Yalman'ın yerine) 22 Ocak 1967'de yapılan Genel Kurul toplantısında başkanlığpa yine Batur getirildi.Yönetim Kurulu :

    Talat Sadıkoğlu, Prof.Dr.Mustafa Pekin, Adnan Demirci, Halil Burnaz,M.Vacit Yalman, Prof.Dr.Ali Uras,Reha Eken.

    24 Şubat 1968'de yapılan Olağanüstü Kongrede :

    Talat Sadıkoğlu, Propf.Dr.Mustafa Pekin, Turgan Ece, Nesim Behar,
    Fazıl Köknar, Prof.Dr.Ali Uras(3.7.1968'de çekildi) Prof.Ahmet Aru, Kayhan Uraz.

    4 yıllık bu dönemde Suphi Batur başkanlığındaki bu heyet kulübe inanılmaz hizmetler verdi.Önce tüm borçlar temizlendi.Bugünkü Florya tesislerinin fidesi ekildi ve sahayı kulübe mal ettiler.Yugoslavya'dan antrenör olarak Toma Kaloperoviç'i getirdiler.Takımı şampiyon yaptı.Florya sahasoının alınmasında en çok çaba gösterenlerden birisi Halil Burnaz oldu.

    DÜRÜSTLÜK ANITI BİR HAKEM ,SUPHİ BATUR (1934)

    1934 yılı 'İstanbul Şildi' yarı final maçında ilginç bir olay yaşandı.Galatasaray iler Beşiktaş arasındaki yarı final maçı golsüz berabere sonuçlanınca (29 Haziran) takımlar , finalisti tayin etmek üzere 13 Temmuz 1934 günü Taksim Stadında bir kez daha karşı karşıya geldiler.

    İşte böylesine zor ve krtik bir maçın hakemliği 'FutbolHeyeti ' tarafından GALATASARAYLI Suphi Bey'e (Batur) verildi.Sarı-Kırmızılı forma altında geçen uzun ve başarılı futbol yaşamını yeni kapatıp,hakemliğe de yeni başlamış bulunan Suphi Bey , bu görevi hiç düşünmeden kabul etmişti.Kan kırmızı Galatasaraylı olan Suphi Bey'in hakemliğine Beşiktaşlılar da en küçük bir itirazda bulunmadılar.Çünkü herkesin bildiği bir gerçek vardı ortada ; Galatasaraylı Suphi Batur Bey ,bir dürüstlük timsaliydi...

    Ve bu zor maçı Beşiktaş 3-1 kazanarak finalist oldu.İşin ilginç yanı Beşiktaş 3 golün ikisini penaltıdan atmıştı .Galatasaray kalesi önünde iki karışlık pozisyonda Suphi Bey tereddütsüz penaltı noktasını göstermiş ve Beşiktaşlılar bunun ikisini de gole çevirmişlerdi.

    Bu maçta ki tarafsız yönetimi ile Galatasaraylı Suphi Bey büyük takdir toplamıştı.

    Ulvi YENAL

    Ulvi Z.Yenal (1953)
    Yeniden tüzük değişikliği sonucu,Yönetim Kurulları genel Kurul tarafından seçilecektir.Karargereğince 30.03.1953'de toplanan Genel Kurul,Yönetim kurulunu şu şekilde oluşturdu:

    Turgut Bayar, Nabi Up, Nezih Ulagay, Saadettin Eren, Kadri Dağ, Nazmi Tüfekçi, Muzaffer Bozok, Nejat Erimtan, Turgut Atakol.

    Ulvi Yenal (1962-1964)
    27 Ocak 1962'de yapılan Genel Kurul'a yönetim şu şekilde oluştu :
    Rüçhan Adlı, Suat Nemli, Emin Erer, Adnan Dede(İzzettin Doğan),
    Selahattin Beyazıt, Nejat Erimtan, Prof.Dr.Ali Uras. Galatasaray bir kez daha Lig şampiyonu oldu.Ayrıca Türkiye Kupasını kazandı.Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasında ise 3. tura yükseldi.

    19 Ocak 1963'de yapılan Genel Kuruluda ise yönetim kurulu :
    Rüçhan Adlı,Selahattin Beyazıt,Turgan Ece,Emin Erer,Abdurrahman Atlı,İzettin Doğan,Menelos Zamboğlu.

    Galatasaray bu dönemde bir kez daha Türkiye Kupasını aldı.

    Refik SELİMOĞLU

    Refik Selimoğlu ( 1954-56)
    30 Kasım 1954'de yapılan Olağanüstü Genel Kurulda Yönetim Kurulu şu isimlerden oluştu :
    Turgut Bayar, Alp Kun, Menelos Zamboğlu, Halil Burnaz(Osman Barman), Lütfi Abay, Muzaffer Bozok, Nejat Erimtan.

    30 Ekim 1955'de yapılan Genel Kurul'da ise :
    Turgut Bayar(28.8.1956'da çekildi yerine Mustafa Vacit Yalman geldi), Prof.Dr.Mustafa Pekin, Naci İpekçi.
    Bu dönemde Galatasaray 2 kez Şampiyon oldu.

    Refik Selimoğlu (1960-1962)
    2 Ocak 1960 günü yapılan Genel Kurul'da yönetim şu şekilde oluştu :
    Rüçhan Adlı, Lem'i İpekçi, Şevket Bulatoğlu, Turgan Ece, Dr.Ali Tanrıyar, Adnan Dede(Vahit Orhan), Osman Solakoğlu, Yasef Pepo.

    07 Ocak 1961 Genel Kurulunda ise :
    Rüçhan Adlı, Alp Kun, Şevket Bulatoğlu, Yasef Pepo, Lütfi Abay,
    Muzaffer Bozok, Haluk Renda,
    Bu dönemde Galatasary şampiyon oldu.

    Başkan Refik Selimoğlu, kurucu üyelerden Bekir Bircan ile Asım Sonumut'la birlikte

    Sadık GİZ

    Sadık Giz ( 1957-1959)
    11 Ocak 1957 günü yapılan GenelKurul'da Başkanlığa Sadık Giz getirildi.Kongreye iki grup katıldı.Diğer grubun başında OsmanKapani vardı.Sadık Gizin kazana listesinde şu isimler vardı :
    Refik Selimoğlu(12.6.1957'de çekildi,yerine Mustafa Vacit Yaman getirildi) Necdet Çobanlı, Ahmet Güre, Lütfü Abay, Semih Türkdoğan, Sadun Atığ, Hicri Yücel.
    17 Ocak 1959'da Genel Kurulun teveccühünü kazanan Sadık Giz yönetimini şu isimlerde oluşturdu :
    Ahmet Güre, Eşfak Aykaç, Muslih Peykoğlu(27.4.1959'da çekildi yerine Şehri namık Bülkat geldi), Lütfü Abay, Kadri Dağ, Prof.Dr.Mustafa Pekin, Veysi selimoğlu, Erdoğan Atlıoğlu.
    Sadık Giz,kulübe büyük katkılar sağladı.Kuruçeşme Adasını kulübe mal eden oydu.Ancak bir prensip kararı yüzünden istifasını verdi.
    Ve bundan sonraki ricalar sonucu etkilemedi.Sadık Giz ciddi insandı,prensiplerine çok bağlıydı.İstifasına nedenolan meseelşu idi :
    Ahmet Berman(B.Ahmet) Galatasaray'a geçmek istiyordu.Bunu Beşiktaşlılar sezmişti.Beşiktaş Başkanı Nuri Togay,Sadık Giz'e bu
    durumu açıkladı ve B.Ahmet'in kabuledilmemesini rica etti.Sadık Giz 'almayız' demişti ve 'söz' vermişti.Ancak Ahmet ısrarla Galatasaray'a geçmek istiyordu.İdareciler Mustaf Yürür ile Eşfak aykaç Ahmet'i almakta kararlaydılar.Sonuçta Büyük Ahmet Galatasaraylı oldu.Fakat gıyabında yapılan bu işlerden dolayı Giz istifasını verdi.Ve bir daha da dönmedi.
    Galatasaray bu dönemde biz kez şampiyon oldu.

    Selahattin BEYAZIT

    Selahattin Beyazıt(1969-1973)
    18 Ocak 1969'da yapılan Genel Kurul'da Başkanlığa getirilen Beyazıt.Kongreninkendisine olan inancını hiç sarsmadı.Azimle inançla işe sarılarak İngiltere'den Brian Birch'ü Teknik direktör olarak getirdi.Takımı 2 yıl şampiyon yaptı.

    Hasnun Galip'teki kulüp binası yıktırıp yerine modern bir bina yaptırdı.
    Futbol takımın başına Turgan ece'yi getirdi. Ece sert mizaçlı ciddi bir insandı.Takıma disiplin getirdi.Ve Bich ile tam bir uyum içinde çalışarak takımı şampiyon yaptılar.

    Beyazıt'ın yönetim kurulunda şu isimler vardı:
    Prof.Dr.Ali Uras,Kayhan Uraz,Prof.Dr.Oğuz İmregün(11.2.1970'de çekildi,yerine Şeref Cenger geldi)Fazıl Köknar,Turgan Ece,Erdoğan Atlıoğlu.Yedek üyeler ise: Semih Türkdoğan, Hayri Ürgüplü, Remzi Özmelek.

    31 Ocak 1971'de yapılan seçimlerde listede şu isimler yer aldı:
    Turgan Ece,Kayhan Uraz,Fazıl Köknar,Remzi Özmelek,Erdoğan Atlıoğlu,İsfendiyar Açıksöz,Oğuz İmregün,Semih Türkdoğan,Kemal Onar,Şeref Cenger.

    Selahattin Beyazıt (1975-1979)
    14 Haziran 1975'de Olağanüstü seçimler yapıldı ve Selahattin Beyazıt Başkan seçildi.Beyazıt özellikle Riva'da büyük bir araziyi kulübe mal ederek takdir topladı.
    Yönetim Kurulu :
    Ferruh Dereli, Prof.Edip Çelik, Belam Çobanlı, Jerfi Fıratlı, Mustafa Balık, Aldo Elagöz, Prof.Dr.Ali Uras, İnan Kıraç, Alp Yalman, Sina Arbel.
    29 Ocak 1977'de Genel Kurul'da bir kez daha seçilen Beyazıt'ın listesi :
    Feruh Dereli, Prof.Edip Çelik, Jerfi Fıratlı, Mustafa Balık, Kayhan Uraz, Doğan Koloğlu, İnan Kıraç, Mahmut Kefeli, Sunullah Üner, Orhan Yüce.

    Mustafa PEKİN

    Prof.Dr.Mustafa Pekin (1973-1975)
    3 Şubat 1973 Genel Kurulunda Başkanlığa getirilen Pekin'de bu şerefli vazifeyi kabul ederken büyük bir hizmet aşkı seziliyordu.Nitekim ilk başarıyı takımın bir kez daha şampiyon olmasında gösterdi.Ayrıca federasyon Kupası da kazanıldı.
    Pekin'in heyetinin yaptığı hizmetleri sıralayacak olursak; 1.200.000 lira ile Florya'nın plan,proje ve altyapı onarımı, planını Veysi Selimoğlu'nun yaptığı Kalamış kapalı yüzme havuzu, tesisin rıhtım ve çevre onarımı, Müzenin onarımı ve tanzimi, Mehmet Leblebi'nin kabrinin yapımı.

    Yönetim Kurulu :
    Fikri Anlı, Doğan Akagündüz,Semih Haznedaroğlu,Kayhan Uraz,Halit Narin,Metin Mermerci,İsmail İşmen.

    3 Kasım 1973 Olağanüstü Kongrede yine başkanlığa getirilen Pekin'in listesi :
    Vedat Dicleli(13.2.1974'de çekildi yerine Haluk Uğur geldi.) Suha Özgermi,Cemil Özbakan,Kayhan Uraz,Alp Yalman,Nejat Eren,Türker Aslan.

    25 Ocak 1975'de Genel Kurul'da 3. kez Başkan seçilen Mustafa
    Pekin'in listesi :

    Jerfi Fıratlı, Merih Şamlı,Süha Özgermi,Erdoğan Tınaztepe,Semih Haznedaroğlu,Selma Erim,Alp Yalman,Mahmut Kefeli,Bülent Ertuğrul,Doğan Koloğlu.

    Ali URAS

    Prof.Dr.AliUras (1979-1982)
    27 Ocak 1979 seçimleri Ali Uras'a teveccüh gösterdi.

    Yönetim Kurulu Üyeleri :
    Semih Haznedaroğlu, Kemal Onar, Alp Yalman, Süha Özgermi,
    Ersan Feray, Şeref Cenger, Özkan Olcay, İzzettin Doğan, Sadi Başak,
    Münci Tekyeli.

    21 Ocak 1981 'de ki kongrede bir kez daha başkanlığa Uras getirildi.Ancak oluşturduğu listeye iki kişi Dr.Ali Tanrıyar'ın listesinden girdi,bu isimler Eşfak Aykaç ve Cemal Burnaz'dı.
    Yönetim Kurulu :
    Şadi Başak, Alp Yalman, İzzettin Doğan, Ersan Feray, Erol Baştuğ,
    Cemal Burnaz, Eşfak Aykaç, Dr.Atilla Oymak, İsfendiyar Açıksöz,
    Tuğrul Demir, Fehmi Uğur.
    Yönetimi bir önceki yönetimden 35 milyon lira borçla devralan Uras ve heyeti ilk iş olarak Ali Sami Yen stadına nakledilmiş olan kulüp lokalini Hasnun Galip'e getirdi. Bu suretle genel istek yerine gelmiş oldu. Sonra Florya'ya el attı. Burayı kısa sürede futbol, voleybol, basketbol sahaları ve yatak odaları, soyunma, antrenör ve teknik direktör odaları, oyun ve yemek salonları ile harika bir tesis haline getirdi. 4 Haziran 1982'de ise hizmete açtı. Ayrıca mevcut sahanın genişletilmesi ve yandaki boş arazinin istimlak edilerek tesislere ilave edilmesi için, Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü ile bir anlaşma imzaladı.

    Bu büyük hizmet Suphi Batur ile başlamış Ali Uras heyeti ile son bulmuştu.
    Ali sami Yen stadı için de faydalı işler yapıldı.B.T.Genel Müdürlüğü ile yapılan anlaşma gereğinceher yıl ortalama 2.5 milyon liralık bir gideri gerektiren durumdan kaçınılarak 3-4 milyon liralık bir gelirin elde edilmesi sağlanmış oldu.
    Galatasaray Adasındaki yeni yüzme havuzu inşaatı da kayda değer hizmetlerindendir.

    Uras döneminde futbolda da başarılı sonuçlar alındı.1981'de TSYD Kupası ile Barış Kupası.1982'de Türkiye Kupası ile Cumhurbaşkanlığı Kupası.
    21 Nisan 1984'de yapılan Olağanüstü Genel Kurul ile bir kez daha Başkanlığa getirilen Ali Uras'ın yönetim kurulu şu isimlerden
    oluşuyordu :

    Alp Yalman, Faruk Süren, Özkan Olcay, Atilla Oymak, Ali Kurt, Aytaç Kot, Metin Oktay, Selçuk Uygur, Prof.Necip Kocayusufpaşaoğlu, Hakan Berber.


    Ali TANRIYAR

    Dr.Ali Tanrıyar (1986-1990)
    15 Mart 1986 Genel Kurulunda Başkanlığa seçilen Tanrıyar'ın Yönetim Kurulu şu üyelerden oluşuyordu :
    Alp Yalman, Özkan Olcay, Faruk Süren, Selçuk Uygur, Ali Kurt, Ersin Börteçen, Dr.Doğan Sarıbeyoğlu, Ergun Gürsoy, Fikri Anlı, İstami Ünal, Özhan Canaydın, Akın Sokollu, Aziz Başdoğan, Levent Cenger, Nejat Eren, Özcan Yuvalı.

    5 Mart 1988 Genel Kurulunda bir kez daha seçilen Tanrıyar başkanlığındaki Yönetim Kurulu :
    Alp Yalman, Faruk Süren, Ersin Börteçen, Doğan Sarıbeyoğlu, Ergun Gürsoy, Selçuk Uygur, Özhan Canaydın, EnginKaptanoğlu, Mehmet Balcı, Yiğit Okur, Aziz Başdoğan, Celal Gürsoy, Çağatay Altınlı, Barlas Tolon, Özcan Yuvalı.

    Alp YALMAN

    Alp Yalman (1990-1996)
    17 Mart 1990'da Genel Kurul Kararı ile Başkan seçilen Alp Yalmanın listesi :
    Selçuk Uygur, Doğan Hasol, Atilla Oymak, Sinan King, Bengiz Bayraktaroğlu, Ahmet Kemal Ulusu, Ekrem Dürüst, Yurdaşen Karahasan, Turgay Kıran, İrfan İnanç, Mehmet Bilen, Hüseyin Manioğlu, Abdullah Tirali, Metin Çağlar, İlyas Çakır.

    21 mart 1992 Genel Kurulunda yine seçilen Alp yalman'ın listesi :
    Doğan Hasol, Bengiz Bayraktarğlu, Adnan Polat, Kemal Onar, Mehmet Cansun, Erol Evgin, Kemal Onar, Mehmet Cansun, Tony Caouki, Ekrem Dürüst, Oğuz İmregün, Şengin Kaptanoğlu, Cengiz Özyalçın, Nejat Bingöl, Cihangir Onger, Remzi tan, Çağatay Altınlı.


    19 Mart 1994 Genel Kurulunda 3.kez Başkanlığa layık görülen Yalman'ın listesi :
    Doğan Hasol, Faruk Süren, Adnan Polat, Mehmet Cansun, Varol Dereli,
    Tony Caouki, Özhan Canaydın, Oğuz İmregün, Ateş Ünal Erzen, Bülent Tulun,
    Çağatay Altınlı, Cihangir Onger, Remzi Tan, Nejat Bingöl, Ahmet Yolalan.


    [​IMG]

    Tevfik FİKRET

    1908-1909 yılları arasında Galatasaray Sultanisi Müdürü olan büyük şair,Galatasaray Terbiyei Bedeniyye Kulübünün Hami başkanı olarak kulübü daima koruma cihetine gitmiş,onu,her türlü tehlikeden uzak tutmak ve yaşatmak için çaba harcamıştır.
    Ayrıca,mektebinden mezun olan ve önce öğretmenlik,sonra da Müdürlük yapan bu cesur insan,kulübü oluşturanların Mektep talebeleri olması dolayısı ile,Mektep ve Kulüp ilişkilerinin bir ahenk ve güven içinde geçmesine özen göstermiş ve kulübe daima manevi destek olmuştur.

    "Millet yoludur, hak yoludur, tuttuğumuz yol ,
    Ey Hak yaşa, ey sevgili millet yaşa, var ol . "

    Bu seski en koyu istibdat günlerinde haykıran millete, kendini sarmakta olan 'Sis' i bildirmek cesaretinde bulunmuştu...
    Bu sesin sahibi, Galatasaray'da yeni çağı açmış, Galatasaray idaresini büsbütün TÜRK'leştirmiş, mektebin 2.Müdürlüğüne ilk Türk 2. Müdür olarak Salih Keramet Bey'i getirmiş, Galatasaray Kulübü Fahri Başkanı olmuş, kulübe koruyucu kanadını açmış büyük Vatan şairi Tevfik Fikret'tir.
    ----------------------------------------------------
    Bana kimsin diye sorma meleğim
    Pek güzel dinle de izah edeyim
    Nam-ı nacizime "Fikret" derler
    Şi're de nisbetimi soylerler
    Kaldığım varsa da gah ekmeksiz
    Kalmadım şimdiye dek mesleksiz
    Nur bekler gibi nısf-ı şebde
    Bekledim on iki yıl mektebde
    Sonra cıktım ne icin bilmeyerek
    Bu da bir cilve-i baht olsa gerek
    Bab-ı Ali'ye mudavimlendim
    Ehl-i namus diye mimlendim
    Şimdi bir hayli eser sahibiyim
    `Ahmed İhsan'da musahhih gibiyim
    Saye-i lutf-i cihan-banide
    Hocayım Mekteb-i Sultani'de...
    Tevfik FiKRET

    Sait Halim PAŞA

    1863'te doğan ve 1921'de ölen Sait Halim Paşa, Meşrutiyet'ten
    sonra 1913-1916 yılları arasında Sadrazamlık etti.Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'nın torunu ve Halim Paşa'nın oğlu olan Sait Halim, Sadrazamlığı döneminde Türkiye'nin menfaatlerini en iyi şekilde korumuş 1.Dünya harbine girilmesine muhalefet ederek vazifesiden istifa etmiştir.Ancak,İttihat ve Terakki Fırkasının ısrarları karşısında tekrar vazifesine dönen Sait Halim,1916'da Sadrazamlığı Talat Paşa'ya devrederek ayrılmıştır.Ne yazıkki bu büyük devlet adamı Roma'da bir Ermenikomitacı tarafında ŞEHİT edilmiştir.

    Sait Halim Paşa, memleketimizin en kritik bir döneminde Galatasaray Kulübünün hami başkanlığını üstlenerek, kulübün yaşaması içinbir teminat unsuru olmuş ve Galatasaray'ı hertürlü tehlikelerden uzak tutarak bugünkü ışık yolunu açmıştır.

    Salih Arif PATAMOS

    1891'de Mektebi Sultani'den mezunolan Salih Arif Bey,Hukuk mektebini de bitirdikten sonra ,14 Temmuz 1912'de Sultani Müdürlüğüne atanmıştır.1922'ye kadar Müdürlük vazifesini deruhte eden Salih Arif,
    birsüre sonra Galatasaray Terbiyei Bedeniye Kulübünün hami başkanı olmuştur.O da ,Tevfik Fikret gibi kulübü himayesine almış ve Mektep ile Kulübün bölünmez bir bütün olması için çaba harcamıştır.
    Nitekim1.Dünya savaşının en kritik döneminde ve özellikle İstanbul'un işgali edildiği günlerde,kulübü Mektebin içine taşıyarak,korumuş ve yaşatmıştır.
    Yine Galatasaray için iftihar vesilesi olanbazı kupaların kaybolma tehlikesi arzettiği kritik bir durumda kupalarım mektepte muhafazasını kabul eden Salih Arif,bu unutulmaz hizmetleri ile daima şükranla anılacaktır

    Prens HALİM

    Aslen Mısırılı olan Prens Halim,1923-1924 yılları arasında Galatasaray Kulübüne hami başkanlık yapmıştır.Galatasaray'a maddi manevi yardımlarda buluanan Prens halim,Türkiye'yre ilk yabancı antrenörü getiren insandır.Prens Ali haydar delaleti ile Billy Hunter'i Türkiye'yergetiren ve Galatasaray'a antrenör yapan Prens Halim,4 yıl boyunca Hunter'in tüm masraflarını Mısır'dan karşılamıştır.

    Faik KURT

    Mektebi Sultani'nin 1891 mezunlarından olan Faik Bey,24 Şubat1924'te mezun olduğu mektebin müdürlüğüne getirilirken aynı zamanda Galatasaray Kulübünün de hami başkanı oldu.

    Faik bey Mektep Müdürlüğünde bir yıla yakın vazife gördü ve 31 Ocak 1924'te Mektepten ayrıldı.O da diğer müdürler gibi,kulübe üvey evlat muamelesi yapmadı.

    Mustafa Necati BEY

    Maarif vekilliği zamanında Galatasaray Kulübüne hami başkanolan Mustafa necati,ölümüne kadar bu ünvanı üzerinde taşımıştır. Mustafa Necati, Kurtuluşsavaşında büyük yararlılıklar göstermiş, Kastamonu ve havalisinde İstiklal Mahkemesinde Reislik,Şeyh Sait isyanı dolayısı ile Doğu'da kurulan İstiklala mahkemesinde Müddeiumumilik etmiştir.

    İzmir Mebusluğundan sonra,Adliye,İmar ve İskan Maarif vekilliklerinde bulunan Mustafa Necati,son vazifesi ile birlikte Galatasaray'ın Hami başkanlığını da beraberinde yürütmüştür.

    Kazım ÖZALP

    Galatasaray-Güneş mücadelesi en gergin safhada.Güneş tahripkar hareketlerine devam ediyor. Galatasaray'ın tahammül gücü taşmak üzere.Bukez siyasi unsurlar da rol oynuyor bu mücadelede.Güneş,Fahri Başkanlığına Cevad Abbas'ı getiriyor.Türk Spor Teşkilatına her isteğini kabul ettirebilecek bir duruma geliyor.Galatasaray'ın da siyasi güçleri var,ama tenezzül etmiyor.

    Örneğin asil üyesi Celal BAYAR, zamanın Başbakanı.Rahatsız etmek istemiyor.Kılıç Ali Paşa'ya oğlu Gündüz Kılıç vasıtası ile durum anlatılıyor.Kılıç Ali yardımcı oluyor Galatasaray'a.Bir süre sonra Kazım Özalp getiriliyor hami başkanlığa.İki çocuğu da galatasaraylı olan Milli Müdafa vekili Kazım ÖZALP...
    Ancak Güneş'in bundansonraki ömrü pek uzunolmayacak ve 1939 başlarında faaliyetini tatil edecektir.


    [​IMG]

    EFSANE FUTBOLCULARIMIZ

    * Ali Yavaş
    * Ayhan Elmastaşoğlu
    * Boduri
    * Bosko Kajganic
    * Bülent Ediz
    * Bülent ve Reha Eken
    * Cemil Erlertürk
    * Coşkun Özarı
    * Doğan Koloğlu
    * Eşfak Aykaç
    * Fatih Terim
    * Gheorghe Hagi
    * Gökmen Özdenak
    * Gündüz Kılıç
    * Hakan Şükür
    * İsfendiyar Açıksöz
    * Kadri Aytaç
    * Mehmet Leblebi
    * Metin Oktay
    * Muslihittin Peykoğlu
    * Naci Özkaya
    * Necdet Cici
    * Nihat Bekdik
    * Osman İncili
    * Öner Kılıç
    * Rober Eryol
    * Salim Satıroğlu
    * Selahattin Buda
    * Suat Mamat
    * Talat Özkarslı
    * Turgan Ece
    * Turgay Şeren
    * Uğur Köken
    * Yasin Özdenak


    AliYAVAŞ

    Karagümrük'ten Karabük'e, oradan Altay'a ve sonra da Galatasaray'a gelen Ali Yavaş, Galatasaray'da maalesef 5 yıl oynayabildi. Oynayabildi diyoruz, çünkü o güzel futbolu ile daha uzun yıllar hizmet verebilirdi. Ne var ki talihi yaver gitmedi ve Doğu Almanya ile oynanan Milli maçta sakatlanarak 26 yaşında futbola veda etti.

    Ali Yavaş oyunu ile takıma güven verdiği gibi, özel hayatında da tutum ve davranışları ile daima güvenilen bir insan olarak tanındı. Altay'dan Galatasaray'a gelirken Fenerbahçeliler tarafında önü kesilmiş,
    kandırılması için her türlü çarelere başvurulduğu halde "Ben Galatasaray'a söz verdim" diyerek sözünden dönmemiştir.

    Para pulla işi olmayan gözü tok bir insandı. Kulübünden jübile falan istemedi. Sadece "Karabük ile benim adıma bir maç yapın, hasılatı sizin olsun ŞAN'ı bana kalsın.Çünkü, Karabük halkına Galatasaray benim için maç yapar demiştim" diyerek bir ricada bulundu. Profesyonel, materyalist ve acımasız dünyada Ali Yavaş ve onun gibi Galatasaraylılar herzaman göğsümüzü kabartmaktadır.

    Ayhan ELMASTAŞOĞLU

    İzmir'de yetişen futbolcuların büyük bölümü nedense hep kalburüstü
    tabir eidilen cinsten oluyorlar.herhalde bu bir ekol meselesidir. Elmastaşoğlu da bunlardan birisidir.Teknik üstünlüğü ilk başta göze çarpan özelliklerindendi.Top alışı , verişi rahat ve göz okşayıcıydı.Futbolu zora sokmadan oyunuyor,pasları sanki önceden hesaplı.

    Ayhan Elmastaşoğlu, Galatasaray'da her maçını güzel oynadı.Kapris ve egoizmden uzak oyunu ile takımına faydalı oldu.Bilinçli futbol oynadığı için daima üst seviyelerde kaldı.

    BODURİ

    Asıl adı Nikola Büyükvafiadis' tir. Boyunun kısalığı nedeniyle kendisine takılan " Boduri " lakabı ile bilinir. Futbola Beyoğluspor'da başlamıştı. İnanılmaz derecede yetenekli ele avuca sığmaz bir oyuncuydu. O kadar iyi bir ayak hakimiyetine sahipti ki, yağmur yüzünden salonda yapılan çalışmalarda topu eliyle atar gibi basket yapardı.

    Galatasaray'a 1938-39 sezonunda gelmişti ve ne yazık ki üçüncü sezonunu bile tamamlayamadan, vefat etmiştir. Boduri'nin ölümü tam bir trajedidir.

    O sırada asker olan Boduri, birliğinden izinli olarak gelip
    oynadığı Beyoğluspor maçından sonra kışlasına dönerken, kar altında yürüdüğü uzun yol nedeniyle zaatüreden ölmüştü! Boduri henüz 21 yaşındaydı.

    O yıllarda henüz pek çok ilaç bilinmediğinden, zaatüre öldürücü bir hastalıktı ve Boduri çift taraflı olanına yakalanınca kurtulamamıştı.
    Son maçını, yetiştiği takım olan Beyoğluspor'a karşı oynamış olması da, ilginç bir rastlantıydı.

    Onu izlemiş olanlar, daha sonraki yılların büyük yıldız'ı Lefter ile kıyaslamışlardır. Bu kıyaslamada oyunu Boduri lehinde kullananlar da çok olmuştur.

    Boduri İstanbul Karması' nın Taksim Stadı' nda Budapeşte karması ile yaptığı karşılaşmada oynadığı futbolla Macarların bile hayranlığını kazanmıştı. Büyük Fikret gibi bir yıldızla yan yana oynayan Boduri, rakip takımı adeta sürklase etmiş ve İstanbul karması maçı 5-0 kazanmıştı.
    Macar takımını kaptanı ve dönemin büyük yıldızı olan Dr.Saroşi,
    " Hayatımda ilk kez bir maçta aciz kaldığımı hissettim. Bu kadar büyük iki yıldızın karşısında oynamaktan daha büyük bir şanssızlık olamaz" demişti.


    Süleyman Tekil'den bir anı :
    Fenerbahçe'den Galatasaray'a geçerken 9 aylık boykotumu Beyoğluspor'da geçirmişitim. İlkmaçımı Kurtuluş'a karşı oynuyordum. Santrfor Halvacı, yakınlarından birini kaybettiği için o gün takımda yoktu. Sağ iç Bambino ortaya kaymış, ben de bambino'nunyerini almıştım. Sağ açıkta ise BODURİ oynuyordu. Bu ilk maçıydı Boduri'nin. Maç 1-1 bitmiş ancak Boduri'nin maçta varlığı ile yokluğu belli olmamıştı. Zaten bu maçtan sonra da takımda ona yer verilmedi.

    Gün geldi boykotum bitti. Galatasaray'da oynamaya başladım.Boduri'nin de arasıra Pera'da oynadığını Pazar sabahları yapılan maçlarda görüyordum.

    Çelimsiz hali yokolmuş, teknik yönden o usta futbolculardan kurulu forvete ayak uydurmuştu. Hatta göze batar hale gelmişti. 1938 yılının Mayıs başlarında Galatasaray'ın Yugoslavya gezisi vardı. İlk memuriyetime gireli henüz bir hafta olduğu için Müdür işimden ayrılmama müsaade etmemişti. Benim yerime gidecek bir oyuncu aranıyordu. Muslih Hoca'ya "Boduri'yi götürün" dedim. Ve biraz da aklını çelerek razı ettim. Boduri Galatasaray kafilesi ile Yugoslavya'ya gidip geldi. Hocanın yüzü gülmüyor, kime "Boduri nasıldı desem" dudak büküyordu.

    Bu gezi bir süre sonra Boduri'nin Galatasaray'a gelmesine neden oldu. Bu kez aramızda çabuk kaynaştık Boduri ile. Takımı meşhur antrenör Szabo çalıştırıyordu. Boduri de onun tezgahından geçti ve harika bir oyuncu oldu. Öyle ki doyulmaz futboluyla sahada çizdiği tablolar zevkle seyredildi. İki ayağındaki ustalık,zarif vücüt çalımları ile rakibi ekarte edişi, ona,rahat ve düzenli bir futbol oynama imkanı verdiği kadar, takıma da gole gitmenin yollarını kolaylaştırıyordu. Cemil her maçta gol atıyorsa Boduri'nin ikramı sonucudur. Takım farklı galibiyete kavuşuyorsa, Boduri'nin cömert bir gününe rastlanmıştır. "Manita" dediği çalımları öyle kolay ve ustaca atardı ki, karşısında değil bir kişi, birkaç kişi birden yok olurdu. Sonra da o dağıttığı defansta gole giden yolları arkadaşlarına bağışlardı.

    1940 yılının 23 Aralık günü Şeref Stadında Beyoğluspor ile maçımız vardı. Boduri'de bir gün önce askere alınmış ve Sirkeci'deki İkmal Merkezine gönderilmişti. İkmal Merkezinde Galatasaraylı Yüzbaşı Muhittin Şahinbaş vardı. Boduri'nin maçta oynamasını istendiği için, Yüzbaşıya rica edildi ve Yüzbaşı Boduri için izni kopardı. Boduri pazar günü kulübe geldi. Sulukarlı çok soğuk bir günde ince bir tulumla gelmişti ve öyle de dönecekti birliğine. Maçtan sonra hafif bir titreme geçirdi. Birliğine sabah gitmesi için girişimde bulunuldu ama sevkiyat gece yapılacağı için bu rica kabul edilmedi. Tüm arkadaşları ile vedalaşan Boduri Ömer Besim'in refakatinde birliğine gitti.

    Gidiş o gidiş... O gece yarısı Kilyos'daki birliğine giderken yolda fenalaşan Boduri, Gümüşsuyu Askeri Hastenesine kaldırılmıştı. Onu son kez hastanede ziyaret ettik o kadar...

    Bu maçtan sonra ben de futbolu bıraktım. Garip bir rastlantı, Boduri ile ilk maçımızı da son maçımızı da beraber oynamıştık...

    Hem Beyoğluspor'da, hem de Galatasaray'da.

    Bosko KAJGANIÇ

    Erkek güzeli kalecinin talihsiz sonu...

    Kajganiç denince, onu hatırlayanların gözlerinin yaşardığını biliyorum...
    Elimde, Kajganiç'in Profesyonel Futbolcu Bilgi Fişi var.

    Tarih: 9 Eylül 1977. Adı: Bosko Kajganiç
    D.Yeri ve Tarihi: Stara Pazova -1949,
    Profesyonel Lisans No: 9241
    Kulübü: GALATASARAY.

    Onun geldiği günü , oynadığı maçları ve vefat gününü dün gibi hatırlıyorum. Galatasarayımızın unutulmaz kalecisi Yasin Özdenak'ın Amerika'nın Cosmos takımına transfer olmasıyla, yöneticilerimiz Yugoslav Kajganiç'i getirmişlerdi.

    Aslında Kajganiç'i, Fenerbahçe de istiyordu. Ancak onlar Ivançeviç'i alınca, Kajganiç de Galatasaraylı olmuştu. Yugoslavya'nın en köklü kulüplerinden Partizan'dan gelen Kajganiç, 28 yaşındaydı. Gerçekten mükemmel bir kaleciydi. Aynı zamanda çok da yakışıklı ve sempatikti. Kısa zamanda herkesin sevgisini ve güvenini kazanmıştı...

    Galatasaray ile çıktığı son maç Samsun'da oynadığımız bir deplasman maçıydı. Oradan döndükten sonra tatil için verilen aradan faydalanarak ülkesine gidiyordu ama ecel onu Trakya'da yakalamıştı. Trafik canavarı kılığına bürünen Azrail onu hayattan çekip almıştı... Kajganiç'in öldüğünü haber aldığımda ne kadar da çok ağlamıştım... Hala da hatırladıkça tüylerim diken diken olur. Onun yerine kaleye gelen Nihat Akbay bir müddet, göğsünde 'Kajganiç' yazan bir kaleci kazağıyla maçlara çıkmıştı...
    Galatasarayımıza uzun yıllar hizmet edebilecek nitelikteki bir kaleciyi ve herşeyden önemlisi, insanoğlu bir insanı kaybetmiştik...

    Bülent EDİZ

    O acımasız hastalığın pençesinden kendini sıyıramayan talihsiz Bülent Ediz.Yüzünün güzelliği,ruhunun temizliği.sanki futboluna aksetmişti.ne kadar da güzel oynardı,denk kuvvette iki ayağı ve rüzgar gibi sürat ile kaleye akışı,sağ-sol şutları hasmını kolayca geçişi, seyredilmeye doyulmazdı. Bütün bir lig boyunca gol yemeyen Fenerbahçe kalesine attığı gol güzelliği kadar anlamlıydı da...
    Mekanı Cennet olsun.

    Bülent EKEN

    Galatasaray sanrthaflarından en mükemmeli derler onun için. Milli Takımda da eşi görülmemiş bir ortahaf.
    Bülent Eken, çok genç yaşında 1. takımda oynadı. Önce sağiçte,sonra santrforda, lüzüm olduğu zaman da bekte...

    Fakat en verimli yeri ortahaftı. Hava toplarında olanüstünlüğü tartışılmaz. Stoperliği eşine az rastlanır cinsten. Ya mücadele üstünlüğü? İkili mücadelelerde Eken'den top söken yok gibiydi. Defansa yardımı sonsuzdu. İleriye desteği ise herfırsatta...

    Takımda 9 yıl sürekli oynadıktan sonra İtalya'ya gitti. Üç yıl sonra (1953) yine Galatasaray'a döndü. İki yıl oynadıktan sonra da futbola veda etti.
    Galatasaraylılık ruhunu sahada en iyi temsil eden insanlardan biriydi. İşte o yüzden Bülent Eken bir semboldür.

    Cemil ERLERTÜRK (Katır Cemil)

    Süleyman Tekil anlatıyor :
    1930 yılında yaz tatilini geçirmek için Bozüyük'e gitmiştim. İstasyonun arkasındaki çayırda Allahın günü maç yapardık. Bir gün uzun boylu zayıf bir çocuk geldi. Futbolcu olduğunu, takımımızda oymamak istediğini söyledi. Ne iş yaparsın dedik. Planör Eğitim kursundayım dedi. İnönüdeki Planör kurslarına devam ediyormuş. Takımda yer verdik, bek oynadı, fena değildi. Sonra takıma yerleşti. Bir başka gün bizi uçuşunu seyretmeye davet etti, hayretten dona kaldık.

    Yıl 1937, İzmir'de Altay ile maçımız var. Baktım bizim planörcü Cemil Altay'da sağ bek oynuyor. Sertihaşin...Altay kalesine bir korner atışında Cemil topa çıkarken kafasını direğe vurup baygınlık geçirmezmi? Neyseki çabuk toparlandı. Bu Cemil ile ikinci karşılaşmamızdı. Üçüncüsünde aramızda gördük Cemil'i. Bu kez santrfor olarak. Kah Boduri ile benim aramda, kah Gündüz'le Eşfak'ın yanında.

    Cemil ileri hatta öyle tehlikeli bir futbolcu öyle gol koklayan bir insandıki onu durdurmak için tüm defansın seferber olması bile kar etmezdi. Bodurinin paslarını çoğu kez değerlendirmesini bilirdi. Cemil bir de psikolojik yönden etkilerdi rakibini. Durmadan saldırır, defansı dağıta dağıta top arardı. Sonra da filelere gönderdiği topu tasik edercesine ikinci kez ağlara vurması rakibi çileden çıkarırdı. Ondan sonra veryansın tekme... Cemil'in yediği tekmenin haddi hesabı yoktu. Cemil'in yediği tekmelerden Boduri de nasibini aldığı için sık sık Cemil'e 'Bre Katır, senin yüzünden ben de tekme yiyorum' diye yakınırdı. Cemil'in en kuvvetli yönü, hareketli toplara iyi vurması ve atakları ile defansı dağıtmasıydı. Cemil Galatasaray'da 6 yıl oynadı.

    Coşkun ÖZARI

    1950'den sonra Mektep'ten takıma geçenlerden biriydi. Hem de kalburüstülerden. Karakterindeki ciddiyet, onu disiplinli futbol oynamaya sevketti. Coşkun'un yeri muhakkak ki yan haftı. Nitekim burada oynadığı sürece sadece başarılı olmadı, ayrıca batı futbol örneği sergiledi.

    Özellikle hücuma dönük futbolda ileri hattı yakında desteklemesi, savunma ile hücum hattı arasında muvazene unsuru olması, topa hakimiyeti ilk bakışta göze çarpan meziyetleri olarak sayılabilir. Coşkun takım için ne gerekiyorsa yapmış, hiçbir vakit temaşa oyununa gitmemiştir. Bu yüzden de vazifesini en iyi yapanlar arasında yeralmıştır. Coşkun'un futbola ne derece ciddi sarıldığı, futbolu bıraktıktan sonra antrenörlük mesleğini seçmesiyle belli olmuşur. Kendini bu kadar futbola verenin de iyi futbolcu olması normaldir.Milli Takım ve Galatasaray'da hocalık yapmıştır.

    Doğan KOLOĞLU

    Doğan Koloğlu futbolu iyi bilen bir kişidir. Pratik yönden olduğu gibi, teorik yönden de bu hususu kanıtlamıştır. Futbolculuk döneminde uzun sayılabilecek boyu sayesinde hava toplarına hakim olurdu. Top kesişleri,mücadele gücü ve forvete uzattığı uzun paslar,futbolun arenk katardı.

    Koloğlu,Galatasaray'da oynadıktan sonra Vefa'ya geçti. Orada da güzel oyunlar çıkardı. Sonra tekrar Galatasaray'a döndü. Bu kez kendisini ileriye hazırlamak için. İngiltere'de futbol kursu gördü. Buradan edindiği bilgi ie Galatasaray'a Teknik Direktör oldu. Hem de bir İngiliz hocanın yardımcısı..
    Sonraları antrenör olarak da çalıştı. Nazik ve saygılı insandı.

    Eşfak AYKAÇ

    Süleman Tekil anlatıyor :
    Eşfak Aykaç'ı ilk kez 1936'da yabancı bir takıma karşı Galatasaray'da sağ haf olarak seyrettim. Küçücük çelimsiz bir çocuktu.Ama o gün bir maç çıkardı hayretten dona kaldım. Vücut çalımları ile hasmı geçişi bir yana, top hakimiyeti, o mıknatıslı ayakları ile topa hükmedişi, ara pasları ve ani şutları beni hayran etti.

    Sonra yıllarca aynı takımda oynarken onun daha gelişmiş halini gördükçe futbol nosyonunun Allah vergisi olduğuna hükmettim. Diyebilirim ki kafası bu kadar futbola yatkın, kafasında bu kadar futbol zekası fışkıran bir insana daha rastlamadım.

    Eşfak futboldan iyi anladığını sadece oynadığı zamanlarda değil
    bir Milli takımın tüm sorumluluğunu üzerine alarak ve tek seçici olarak kanıtlamıştır. Hem de çiçeği burnunda bir Dünya Şampiyonu olan Macaristan'ı 3-1 yenerek.

    Hazırladığı Milli Takımlar başarıdan başarıya koşarken, terazinin kefesi daima Eşfak'ın ağırlığını göstermiştir. Nasıl göstermesinki, aynı oyunculardan kurulu bir milli takım, bir başka yetkilinin elinde aynı başarılı grafiği çizememiştir.

    Eşfak olsun, Haşim olsun, Bülent olsun, bu üç güzide futbolcu da maalesef milli formayı giyme şerefine ulaşamamışlardır. Yok olan birşeye ulaşılamayacağı için tabii...Ancak Eşfak o şerefli formayı "Tek seçici" olarak sırtına geçirmiştir.

    Fatih TERİM

    JUPP DERWALL'DEN

    Terim'e övgü

    "... takımın kaptanı Fatih (Terim) kişilikli bir insan, tepeden tırnağa bir spor adamıydı. Herzaman başkalarına yardıma hazırdı. Onu zor etki altına alabilir, ancak doğru bir dava adına her zaman yanınıza çekebilirdiniz. Herkes için iyi bir örnek, cana yakın bir dost ve can yoldaşıydı...
    Sporun kurallarına uymayanların ise ondan çekecekleri vardı. Yüksek görev bilinci, aklı ve hayalperestliğe düşmeyişi, başka bir şeye müsaade etmiyordu.

    Sanırım, ondan pek hoşlanmayanlar da vardı. Bazıları onu pek saydam bulmuyorlar ve ayrıca kendini beğenmiş biri olarak tanımlıyorlardı.
    Ben ise onu yeterince tanıyordum ve çevresine koruyucu bir kalkan ördüğünü, bu şekilde, özellikle kaybedilmiş ya da kötü oynanmış maçlardan sonra karmaşık duygular içinde futbola sırtını dönenlere cansıkıntısını yansıtmamak adına, herkese, alçakgönüllü ve ağırbaşlı tarafını göstermediğini biliyordum."

    Eski hocalarımızdan Jupp Derwall, Fatih Terim hakkındaki düşüncelerini "Türkiye Anıları" adını verdiği kitapta aynen böyle kaleme alıyordu.
    Bersay Yayıncılık tarafından yayınlanan bu kitabın arka kapağında ise "Teşekkürler İstanbul... Teşekkürler büyük ülke Türkiye... Yaşamama izin verdiğiniz sayısız harikulade gün için teşekkürler..." diyordu büyük usta Jupp Derwall...

    Taraftarlar içn de çok güzel şeyler yazıordu... Kendisini taşayan, yuhalayan taraftarlar için bile.. O muhteşem taraftarımız için, "Bazıları o kadar yüklüydüler ki, Galatasaray'ı düşününce bile gözleri yaşarıyordu" diyordu. Yaklaşık 250 sayfaya sığdırmaya çalışmıştı Türkiye'de geçirdiği seneleri Derwall... Ama her cümlesinden, bizi ne kadar iyi tanımış olduğu adeta akıyordu...

    Sadece yukarıda verdiğim Fatih Terim, Türkiye ve taraftar konularındaki örneklerden bile ne kadar büyük bir bilge olduğunu anlamak mümkündür...
    Türkiye'nin belki de gelmiş geçmiş en büyük teknik adamı Fatih Terim hakkında basınımızda yazılıp çizilenleri okuyunca, sadece taraflı değil, kendi içimizden bazılarının bile ona karşı nasıl cephe aldığını görünce...
    Elin Alman'ının "Büyük ülke Türkiye" dediği cennet vatanımıza atılan iftiraları ve hainlikleri gördükçe...

    Galatasaray taraftarına yapılmış olan bazı ithamları hatırladıkça...
    Ne bileyim vallahi... İsterseniz boşlukları siz doldurun...

    Haa, bir de hatırlatma yapİyordu kurt Hoca, "Benim Türkler'im günlük yaşantılarında çok hareketli, becerikli ve içe dönüktürler. Bir yerde anlaşmazlık ya da yanlış anlama söz konusu olduğunda arabuluculuk, yatıştırıcılık yapmak yerine meseleyi bir trajedi haline getirmeyi çok iyi bilirler..."

    Helal olsun hocam...

    Gheorghe HAGI

    O hala bir efsane… :kalp: :buddha:

    Gökmen ÖZDENAK

    İstanbulspor'dan geldiğinde futbol nosyonu zayıftı.Bu yüzden Galatasaray takımına biraz zor intibak etti.Ama sonra futbol bilgisini ilerletti. Almanların ünlü futbolcusu Hamburglu Hrubesh'e benzetilirdi.Havadan top kapışları, hasmını yıpratan sarjları ve ceza sahası içindeki sert şutları ile bu benzetiş pek de haksız sayılmazdı.

    Ama bir de gol kaçırma huyu vardı ki, attığı müthiş gollerin yanında bunlar da azımsanmayacak dereceydi. Bizzat kendi ifadesine göre her gol kaçırdığında Başkan Selahattin Beyazıt " Bu da kaçırılırmıydı ? " diye kendisine takıldıkça verecek cevap bulamazmış. Nitekim kaçırdığı goller için şöyle derdi: "Gol atmak elbette güzel de ya kaçırmak? Onun da ayrı bir üzüntüsü var. Üstelik ben çok akıl almaz golleri kaçırdım. Herkesin 'tamam bu iş bitti' dediği sırada topu dışarı vururdum. Bir Vefa maçında top tam altıpasta ayağıma geldi, hiç durmadan vurdum, direğin hemen dibinden dışarı çıktı..."

    Gökmen Özdenak terbiyeli insandı, saygılı ve mütevazi idi. Kusurlarını bir çırpıda söylemekten çekinmezdi. Ama bir de gününde olduğu zamanlar vardı ki, seyircileri hayretler içinde bırakan goller atardı. Kafa ile attığı sayısız muhteşem golleri vardı. Saha içindeki sevapları ve günahları teraziye konsa elbetteki sevapları çok daha ağır basar.

    Gündüz KILIÇ (Baba Gündüz)

    Gündüz Kılıç önce futbolcu, ardından teknik adam ve daha sonra da futbol yazarı olarak, Türk futbolu'nun en önde gelen isimlerinden biridir. Bu alandaki başarısıyla adını Türk futbol tarihini yazdırmıştır. Çok uzun yıllar Galatasaray ve milli takım formasını başarıyla taşıdıktan sonra, teknik direktör ve spor yazarı olarak hayatının sonuna kadar futbolun içinde yaşamıştır.

    Atatürk'ün arkadaşı Kılıç Ali'nin oğlu olan Gündüz Kılıç 1917 yılında İstanbul'da doğdu. Galatasaray 'ın lise kökenli futbolcularından olan Gündüz Kılıç, daha 17 yaşında iken A takımında yer almayı başararak parlak gelecegini müjdelemiştir. İki ayağı'nın yanı sıra kafa hakimiyetiyle de döneminin en büyük golcüleri arasında yer almayı başarmıştır.

    Gündüz Kılıç, 1934'ten 1952'ye kadar tam 18 yıl Sarı Kırmızı'lı formayı taşımış ve dönem içinde 336 maç oynamıştır. Milli Takım'da 11 kez görev yapan Kılıç, 5 kez de kaptan olarak ay yıldız'lı takımın başında sahaya çıkmıştır. Bir Beşiktaş maçında Beşiktaş filelerine 9 gol atan (9-2) Galatasaray'ın 5 golünü Gündüz Kılıç kaydetmiş bu gollerin 3'ünü ayak,
    ikisini kafa ile atmıştır.

    Futbolu bıraktıktan sonra çeşitli dönemlerde Galatasaray'ı çalıştıran ve büyük başarılar kazanan Gündüz Kılıç, Feriköy, Vefa, Altay, Beşiktaş'ta teknik direktörlük yaptı. Kılıç, bu görevi Milli Takım'da da sürdürdü.
    Gündüz Kılıç Galatasaraylı taraftarlar tarafından çok sevilen bir insandı.Öyle ki Beşiktaş'a antrenör olarak çalışmaya gittiğinde hiç de azımsanmayacak sayıdaki Galatasaraylı taraftar Beşiktaş'ın maçlarına koşmuştur...Taa ki Kılıç Beşiktaş'tan ayrılana kadar.

    Kılıç, bu defteri kapattıktan sonra da Milliyet ve Hürriyet gazetelerinde spor yazarı olarak çalıştı. Gündüz Kılıç futbolunun sevimliliği yanında şahıs olarak da sevimliydi.İyi niyetli,arkadaş canlısı,maddeden uzak,manevi değerlere kıymet veren bir yaradılışa sahipti.Esprileri ile tanınırdı.tatlı konuşur tatlı yazardı. Gündüz Kılıç 1980 yılında vefat etti.

    Hakan ŞÜKÜR

    Galatasaray’da sayısız başarıya ulaşmış efsane futbolcumuz.Onu anlatmaya gerek varmı? :kalp: :buddha:

    İsfendiyar AÇIKSÖZ

    Grand Cour'un Galatasaray takımına bağışladığı en nadide armağanlardan birisidir.Onun sürati ,top sürüşlerindeki ayak hakimiyeti,kaleye dalışları,ortaları,şutları mükemmeldi. Hasmını rahatça geçişi ve golattırma özelliği ise muazzamdı. İsfendiyar Açıksöz öyle toplar kaçırır öyle gollük pozisyolar hazılardı ki,bunları gole çeviremeyene mutlaka yetenekten yoksun olarak bakılırdı. İsfendiyar Açıksöz Macarlarla oynanan ve 3-1 kazandığımız maçta müthiş bir performans ortaya koymuş, o dünya şampiyonu Macar takımınının defansını allak bullak ederek attığı ve attırdığı gollerle galibiyetin mimarlarından birisi olmuştur. Özbeöz Mektepten yetişme Galatasaraylıdır. Ama bir ara Vefa'ya geçmiştir. İki dönem burda oynayıp tekrar Galatasaray'a geri dönmüştür.

    Kadri AYTAÇ

    Bir profesyonel futbolcu ancak kadri Aytaç kadar takımın akendini adar. Bundan ötesi olamazdı.90 dakika içinde sarfettiği bilinçli efor,pek az futbolcuda görülen meziyetlerdendi.Kollektif oyuna harfiyen riayet eden şahsi yetenekleri ile rahat ve kolay futbol oynayan Aytaç gibi bir futbolcu bulmak hakikaten zordu. İki ayağını birden kullanan ,sahada basmadık bir karış yer bırakmayan,her oynadığı mevkii de o yerin adamı olduğunu belgeleyen bir futbolcuydu. Bir ara Galatasaray'dan Karagümrük'e transfer olduğunda, zamanın en yüksek tarnsfer ücreti ile gitmiştir.

    Mehmet LEBLEBİ

    Galatasaray Lisesinden, futbol takımına gelen futbolculardandır.
    Ay Yıldızlı formayı giydiğinde henüz 16 yaşındaydı. Çelimsiz vücudu çökük avutları,zeytin tanesi gözleri ama cin gibi bakışları ile Nihat'ların, Burhan'ların yer aldığı muhteşem takımda yıldızlaştı. O mükemmel topa vuruşları ile seyrine doyum olmaz futbolu ile sürati, tereyağından kıl çekercesine hasmından sıyrılışı ve kaleye süzülüşü ile mükemmeldi..
    Bir maçta tam 14 gol birden atmıştı. Vefa'ya... Gün geldi Milli takım forvetine 4 oyuncu verdi Fenerbahçe ama 5.yi veremezdi. Veremedi de...Çünkü o mevki Leblebi'nindi. Leblebi gibi gol attığı için lakabı 'Leblebi' idi. Sonradan bu lakap kendisine soyadı oldu.

    Metin OKTAY

    Sarı Kırmızılı takımın ve Türk futbolu'nun gelmiş geçmiş en büyük golcülerinden biridir. 1969 yılında takımı şampiyon ve kendisi de gol kralı olarak futbolu bırakan Metin Oktay'a başka hiçbir futbolcuya nasip olmayan jübile yapılmış, bu unutulmaz futbolcunun uğurlanması İstanbul ve İzmir'deki karşılaşmalarla, şanına yakışır bir şekilde olmuştur.
    İstanbul'da yapılan jübile maçında Galatasaray- Fenerbahçe 1-1
    berabere kalmış, İzmir'de ise Göztepe, Galatasaray'ı 1-0 yenmiştir.
    İstanbul'daki jübilenin en ilginç yanını ise Metin Oktay'ın kısa bir süre Fenerbahçe, Can Bartu'nun da Galatasaray formalarını giymesi
    oluşturmuştur.

    Böylece, iki takımın taraftarlarının belki de en büyük özlemlerinden
    biri, simgesel olarak yerine gelmiştir. 1936 yılında İzmir'de doğan Metin Oktay, Damlacık kulübünde futbola başlamış, Yün Mensucat takımından sonra geçtiği İzmirspor'da kendini göstererek genç milli takıma yükselmiştir.

    1956 yılında Galatasaray'a gelen Metin Oktay, İtalya'nın Palermo takımına transfer olduğu 1961-62 sezonu dışında sürekli Sarı Kırmızılı formayı giymiştir.

    Daha İzmirspor'da oynarken, attığı 17 golle İzmir Profesyonel Ligi gol kralı olan Metin Oktay, ondan sonraki yıllarda da bu ünvanı nadiren başkalarına kaptırmıştır.

    Metin Oktay kral olamadığı yıllarda da çok sayıda golle listenin hep ilk sıralarında yer almış, toplam 614 golle bir rekorun sahibi olmuştur. (Bazı kaynaklarda bu sayının 632 olduğu belirtilmektedir.) Bir sezonda attığı 38 golle oluşan rekor ise, tam 25 yıl sonra yine Çolak tarafından kırılabilmiştir. Metin Oktay, 36'sı A, 4'ü de genç olmak üzere Milli Takım formasını 40 kez giymiş, 7 kez kaptanlık yaparken, 19 gol atmıştır.

    10 Haziran 1959'da Fenerbahçe kalesinin ağları yırtan golü, Türk futbol tarihine geçen büyük olaylarından biridir.

    Metin Oktay, Türkiye'deki Galatasaray sevgisinin büyümesinde ve taraftar sayısının artmasında çok önemli bir rol oynamış olan futbolcudur.
    1965 yılında ''Taçsız Kral'' adlı bir filmde de rol alan Oktay, futbol yaşamı boyunca sadece 1 kez oyundan atılmıştı. Ona da Fenerbahçeli Yılmaz Şen'in tahriki neden olmuştu. Büyük bir golcü oluşunun yanı sıra, efendi ve sportmen kişiliğiyle de Türk futbolseverlerinin sevgilisi olan Metin Oktay, futbolu bıraktıktan sonra yine futbolla ilgili çeşitli işler yaptı. Sarı Kırmızılı kulüpte yönetici ve menajer olarak görev yapan Metin Oktay'ın son görevi spor yazarlığı idi. Oktay, Galatasaray ve Bursaspor'da teknik adam olarak da görev yapmıştı. Türk futbolunun efsane golcüsü Metin Oktay, 13 Eylül 1991'de bir trafik kazası sonucunda yaşamını yitirmişti.

    Metin Oktay'ın gol krallığı listesi şöyledir:
    1956-57 İstanbul Profesyonel ligi, 17 gol
    1957-58 İstanbul Profesyonel ligi, 19 gol
    1958-59 İstanbul Profesyonel ligi, 22 gol
    1959 Türkiye ligi,11 gol
    1959-60 Türkiye ligi, 33 gol
    1960-61 Türkiye ligi, 36 gol
    1962-63 Türkiye ligi, 38 gol
    1964-65 Türkiye ligi, 17 gol
    1968-69 Türkiye ligi, 17 gol
    ----------------------------------------------------
    METİN OKTAY'IN KENDİ KALEMİNDEN ANILAR...

    "Sarı-Kırmızılı renklere küçüktenberi hayrandım.Galatasaray İzmir'e geldiğinde okuldan kaçar, maça giderdim. Bence Galatasaraylılık din gibi, mezhep gibi yerleşmiş, köklü bir inançtır. Galatasaray'ı işte bunun için tercih eder ve Galatasaraylılığımla her zaman gurur duyarım."

    "Fenerbahçe 20 bin, Adalet bir yıl için 10 bin lira transfer ücreti teklif ederken, ben Galatasaray ile yıllığına 8 bin liraya anlaşma yağptığım gün mutluluktan uçuyordum..."

    "Sahaya çıkmadan önce Allah'a dua eder, sahaya en son çıkmayı uğur sayardım. Aut çizgisini geçerken daima sağ ayağımı atardım. Maça başlamadan önce arkadaşlarım kaleye şut atarken, ben dolanıp durur, oyun başlayıncaya kadar topa vurmazdım... Sakatlandığım zaman, secde ederek iki elim önde 'Allah'ım sen bacaklarımı koru' diye dua ederdim."

    "Galatasaray'ın alt yapısında 18 tane Metin vardı... Galatasaray'daki bu Metin'lerin sayısı bana söylendiğinde önce inanmamıştım. Futbol okulunun çeşitli kademelerinde bu Metin ismi dikkat çekmiş ve onları biraraya getirmişler. Sonra da bana haber verdiler, gittim hepsini kucakladım."

    "Fenerbahçe'ye attığım ağları yırtan golüm çok konuşulmuştu. Hikayesi ise şöyledir ; Fenerbahçe ile oynayacağımız her maçın havası ayrı olurdu. 1959 yılının 10 Haziran günü oynayacağımız Milli Lig'in ilk Final maçının önemi çok büyüktü. Futbol Federasyonu bu kritik maça Yugoslavya'dan hakem getirmişti. Tansiyon yüksekti. Maçtanbir gece önce Çınar otelde Yugoslav hakemin üç Fenerbahçeli yöneticiyle birlikte yemek yediği görülünce, İstanbul'da kıyamet koptu. Galatasaray Kulübünün telefonları ihbarlarla inliyordu: ' Maç Çınar Otel'de masa başında satıldı...Yugoslav hakem Fenerbahçe'yi galip getirmek için ne lazım gelirse yapacak!..'
    Bunun üzerine Galatasaray Kulübü hakemin değiştirilmesi için Federasyona başvurdu. Hakem şaşırmıştı. Ve ağlayıp sızlamaya başlamıştı. 'Ne olur Galatasaraylılar'a söyleyin böyle bir sebepten dolayı memleketime dönemem maçı namuslu bir şekilde yöneteceğim.'

    Yöneticilerimiz bir toplantı yaptı, hakemi kabul etti ve o Yugoslav hakemle iki takım maça çıktı. 10 Haziran 1959... Dolmabahçe Stadı yükünü almış, ezeli mücadeleyi bekliyor. Sıcağa rağmen tribünler herzamanki gibi rengarenk... Oyun hızlı başlamıştı. Maçı mutlaka kazanmak istiyorduk. Çok hırslıydık... Turgay uzun bir degaj yaptı. Boş top, ceza sahasının üstüne süzülmüştü. Topa kaleci Özcan Arkoç ile birlikte yükseldik.
    Özcan topa uzanabilmek için adeta benim sırtıma tırmanmıştı.. Çok yükselmiş, bu sebepten de dengesini kaybetmişti. İkimiz birden yere düştük. Özcan anlayamadığım bir şekilde kıvranmaya başladı.
    O anda Fenerbahçe tribünleri benim Özcan'a vurduğumu zannederek küfretmeye başlamıştı. O çirkin tezahüratın ilk defa muhatabı oluyordum. Şaşırmıştım ve utanmıştım. Suçlu olmamama rağmen utanmıştım. O sırada yanıma Fenerbahçeli Nazi Erdem ve Basri Dirimlili geldiler. İkisi de çok sevdiğim arkadaşlarımdı.

    Benim kasıtlı bir hareket yapmayacağımı benden iyi bilirlerdi. Ben onlarla konuşurken birden diz kapağıma bir tekme yedim. Acıyla tekmeyi vurana baktım. Bbana vuran, kendine Fenerbahçe'de yer edinmeye çalışan Avni idi. O acıyla ben de Avniye bir yumruk attım. Yumruğu Avni'nin suratına indirince saha karıştı. Antrenörümüz George Dick, Eşfak Aykaç, Muzaffer Bozok ve menajerimiz Osman İncili beni olaylardan sıyırıp saha dışına götürmeye çalışıyorlardı. O kargaşa arasında yöneticimiz Muzaffer Bozok ile Osman İncili Yugoslav Hakeme kızıyorlardı. Aradan iki üç dakika geçmiş, saha boşaltılmıştı. Yugoslav hakem hışımla yanıma yalaştı ve saha dışını gösterdi. O güne kadar hiçbir hakemden bu kararı duymadığım için neye uğradığımı şaşırmıştım. Hırsımdan ağlıyordum. Sahadan çıkmadan önce gidip Ffenerbahçe tribünü önünde çakıldım. Ben gidince onlar da şaşırdı. Biraz önce o çirkin kelimeleri bana layık gören insanlardı onlar. Durdum. Bir baştan bir başa o triibünleri süzdüm. Sonra eğildim ve bana küfedenleri selamladım.

    Ortalık sakinleşmişti. Ben soyunma odasına gitmeye kara verirken Suat, Turgay ve diğer arkadaşlarım kolumdantutup 'Dur,hakem kararını değiştiridi galiba" dediler.

    Oyun duralı 7 dakika olmuştu ve 7 dakikadan sonra Yugoslav hakem beni sahadan atmaktan vazgeçmişti. Karar değişince Fenerbahçeli futbolcular kahroldular.

    Bundan sonra yüzbinleri ağlatan tek golü ben atacaktım. 37.dakikada ağları parçalayan bazukayı Fenerbahçe kalesine ben yolluyordum. Allahım rüya gibiydi sanki o an...

    Nuri bir pas atmıştı, sola doğru kaçtım. Osman hızla üzerime geldi, onu atlatmak benim için zor olmadı. Aut çizgisine kadar gittim sol ayağımı çizgiye dayayıp topu kepçeledim. En büyük korkum Naci idi. Naci Erdem ekseri bu toplara çift dalardı. Fakat ondan da sıyrıldım. Evet, önümdeki topa çok dar açıdan vurmak zorundaydım. Bu bir an meselesiydi. Bu kısa zaman içinde başımı kaldırdım ve kale içinde bir noktaya tüm kuvvetimle vurdum. Kaleci Özcan, köşeyi kapatmıştı. Buna rağmen top hızla kaleye girdi. İnanın topun baktığım noktadan dışarı çıktığını ve ağları parçaladığını sonradan öğrendim. Golden sonra arkadaşlarımın sırtındaydım. Tribünlerden 'Cim Bom Bom..." sesleri yükseliyordu. Halbuki hakem de dahil, golü Dolmabahçe satdındaki kimse farketmemişti. Hakem önce aut vermiş, sonra parçalanmış ağları görünce gole hükmetmişti. Maçtan sonra Fenerbahçe'nin eski kaptanlarında Fikret Arıcan 'Vallahi azizim bizim zamanımızda topa en iyi vuran adam Bekir'di...Ama itiraf edeyim ki Metin daha iyi vuruyor...' diyordu . "

    "Eşim ve ailesinin sürekli baskısındaydım. Evliliğimin ilk günlerinde topu bırak diye diretmişlerdi. Gülüp geçmiştim bu komik sözlere. Ben nasıl aç susuz yaşardım ki? Futbol benim dünyamdı. Topu bırak emri yerine gelmeyince bu defa daha komedi bir teklifle karşılaştım ' Galatasaray'ı bırak İzmir'e dön...' diye diretiyorlardı. Galatasaray'ı bırakacağım ha? Allah korusun! Allah yazdıysa bozsun! Galatasaray benim
    dünyam, Galatasaray benim yuvam. Nasıl bırakırım Galatasaray'ı? Evet İzmir'i eşim kadar severim. Ama benim bir de sevdiğim Galatasaray'ım var.
    O aralar bizim Rusya seyahatimiz vardı. Eşim Oya, kafasındaki acı planı İzmir' de uygulamaya koymuş. Benim adımı ve imzamı kullanarak, Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğüne bir mektup götürmüş...Gazetecilere de 'Metin Galatasaray'da satışa çıkarılmasını istedi ' demiş... Aman Yarabbim... Böylesi görülmüş şey değildi. İzmir Bölge Müdürü mektubu almış ve 'Peki efendim' demiş. 'Mektubu hemen Ankara'ya yolluyorum...'
    Bu mektubu ciddi zanneden Galatasaraylıları bir telaş almış. Ben Rusya'da iken bir yardım kampanyası açılmış. Amaç para toplayıp benim Galatasaray'da kalmamı sağlamak. Bunu duyunca Oya İzmir'den feryadı basmış ' Metin 500 bin liraya bile Galatasaray'da kalmayacak '
    Haber bana ulaştırılınca, gazetecilere bir açıklama yapmak zorunda kaldım. Ve şu mesajı ilettim :

    'Galatasaray'da kalmaya ailece karar vereceğiz.İzmir'i, eşim Oya kadar severim ama benim bir de yürekten bağlandığım Galatasaray'ım var.'
    Ama Oya, Topağacı'ndaki evi boşaltıp, eşyaları İzmir'e götürmüş. Olacak iş mi? O eşyaların bir çoğunu evlenirken Galatasaraylı taraftarlar hediye etmişlerdi. Ne derdim Galatasaraylı taraftarlara ben ? Rusya'da artık daralmaya başlamıştım. Nihayet Yeşilköy'e inmiştik. Ama gözlerime inanamıyordum, İzmirsporlu yöneticiler beni kaçırmaya gelmişlerdi hem de bavul dolusu para ile. Ama Galatasaraylılar da korumaya.

    Meğer biz Rusya'dayken komuoyu ikiye bölünmüş, Oya mı kazanacak , ben mi? Ben Galatasaray'ı seviyordum elbette benim dediğim olacaktı. Ve Rüçhan Atlı'nın otomobiline biniyordum. Önce bizim eve gittik. Kayınvaldem 'Buraya Galatasaraylılar giremez ' deyip kapıyı Rüçhan ağabeyin yüzüne kapamıştı. Hava elektriklenmmiş eşimle tartışmıştık, yüzüklerimizi atmıştık. Bir basın toplantısı düzenleyerek 'Ben parayı Galatasaray'a tercih etmem ' diyor ve Galatasaray'da kalıyordum.
    Avukatım Süha Özgermi Karşıyaka Adliyesindeki üçüncü celsede boşanma işini bitirmişti bile..."

    HERKES O GÜN ORADA OLDUĞUNU SÖYLER...

    "1929 yılıydı. Arjantin takımı Paraguay'a karşı oynuyordu. Nolo Ferreira topu uzaklardan getiriyordu. Rakiplerini bir kenara istifleyerek, kendine yol açarak geliyordu ki,defans oyuncuları duvar gibi karşısında beliriverdiler. Nolo bir an durdu. Durduğu yerde topu iki ayağının arasında yere değdirmeden sektirmeye başladı. Rakip oyuncuların tümü sağdan soldan soldan sağa bakışları hareket halindeki topa çivilenmiş ipnotize olmuş bir şekilde topu izlemeye başladılar. Nolo bir delik bulup atışını yapana kadar bu bakış adeta yüzyıllarca sürdü. Ve sonunda top duvarı aştı ve fileleri salladı.

    Atlı polisler onu kutlamak için atlarından indiler.Sahada yalnızca 20.000 kişi vardı, ama hangi Arjantinliyle konuşsanız O GÜN ORADA OLDUĞUNU SÖYLER..."

    Gölgede ve güneşte futbol isimli kitabında Eduardo Galeano keyifli hikayelerden birini böyle anlatıyordu... (Yahu ben de bu adamın kitabından meğer nekadar da çok etkilenmişim...) Yukardaki hikayeye benzer bir olayın bizde de gerçekleştiğini futbolla ilgili olan herkes bilir...
    "10 Haziran 1959'da Türkiye Ligi'nin finalinde Galatasaray ile Fenerbahçe karşı kartşıya gelirler...Sarı-kırmızılı takımda Metin, Turgay, Suat, Kadri, İsfendiyar Fenerbahçe'de ise Lefter, Can, Basri, Naci, Özcan gibi efsaneler yer almaktadır...

    Karşılaşmanın 39.dakikasında ceza alanının sol dışında topla buluşan Metin Oktay güzel bir çalımla Naci'yi geçtikten sonra Özcan Arkoç'un kalesine bir füze yollar. Top ağları bulur ama orda kalmaz kale arkasında gezintiye çıkar.. Hakem biraz tereddüt eder neden sonra golü verir.Top ağları parçalamış ve dışsarı çıkmıştır.

    Adeta bu gole duyulan saygıdan futbolcular kalan 61 dakikayı uykuda gibi oynarlar. Başka gol olmaz ve Metin Oktay'ın ağları yırtan ünlü golüyle Galatasaray maçı 1-0 kazanır.

    Bu maçı izlemek için yaşı uygun olan hemen her Galatasaraylı da size "Evet ben de o gün ordaydım. Maçı duhuliyeden! izliyordum..." diyecektir.
    Bu golün hala güncelliğini yitirmemiş olmasının nedeni rahmetli Metin Oktay'ın da dediği gibi Fenerbahçe'ye atılmış olmasındandır. Bu gol o kadar çok konuşulmuştur ki 4 gün sonra Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı 4-0 yenerek şampiyonluğu kazanması bile gölgede kalmıştır...
    Alpaslan DİKMEN

    METİN OKTAY

    Maalesef vatanımızda spor kültürü açıcısından ortaya konulmuş eserlerden bahsetmek çok zor, hatta olanaksız.

    Yazılarına ve ortaya koyduğu fikirlerine çok değer verdiğim ağabeylerimden biri bu durumu şöyle özetliyor " boş konuşmaya akıl almaz derecede düşkün olduğumuzdan,kültürle ilgili her alana biraz yaban durmuşuz..."

    1999 sensinde Galatasaray'ın Florya'da bulunan ve Metin Oktay' ın adını taşıyan tesislerine bir Metin Oktay büstü dikildi.Bu tesislere hem isminin verilmesi hem de bir büstünün dikilmesi 'vefa adına ' harikulade bir olay, ancak bu büyük futbol adamının adına ne doğru dürüst bir belgesel yazıldı
    ne de onun adına bir ödül konuldu.Hatta onu anlatan kayda değer bir kitap bile yazılmadı. Elbette ki bu sadece Metin Oktay'a yapılan bir haksızlık değil, bir Arslan Nihat (Bekdik), bir Boduri ve daha niceleri ...
    Yurtdışında birçok maça gittim, futbol daha doğrusu spor kültürünün tavana vurmuş olduğunu gözlerimle gördüm. Çünkü spor müzelerini gezdim, sporla ilgili yayınevlerini dolaştım, spor malzemeleri satan mağazaların altını üstüne getirdim. Sadece bir tek futbolcu için bile onlarca kitap yazılmış oluduğunu görünce, neredeyse kafayı yiyordum. İnanın içimden isyan etmek geldi. Ve şu soruyu sordumkendi kendime..; Bizim yıldızlarımız hakkında hiç mi birşeyler yazılamaz yani? Amaan canım ben de neler söylüyorum asırlık camiaların bile elle tutulur nitelikte çok az eserleri varken, sporcuyla kim uğraşacak ? Korkarım üstadımın yukarda yazdığım tespiti daha bir kaç asır ! geçerli olacak.
    Alpaslan DİKMEN


    Muslihittin PEYKOĞLU

    Galatasaray'ın mücadele günlerinde sembol haline gelmiş bir isimdir. Maçlara da öyle çıkardı. Yüzüne bakıldığında gözlerinden ateş püskürdüğü gürülürdü. O azim, o irade, o inat ve o mücadele...

    Süleyman Tekil anlatıyor :
    Bir Milli maçta yedek yazılmış. Takımlar sahaya çıkarken kendisi de çıkmış. Seremoniden sonra sol açıkta yerini almış. Halbuki sol açık Bedri oyanayacakmış. Sonunda yapılan itiraz ve ihtarlara pabuç bırakmamış ve maç sonuna kadar sol açıkta oynamış... Hem de mükemmel.
    Bu bir azim meselesidir. Muslih Hoca futbol hayatında bu inanca bağlı kalmıştır. Galatasaray için sahalara varını yoğunu dökmüştür. Kazanıldığı vakit sevincinden coşmuş kaybedildiğinde üzüntüsünden çökmüştür.

    Naci ÖZKAYA

    1947'de Ankaragücü'nden Galatasaray'a geçti. Sağ bekte yer aldı.
    6 dönem oynadı. Her oyunda ayakta alkışlandı. Bocaladığı hiç bir maç hatırlanmaz. Daima dimdik göğsü ilerde bitirirdi maçları.

    Naci'de bir savunma oyuncusunda aranan vasıfların hepsi vardı. Top kesişleri, rakipten top alışları, mücadele gücü ve topa çok güzel vuruşları ve de mükemmel yer tutuşları...

    Naci Özkaya, topla geçilmezdi. Milli maçlarda dalgalar halinde glen akınlar onun önünde dalgalar gibi kırılırdı. Futboldan erken koptu. Ama futbolu bıraktıktan sonra da Galatasaray'a bağlı kaldı. Antrenör, İdari Menajer ve Lokal Müdürü olarak...

    Necdet CİCİ

    Leblebi Mehmet gibi bir sağaçığın yerine Liseden Galatasaray takımına geçmiştir. Süratli, topa iyi vuran, hasmını iyi geçen bir futbolcuydu.
    Ceza sahasının köşesinden kurşun gibi şut atardı. Ve de çok sert ve isabetli şutları olduğu için penaltıları da o kullanırdı.

    Nihat BEKDİK (Aslan Nihat)

    Arslan Nihat, 16 yaşlarında Galatasaray'da oynamaya başlamıştır. Spora olan yatkınlığı onu her spor dalında başarıya götürmüştür. Galatasaray'da tam 18 yıl futbol oynayan ve bunun yanında daha pek çok özelliği ile adını Sarı Kırmızılı takımın tarihine altın harflerle yazdıran bir sporcudur.

    1902 yılında doğan Arslan Nihat, futbolun yanısıra atletizm,yüzme, binicilik ve kürek sporu da yapmıştı. Üç adım atlama ve yüksek atlama'da Türkiye rekorlarının sahibi olan Bekdik ayrıca yüzmede de rekorlar kırmış, binicilik alanında da kendisini göstermişti.

    Bekdik, 1923 yılında 11 metre 92 santimetrelik derecesiyle, üç adım atlama' da, 1.58 metre ile de yüksek atlama'da Türkiye rekorlarının sahibi olmuştu.

    Aslan Nihat ,Milli takımın gediklisi,temel direği,Miili Takımın maddi manevi gücü ve moraliydi. Galatasaray'da 10 yıl süre ile kaptanlık yaptı. Bekdik'e Aslan unvanı, takımı için çok iyi mücadele etmesinden dolayı seyirciler tarafından verilmiştir. Sonra da o ünvan , Galatasaray takımına yadigar kalmıştır... Daha sonra da taraftar gruplarına.ASLANLAR...

    Osman İNCİLİ (Kaleci)

    Kadıköy'ün Kuşdili semtinden geçti Fenerbahçe'ye. Genç takımda oynadıktan sonra İstanbulspor, oradan Ankaragücü ve son olarak da Galatasaray'a...

    Galatasaray'da 10 yıl oynadı. Amatörce.. Paraya değil sevgiye dayalı olarak.

    Osman Galatasaray kalesine Sacit'ten sonra geldi. Ama geldiği vakit tecrübe yönünden yeteri kadar olgundu. Biraz da şanslıydı denebilir. Zira gelir gelmez majino hattının gerisinde yer almakla kendisini olduğu kadar kalesini de emniyette hissetmişti. Bu nedenle rahat oynadı. Takıma intibakı kolay oldu. Önünde bir majino hattı (adnan-faruk) gitti, bir başka ikili müdaafa (Naci-Necmi) geldi.

    Osman havadan olsun yerden olsun kolay kolay gol yemezdi. Blokajları güzel refleksleri mükemmeldi. Ancak çok nadir de olsa Osman gider yerine bir başka Osman gelirdi kaleye. Ama bu işi hafife almaktan olurdu.

    Öner KILIÇ

    Futbola 1968 yılında Ankara'nın Yenimahalle takımında başladı. 1972-75 yılları arasında Kırıkkalespor forması ile şampiyonluk yaşadı. 1975 yılında Alp Yalman'ın çabaları ile Kırıkkale'den Galatasaray'a geldi. Fenerbahçe'nin 450 bin liralık teklifini redden Öner Kılıç, 10 bin liraya Galatasaraylı olmayı tercih etti. 12 yıl boyunca Galatasaray'da sağ açık oynadı. Tomislav İviç'in Teknik Direktörlük yaptığı zamanlarda Türkiye'de ilk kez sağ kanat oyuncusu olarak oynatıldı ve çok başarılı oldu.

    Kanat oyuncusu olduğu için çok tekme yedi, ama topu topu 2 kez sarı kart gördü. Attığı çalımlar ve yaptığı (çoğu zaman da yapmadığı) ortalarla meşhur oldu. Bek oyuncularına, özellikle 4-4-3 sisteminin sol beklerine çok çektirdi...

    19 kez Milli formayı giydi. Transfer mevsimlerinde kulübe hiç zorluk çıkartmayan Kılıç, hep boş mukaveleye imza attı. 1988 senesinde jübile yaparak futbol hayatına nokta koydu.

    Rober ERYOL

    Galatasaray'da yetişti. Galatasaray'da gelişti. Milli takımın yolunu Galatasaray'da açtı. Teknik yönden kaliteli futbolcuydu. 6 dönem Galatasaray'da oynadı. 2000 senesinin Eylül ayında Maltepe'de ki evinde geçirdiği rahatsızlık sonucu dünyaya gözlerini kapadı.

    Rober Eryol anlatıyor...

    Çanakkale maçından bahis açınca, aklıma hemen Galatasaray'ın eski futbolcularından Rober ERYOL ile yaptığım röportaj geldi.. Sene 1953... Çanakkale Şehitler Anıtı'nın yapılması için bir gazete tarafından kampanya başlatılır. Aynı kampanya çerçevesinde üç büyükler arasında bir de turnuva düzenlenir. Galatasaray 19 Nisan'da oynanan maçta Fenerbahçe'yi 3-1 mağlup eder. Daha sonraki maçta ise Beşiktaş'a 2-1 yenilir. Ancak kupayı kazanma başarısı Galatasaray'ındır. Bu maçların geliri, Çanakkale Anıtının yapımında kullanılacaktır. Rober Eryol ise bu anlamlı olayı yaşlı gözlerle anlatıyordu: "Benim dedem Çanakkale'de şehit olmuştu. Arkasında 7 çocuk bırakmıştı. Ailemizde bu olayın çok büyük bir yeri vardı. Fenerbahçe ve Beşiktaş gibi büyük kulüplerle böyle bir turnuva oynamak ve bu müthiş kupayı kazanmak benim ve ailem için oldukça anlamlıydı.
    Çünkü biz de birçok şehitimiz gibi dedemizin mezarını bilemiyorduk. Yapılacak olan Çanakkale Şehitler Anıtını artık dedemizin mezarı olarak kabul edecektik.. İşte hüznümden ağlaya ağlaya oynadığımız bu kupayı kazanarak hem Çanakkale'de şehit düşen Galatasaraylılar'ın hem de dedemin ruhunu sad ettik..."
    ***
    Eryol'un anlattğı en önemli anılardan birisi ise, nasıl ve neden Galatasaraylı olduğu konusundaydı: "1930'da Mersin'de doğmuştum. 1937'de Taksim'e yerleştik. Çeşitli takımlarda amatörce futbol oynadıktan sonra 1947'de Pera (Beyoğlu) ve Taksim takımları beni istemişti ama ben bu takımlarda oynamayı istemiyordum. Çünkü, o zamanlar bu kulüplerde ekalliyetten (azınlık) olanlar oynardı. Gayrımüslim olduğum için benim de bu takımlardan birinde oynamam gerektiği söyleniyordu ama ben kendimi TÜRK olarak hissettiğim için kesinlikle bunu reddettim ve Galatasaray'da oynamayı istedim. Çünkü bir Türkiye Vatandaşı olarak hiç kimseden farkım olmadığını herkese göstermek istiyordum. Nitekim hem Galatasaray'da hem de Ay-Yıldızlı ekibimizde oynayarak bunu en güzel biçimde gösterdim."
    Daha fazla söze gerek olmadığı kanısındayım.Ya siz?
    Alpaslan DİKMEN

    Salim ŞATIROĞLU

    Süleyman Tekil anlatıyor :
    Trabzon'dan Galatasaray'a ne astronomik rakamlar dileyerek, ne de kendini olduğundan fazla göstererek gelmiştir. Ne barları öğrenmiş, ne de sevgili edinmiştir. Eğlenceyi de, sevgiyi de Galatasaray'da bulduğu için.. Salim ile 6 yılımız beraber geçti Galatasaray'da. O benden 4 yıl fazla oynadı. Hem de ne oynama? Bir damla olsun dinamizminden, bir zerre olsun kulübüne olan sevgisini kaybetmeden.

    O kadar sağlam bir karaktere sahipti ki, her hangi bir ihtiyacı karşısında kulübe yük olmayı düşünmemiş, en basit bir teklifi, amatör ruhunu zedeler diye kabul etmemiştir. Güneş Kulübüne yüz çevirmiş, başka kulüplere geçmeyi aklının köşesinden geçirmemiş, 10 yılın içine sığdırdığı futbol hayatını Galatasaray'a bağışlamıştır.

    Salim'in takımda oynamadığı, sahada basmadığı yer kalmamıştır. Atletik meziyetlere sahip oluşu onu futbol sahasında hareket bolluğuna sevketmiş ve takımı için varını yoğunu ortaya koymasına yardımcı olmuştur. Ve böyle bir insanın 10 yıllık hayatı başaldığı gibi, maddi yönden, sıfırla kapanmıştır.

    Salahattin BUDA

    Salahattin Buda, futbolu çok iyi bilen olağanüstü teknik bir futbolcuydu.
    Birinci takıma girdiği anda yıldızı parlayıverdi. O kadar güzel oynamış ve o kadar tehlikeli bir forvet olmuştu ki iki ayağı ve kafası ile her maçta gol arar ve bulurdu. Bir Vefa maçında ayağı kırılınca futbol hayatına eskisi kadar hızlı devam edememiştir.

    Suat MAMAT

    Suat Mamat, Galatasaray'da uzun yıllar oynadı. Vücut yapısı, futbol bilgisi, tekniği ve maçlara hazırlanışı mükemmeldi. Sahalardaki ritmik hareketleri takdire değer, estetik hareketleri zevkle seyredilir cinstendi.

    Ama nedense golü en son düşünen bi oyuncuydu. İleride oynadığı zaman bu eksikliği vardı ama orta sahada oynadığı zamanlarda çok daha verimli olurdu. Uzun ve düzgün pasları, forveti yakından destekleme hüneri, zaman zaman da tehlikeli şutları ile bu mevkiinin adamıydı.

    Talat ÖZKARSLI

    Önce yapının verdiği güç,gücünverdiği mücadele,dengeli iki ayak ve futbola yatık bir kafa Talat Özkarslı'nın özelliğini belirtmek için yeterlidir.
    Savumna hattınınönünde bir kale bekçisi gibi aşılması güç bir oyuncuydu. Önce gol yememek ilk prensibi idi. Gol atmaka ya da attırmak ikinci plandaydı onun için. Katı bir savunma adamıydı. Özellikle Avrupa maçlarında...

    Talat Özkarslı Gaziantep'in Şehreküstü bölgesindendir.. Ve Galatasaray'a gelerek bir koca şehri de Galatasaraylı yapmıştır. Bir yörenden çıkan ünlü bir futbolcu o yörenin takım tutma tercihini önemli ölçüde etkileyebilir. Bunun çarpıcı örneklerinden birisini Galatasaray'ın 1960'lardaki unutulmaz futbolcusu Talat Özkarslı oluşturmaktadır. Özkarslı bununla da yetinmeyip futbolu noktaladıktan sonra yine Gaziantep'in Şehreküstü bölgesine dönmüş ve burada SARI-KIRMIZI renkleri taşıyan bir takım kurarak Gaziantepspor'un karşısına çıkmıştır.

    Turgan ECE

    Gerçek Galatasaraylı 3 erkek kardeşten biri, en küçüğü. Ama kulübe hizmet yönünden en büyüğü.

    Turgan Ece,Grand Cour'dan Galatasaray 11'ine Galatasaraylılık ruhu taşıyan, takıma bu ruhu aşılayan kişidir. Futbolu bu hava içinde oynadı, varını yoğunu bu hava uğruna harcadı. Turgan Ece, futbolda teknik ve enerjiyi nefsinde birleştiren insandı. Gençliğinin ve heyecenının verdiği güçle iyi maçlar çıkarmış, iyi sonuçların kapısını açmıştır. Onun da futbol hayatı nedense uzun sürmemiştir ve en verimli çağında futbola veda etmiştir.

    Turgay ŞEREN

    Süleyman tekil anlatıyor :
    Turgay şeren... Zannederim 1949 yılında bir kuyruklu yıldız gibi geçti futbol semalarından. Ama önce Grand Cour'dan Galatasaray'a dogru akarken görüldü. Sonra en güzel görünümü Berlin'den seyredildi. Berlin Panteri ünvanına boşuna sahip olmadı Turgay. Bütün Alman seyircisi onu ayakta alkışlarken o seçkin Alman 11'i Turgay'ı aşamamaktan çılgına dönmüştü.
    Bir gün FC Köln kulübünde takım kaptanı Schaffer ile sohbet ediyorduk, Türk futbolundanbahsettim. Dudak büktü, birşeyler söylemek istemedi, sonra şöyle söyledi :
    "İstikrarsız bir takım. Kondüsyonu yetersiz, tekniği az. Kollektif oyuna hiç itibar etmiyor. Ama bir kaleci var ki, Avrupa'nın hiçbir memleketinde eşine rastlamadım. 1951' de Berlin'de çok çektirdi bize ve Alman Milli Takımının yenilmesine sebep oldu. Attığımız gollük şutların hepsini kurtardı. Ve bu doksan dakika sürdü. İstikrarlı futbolcu budur işte. Kalede Turgay olmasaydı sonuç bizim lehimize çok farklı olurdu."

    Bu olay o kadar yaygın bir hale gelmişti ki Almanya'da Turgay'ı tanımayan yok gibiydi. Nitekim Galatasaray'ın 9 yıl sonra Stuttgar'da yapacağı bir özel maç için gazeteler kalede Turgay'ın yer alacağını yazıyorlar ve 90 bin kişilik stadın yarısı Turgay'ı seyretmek için geliyordu.

    Galatasaray'da 19 yıl oynadı. Bu 19 yıl içinde kötü günü seyredilmiş değildir. Bir sporcunun bu durumu muhafaza etmesi oldukça zordur. Ama şu var ki Turgay'daki yetenek üstünlüğü onu uzun yıllar aynı seviyede tutmuş zaman zaman da ilahlaştırmıştır.

    Turgay'ı ilk kez 1949'da seyrettim. İlk maçı olmalıydı. Basın tribününde otururken baktım, yanıma Erdoğan Atlıoğlu geldi. "Ne o oynamıyormusun ?" dedim. "Turgay çıkacak abi, çok iyi kaleci benden de iyi..."

    Yıllarca Galatasaray kalesini koruyan Erdoğan kendisinden sonra gelen kardeşine yeşil ışık yakıyor ve geleceğinin yolunu açıyordu. Turgay'ı o maçta ilerisi için çok şeyler vaadeden bir kaleci olarak seyrederken Erdoğan'ın da rakibi için söylediği sözleri iyi niyet örneği olarak tüm sporculara duyurmak gerekir.

    Uğur KÖKEN

    Sürati, hasımdan top kaçırışı, kanatlardan kaleye akışı, yalnız temaşa yönünden değil, futbol kalitesi yönünden de alkışlanacak hareketlerinden di. İki ayağındaki aynı derecedeki kuvvet ona her iki kanatta da eşit oyun imkanı veriyordu.

    Köken, bugünkü futbolun icaplarına en kolay uyabilecek futbolculardan birisiydi. Çalımdan daima kaçınan ver kaçı kolaylıkla benimseyen ve kanatlardan orta yapan, icabında kaleye mükemmel şutlar atabilen bir futbolcuydu.

    Ayrıca onu abideleştiren bir özelliği de karakteri idi...

    Yasin ÖZDENAK

    İstanbulspor'dan geldiği günlerde düşündürücüydü. Nasıl kendini toplar, nasıl olgunlaşır diye.. Zaman geçti kendine gelmeye başladı. Zaman geldi kale emniyetini sağladı. Daha sonra o kadar güvenilir bir kaleci haline geldi ki kurtardığı amansız şutlarla takımın moralini yükseltti.

    Yasin de kaleci olarak aranan bütün vasıflar vardı. Olduğu için de rakip forvetler için düşündürücü hale gelmişti. İyi yer tutuşları, top takibi ve blokajları ile akınları etkisiz hale getiriyordu. Ona gol atmanın mesele olduğu günler oluyordu. Hem de pek çok.. İlk iki yılını bir kenara itersek oynadığı maçlarda daima başarılı olmuş, Avrupai bir kaleci görünümü vermiştir.

    Gün geldi Yasin Özdenak Amerika'nın dünyaca ünlü kulübü Cosmos'a transfer oldu. Ve burada uzun yıllar futbol oynadı.


    [​IMG]

    GALATASARAY'DAN YETİŞEN ÜNLÜLER

    Galatasaray'dan pek çok ve pek değerli insanlar yetişmiştir.Bunları tümünü derlemek elbette çok zordur. Yaptığımız bu derlemede genel ilke, Galatasaray'dan mezun olanların kendi okulu, ailesi, iş ve meslek muhitinde tanınmış olması değil TOPLUMUN DAHA GENİŞ KESİMİNDE ÜNLÜ OLMASIDIR. İSMİ İLE MEYDANA GETİRDİĞİ ESERLERİ, ETKİLERİ VE KATKILARI İLE TOPLUMA VE ÜLKE ÇAPINDA VE HATTA YURTDIŞINDA TANINMIŞ OLMASIDIR...

    Erdoğan AKKOYUNLU

    FİHRİST
    --------

    1-Devlet Ricali/Devlet adamları
    -Cumhurbaşkanı
    -Başbakan
    -Bakan
    -Senatör
    -Milletvekili
    -Anayasa Meahkemesi başkanlığı
    -Yargıtay Başkanlığı
    -Cum.Başkanlığı Genel Sekreterleri

    2-Kamu Yöneticileri
    -Müsteşar
    -Diplomatlar/Büyükelçiler
    -Umum Müdür
    -Vali
    -Belediye Başkanı
    -Askerler/Komutanlar

    3-Gazeteciler
    -Gazete Sahip ve yöneticileri
    -Yazarlar
    Eşetirmen ve Çevirmenler

    4-Sanatçılar
    -Edebiyatçılar
    -Resim
    -Heykel
    -Müzüik
    -Sahne Sanatçıları
    6-Karikatür
    -Mimarlık

    5-İlim adamları,Profesörler
    6-iş Alemi-Ticaret-Sanayi Kesimi
    -İşadamı-Sanayici-özel Sektör Yöneticiliği-Organizatör
    -Bankacılar (Genel Müdürler)

    7-ÇeşitliMesleklerdeki meslek dallarındaki ünlüler
    İktisat
    -Hukuk
    -Tıp
    -Fen
    -Mühendislik
    -Mimarlık
    -Sigortacılık
    -Ziraat
    -Hizmet
    -İşletmecilik
    -İletişim
    -Felsefe
    -Coğrafya
    -Tarih
    -Sosyoloji
    -Araştırma

    8-Sporcular-Spor Yöneticileri

    9-Diğer

    10-Vatan Müdaafasında GS'lılar /Şehitler
    (Ayrıntılar ŞEHİTLERİMİZ bölümünde...)

    11-Galatasaraylılar Derneği Başkanları

    12-Galatasaray Lisesi Yöneticileri
    -GS Lisesi Müdürleri
    -GS Lisesi M. Yardımcıları

    13-Eğitimci Galatasaraylılar

    (Bilgiler elde edildikçe bu isimlere eklenecektir.)

    - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
    YABANCI DEVLET ADAMLARI
    ---------------------------------------------

    Ahmet Zogo - Arnavutluk Kralı (1928-1939)
    Mehmet Ali EL -ABİD - Suriye Cumhurbaşkanı (1932)
    İshak Ben Zvi - İsrail Cumhurbaşkanı (1952-1963)
    Istanbuloff - Bulgaristan Başbakanı (1872 mezunu)
    Moşe Şertok - İsrail Başbakanı (1953-1955)
    Suphi Bereket - Suriye Başbakanı

    TÜRK SADRAZAN VE BAŞBAKANLAR
    --------------------------------------------------------
    Çorlulu Ali Paşa - Sadrazam
    Melek Ahmet Paşa - Sadrazam
    Keçecizade Fuat Paşa - Sadrazam
    Suat Hayri Ürgüplü - Başbakan
    Nihat Erim - Başbakan

    YABANCI BAKANLAR
    --------------------------------
    Savarof - Bulgaristan harbiye nazırı
    Mirza Sadık Han - İran dahiliye nazırı (1885 mezunu)
    İzzeddin - Mısır Hıdivlik Hanedanı Azası,Devlet Nazırı
    Mehmet Ali El-Abid - Suriye'nin Washington Sefiri (1890 mezunu)

    TÜRK BAKANLAR
    ----------------------------
    Mehmet Sait Paşa - Serasker-Vezir-Milli Savunma,Ticaret-Bahriye Nazırı)
    Abdurrahman Abdi Ğaşa - Vezir
    Mahmut Muhtar Paşa (Bahriye nazırı (1886 mezunu)
    Keçecizade Fuat Paşa - Hariciye Nazırı
    Abdurrahman Şeref - Maarif Nazırı
    Osman Nizami Paşa - Nafia Nazırı (1876 Mezunu)
    Şemsettin Paşa - Evrak Nazırı (1878 mezunu)
    Mustafa Reşit Paşa-1912-20 yılları arası Ticaret,Ziraat Nafia ve Hariciye Nazırlığı
    Ali Paşa - Şehit , Damat
    Dr.Cemil Topuzlu - Nafia Nazırı
    Sabahattin Tanman - Gümrük ve Tekel
    Ord.Prof.Yusuf Hğikmet Bayur - Maarif vekili (1909 mezunu)
    Necmeddin Sadak - Dışişleri Bakanı ( 1910 mezunu)
    İ.Hakkı Baban - Maarif Nazırı
    Hamdullah Suphi Tanrıöver - Maarif Vekili
    Şükrü Kaya - Ziraat,Hariciye,Dahiliye Vekili
    Hikmet bayur - Maarif vekili
    FeridunCemal Erkin - Dışişleri
    Suat Hayri Ürgüplü - Gümrük ve Tekel
    Fatin Rüştü Zorlu - Dışişleri
    Kasım Gülek - Bayındırlık,Ulaştırma,Devlet
    Cihad Baban - Turizm,Kültür
    Prof.Dr.Nihat Erim - Bayındırlık Bakanı,Başbakan Yard.
    Turan Güneş - Dışişleri
    Orhan Eyüpoğlu - Devlet
    Prof.Dr.Orhan Dikmen - Tarım
    Mehmet baydur - Ticaret
    Malik Yolaç - Gençlik ve Spor
    Necmettin Cevheri - Devlet
    İlter Türkmen - Dışişleri
    Prof.Dr.Turhan Feyzioğlu - Başbakan Yardımcısı
    Şahap Kocatopçu - Sanayi ve Ticaret
    Hasan Esat Işık - Devlet
    Ali Tanrıyar - İçişleri
    Mükerrem Taşçıoğlu - Kültür ve Turizm
    Coşkun Kırca - Dışişleri
    İlhan Evliyaoğlu - Kültür ve Turizm
    Prof.Dr.Mümtaz Soysal - Dışişleri
    Fikri Sağlar - Kültür

    ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLARI
    --------------------------------------------------------
    İbrahim Senil
    Orhan Onar

    YARGITAY DAİRE BAŞKANLIĞI
    -----------------------------------------------
    Suat Bertan (1.Daire Başkanı )
    Demir Dai (4.Daire Başkanı,Yargıtay Onur Başkanı)

    VALİLER
    --------------
    Serasker Mehmet Sait Paşa
    Vezir Mustafa Paşa
    İsmailPaşa - Bosna Valisi
    Abdülkerim Tabipzade - 1883 mezunu
    Osman Galip - Halep Valisi
    Mehmet Galip - 1883 mezunu
    Hüseyin Ragıp Ural
    Rebii Karatekin
    Nevzat Hakkı Baykal
    Ragıp Gerçekler
    Tahir Fikret Aslan
    Rebii Karatekin
    Mukadder Öztekin
    Çelik Çetin Birmek
    Ahmet Elbeyli

    BELEDİYE BAŞKANLARI
    --------------------------------------

    Dr.Cemil Topuzlu - İstanbul
    Yusuf Ziya Bel - İstanbul
    Şükrü Kaya - İzmir
    Kaya Mutlu - Mersin
    Erhan Keleşoğlu

    ASKERLER-KOMUTANLAR
    ------------------------------------------------
    Serasker Mehmet Sait Paşa - Mareşal
    Vezir Mustafa Paşa - Budin Berlerbeyi
    İsmail Paşa - Beylerbeyi

    ------------------------------------------------
    Galatasaray'dan sonra Harbiye' ye ve Askeri Okullara geçenler

    Enver Hasan Paşa - Ferik (Korgeneral-1875 mezunu)
    OsmanNizami Paşa - Ferik -1876 mezunu)
    Reşid Paşa - Mirliva (Tuğgeneral-1876 mezunu)
    Esad Cabir Paşa - Mirliva (1876 mezunu)
    Gazi Mehmet Muhtar Paşa - Mirliva ( 1886 mezunu- Balkan Harbinde Nazırlıktan istifa
    ederek cepheye koşmuş ve Midey hattında Bulgarları durdurmuştur.)
    Ali Rıza Sedes Paşa - Mirliva - 1886 mezunu-31 Mart Hareket Ordusu Kurmayı)
    İsmail Cevad Paşa (Çobanlı) - Mirliva ( 18 Mart Çanakkale zaferi Kumandanlarından,Harbiye Nazırı)
    Galatasaray'da tahsillerini yarım bırakıp askeri ocağa geçenler :
    Cabir - Tuğgeneral (1875)
    Reşit - Tuğgeneral (1876)
    Tanzar Dinçer - Tuğamiral -1876
    Müşir Tevfik Paşa - 1881 harp Akademisi Mezunu
    Müşir Abdullah Paşa - 1881 H.Akademisi Mezunu-BalkanHarbi)
    Müşir Dr.Cemil Topuzlu - 1886 Tıbbiye ve Prusya Askeri Okulu Mezunu)
    Dr.Fuad Süreyya Paşa (Askeri Tıbbiye Mezunu)
    Enver Sökmen - Tuğgeneral (1917'de sonsınıftan Harp Okuluna Geçmiş,birincilikle bitirmiştir.)
    Süleyman - Komutan 1889 Mezunu
    Oğuz Saka - Pilot Albay

    [​IMG]
    ŞEHİTLERİMİZ

    Bugünkü Galatasaray Lisesi'ne girer, ağaçların doğal bir koridor oluşturduğu yoldan ilerlerseniz karşınıza çıkacak olan Mektep binasının ana kapısına ulaşırsınız. İçeriye girin tüm Galatasaraylılar ve Galatasaraylı olmayanlar ve tarihin bir bölümüne tanık olun.

    İçerdeki bu taş ve mermer salonda sizi "VATAN" ve "GALATASARAYLILIK" sevgisi karşılayacaktır. Kapının tam karşısındaki bölümde yalın olmasına karşın görkemli bir anıtta vatan uğruna şehit düşen Galatasaray Lisesi öğrencilerinin listesi yer almaktadır.

    Bu anıtı gördükten sonra "fazla söze gerek olmadığını" siz de anlayacaksınız. Salonun, giriş kapısına göre sağ tarafında, Osmanlı İmparatorluğu'nun 1910 senesi hudutlarını gösteren bir harita, haritanın her iki yanında ise şehit olan gencecik yurtseverlerin fotoğrafları sıralanmıştır. Ve haritanın üstünde bir ibare: "Galatasaray'ın bu kahraman evlatları, 500 yıllık bu vatan topraklarını kurtarmak için şehid düştüler."

    Bu bölümün tam karşısındaki duvarda ise Donanma Mecmuası'nın Ekim 1915 sayısının Spor İlavesi'nde yayınlanmış olan Galatasaray mensubu şehitlerin, yaralıların ve cephelerde vuruşanların listeleri "Şerefli İdmancılar" başlığı altında yer alıyor. Bu liste Donanma Mecmuası'nın büyük boyda yayımlanan haftalık dergisinin "İdman Sütunları" ismi altında verdiği ilavelerin 118 ve 119. sahifelerinde yayımlanmıştır. Bu panoların yanındaki bir başka panoda, Devrin en büyük gazetesi Tasvir-i Efkar'ın 13 Nisan 1913 tarihli ve 725 sayılı nüshasında çıkan resmin ve yazının bugünkü Türkçe'yle ifadesi bulunuyor: '1913 Balkan Harbine Gönüllü Giden Galatasaray Talebeleri Hakkında' başlığıyla verilen yazıda, talebeyken savaşa gidenlerin haberi yer alıyor. Çoğu öğrenciyken gönüllü olarak katıldıkları savaşlarda şehit olan bu yurtseverler hiçbir zaman unutulmadı.

    Ruhları şâd olsun.

    Galatasaraylı Şehitler

    1- Ahmet Muhtar Bey, mektep numarası 783; Sultaniyi bitirdikten sonra (1895 mezunu) asker oldu, İstanbul'da 31 Mart 1908 ihtialinde şehit edildi. Taksim, talimhanede şehid olduğu yerdeki sokağa adı verilmiştir.

    2- İdris Bey, talebe iken 1911'de gönüllü olarak katıldığı Trablus Garb harbinde şehit oldu.

    3- Fuad Bey, talebe iken 1912'de gönüllü olarak katıldığı Balkan Harbinde şehit oldu.

    4- Arif İsmail Bey, Trakya'da zengin bir çiftçinin oğlu idi, Balkan Harbinde talebe iken Bulgarlara karşı gönüllü dövüşürken şehit oldu.

    5- Ahmet Refik Bey, mektep numarası 119, mektebin 1911 yılı mezunlarından; Hammer mütercimi Mehmet Ata Beyin büyük oğlu, Dr. Galib Ataç ile yazar Nurullah Ataç'ın ağabeyleri, ihtiyat zabiti olarak katıldığı Çanakkale Muharebelerinde 1914'de şehit oldu.

    6- Cahid Bey, mektep numarası 206, mektebin 1913 mezunlarından, ihtiyat zabiti olarak katıldığı Birinci Cihan Harbinde şehit oldu.

    7- Cemil Bey, mektep numarası 64, mektebin 1913 mezunlarından, ihtiyat zabiti olarak katıldığı Birinci Cihan Harbinde şehit oldu.

    8- Halid Fuat Bey, mektep numarası 134; müşir Deli Fuat Paşanın oğlu, 1911'de gönüllü olarak Balkan Harbine katıldı, sonra orduda kaldı ve Çanakkale'de şehit oldu.Paşanın harpte şehit olan dördüncü oğludur.

    9- Muzaffer Bey, mektebi son sınıftan terk ederek gönüllü olarak katıldığı Birinci Cihan Harbinde şehit oldu.

    10- Vecdi Bey, mektebi son sınıfta terk ederek önce gönüllü olarak Balkan Harbine katıldı, sonra orduda kaldı, Çanakkale'de şehit oldu.

    11- Hasnun Galib Bey, valiliklerde bulunmuş Galib Paşanın oğlu. Galatasaray Kulübünün en iyi futbolcularındandı, gönüllü olarak katıldığı Birinci Cihan Harbinde şehit oldu (1915). Kulüp binasının bulunduğu sokak onun adını taşımaktadır.

    12- Mehmet Ali Bey, Kadıköylü Enver Paşanın oğlu, talebe iken gönüllü olarak önce Balkan Harbine, sonra Birinci Cihan Harbine katıldı ve 1915'de şehit oldu.

    13- Aziz Ulvi Bey, şair Ali Ulvi Beyin oğlu, 1915'de mektebi son sınıftan terk ederek gönüllü olarak katıldığı 1. Cihan Harbinde şehit oldu.

    14- Agop Elmasyan, askeri doktor olarak katıldığı Çanakkale Muharebelerinde 1915'de bombardıman altında yaralıları tedavi ederken vatanı yolunda öldü.

    15- İbrahim Orhan Bey, mektep numarası 794, mektebin 1912 yılı mezunlarından; Dr. Sadık Beyin oğlu, Sadullah Paşanın torunlarından, gönüllü olarak hava subayı oldu, Çanakkale Muharebelerinde iki defa yaralandı. 1916'da uçağı ile Semadirek adası açıklarında denize düşerek şehit oldu, harpte düşen ilk havacımızdır.

    16-Said Fuad Bey, son sınıfta iken gönüllü olarak katıldığı Birinci Cihan Harbinde şehit oldu; mektebin ilk Keşşaflarından (izcilerinden) idi, Keşşaf Said diye anılırdı.

    17- Neş'et Bey, mektep numarası 434, Bandırmalı Tevfik Paşanın oğludur, mektebin son sınıfında iken gönüllü olarak önce Balkan Harbine katılmış, 1. Cihan Harbinde şehit olmuştur.

    18- Mehmet Refik Bey, talebe iken gönüllü olarak katıldığı Birinci Cihan Harbinde 1914'de Kafkas Cephesinde şehit oldu.

    19- Cevad Bey, mektep numarası 317, mektebin 1912 yılı mezunlarından, ihtiyat zabiti olarak katıldığı Birinci Cihan Harbinde 1916'da Kafkas Cephesinde şehit oldu.

    20- Halet Bey, talebe iken Balkan Harbine gönüllü olarak katıldı, sonra orduda kalarak Birinci Cihan Harbinde Sina Cephesine gitti, "Fedai Hecinsüvar Birliği" kumandanı iken mektepten sınıf arkadaşı Memduh Beyle birlikte şehit oldu (1916).

    21-Memduh Bey, mektep numarası 669, Halet Beyin sınıf arkadaşı, 1912'de yalnız Türkçe'den ehliyatname almış, bir ara mektepte muid (mubassır) olarak çalışmıştı, mektepte "Alişpaşazade" diye anılırdı, Birinci Cihan Harbinde ihtiyat zabiti olarak Sina cephesinde arkadaşı Halet Beyle birlikte şehit oldu.

    22- Hasib Bey, mektep numarası 13, mektebin 1913 senesi mezunlarından, Almanya'da ziraat tahsilinde iken tahsilini yarım bırakarak gönüllü katıldığı Birinci Cihan Harbinde Kafkas Cephesinde şehit oldu.

    23- Celal İbrahim Bey, mektep numarası 6, mektebin 1914 yılı mezunlarından ve Galatasaray takımının ünlü futbolcularından, ihtiyat zabiti olarak katıldığı Birinci Cihan Harbinde 1917'de Irak cephesinde şehit oldu.

    24- Ahmed Hamdi Bey, mektep numarası 117, gönüllü olarak katıldığı Birinci Cihan Harbinde 1917'de Gazze'de şehit oldu.

    25- Mehmed Ali Bey, mektep numarası tesbit edilemedi, gönüllü olarak katıldığı Birinci Cihan Harbi'nde 1917'de Sina'da şehit oldu.

    26- Sadi Bey, Mektebi Sultani'den Harbiye'ye geçti, muvazzaf subay oldu, 1921'de Sakarya Muharebesi'nde şehit oldu.

    27- Fatin Bey, mektep numarası 1073, mektepten 1920'de mezun oldu, askeri tıbbiyeyi bitirdi. 1932'de askeri tabib olarak katıldığı şark isyanı tenkil harekatında asiler eline düşerek vahşiyane şehit edildi. Menemen'in Kubilay'ı gibi, hatırası kutlanacak, Ağrı'ya yahut Karaköse'ye abidesi dikilecek bir şehittir.

    GALATASARAY TARAFTARI

    Karıncaezmez Şevki

    BİR SLOGAN VE İLK AMİGOMUZ

    Halen kullandığımız ve bağırırken damarlarımızdaki kanın titrediğini hissettiğimiz RE RE RE RA RA RA GAASARAY GAASARAY CİM BOM BOM tezahüratı, Türk takımları içinde bir tezahüratla özdeşleşmiş tek klübün ve taraftarın Galatasaray olduğu gerçeğini de vurgular. İlk kullanıldığı senelerde RA RA RA şeklinde başlayan tezahürat daha sonraları yerini RE RE RE' ye bırakmıştır... Tribünün bu küçük değişikliği herhalde pek de önemli değildir.

    Galatasaraylı ilk taraftarların takımımızı teşvik etmek için kullandıkları ilk tezahürat ise DAYAN GALATASARAY'dır. Galatasaray Tarihçisi Sayın Süleyman Tekil, geçmişte, bugün olduğu anlamda amigoların olmamasına karşın bu görevi ifa etmeye çalışan gönüllülerin olduğunu söyler. Bunlardan görevini büyük bir keyfle yapanlardan birisinin Büyükelçilerimizden Galatasaraylı eski futbolcu Kemal Nejat KAVUR olduğunu da ekler. Sayın K.Nejat KAVUR'un, sonradan yer alacağı Galatasaray takımını Taksim Kışlasının Duhuliye kısmındaki tek akasya ağacanın üzerine çıkarak 'Dayan Galatasaray' diye bağırarak desteklediğini de iletir. Aslında Ruşen Eşref'in ortaya attığı bu slogan, daha sonra İhsan İpekçi tarafından sürdürülmek istenir, ancak 1924 senesinde yeni bir slogan yükselir tribünlerde: RA RA RA RE RE RE...

    Mektepliler ve Alaydan yetişme Galatasaraylılar, tribünlerde, Galatasaray'ın eski futbolcularından Sabit CİNOL'un İsviçre'nin Servette kulübünün bir sloganından esinlenerek Galatasaray'a çok sağlam aşıladığı bu muhteşem tezahüratı halen sürdürmektedirler.

    ESKİ SLOGANLAR

    Sayın Süleyman TEKİL'den naklettiğimiz aşağıda yazılı bulunan sloganlar, Mektebi Sultani öğrencilerinin Galatasarayımızı coşturmak için yaptıkları tezahüratlardır...

    ' Emin'lerin, Hasnun'ların, Celal'lerin ahfadıyız,
    Bu ülkede hem sporun,hem irfanın ecdadıyız...'
    ***
    'Haydi Aslan Nihat, haydi aslan, haydi Burhan, durma çullan,
    Ali kıran baş koparan, allak bullak, işte meydan...'
    ***
    'Par par yanar sırtımızda Sarı-Kırmızı şemadan,
    İşte Fener torbamızda,tenekeden bir şamdan...'
    ***
    'Ne Ali'yi, ne Ulvi'yi değişiriz dünyalara,
    Abdal Mehmet namı gitti,hanyalara konyalara...'
    ***
    'İsmet ister maç yapmak, etrafa afi çakmak,
    Aslan Nihat'ı görünce işi sahadan kaçmak...'

    Bir vakitler Galatasaraylıların genellikle Fenerbahçe maçına giderken söyledikleri bir şarkı da şuydu:

    Moda burnu önünde attık oltayı,
    Fener'e de taktık bizim zokayı,
    Aman aman çek mastor çek,
    çek mastor çek...

    Daha sonraları bu slogan tribünlerde geliştirilmiş ve şimdiki halini almıştır.

    Bayrağımız ne güzel sarı-kırmızı,
    Kotramızın adı Cihan Yıldızı,
    Moda koyu önünde attık oltayı,
    Fener'e de koyduk, bizim zokayı...

    75.YIL YÜRÜYÜŞÜ...

    Cumhuriyetimizin 75.Yılı dolayısı ile birçok sivil toplum örgütü,okullar,
    spor kulüpleri vs. Mecidiyeköy'den başlayıp Taksim'de bitecek olan bir yürüyüşe katılacaklardı...

    Galatasaraylı taraftarlar olarak bu muhteşem günde birşeyler yapmamız gerekiyordu.Bizim için işin engüzel yanı da yürüyüşün Ali Sami Yen Stadyumundan başlayacak olmasıydı. Elbetteki orada olmamız gerekiyordu , olduk da...Ve Cumhuriyetimizin 75.yılını gerçekten heyecan verici bir biçimde kutladık.Özellikle Galatasaraylı taraftarların tribün coşkusunu bu yürüyüşe taşımayı amaçlamıştık.Bunu da başardık...

    İzleyenler ve yürüyüşe katılan değişik gruplar tarafından çok büyük bir ilgi ile karşılandık.Hatta tüm kortej içinde enbüyük ilgiyi gören ve ençokalkışı alan grup bizdik dersem abartmış olmam.Çünkü,sarı-kırmızılı formalarımız ve bizi bir kamyonetin üzerinde sıralanmış olarak izleyen bandomuzla,yürüyüşe gerçekten çok büyük bir renk katmıştık.

    Çoluk çocuk , yaşlı genç binlerce insan Mecidiyeköy'den Taksim'e doğru sel gibi akarken , bizler de "10.Yıl" ve " Dağ Başını Duman Almış" marşlarını tribün volümünde ve formatında söyleyerek ilerliyorduk. Üzerimizdeki tek tip formalarımızla birlikte "Yaşasın Cumhuriyet " yazılı pankartımız da çok büyük ilgi görmüştü.Tüm kortej yani binlerce insan yürüyüşünü Taksim meydanında tamamlarken biz İstiklal caddesine girmeyi ve yürüyüşümüzü
    Galatasaray Lisesi önünde bitirmeyi planladık.

    Vay vay vay... İstiklal'e bir girişimiz vardı ki, görülmeye değerdi. Vatandaşların alkışları ve destekleri biz Türk Gençlerini oldukça duygulandırmıştı.

    Lise önüne geldiğimizde saygı duruşu ve ardından İstiklal Marşı'nı okumamız orada ki insanların da bize katılmasını sağladı.Törene son noktayı koyduğumuzda Cumhuriyete ve Atatürk ilkelerine bağlı her Türk vatandaşı gibi görevimizi yapmanın mutluluğu içndeydik. Elbette ki asıl görevi , bu vatan için canlarını veren büyük kahramanlar yapmışlardı.Bu bilinç içinde bir kez daha Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını şükranla andık.. Büyük vatanımız içindeki küçük vatanımız olan Galatasarayımız da bizim için kutsal değerler taşıdığından başta Ali Sami Yen olmak üzere , onun değerli arkadaşları ve kulübümüzün 2 numaralı kurucaları olan (Galatasaray Kulübünde 3 numaralı üyelik boştur...Daha doğrusu o sıraya 'Taraftarlar' yazılmıştır ) büyük Vatan Şairi Emin Bület Serdaroğlu ,Asım Tevfik Sonumut ve diğerlerini hayırla andık...

    Böylece Türk olmaktan,Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan ve Galatasaraylı olmaktan duyduğumuz gururla bu güzelgünü noktaladık.. Aslında o günlerde bir "Juventus " macerası tüm yurdu kaplamıştı...Uzun zamandır birbirimizi yemeye çalışmaktan başka birşey yapmamıştık...Ama İtalya'nın PKK 'ya verdiği desteğin ayyuka çıkmasıyla kırılan ulusal onurumuzu tamir için, milletimizin taraflı tarafsız Galatasarayımıza İtalyanlar karşısında verdiği destek sebebiyle oldukça mutlu olmuştuk.
    Zaten o günlerdeki pislikler içinden çıkan enbüyük güzellik de bu olmuştu galiba...
    Alpaslan DİKMEN

    BU TARAFTAR GALATASARAY'IN ASALET UNVANIDIR...

    Basketbolumuzun efsane adı Galatasarayımızın Antrenörü Aydan Siyavuş Hoca'yı 11 Ocak 1998 gecesi bir kalp krizi yüzünden kaybetmiştik.Henüz 51 yaşındaydı. Ölümüne inanamamıştık...Ama son aylarda 15 kilo birden vermişti. Zaten sağlık sorunları da vardı. Galatasaray antrenörü Tolga Tuğsavul'un ayrılmasından sonra takımın başına getirilmişti...Sanırım yorgun kalbi, bu heyecan ve gerilimi kaldıramamıştı. Siyavuş ile ilgili muhteşem bir anısı vardır Galatasaray taraftarının...

    85-86 sezonuydu, Galatasaray Siyavuş'un çalıştırdığı Efes Pilsen'i eski Spor ve Sergi Sarayında yenip şampiyon olmuştu. Hadi bunu benden değil, spor yazarı Ali Sami ALKIŞ' tan okuyun...

    "Kıpır kıpır kimsenin içi içine sığmadığı bir şampiyonluk günü yaşandı.
    Dudaklar öpülecek yanak aradı.yanaklar kendisini öpecek dudaklara uzandı... Kucaklar kendisine açılan kucaklarla buluştu...
    Gözlerde yaş,gönüllerde coşku,tribünlerde karnaval vardı.
    Bir de dalgın,düşünceli,birilerini birşey için bekleyen mahzun bir
    adam vardı..; AYDAN SİYAVUŞ

    Galatasaray teknik adamlarını tebrik etmek için omuzlardan inmesini beklerken; sarı-kırmızılı taraftarları alkışlamaya başladı... Tribünler de centilmenliği elden bırakmıyor ve o coşkusu arasında "AYDAN...AYDAN..." diye onun gönlünü alıyorlardı. Bu arada Yalçın Granit , Efes antrenörünün yanına gelerek el sıkışıyor ve karşılıklı birbirlerini alkışlıyorlardı. Galatasaray şampiyon...Taraftar şampiyon...Dostluk şampiyon...Yenilen Efes bile şampiyon... Salonda Galatasaray'ın tüm futbolcuları da vardı... Sanıyorum taraftarın ne demek olduğunu dün ilk defa anladılar. Sarı-kırmızı renklere bogulan Spor Sarayında , kendilerine gönül veren insanların , bir takımı nasıl alıp sürüklediğini gözleriyle gördüler.

    Bu sevgiye ve coşkuya karşı, her zaman şükran borçlu olduklarını, hiçbir zaman ama hiçbir zaman unutmamalıdırlar. Dün basketçileriniz şampiyon olurken kupalarını aldılar. Şimdi izin verirseniz yaratıcı ve espri gücünü dün küfürsüz bir parlaklıkla saatlerce ayakta tutan seyircilere bir liyakat satırı yazmak istiyorum:

    "BU TARAFTAR GALATASARAY'IN ASALET ÜNVANIDIR..."

    Evet aynen böyle yazıyordu Ali Sami Alkış...Gerçi seneler sonra bu satırları yazan spor yazarı Alkış'tan Galatasaray taraftarı nefret edecekti. Çünkü, O "Galatasaray, Manchester United karşısında ezilir..." türünden birşeyler söyleyerek hem Galatasaray takımını, hem de Türk futbolunu küçümsemiş ama Galatasarayımız M.United'i İngiltere' de 3-3 'lük bir skor ile karanlıklara gömdükten sonra, Ali Sami Alkış için pek de iyi şeyler düşünülmemişti...
    Alpaslan DİKMEN

    TEZAHÜRATLAR

    Seni sevmeyen ölsün!

    Galatasaray tribünleri futbolun ilk yıllarından beri, tezahürat konusunda öncülük yapmıştır. Fenerbahçeli ve Beşiktaşlı taraftarların da tezahürat kültürüne yapmış oldukları katkılar elbette ki gayet fazladır,hatta zaman zaman çok espritüel ve şahane tezahüratlar geliştirmişlerdir. Ancak Galatasaraylılar'ın bu işi ilk başlatanlar olduğu gerçeği de su götürmez..
    Taa 1920'li yıllara kadar gitmeye gerek görmüyorum.Çünkü, daha önceki bölümlerde o zamanki büyüklerimizin kullandıkları sloganları yazmıştım. Biraz daha yakına, 70-80 ve 90'lı yıllara gelelim.

    70'li yıllarda, genellikle siyasi içerikli sloganların tribünleri kapladığını görüyoruz. Özellikle Beşiktaş tribününün ağırlıklı olarak solcuların elinde bulunması sebebiyle, bu tip tezahüratların Siyah--beyazlı tribünlerden yükseldiği görülüyordu.

    Galatasaray tribünlerinin sol ağırlıklı marşlara fazla itibar etmediğini, ama özellikle "Başın öne eğilmesin, aldırma Cim-Bom aldırma" şarkısını büyük bir iştahla söylediğini biliyoruz.Çünkü, 70'lerin sonuna doğru şampiyonluk özlemi yürekleri dağlamaya başlamıştı...

    Fenerbahçe tribünlerinde ise o zamanlar keyifler gayet yerinde olduğundan onlar sadece dalga geçebilecekleri sloganlar üretmeye bayılıyorlardı. "Fincanı taştan oyarlar..." gibi.

    80'li yıllarda, 12 Eylül'ün sıkı yumruğu tribünleri de etkilemişti. Siyasi sloganlar yerini arabesk, fantezi türündeki şarkılara terketmişti... 80'lerin başında Galatasaray'da antrenör olarak Brian Birch vardı. Birch'in sağ yumruğu havada sahaya çıktığını bilen Fenerbahçe tribünleri, bunu kınayan bir şarkı üretiyorlar ve bir F.Bahçe-Galatasaray maçında, kapalı tribünde şöyle bağırıyorlardı: "Ulan İ.ne Brian Birch! Ulan İ.ne Brian Birch! Bize kalkan yumruğunu... Sokacağız.. G.tüne..."

    Onlar öyle bağırıyordu ama iki dakikada yapılan söz değişiklikleri sarı-lacivertli tribünlere şöyle cevap veriyordu: "Brian Birch'in kalkan yumruğu ... Girsin Rausch'un g.tüne... Biz adamı s.ke s.ke... Göndeririz evine..."

    Gerçekten de o maçta Galatasaray Fenerbahçe'yi yeniyor ve Fenerbahçe antrenörü Friedel Rausch da ülkesi Almanya'nın yolunu tutuyordu...
    Bir de Galatasaray'ın kapalı ve açık tribünlerinin karşılıklı yaptığı " Sarı... Kırmızı..." tezahüratları pek itibar görecek ve Beşikaşlılar tarafından bu slogan İnönü stadının dört bir tarafına yayılacaktı. Eski açık "Siyahhh!" numaralı "Beyaz!" Yeni açık "En büyük!" kapalı "Beşiktaşşş!" diye bağıracaktı. Hem de durmaksızın...

    Sonraları yine Galatasaray tribünleri bu tip tezahüratı şarkıya dönüştürecek, açık ve kapalı tribün karşılıklı olarak "14 senelik bu çile... Bitsin artık bu sene... Sen şampiyon olacaksın... Seni sevmeyen ölsün..." diye yırtınacaktı...

    Ve Galatasaray şampiyon olup hasrete son verecekti... Şampiyonluk kutlamalarında sevgili başkanımız Ali Tanrıyar da tv ekranlarına bu şarkının son mısrasını söyleyince yer yerinden oynayacaktı...

    "Nedenmiş efendim, Galatasaray'ı sevmeyen ölsünmüş..."
    - Yahu bunu tribünler aylardır söylüyor.
    - Yok efendim, onlar söyler, koskaca başkan söyleyemez...
    - E peki özür, Galatasaray'ı sevmeyen de yaşasın...
    - Yook olmaz... Nasıl bir başkan böyle söyler?
    - Hadi lan ordan!

    Sırada doksanlı seneler vardır... Üst paragrafta bu lafları kınayanlar bir başkanlarının Kocaeli Belediye Başkanı ve Kocaelispor Kulübü Başkanına maç esnasında söylediği, "Bu maç için kaç para aldınız?" cümlesini hiç duymayacaklardı bile.

    90'lı yılların ortalarına doğru "Yükselen Milliyetçilik" değerleri tribünlerde de boy göstermeye başlamıştı. Özellikle Galatasaray'ın üstüste aldığı Avrupa başarıları, sarı-kırmızılı tribünlerde Ay-Yılsdızlı ,Üç Hilalli ve Bozkurtlu bayrakların bol miktarda dalgalanmasına yol açıyordu...
    (Bu durumu Milliyetçi Hareket Partisinin bilinçli ve örgütlü bir şekilde planladığı tarzında düşünceler hatta iddialar vardı, ama biz tribündekiler bunun kesinlikle böyle olmadığını iyi biliyorduk. Bu tamamen kendiliğinden ortaya çıkmış ve insanların münrferit hareketlerinden oluşan bir durumdu...)

    Tribünler, "Avrupa Avrupa duy sesimizi, bu gelen Türklerin ayak sesleri" diye bağırıyordu... Ardından da İngilizce tezahüratlar yapıyorlardı. Bu durum da bazılarınca tezat olarak görüldü, ama aşagı satırlarda okuyacaklarınız gayet doğaldı onlar için:

    Galatasaray Avrupa maçlarında bol bol başarı sağlıyordu ama bu bazılarına batmaya başlamıştı.Daha birkaç sene önce tek tük alınan Avrupa başarılarında kol kola gezen taraftarlar birbirine düşmüştü,düşürülmüştü. Hele Fenerbahçe tribünleri (ki o zamanlar Güven Sazak gibi milliyetçi-maneviyatçı bir başkana sahip oldukları halde) statlarına "İngiliz bayrağı" asıyor, "Barcelona seni seviyoruz.." vs. tarzında pankartlar taşıyorlardı. Ama yine de milliyetçi söylemleri elden bırakmıyorlardı! Örneğin Vatanı, Kurtuluş Savaşında Fenerbehçelilerin kurtarmış olduğu ve Atatürk' ün Fenerbahçeli olduğu gibi...(Acaba UluÖnder yaşasa ve yıllarca mücedele ettiği İngilzlerin bayrağını o tribünlerde görse ne yapardı? )
    Alpaslan DİKMEN

    TEZAHÜRATA DEVAM

    1905'te doğdu aşkımız...

    Her tribünün kendine özgü tezahürat biçimleri var muhakkak, ama bunun yeterli olduğunu söyleyemeyiz doğrusu. Çünkü, birisi bir güfte yapar, hemen X bir takımın maçında bunu kendilerine uyarlanmış bir şekilde söylediklerini duyarsınız...

    Halbuki her takımın taraftarı yaratıcılık güçlerini kullanarak, sadece ve sadece kendilerini ilgilendiren şarkılar söyleyebilirlerdi.Örneğin, 1998-99 sezonunda Galatasaray tribünlerinin söylediği:
    "Kalplerde yıldız gönüllerde ay... Şampiyonsun Galatasaray..."
    Veya:
    "Yıl 1905'te doğdu aşkımız... Sarı-Kırmızı akar bizim kanımız... Cimbombom feda olsun sana canımız... Ölene kadar hep senin yanındayız..." gibi.
    Ama bizde en iyi ihtimalle bu tip şarkılar, hemen küfürlü bir şekle dönüştürülerek rakip alçaltılmaya çalışılır.

    Şimdi burada bunları yazmaya kalksam, herhalde 500 sayfa daha ilave etmem gerekir ama bu türün müptezel örneklerinden birkaçını sıralamamak da doğru olmayacak:

    "Ayva çiçek açmış yazmı gelecek..? X ,Y' yi de burda s.kecek..."
    "Oynatmaya az kaldı...X 'im nerde..? Koyamazsam o g.te...Çıldıracağım..."
    ***
    70'li senelerin sonuydu... Bir gün Amigo Varol ağabeyimiz tribüne çıktığında (kendisi Bestekar Varol diye de anılırdı. Aslında Güftekar demek daha doğru olurdu ama nedense tribünde zamanın ,revaçta şarkılarının üzerine söz yazanlara 'bestekar' deniliyordu) bizlere söyle sesleniyordu:
    "Arkadaşlar, yeni bir beste yaptım. Bakalım, beğenecek misiniz?"
    Bir alkış tufanı kopmuştu. Ardından Varol ağabey bestesini ! okumaya başlamıştı...

    "Cimbombom'sun sen, bizim canımız... Sarı-Kırmızı akar kanımız...
    Seviyoruz seni canı gönülden... Cimbombom'sun sen bizim canımız..."
    Sonradan buna şöyle de bir ek yapılmıştı:
    "Kaleleri sen gollerle doldur... Bizim kuşkumuz herzaman boştur...
    Seviyoruz seni canı canı gönülden... Cimbombom'sun sen bizim canİmİz..."
    Bir de Yunanistan'la yaptığımız basket maçı vardı ki, Allaaahhh, savaş gibi! 80'lerin başı... Tezahürat şu ;
    "Kurtuluş Savaşında...Ondan sonra Kıbrıs'ta...
    Şimdi de bu sahada... Koyacağız Yunan'a..."
    Maçı galip bitirdikten sonra da;
    "Kurtulu Savaşında... Ondan sonra Kıbrıs'ta...
    Şimdi de bu sahada.... Koyduk İ.ne Yunan'a..."
    Artık eskiler mi daha güzeldi? Yoksa şimdi pop şarkıları ağırlıklı olanlar mı daha güzel..? Orasını bizden sonra gelecek kuşaklar belirleyecek. Çünkü biz iki arada bir derede kaldık...

    KARINCAEZMEZ ŞEVKİ

    1970'lerden sonra Galatasaray tribününde ilginc bir "amigo" yer aldı.
    Ayakkabı ve çoraplarına kadar tüm giyinimi sarı-kırmızı renklerle
    donatılmıs, elinde büyücek bir sarı-kırmızı bayrak, kale zapteden bir
    kumandan vakari ile, toplumu coşturma görevini üstlenmiş. Toplum deyince, kuskusuz, Galatasaray tribününü dolduran insanlar, taraftarlar.

    Karıncaezmez, mac baslamadan tribündeki yerini alır ve bayragını
    dalgalandırarak halkı selamlardı. Etraftan yükselen yaşa-varol sesleri onu öylesine mutlu ederdi ki, bir türlü yerine oturmaz, takımlar sahaya çıkana kadar bayrak sallardı.

    Galatasaray takımı sahada gorününce, Karıncaezmez kolay kolay
    zaptedilemezdi. Ona tribünler dar gelir, elindeki o koskoca bayrakla
    korkulukların üzerine çıkar, aşığı olduğu takımı öyle selamlardı. O da
    sessizdi, o da bagırıp çağırmazdı. Sadece 1.5 saat elindeki bayrağı
    dalgalandırırdı. Hayret edilecek nokta, o koca bayragı dalgalandırmak icin kendinde bulduğu güçtü. Hem de çoğu kez içkili olarak.

    Maçın bitiminde, elinde bayrak, caddeleri taşıran kalabalığın önünde gider, kulüp merkezine kadar gelir ve burada vazifesi son bulurdu.

    Gecimini şöförlükle temin eden Karıncaezmez'in otomobili de sarı-kırmızı
    renklere boyalıydı. İçi ise, Galatasaraylı futbolcuların resimleri ve
    sarı-kırmızı ciceklerle doluydu.

    Bir kongre günü, Karıncaezmez, elinde bayragı oldugu halde kongre salonuna girdi. Genel kurulun seçim nedeni ile toplandığı bir gunde Karıncaezmez'in salona girmesi tepkilere yol actı. Dışarı çıkması için ikaz edildi. Fakat oralı olmadı. İçkili idi. Bir ara elindeki bayrakla kürsüye çıkıp üyeleri selamlamaya teşebbüs etti. İste bu son hareketi bardağı tasıran son damla oldu. Sert cıkışlara maruz kaldı ve dışarı atıldı. İçi burkulu olarak koridorda bir süre bekledi. Çok sevdigi Galatasarayından hic de beklemedigi bir muamele ile karşılaşmıştı. İçi mahzun, gönlü kırık olarak geldiği yola döndü. Ne bilsin, aşırı sevgi ve bağlılığın hoşgörüye yol açmayacağını.

    Karıncaezmez Şevki, sonraları yeniden tribünlerde göründü. Ama, ateşi eskisi kadar alevli olmayarak. Ekmek teknesi arabası yok olmus, yasam derdi bünyeyi sarmıştı. Ve bir gün Galatasaray tribününde sallanan bayrak görülmez oldu. Soyadında ifadesini bulan bu içli insan, tribünlere veda ettigi gün, başına gelen felaketten renkdaşlarinin haberi bile yoktu.

    Not: Baslikta bahsedilen "iki sessiz amigo" dan digeri ise Pasa Kâzim'dir

    Süleyman TEKIL

    Fenerbahçelilerin de alkışladığı Amigo Mehmet Şevki GÜNAY...

    Tevfik YENER,17 Ekim 1998 tarihli Sabah gazetesinde Karıncaezmez Şevki'yi şöyle anlatıyor:

    'Karıncaezmez Şevki; gelmiş geçmiş en büyük Galatasaraylı taraftardır...

    O bir taksi şöförüydü. 1950 veya 52 model Opel otomobili vardı... Karıncaezmez Şevki'nin Opel taksisi Galatasaray müzesi gibiydi... Futbolcuların ve takımın fotoğrafları tavana yapıştırılmıştı. Her köşe çiçeklerle süslüydü. Ayrıca sarı- kırmızı maskotlar ve de sarı-kırmızı renkte ne varsa... Sadece Galatasaray galibiyetlerinde otomobilinin dısını çiçeklerle donatırdı. 'Başka zaman ayıptır Galatasaraylı'dan başka taraftar da var. Arabamın dışıyla kimseyi rahatsız etmem. Dışı vatandaşa, içi bana ait Opelimin' dermiş...

    Gömlek yerine Galatasaray forması giyerdi Şevki. Bir de maçlarda Galatasaray bayrağıyla ortaya çıkardı. 1950'li yıllarda Galatasaray taraftarı çok azdı. İnönü Stadında kapalı tribünün deniz tarafına sığışırlardı... Birkaç yürekli adam... Liseden izcilerle, liseden mezunlar...
    Şevki abi çekinmezdi. Biz Fenerbahçeliler'in bulunduğu bölüme gelirdi ki zaten tüm Fenerbahçeliler tribünleri doldurmuş olurdu. Karıncaezmez sarı-kırmızılı forması ve bayrağıyla yuhalanmaz, alkışlanırdı. Fenerbahçelilerle el sıkışırdı. Onu herkes severdi, ister Fenerbahçeli, ister Beşiktaşlı. Çünkü o efendi adamdı. Futbolun bir oyun, bir eğlence olduğunu biliyordu. En önemlisi; sportmenliğin barış, kardeşlik ve de centilmenlik olduğunu hissettiriyordu.'

    Evet, Tevfik Yener böyle anlatıyor Karıncaezmez Şevki'yi...
    Ben onun sadece ihtiyarlık hatta müzmin hastalık dönemine denk geldim. O da zaten tribünleri bırakmıştı artık. Belki de tribünler onu... Hastaydı, bir kolu kesilmişti.

    Dayım anlatırdı, Galatasaray Lisesinin önünde Galatasaray armasına doğru kolunu kaldırıp saatlerce nöbet tutarmış.Zaten biz Şevki ağabeyin hikayelerini hep bir masal gibi büyükjlerimizden dinlemiştik. Ama o bir masal değil gerçekti...

    Karıncaezmezden bahis açıldığında, kimse birşey bilmediği halde,kimi öldüğüne, kimi halen yaşadığına dair tartışmalar olurdu... Birara Gheorghe Hagi tarafından ziyaret edilen Karıncaezmez Şevki'nin yaşadığı bu yolla öğrenilmiş oldu...

    Ben, Şevki ağabeyin yaşadığını ama hangi hastane de tedavi gördüğünü bilmiyordum. Ona 'Aslan Armalı' özel formadan yaptırıp arkasına da 'Karıncaezmez' yazdırmıştık. Bir de Ahmet Çakır ağabey '90 Soruda Galatasaray Tarihi' isimli kitabını imzalamıştı. Ona bunlardan güzel hediye olmazdı...

    Ancak hastaneden çıktığını ve evinde olduğunu öğrendik. Velhasıl evinin nerede olduğunu uzun bir süre bulamadık...

    Gel zaman git zaman, bir telefon geldi, arayan tribünden arkadaşım İ. idi... Bize Karıncaezmezin izini bulduğunu söylüyordu...
    Kaderin cilvesine bakın ki, doktoru İ. arkadaşımızın kardeşi ve tribünümüzün en has elemanlarından biri olan, Dr.T. imiş...Ve SSK Samatya hastahanesinde yatıyormuş...

    Hemen ertesi gün ona koştuk. Biz Galatasaraylılar ona borçuyduk. O bizleri tanımıyordu ama bu o kadar da önemli değildi. Çünkü hepimiz ona hayatta en iyi tanıdığı renklerden oluşan sarı-kırmızı formalarımızla gitmiştik...

    Ona ise sırtında 'Karıncaezmez-1' yazan formayı götürmüştük.
    Çünkü o gerçekten Galatasaray'ın 1 numaralı taraftarıydı...
    Kendisine sarıldık, öptük... Formasını ona verdiğimizde 'Keşke Tugrgay yazsaydınız' dedi. İlkönce nedemek istediğini tam kavrayamadık ama kendisi de bu durumu farkedip hemen açıklama yaptı "Turgay Şeren'i herzaman çok sevdim ben. Onun gibi kaleci gelmedi. Hala da insan olarak çok severim...'

    Şevki ağabey bunları güçlükle söylerken, yüzünde ve gözlerinde oluşan sevgi ışıltıları bizi de duygulandırdı. Hepimizin gözleri dolmuştu. Böyle bir sevgi olacak şey değildi çünkü...

    Karıncaezmezi ziyaret ettiğimizde tarih 2000'in Ocak ayını gösteriyordu.. Kendi deyimiyle "O artık bitmişti..."Yine de konuşuyor gülüyor ve ağlıyordu. Hele bizi gördükten sonra bülbül gibi şakımasına doktorlar ve hemşireler bile hayret etmişti.

    Şevki ağabey anlattı biz dinledik... Biz sorduk o söyledi... Müthiş bir hafıza muazzam bir konuşma yeteneği. Namık Kemal'den şiirler,veciz sözler ve yaptığı şakalar...

    Hele "Rerere Rarara Galatasaray Galatasaray CİMBOMBOM" diye bir şahlanışı vardı ki, tek kelimeyle bizi uçurdu...

    Metin Oktay dediğimizde ağlamaya başladı. Belliki Taçsız Kral'a duyduğu büyük sevgi kadar onun zamansız ölümü nedeniyle duyduğu üzüntü de henüz yüreğinde tazeliğini koruyordu... Ayrılma vakti geldiğinde hepimiz paramparça vaziyetteydik.

    İsteksiz adımlarla yanından ayrılırken göyaşlarımızı saklıyorduk...
    Sonraki günlerde de onu yalnız bırakmamıştık, çünkü O Cimbombom'u hiç yalnız bırakmamıştı... Taraftarımızın en az olduğu dönemlerde bilel şanlı bayrağımızı en yükseklerde tek başına taşımıştı.

    Ve tarih 23 Mart 2000'i işaret ettiğinde Şevki ağabeyi kaybettik. Cuma günü Fatih Camiinde yapılan cenaze töreninde pekçok Galatasaraylı oradaydı... Efsane başkanımız Ali Uras Beyefendi başta olmak üzere Turgay Şeren, Kadri Aytaç, Kemal Erimtan, Ergun Gürsoy ve Celal Gürcan ağabeylerimiz de cenazede hazır bulundular... Belki muhteşem bir kalabalık yoktu ama Galatasaray'a yakışır bir ortam sağlandı. Tek eksik Teknik Heyeti ve futbolcularımızı temsilen birilerinin orda olmayışı idi...

    Şevki ağabeyi hastahaneye ziyaretimde, götürmüş olduğumuz özel formayı üzerine sermiştim... cenazesinde bu forma tabutunun üzerindeydi... Mezarlığa gittiğimizde ise Şevki ağabeyin naaşını kabrine indirenlerden biri de bendim.

    Karıncaezmez'i kefeniyle birlikte toprağa yatırdıktan sonra formasını üzerine koymak yine bana nasip oldu...

    Allah mekanını Cennet eylesin...

    GALATASARAYLI KURULUŞLAR

    * Galatasaray Dernekleri
    * Taraftar Dernekleri


    GALATASARAY DERNEKLERİ

    Abdurrahman Şeref Efendi
    GALATASARAYLILAR DERNEĞİ KURUCUSU
    1909 yılında kabul edilip neşredilen CEMİYETLER KANUNU 'ndan sonra 1910 yılında MEKTEB-İ SULTANİ TALEBE-İ KADİMESİ adıyla Galatasaraylılar Derneği , İstanbul 'da Beyoğlu Mutasarrıflığı 'nın 12 Ağustos 1326 tarihli ilmühaberiyle tescil edilerek kurulmuştur.

    KURUCULAR :
    Reis : Abdurrahman Şeref Efendi (sonra Bey)
    Galatasaray Sultanisi 1873 mezunu. Mektep numarası 224. Lisenin Şubat 1894 'den 1908 'e kadar dokuzuncu ; aynı zamanda mektep mezunu ilk müdürü. 1908 Meşrutiyet 'in ilanından sonra Defter-i Hakani Nazırlığı'na tayin edilerek okuldan ayrılmıştır. Osmanlı Devlet teşkilatında önemli yeri olan ve "resmî devlet tarihçiliği" anlamına gelebilen makamın son sahibidir. Tarih-i Osmani Ercümeni Reisi idi. Uzun seneler Mülkiye ve Mekteb-i Hukuk 'ta "Osmanlı Tarihi" okuttu. "Osmanlı Tarihi , Musabahatı Tarihiye , Lütfi Efendi Tarihinin sekizinci ciltleri" gibi eserleri vardır. Üç defa Maarif Nazırlığı , Evkaf Nazırlığı , Devlet Şurası Reisliği yaptı. Doksan yıllık uzun ömründe çok öğrenci yetiştirdi. İkinci Büyük Millet Meclisi 'nde İstanbul Mebusu olarak , Cumhuriyetin ilanı dolayısıyle KÜRSÜ KONUŞMASI basılarak bütün ülkeye dağıtılmıştı. 1952 'de vefat etti. İstanbul 'da Merkez Efendi Mezarlığı 'na defnedildi.
    Reis-i Sani : Yusuf Razi Bey - Şurayı Devlet Azası.
    Katip : Sait Bey - Meclis-i Sıhhıye azasından
    Veznedar : Nahmiyas Bey
    Katip : Mehmet Ali Bey - Tüccardan
    Aza : Aram Köseoğlu , İsmail Cenani bey (Teşrifat Müdürü Umumisi) M. Pade uno (Romanya Sefareti tercümanı) , Pançiri Bey (BL. 6.Daire) , Cafer Bey ( Bombay Şehbenderi) , Piyade Binbaşı Cemil Bey , Rıza Tevfik Bey (Filozof , Eski Edirne Mebusu) , Sadık Bey (Reji Memuru) , Faik Üstünidman (GS Lisesi Jimnastik muallimi) , Dr. Fuat Süreyya Paşa , Mavro Kardatoef (Eski Maden ve Ziraat Nazırı) , Mahmut Muhtar Paşa (Eski Bahriye Nazırı , Birinci TBMM Mebusu) , Mimar Vedet Bey (Ser Mimar-ı Şehriyari , Galatasaray Truk-u Meabir 'den İstanbul "Büyük Postane" nin Mimarı) , Nail Bey ( Maliye Nazırı ) , M. Mil (Gazeteci ,Tüccar)
    3 Ağustos 1326 - 16 Ağustos 1909 tarihli Cemiyetler Kanunu ilk defa Türkiye 'de yasal cemiyetler kurulmasını öngörüyordu. Bu nedenle eski tarihlerde faliyete geçmiş dernek ve kulüpler de ancak bu tarihten sonra resmen tecil olabilmişlerdi. Mesela 1905 'te kurulan ve İstanbul Ligi 'nde futbol ve çim patenli hokey turnuvalarına iştirak edip birincilikler kazanan Galatasaray Futbol Kulübü "Galatasaray Terbiye-i Bedeniye Kulübü" adıyla , keza 1907 'de kurulan Fenerbahçe Kulübü , bu tarihten sonra resmen tescil edilebilmişlerdi. Osmanlı jimnastik kulüplerinin , Beşiktaş Şubesi olarak , 1911 senesinde BJK açılmıştır. Jimnastik ve atletizm Türkiye 'de ilk defa modern anlamda 1868 yılında bügünkü Galatasaray Lisesi nin açılışında Fransa 'dan tayin olunan jimnastik hocası M.Curel 'dir. Mektepte kapalı jimnastikhane yapılmış ve içine Fransa'dan getirilen aletlerle modern jimnastik ve atletizm yapılmasını sağlayan Fransız şampiyon atleti M.Curel tarafından ( 1868 - 72 ) Galatasaray 'da başlamıştır. Ondan sonra onun yerine gelen M. Moiraux yönetiminde 1872 'de Kağıthane 'ye giden Galatasaraylılar burda ilk defa 100 , 200 metre koşuları , uzun ve yükesek atlama müsabakaları yapmışlardır.

    Yüzme ve kürek dallarında faliyet göstermeye başlayan Galatasaray'a daha sonra M.Martinetti gelir. 1878 'de Harbiye 'ye giden M.Martinetti 'nin yerine M. Stangali daha sonra da Faik Üstünidman gelir.

    Galatasaray Mezunlara Cemiyeti 1909 tarihli Cemiyetler Kanunu 'na göre Beyoğlu Mutasarrıflığı 'nın 12 Ağustos 1326 - 1909 tarihli ilmühaberiyle tescil olmuştur.

    14-15 Ağustos 1916 tarihinde stanbul 'da münteşir SABAH Gazetesinde Osmanlı güç dernekleri hakkında nizamname yayınlanmış ve bütün dernekler milli müdafaa nezareti kontrolüne geçmiştir. Bunların müfettiş-i umumisi Miralay Mustafa Kemal 'dir. Galatasaray Mezunları Cemiyeti , Galatasaraylılar Yurdu adını alacak , İstanbul 'da toplanan MİLLİ KONGRE 'ye iştirak ile Atatürk 'ün önderliğindeki "Milli Mücadele" ye katılacaktır.


    Şavaş Yıllarında Galatasaraylılar mekansız kalınca Ali Sami Yen Bey yeni kurduğu Galatasaray Müzesi eşyalarını koyacak yer aramaktadır.
    Cemiyet , Galatasaraaylılar Yurdu adını aldıktan sonra Beyoğlu 'nda bir lokale sahipti. Bu lokalin yerini kesin olarak tesbit edebilmiş değiliz. 1910 -1918 yılları arasındaki bilgileri Galatasaray Müzesi Arşivi 'ndeki Galatasaray Kulübü ile ilgili evraktan , Kulüp karar defterinden ve kuşüp Reisi Ali Sami Bey 'in mektuplarından öğrenebiliyoruz.

    Galatasaray Lisesi'nin Spor Bayramında, Beykoz Çayırı'ndaki gösterisi...


    Galatasaray Kulübü 3 Saylı ve 24 Ocak 1914 tarihli karar gereği ; Galatasaraylılar Yurdu 'na aşağıdaki mektubu yazar :

    Galatasaray Mezunini Kadime Cemiyeti Riyaseti Aliyesine,
    Efendim ,

    Kulübümüzün terbiyeyi bedeniye aleminde kazanmış olduğu mevkii muhafaza edebilmesi için BİR SPOR MAHALLİNE MALİK OLMASININ ELZEM BULUNDUĞUNU HİSSETMEKTEYİZ. Halbuki Beyoğlu 'nda kâin merkezimizin (İstiklal Caddesi 91 ) bedeli icarının imkanımıza nisbeten oldukça yüksek olması , mümaseratı lâzimenin icrasına müsait bir yer elde etmemize mani teşkil etmektedir.
    Mezunini Kadime cemiyetimiz son içtimasında , cemiyet için ihraz edilecek makamın aynı zamanda Galatasaray Terbiye-i Bedeniye Kulübü merkezi olması esasını kabul etmiş olduğundan ve müttehaz kararın bir an evvel mevki tatbiki konması (vaz-ı) mezunin cemiyetimize faide bahş ve kulübümüzün beka ve terakkiine son derece hadim olacağı bedihi bulunduğunda bu hususta lutfu himayekârelerinin bideriğ ve evamiri âliyelerinin telakkisi zımnında bir yevmü mülakatın tayin buyrukması istirhamiyle ihtiramatı faikamızı teyid ederiz efendim.

    Ali Sami Bey 'in sözünü ettiği toplantıda kendisi de Cemiyet Yönetim Kurulu 'na girmiştir. Nitekim 9 Mayıs 1916 tarihinde devlet tarafından İtalyanlardan müsadere edilerek cemiyete verilen Sosiyeta Operaya İtalyana binasının tefrişi için 30 lira-i Osmani yardım , verilmeyince mezunlar cemiyetine tevdi edildiğini bildiren mektubunu Galatasaray Talebe-i Kadimesi İdare Hey'eti üyesi ve Galatasaray Terbiye-i Bedeniye Kulübü reisi olarak imzalıyordu.

    Ali SAMİ

    Daha sonra Cemiyet , İtalyanlardan alınan bu binaya yerleşir. Kulüp ise Kalamış 'ta bir banka müdüründen alınıp Külübe tahsis edilen ilk denizcilik lokaline yerleşir. Ali Sami Bey burada Galatasaray Müzesi 'ni kurar.

    Birinci Dünya Harbi mağlubiyetimizle bitmiştir. 28 teşrinisani 1334 - 11 aralık 1918 tarihinde İstanbulda toplanan MİLLİ KONGRE 'ye (1) Galatasaraylılar Yurdu da katılır.

    Hükümetin ecnebilerden müsadere edip derneklere verdiği binalar geri alınarak eski sahiplerine iade edilmektedir. Galatasaray Kulübü 'nün Kalamıştaki binasıda alınır.


    Ali Sami Bey yeni kurduğu Galatasaray Müzesi eşyalarını koyacak yer aramaktadır.

    Galatasaraylılar yurduna müracat eder. O sırada yurdun müdürü Mazlum bey (Galatasaraylı ticaret Nezareti Levazım müdürü) yer olmadığından bahisle kabul etmez. , Müze eşyalarını mektebe bir zabıtla teslim eder. akabinde yapılan Kulüp Genel Kurulu 'nda Riyaseti , Refik Cevdet Kalpakçıoğlu 'na devreder. Uzun süre gözden kaybolur., 1920 yılı sonlarında idman cemiyetleri ittifakında tekrar ortaya çıkacaktır. Cemiyet Başkanı Abdurrahman Şeref Bey Ankara 'ya gider.
    Cemiyet 'in İkinci Başkanı Yusuf Razi Bey başkan olur.

    Yusuf Razi Bey hatıralarında 1918 yılında lisenin kurukuşunda bulunan ilk hocalardan M.Dubois ile beraber , lisenin 50. yılını kutlamak istediklerini fakat muharebe içinde bulunduğundan başarılı olamadıklarını yazar. İstanbul 'un işgalinden biraz sonra lokal de ellerinden alındığından , cemiyet azasıda çoğunlukla Anadolu 'ya geçmiş bulunduğundan faliyetine ara verir.Yusuf Razi Bey 'in 1943 yılında Fransızca yayınlanmış bulunan Galatasaray 'ın ilk Fransız ve Türk hocalarını ve derslerini anlatan yazısını ve hocalarımızdan Ercüment Ekrem Talu 'nun , Yusuf Razi Bey 'in hayatını anlatan yazısını buraya alıyoruz.

    LAKAP FIRTINASI

    Kadıköylü Aslanlar'ın dedesi...

    Ali(Oraloğlu) amca ile röportaja gittiğim gün hava çok soğuktu ama Ali amca öyle sıcak ve espritüel bir insandı ki... Onun anlattıklarıyla coşmuştum...

    Daha "Selam" der demez, Ali amca lafa şöyle giriş yaptı:"Alpaslan , biliyor musun ben Kadıköylü Aslanlar'ın dedesi sayılırım..." Ali Oraloğlunu, her maç günü basın tribünündeki grubunun içinde görmek olağandır.... Selmi Andak ve Özdemir Kalpakçıoğlu beyler başta olmak üzere, grubun diğer üyeleriyle orada sıkı tartışmalara girerler.
    İşte Ali amca, buradan ,kapalı tribünde devamlı surette asılı duran "Kadıköylü Aslanlar" pankartını gördükçe içini bir coşku kaplarmış...
    "Ben" diyor, "Kadıköyün en eski ailelerinden birine mensubum. Kızıltoprak'ta otururduk. Doğduğum günden beri Galatasaraylı bir ortamda yetiştim. Galatasaraylılık ailemizin ayrılmaz bir parçasıydı.Zaten 7 yaşımda Galatasaray'ın ilkokul bölümüne girdim.Daha sonra ortaokul ve lise yılları...

    Lise yılları?

    Ali amca lisede lakap vurgunu yiyenlerden... Haklı olarak "bu da neymiş yahu!" diyorsunuz. Eh, Ali amca gibi saygın bir insanın lakabı "Hıyar Ali" olursa, ben de bunu söyleyebilmek için lafı epeyce dolaştırmak zorunda kalırım tabii...

    Bu ünvanın nasıl verildiğini Galatasaray tarihçisi Süleyman Tekil şöle anlatır:

    "Mektepte bir Arslan Ali vardı. Uzun boylu, yağız bir delikanlıydı. Yakışıklı, güçlü, mert, cesur... Kısacası bir erkekte hangi vasıflar varsa onda mevcuttu...Gün geldi Arslan Ali mektepten mezun oldu. Burhanettin Çelikbaş adlı bir arkadaşımız ortaya çıktı ve "Bundan sonra Arslan Ali " benim dedi. Kendisine "Hadi ordan Hıyar Ali!" dediler. Adı Hıyar Ali kaldı. O da mezun olunca 3.varis olarak Oraloğlu ortaya çıktı. Ve Hıyar lakabı ona yadigar kaldı..."

    Lakaplarıyla yaşayan ender Galatasaraylılardan birisi Ali Oraloğlu. Ama diğerlerini unutmak vefasızlık olmaz mı?

    İşte diğerleri:
    Papaz (Kemal Kalpakçıoğlu), Şiş yanak(Necip Şahin), İmparator (Yusuf Ziya), Domates (Osman M.Binzet), Kasap (Faik Soydaner), Kedi (Raif Minkari), Kasap (Arif Soydan), Fantoma (Kemal Sürek), Barba (Nüzhet Öniş), Bahriyeli (Edip Ossa), Prens (Mücteba), Kaleci (Ulvi Yenal), Tatar (Latif Yalımlı), Arap (Şadlı Alioğlu), Ayı (Burhan Atak), Zıt (Kemal Faruki), Kuş (Suphi Batur), Anka (Fazıl Özkaptan), Efe (Nuri Efe), Yonga (Bekir Artun), Cici (Necdet Cici), Leblebi (Mehmet Leblebi), Külbastı (Raif Külbastı), Aslan (Nihat Bekdik), Domuz (Ali Gencay), Kör (Danyal Vuran), Bombacı (Münevver Epirden), Tayyare (Osman Alyanak), Zom (Mithat Ertuğ), Kocakafa (Avni Kurgan), Küçük (Kemal Şefik), Pepe Salah (Selahattin Buda), Spor (Ali Tanrıyar), Taylor (Bülent Ediz), Baba (Gündüz Kılİç), Laplap (Lütfü Aksoy), Şebek (Halil Burnaz), Kedi (Mustafa Pekin), Kova (Osman İncili), Katır (Cemil Gürgen), Doktor (Musa Sezer), Torik (Necmi Erdoğan), Serçe (İsfendiyar Açıksöz)...

    Peki lakaplardan kurulu 1929-30 takımını öğrenmek ister misiniz?
    "Kaleci, Ayı, Domuz, Kuş, Aslan, Zom, Leblebi, Zıt, Arap, Tatar ve Hoca "

    Yukarda lakapları ve isimleri birlikte yazılmış olan değerli Galatasaraylılar'dan bir çoğunun lakaplarını soyismi olarak aldıklarına dikkat ettiniz mi?

    İşte böyle... Bunlar Liseliler ve eskilerdi. Ya yeniler? Elbette ki onların içinde de hoş lakaplara sahip olanlar var. Örneğin; Golcü (Hakan Şükür),Rambo(Yusuf Altıntaş), Arap (Öner Kılıç), Küçük dev adam (İlyas Tüfekçi) İmparator (Fatih Terim)
    Kemik (Ergün Pembe)vs. gibi...


    >>>TEŞEKKÜRLER GALATASARAY<<<
     
    Son düzenleme yönetici tarafından yapıldı: 15 Ağustos 2016
  2. Black Rain

    Black Rain Aileden rank8

    Kayıt:
    17 Kasım 2007
    Mesajlar:
    10.698
    Beğenilen Mesajlar:
    2
    Ödül Puanları:
    38
    Meslek:
    Kamyon Şöförü
    Şehir:
    Bursa / Gemlik
    Nekadar dolu bir topic olmuş ^^

    Ellerine sağlık, Sabittir. :muck: :kalp:
     
  3. Expectance

    Expectance Bilgiliyim rank8

    Kayıt:
    18 Nisan 2009
    Mesajlar:
    1.670
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    Öğrenci
    ewt çok dolu :D eline sağlık gzl olmuş
     
  4. IronyOfFate

    IronyOfFate Bilgiliyim rank8

    Kayıt:
    22 Nisan 2009
    Mesajlar:
    2.089
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Meslek:
    Geodesy and Photogrammetry Engineering
    Şehir:
    ღAnkaraღ ๘۩
    Bu ne böyle ya emeğedemi saygınız yok.Ben gs fc başkanlığım zamanında 2 gün uğraşıp paylaştığım konuyu direk kendin paylaşmış gibi göstermişsin.Pes artık utanmadan hepsini değiştirmiş. :twisted: SAYGISIZ...
     
  5. Apollon

    Apollon Bilgiliyim rank8

    Kayıt:
    16 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.029
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    Öğrenci
    Şehir:
    Mimarlık
    Ben değiştirmedim, arkadaşlar vermiş :rolleyes1:
     
  6. IronyOfFate

    IronyOfFate Bilgiliyim rank8

    Kayıt:
    22 Nisan 2009
    Mesajlar:
    2.089
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Meslek:
    Geodesy and Photogrammetry Engineering
    Şehir:
    ღAnkaraღ ๘۩
    Kim neden vermiş pek bilmiyorumda pes yani.Sende direk bişey dememişsin anlaşılan bu durum karşısında.Ben bu konu için harcadığım zamanı bilmiyrsn snrm.
     
  7. Apollon

    Apollon Bilgiliyim rank8

    Kayıt:
    16 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    2.029
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    Öğrenci
    Şehir:
    Mimarlık
    Güzel kardeşim, Başkanlığa seçildikten sonra eski başkanın konuları bana kaydırıldı.. Bu konuyu sen hazırlamışın madem söylersin yetkili birisine alırsın...
     
  8. IronyOfFate

    IronyOfFate Bilgiliyim rank8

    Kayıt:
    22 Nisan 2009
    Mesajlar:
    2.089
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Meslek:
    Geodesy and Photogrammetry Engineering
    Şehir:
    ღAnkaraღ ๘۩
    Bunu senin düşünmen lazımdı.Ben uzun süredir forumda değilim ve birkaç ayda yokum.Bazı konuların sana aktarılması normal fakat bu konunun sana aktarılması gücüme gitti,sana aktarılan konular önceki başkanlarada aktarılmıştı fakat bu konu yerli yerindeydi.

    Bu kadar tepki göstermemi normal karşılayacağını düşünüyorum.Ben birazdan gidecem ztn anca 2 ay sonra girerim foruma.Şu anda fazla zamanım yok yetkiliyle konuşmak için, gerisi sana kalmış.
     
  9. IronyOfFate

    IronyOfFate Bilgiliyim rank8

    Kayıt:
    22 Nisan 2009
    Mesajlar:
    2.089
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    36
    Meslek:
    Geodesy and Photogrammetry Engineering
    Şehir:
    ღAnkaraღ ๘۩
    Bilgiler güncellenmiştir. :byes:
    (04.05.2012)