1. Reklam


    1. joysro
      ledas
      jungler
      keasro
      zeus
      karantina

Bir kamp böyle geçti


  1. belirsizzzzz

    belirsizzzzz Aileden rank8

    Kayıt:
    21 Aralık 2007
    Mesajlar:
    7.655
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    CeyRRANNCI
    Şehir:
    Tokyo /Y.t
    Beşiktaş'ı adım adım takip eden muhabirimiz Orhan Yıldırım'ın kaleminden...

    [​IMG]


    Ortada bir gerçek var. Eğer ikinci kamp dönemindeki olumlu çıkış lige yansırsa şampiyonluk için en büyük aday Beşiktaş olur.
    Yabancılar kesinlikle yetersiz. Önemli paralar verip yabancı birini getiriyorsan, eldekilerden çok daha üstün olmalı.
    Yönetim içinde birlik yok. En iyi yaptıkları şey; koskoca kulübün resmi internet sitesini, mahkeme ilanına çevirmek...

    Beşiktaş’ın iki etaplı gerçekleştirdiği kampta oyuncuların karnelerine geçmeden, genel değerlendirmede bulunalım. Öncelikle şunu söylemek gerekir; bambaşka bir çalışma dönemi geçirildi. İlk başta Üzülmez-Toraman kavgası büyük gerilim yaratmıştı. Yerli-yabancı, yeni-eski herkesin aklı başka yerlerdeydi. Bu kez durum tam tersiydi. Bu kadar ağır tempoda çalışıp da, bir o kadar daha çalışma isteği duyan bir ekip görmedik. Çalışmaya doymak bilmeyen, sürekli mücadele eden, bunu yaparken de ‘sinirleri alınmış’ gibi davranan bir oyuncu topluluğuna rastlamadık. Bu durum hazırlık maçlarına yansıdı mı derseniz de, cevabımız ‘hayır’dır. Zira idmanlardaki ortam, maçlarda olsaydı, Kartal’ı kimse tanıyamazdı. Biz ‘şu takım şampiyon olur, bu olamaz’ gibi kehanetlerde bulunmayacağız. Ama ortada duran bir de gerçek var. Eğer kamptaki bütün olaylar maçlara yansıtılırsa, şampiyonluğun en büyük adayı Beşiktaş olur.


    Yeniler yetersiz ama...
    Kampın bütün güzelliklerini bir kenara koyduktan sonra, yeni transferlere bakalım. Yabancılar kesinlikle yetersiz. Eğer o kadar paralar akıtıp yabancı birini getiriyorsan, eldekilerden çok üstün olmalı. Şimdiye kadar öne çıkan sadece Zapotocny oldu. Fiziği, oyun anlayışı, hırsı, istekli olması ve profesyonelliği ile ‘10’ numara. Ancak bir Ronaldo, Zago değil. İyi bir Gökhan Zan hiç değil. Şahsen futbolda uyum-suyum gibi konulara inanmam. Adamda bir şey varsa, çıkıp bunu gösterir. Futbolun dili bir ve her yerde aynı şekilde oynanıyor.
    Sivok, çok övüldü. Çabuk, iyi kademe yapmaya çalışıyor. Hava toplarına çıkıyor. Ama O da Toraman kadar değil..
    Ve Seriç... Kariyeri ortada. Her geçen gün üstüne koydu. Solunu iyi kullanıyor. Fakat O da Üzülmez’in arkasında.
    Onları kıyaslamamızdaki amaç, yenilerin ne durumda olduklarının daha net anlaşılması. Başka bir gerçek de; takım oyunu içinde bu tür futbolcuların önemli rol üstlenebilecekleri. Sorunsuz ve çok iyi disiplin altında yetişmiş oyuncular. Bu en önemli artı yönleri.


    Sistem kadroya göre
    Bu kamp döneminde en önemli değişim ise yeni sistemdi. Sağlam bir çok denemeden sonra çift ön liberolu şablona döndü. Eldeki kadroya göre sisteme karar verildi. 4-2-3-1, doğru bir tercih. Biraz açalım. Savunmada Serdar Kurtuluş, Sivok, Zapotocny, Tello; onların hemen önünde Cisse, Uğur; sağda Holosko; solda Aydın; ortada Delgado ve ileride Bobo. Ön liberoda Cisse-Uğur, Kurtuluş-Cisse ve Kurtuluş-Uğur denendi. Özellikle Kurtuluş’un bu alanda çok etkili olduğu gerçek. Gökhan’ın dönüşü ile birlikte arka değişecek. Ali’nin savunmanın sağında oynaması da var. Serdar Özkan çok yönlü kullanılabilir. Yani elde çok alternatif var. Bu sistemde kaybolan biri de var: Tello... Şili’li oyuncu savunmanın en solunda forma giydi. Ancak O, önde oynayınca etkili. Gol attırıyor, atıyor, iyi top saklıyor. Rakip alana oyunu taşıyor. Sanırız bütün oyuncuların katılımı sonrası bu durum da değişecektir. Bir diğer handikap ise tek forvet. Tamam, soldan Tello, sağdan Holosko ve ortadan Delgado destek olacak. Ama ya kenarda bekleyecek Nobre veya Bobo? İkisi de yedek kalmaya tahammül edemeyen isimler. Holosko’nun söylediği gibi, “Sağlam’ın işi bu sene çok zor” olacak. Ancak bu tatlı rekabetin saha dışına taşmaması lazım. Benim endişem o.

    Gençler harika
    A takıma alınan genç oyuncular gerçekten çok iyi çalıştı. Batuhan, Can, Emre öne çıkan isimler. Bir kez daha tekrarlayalım. Şu Batuhan’ı banko oynayabileceği bir takıma kiraya verin. Burada kalırsa ileri gidemez. Bu sene maç oynamaya ihtiyacı var. Önce sözleşmesini uzatın. Seneye bitiyor. Gelecek sezon geri alıp banko takıma koyun. Bakın neler yapıyor. Hem burada, hem de milli takımda. Çocuk ‘deli’, özellikle İnönü’de tribünleri coşturur. Pascal’dan tek eksiği rengi! Can çalışkan, son vuruşlarda etkili. Emre savunmada büyük çıkış içinde. Bir de sol ayağı var; ‘raket gibi’... Tek ihtiyacı; güvenilip şans verilmesi.

    Yönetim engel olmasın
    Sağlam geçen yıl büyük hatalar yaptı. Transferden idmanlara, taktikten konuşmalarına kadar. O da bunlardan ders almış gözüküyor. Öyle zırt pırt her şeye konuşmuyor. Umarız yanılmayız. Şimdi camianın destek olması lazım. Zaten o da var. Artık teknik ekibin bir bahane üretmesi yersiz. Yönetimden ne istedilerse yerine getirildi. Terim, milli takım için Amerika’dan kondisyoner getirirken, Beşiktaş’ta bu işi bu konuda herhangi bir eğitimi olmayan Mutlu Topçu’nun yapması, sakatlık problemlerinin yine çok yaşanması da muhtemel.

    Küçük hesaplar var
    İşin bir de yönetim kanadına bakalım. Maalesef aynı olgunluğu göremiyoruz. Yönetim içinde birlik yok. Yaptıkları en güzel şey, kulübün internet sitesini, kendi yayın organları gibi kullanmak. Koskoca kulübün resmi sitesi, mahkeme ilanı gibi. Öyle alışkanlık yapmış ki bu durum, aynı akşam bir Asbaşkan “Maçlarımız İnönü’de” diyor; diğeri anında bağlanıp cevap veriyor: “Kombine satılsın diye öyle söylüyorlar.” Bu tutarsızlık takıma da yansıyor. Oyuncular bunları görüyor, okuyor, yaşıyor.
    Tabii bunu herkese mal etmek de doğru değil. Mesela Nedim Sarsmaz... Kesinlikle müthiş bir kafile başkanlığı yaptı. Sinan Engin de, “Kampın bu kadar iyi geçmesinde Nedim beyefendinin büyük katkısı var” dedi.
    İcra kurulu toplantısında ise yönetici Behçet Ümitlen’in gazeteden bu küpürü kesip, “Sinan nasıl böyle der” dediği iddia ediliyor. Öyleyse eğer, düşündürücü...
    Başkan ise seyrediyor. Oysa ki, bindiği dalı, en yakınındakiler kesiyor.