1. Reklam


    1. joysro
      ledas
      jungler
      keasro
      zeus
      karantina

Bir Idam Mahkumunun Son Gunu...


  1. Chorus

    Chorus   Admin rank8

    Kayıt:
    6 Şubat 2007
    Mesajlar:
    341.750
    Beğenilen Mesajlar:
    227
    Ödül Puanları:
    63
    Şehir:
    Taksim/IST.
    Bir Idam Mahkumunun Son Gunu... - Victor Hugo Idea

    Selamlar... En acilinden bu kitabin detayli ozetine ihtiyacim var... Kitabin arkasindaki turden degil... Genis olarak icerisindeki olaylari anlatan bir ozet olursa cok memnun olurum... Simdiden tesekkurler...
     
  2. BaTTeRST_

    BaTTeRST_ Bilgiliyim rank8

    Kayıt:
    29 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    2.562
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    ceyrancı(öğrenci)
    Şehir:
    Jigsaw frower
    daha uzun mu olcak Razz
    Bir idam mahkûmunun son günü


    BİLİYORUM, HAYAL etmesi bile korkunç, ama farzedin ki haklı ya da haksız idama mahkûm edilmişsiniz. Günler, haftalar su gibi akıp geçiyor ve infaz edilmek üzere hücrenize alınıyorsunuz. 24 saat sonra boynunuza geçirilecek bir ilmekle ya da bedeninize saplanacak kurşunlarla son nefesinizi vereceğinizi biliyorsunuz.

    Fransız yazar Victor Hugo'nun ilk romanı işte böyle bir durumu anlatıyor: Bir İdam Mahkûmunun Son Günü. Korku, elem, acı vs. gibi duyguların ötesinde mahkûmun içinde filizlenen, ama bir türlü gerçek olamayan ümitsiz kurtuluş ümidi, son yirmidört saatin ne kahredici bir zaman dilimi olduğunu resmediyor. Hugo'nun romanında, bahtsız "kahraman" idamdan kurtulamıyor.

    Acaba öyle bir konumda biz olsak idamdan kurtulmak için nelere razı olur, neleri feda ederdik? Meselâ, bütün servetimizi son kuruşuna kadar idamdan kurtulmak için feda etmez miydik? Veya hayatı satın almak için, ömür boyu --zulmedilmemek ve insaflı bir ücret ödenmek şartıyla-- çalışmaya razı olmaz mıydık?

    Çinli bir idam mahkûmu Yuan Baojing de cinayetten ötürü idam cezasına çarptırılmış. İnfaz ensesine kurşun sıkılarak gerçekleştirilecekmiş. Baojing, birkaç hafta önce infaz için hücresinden alınıp ayrı bir yere bile konulmuş. Ama Chinadaily.com'un haberine göre, idama saatler kala 6 milyar dolar tutan şahsî servetini devlete bağışlamayı kabul edince, infaz durdurulmuş.

    Kendinizi Baojing'in yerine koyun. Hayatınız karşılığında ödediğiniz 6 milyar dolar gözünüze "pahalı" gelir miydi? Ömür boyu fakirlik içinde de olsa hayatta kalmak, herşeyden daha değerli gelmez miydi?

    Herşeye gücü yeten bir Yaratıcı'yı inkâr eden veya unutan, hayatı dünya hayatından ibaret sayan ve ölümü yokoluşla eş tutan modern insan, aslında her gününü Hugo'nun romanındaki mahkûm gibi yaşıyor. Her günü son gün olabilir, çünkü ölümün ne zaman nasıl geleceği bilinmiyor. Bu belirsizlik, her günü son gün haline getirip bir defa idam olmaktan daha fazla acı ve korku getiriyor. Felsefeci Bernard Russell'ın ifadesiyle, modern insan kümeste tutulan ve her gün kesilmek üzere kümesten biri alınan tavuklara benziyor. Şuur sahibi olmayan tavuklar, sıranın birgün kendilerine de geleceğini bilmeden iştahla yemlerini yiyebiliyor, ama insan düşündüğü zaman o acı sona katlanamıyor. İnsan sadece kendi ölümü için değil, tüm sevdiklerinin ölümü veya ölüm ihtimaliyle titriyor. Bu korkudan ve titremeden kurtulmak isteyen insan, devekuşu misali, ölümü unutmaya ve unutturmaya çalışıyor. Türlü fantazilerle ölüm karşısında başını unutkanlık kumuna sokuyor. Eğleniyormuş, lezzet alıyormuş gibi yapıyor.

    Batı kültüründe ölüm bir tabu konudur. Yani uluorta açılması ve konuşulması hoş karşılanmayan, hatta ayıplanan bir konu. Mezarlıklar yaşam alanlarının çoktan dışına atıldı. Çünkü ölümü unutmaya çalışan insanlara yanlarından veya önlerinden geçerken ölümü hatırlatıyor ve "rahatsız" ediyor. Ölümü bitiş veya son görmeyen, aksine sonsuz hayata açılan bir kapı olarak kabul eden kültürlerde ise ölüm hayatla içiçedir, kaçılmaz ve tabu olarak görülmez. Mezarlıklar meskun mahallerin yanında, hatta bazen içindedir. Ama dünyevileşme sürecinin etkisiyle, şehir merkezindeki bir mezarlığın girişindeki âyetin Türkçe mealinin yazılmasıyla çıkan tartışmaları hatırlarsınız. Hiçbir canlının kaçamadığı ve muhakkak bir gerçeği ifade eden ve "Her cân/nefis, ölümü mutlaka tadacaktır!" ifadesinden rahatsız olduğunu söyleyenler çıkmıştı.

    Batı'da olsun Doğu'da olsun, dünyevileşmiş modern insan yüreğinde bir idam mahkûmunun son gününün korkusunu taşıyarak yaşamaya çalışıyor. Ölüm hakikatinin kokusu bile bütün hazlarını, emellerini ve hayallerini tuzla buz ediyor. Yaratıcı'dan yüz çevirilip göz kırpılan hiçbir tabiat, hiçbir sebeb ölümün karanlığından kurtaramıyor insanı. "Bilim ve teknoloji gelişiyor" ümidi ölümün sert yüzünde un ufak oluyor. Hiçbir ideolojik oyalanma ebedî idam kabul edilen ölümden, mezarın karanlığından ve soğuğundan çekip çıkaramıyor...

    Fani hayatı bakileştirmenin, ölümü idam olmaktan çıkartmanın, sonsuz yokluğa düşmek yerine sonsuz mutluluğa erişmenin yolunu, Altıncı Söz'de "Allah mü'minlerden canlarını ve mallarını, karşılığında Cenneti onlara vermek suretiyle satın almıştır" (Tevbe, 9:111) âyetine dayanarak izah eden Said Nursî, Kayyûm-u Bâkî olan Zat-ı Zülcelal'e verilen ve Onun yolunda sarf edilen geçici ömrün beka bulacağını, bâkî meyveler vereceğini müjdeler. "O vakit ömür ömür dakikaları, âdeta tohumlar, çekirdekler hükmünde zâhiren fena bulur; çürür. Fakat Âlem-i Bekada, saadet çiçekleri açarlar ve sünbüllenirler."

    Baojing bütün servetini gerçekten elinden çıkarmıştı idamdan kurtulmak için. Bizim ölümden kurtulmamız için ne cânımızı ne de sahip olduklarımızı terketmemiz gerekmiyor; onları asıl Sahibine aklen ve kalben teslim etmemiz, Onun kudretinden ve rahmetinden bilmemiz yeterli. Ve bir de, Altıncı Söz'deki ifadeyle, "Bir asker gibi Allah nâmına işlemeli, başlamalı… Ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı… Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı… Kusur etse, istiğfar etmeli."
     
  3. Morwena

    Morwena Buralıyım rank8

    Kayıt:
    16 Nisan 2007
    Mesajlar:
    4.461
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Bir İdam Mahkumunun Son Günü
    Bir İdam Mahk-munun Son Günü, dünya edebiyatının ölümsüzlerinden Victor Hugo'nun (1802-1885) yirmi altı yaşında yazdığı bir gençlik yapıtıdır. Victor Hugo'nun içerik olarak bu romandaki amacı çok yalın, çok açık: İdam cezasının hem trajik, hem de saçma yanını göstermek. Onun büyüklüğünde, onun dehasında bir yazar için böyle bir savı insanŒ ve etik boyutlarıyla sergileyerek kanıtlamak hiç de güç değil. Ama bu romanın büyük önemi başka özelliklerinden kaynaklanıyor. Bu yapıt, birinci tekil kişi ben ile yazılan romanın ilk örneği. Daha önce böyle bir yöntem bilinmiyor. Demek ki bu özelliğiyle bir yol açıcı, bir öncü bu roman. Roman kahramanının da dediği gibi, bir tür zihinsel otopsi olan bu romanda, modern edebiyatın ilk iç monoloğu ile karşılaşıyoruz. Bir İdam Mahk-munun Son Günü, bir yazınsal yenilik olan Samuel Beckett ve Georges Bataille'ı haber veriyor. Bu da romanın bir başka önemli özelliği. Bataille ve Beckett'i tanıdıktan sonra bu romanı daha iyi kavrıyoruz. İdam mahk- munun kendisine ironik bir gözle bir başkası olarak bakışı ise, Victor Hugo'nun Arthur Rimbaud'dan kırk yıl önce `Ben Bir Başkasıdır' düşüncesini yaşamış olduğunu gösteriyor.
    Tam açıklamalı değil ama araştırıyom ...
     
  4. Morwena

    Morwena Buralıyım rank8

    Kayıt:
    16 Nisan 2007
    Mesajlar:
    4.461
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    buda tam özeti ...
    BİLİYORUM, HAYAL etmesi bile korkunç, ama farzedin ki haklı ya da haksız idama mahkûm edilmişsiniz. Günler, haftalar su gibi akıp geçiyor ve infaz edilmek üzere hücrenize alınıyorsunuz. 24 saat sonra boynunuza geçirilecek bir ilmekle ya da bedeninize saplanacak kurşunlarla son nefesinizi vereceğinizi biliyorsunuz.

    Fransız yazar Victor Hugo'nun ilk romanı işte böyle bir durumu anlatıyor: Bir İdam Mahkûmunun Son Günü. Korku, elem, acı vs. gibi duyguların ötesinde mahkûmun içinde filizlenen, ama bir türlü gerçek olamayan ümitsiz kurtuluş ümidi, son yirmidört saatin ne kahredici bir zaman dilimi olduğunu resmediyor. Hugo'nun romanında, bahtsız "kahraman" idamdan kurtulamıyor.

    Acaba öyle bir konumda biz olsak idamdan kurtulmak için nelere razı olur, neleri feda ederdik? Meselâ, bütün servetimizi son kuruşuna kadar idamdan kurtulmak için feda etmez miydik? Veya hayatı satın almak için, ömür boyu --zulmedilmemek ve insaflı bir ücret ödenmek şartıyla-- çalışmaya razı olmaz mıydık?

    Çinli bir idam mahkûmu Yuan Baojing de cinayetten ötürü idam cezasına çarptırılmış. İnfaz ensesine kurşun sıkılarak gerçekleştirilecekmiş. Baojing, birkaç hafta önce infaz için hücresinden alınıp ayrı bir yere bile konulmuş. Ama Chinadaily.com'un haberine göre, idama saatler kala 6 milyar dolar tutan şahsî servetini devlete bağışlamayı kabul edince, infaz durdurulmuş.

    Kendinizi Baojing'in yerine koyun. Hayatınız karşılığında ödediğiniz 6 milyar dolar gözünüze "pahalı" gelir miydi? Ömür boyu fakirlik içinde de olsa hayatta kalmak, herşeyden daha değerli gelmez miydi?

    Herşeye gücü yeten bir Yaratıcı'yı inkâr eden veya unutan, hayatı dünya hayatından ibaret sayan ve ölümü yokoluşla eş tutan modern insan, aslında her gününü Hugo'nun romanındaki mahkûm gibi yaşıyor. Her günü son gün olabilir, çünkü ölümün ne zaman nasıl geleceği bilinmiyor. Bu belirsizlik, her günü son gün haline getirip bir defa idam olmaktan daha fazla acı ve korku getiriyor. Felsefeci Bernard Russell'ın ifadesiyle, modern insan kümeste tutulan ve her gün kesilmek üzere kümesten biri alınan tavuklara benziyor. Şuur sahibi olmayan tavuklar, sıranın birgün kendilerine de geleceğini bilmeden iştahla yemlerini yiyebiliyor, ama insan düşündüğü zaman o acı sona katlanamıyor. İnsan sadece kendi ölümü için değil, tüm sevdiklerinin ölümü veya ölüm ihtimaliyle titriyor. Bu korkudan ve titremeden kurtulmak isteyen insan, devekuşu misali, ölümü unutmaya ve unutturmaya çalışıyor. Türlü fantazilerle ölüm karşısında başını unutkanlık kumuna sokuyor. Eğleniyormuş, lezzet alıyormuş gibi yapıyor.

    Batı kültüründe ölüm bir tabu konudur. Yani uluorta açılması ve konuşulması hoş karşılanmayan, hatta ayıplanan bir konu. Mezarlıklar yaşam alanlarının çoktan dışına atıldı. Çünkü ölümü unutmaya çalışan insanlara yanlarından veya önlerinden geçerken ölümü hatırlatıyor ve "rahatsız" ediyor. Ölümü bitiş veya son görmeyen, aksine sonsuz hayata açılan bir kapı olarak kabul eden kültürlerde ise ölüm hayatla içiçedir, kaçılmaz ve tabu olarak görülmez. Mezarlıklar meskun mahallerin yanında, hatta bazen içindedir. Ama dünyevileşme sürecinin etkisiyle, şehir merkezindeki bir mezarlığın girişindeki âyetin Türkçe mealinin yazılmasıyla çıkan tartışmaları hatırlarsınız. Hiçbir canlının kaçamadığı ve muhakkak bir gerçeği ifade eden ve "Her cân/nefis, ölümü mutlaka tadacaktır!" ifadesinden rahatsız olduğunu söyleyenler çıkmıştı.

    Batı'da olsun Doğu'da olsun, dünyevileşmiş modern insan yüreğinde bir idam mahkûmunun son gününün korkusunu taşıyarak yaşamaya çalışıyor. Ölüm hakikatinin kokusu bile bütün hazlarını, emellerini ve hayallerini tuzla buz ediyor. Yaratıcı'dan yüz çevirilip göz kırpılan hiçbir tabiat, hiçbir sebeb ölümün karanlığından kurtaramıyor insanı. "Bilim ve teknoloji gelişiyor" ümidi ölümün sert yüzünde un ufak oluyor. Hiçbir ideolojik oyalanma ebedî idam kabul edilen ölümden, mezarın karanlığından ve soğuğundan çekip çıkaramıyor...

    Fani hayatı bakileştirmenin, ölümü idam olmaktan çıkartmanın, sonsuz yokluğa düşmek yerine sonsuz mutluluğa erişmenin yolunu, Altıncı Söz'de "Allah mü'minlerden canlarını ve mallarını, karşılığında Cenneti onlara vermek suretiyle satın almıştır" (Tevbe, 9:111) âyetine dayanarak izah eden Said Nursî, Kayyûm-u Bâkî olan Zat-ı Zülcelal'e verilen ve Onun yolunda sarf edilen geçici ömrün beka bulacağını, bâkî meyveler vereceğini müjdeler. "O vakit ömür ömür dakikaları, âdeta tohumlar, çekirdekler hükmünde zâhiren fena bulur; çürür. Fakat Âlem-i Bekada, saadet çiçekleri açarlar ve sünbüllenirler."

    Baojing bütün servetini gerçekten elinden çıkarmıştı idamdan kurtulmak için. Bizim ölümden kurtulmamız için ne cânımızı ne de sahip olduklarımızı terketmemiz gerekmiyor; onları asıl Sahibine aklen ve kalben teslim etmemiz, Onun kudretinden ve rahmetinden bilmemiz yeterli. Ve bir de, Altıncı Söz'deki ifadeyle, "Bir asker gibi Allah nâmına işlemeli, başlamalı… Ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı… Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı… Kusur etse, istiğfar etmeli."
     
  5. BaTTeRST_

    BaTTeRST_ Bilgiliyim rank8

    Kayıt:
    29 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    2.562
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    ceyrancı(öğrenci)
    Şehir:
    Jigsaw frower
    ben daha önce koydum :mrgreen: :mrgreen:
     
  6. Morwena

    Morwena Buralıyım rank8

    Kayıt:
    16 Nisan 2007
    Mesajlar:
    4.461
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    iyi al ewe götür :mrgreen:
    Ps:şaka alınma ha :mrgreen:
     
  7. Chorus

    Chorus   Admin rank8

    Kayıt:
    6 Şubat 2007
    Mesajlar:
    341.750
    Beğenilen Mesajlar:
    227
    Ödül Puanları:
    63
    Şehir:
    Taksim/IST.
    Verdiginiz ozetleri bir okusaydiniz yahu... Birisinde adam kitabin ornegini icerisinde gostermis,digerinde de kitabin arkasindaki sey yazili... Olmadi,calisin calisin... Razz
     
  8. Morwena

    Morwena Buralıyım rank8

    Kayıt:
    16 Nisan 2007
    Mesajlar:
    4.461
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Ayyff pardon hemen araştırıyorum Embarassed Razz
     
  9. BaTTeRST_

    BaTTeRST_ Bilgiliyim rank8

    Kayıt:
    29 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    2.562
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Meslek:
    ceyrancı(öğrenci)
    Şehir:
    Jigsaw frower
    bende araştırıyorum ama hep aynı sonuç Confused