1. Reklam


    1. joysro
      ledas
      jungler
      keasro
      zeus
      karantina

anayasa dilekçe hakkı


  1. _CaspeR_

    _CaspeR_ Buralıyım rank8

    Kayıt:
    27 Nisan 2007
    Mesajlar:
    3.887
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    EXtraloob.com !!
    evet arkadaşlar dilekçe hakkında bilgi almak istiyorum şimdiden yardım edenlere tşk ederim
     
  2. Punsier

    Punsier Öğretiyorum rank8

    Kayıt:
    13 Mart 2007
    Mesajlar:
    795
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Genel Açıklama

    Vatandaşlar ve karşılıklık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye de ikamet eden yabancılar (2001 Anayasa değişikliğiyle) dilek ve şikayetleri hakkında yetkili makamlara ve TBMM’ye yazı ile başvurabilme hakkına sahip olup, bu hak yönetilenlerin davranış biçimi olarak, tarihin her döneminde varlığını korumuş, kimi bu hakkı kurulu düzenin uygulamalarından duyduğu hoşnutsuzluğu ifade etme aracı, kimisi de düzenden hoşnut kalmakla birlikte yapılmasını istediği bir takım hizmet ve işlemlerin yerine getirilmesi hususundaki görüşlerini dilek ya da şikayet biçiminde yönetenlere bildirme yolu olarak görmüş ve bu durum günümüze kadar süregelmiştir.

    Bu nedenle dilekçe hakkı doğuştan var olan doğal bir hak olarak tanımlanmaktadır.

    İlk kullanılışı hakkında herhangi bir bilgi olmamakla birlikte, bu hakkın yönetilenlerle yönetenler arasındaki ilişkinin mazisi kadar eski olduğu tahmin edilmektedir.

    Belirli yer ve zamanda hüküm süren rejimin rengini belirlemede ölçü olabilen bu hak, tarihte otoriter rejimlerce zaman zaman gözardı edilerek yasaklandığı gibi, bu yasağa aykırı hareket edenlerin cezalandırıldığı görülmüştür.

    Tarihsel Gelişim

    Tarihsel gelişim sürecinde İslam Tarihi açısından; Peygamber Hz. Muhammed zamanından önce, birçok bedevi kabilelerinde gerçek anlamda bir “İdare” yoktu; Kentlerde bile, yalnızca basit idare sistemleri mevcuttu. İdari yetkilileri ilk defa tanıtan (başlatan) Peygamber Hz. Muhammed oldu. Vilayetlere valiler, hekimler ve vergi toplayıcılar atanmış ve her biri peygambere karşı sorumlu kılınmıştı. Peygamberin ölümünden sonra ikinci Halife Hz. Ömer büyük reformcu kişiliğiyle idari bir sistem kurmuş ve idari denetimleri başlatmıştı. Bütün vatandaşların önce kendisine (Hz.Ömer’e) ve daha sonra özel olarak geliştirilmiş şikayet inceleme idaresine başvurma, şikayette bulunma hakkı vardı. Dahası Mekke’de yıllık hac sırasında bütün önde gelen yöneticilerin, halktan gelen şikayetler itibariyle, kendilerini halka açık bir toplantıda savunmaları emredilmişti. Halifeler dönemini Emeniler ve abbasiler hanedanlığı takip etti. Keza Abbasiler devrinde de şikayet inceleme birimleri oluşturuldu.

    Magna Carta

    Bu hakkın, yazılı olarak ilkin İngiltere’nin 1215 tarihli Magna Carta’sında (Eğer biz ya da başyargıcımız veya memurlarımız ya da emrimizdeki herhangi bir kimse, herhangi bir durumda, herhangi birine karşı suç işler, güvenlik ve barış kararlarından herhangi birini ihlal ederse ve eğer bu hareket adı geçen 25 barondan sadece dördü tarafından öğrenilirse, bunlar bize gelerek veya yurtdışında isek başyargıcımıza giderek, işlenen suçu bildirecekler ve bu haksızlığı hiçbir gecikme olmaksızın gidermemizi talep edeceklerdir). yer aldığı genel kabül görmektedir.

    İngiltere’nin 1215 tarihli Magna Cartası ile başlayan dilekçe hakkının, Amerika’da ilk uygulamasına 1765’te rastlanır. Bu tarihte İngilteri’nin bir kolonisi durumunda olan Amerika’da halk, İngilteri’nin 1765’te koyduğu Danya Yasasına karşı dilekçe yoluna başvurmuştur.

    Almanya’da dilekçe hakkının kullanılması 19. yy’ın ilk yarısında başlar.

    Osmanlı Dönemi

    Osmanlı döneminde “dilekçe” deyimi yerine “arz-ı hal” ve “istidaname” deyimleri kullanılmaktaydı. Kanun-i Esasiden (1876) önce Osmanlılarda, merkezde, halkın dilek ve şikayetlerini sunabileceği, zulme uğrayan, hakkını alamayan herkesin başvurma ve sığınma hakkının olduğu Divan-ı Hümayunun kapıları, prensip olarak herkese, her türlü müracaata açıktı. Burada Padişahın kendisi ve icraatları da rahatlıkla şikayete konu olabilirdi. Merkezde tutulan Şer’iye Sicil Defterlerine geçirilen dilek ve şikayetler arasında, vergilerin hafifletilmesi, haksızlıkların cezalandırılması büyük yer tuttuğu görülmekte dolayısıyla Dilekçe Komisyonunun bu problemlerin tahlil edildiği toplumsal labaratuvar hüviyetine haiz niteliğiyle iktidara ışık tuttuğu kolayca anlaşılmaktadır.

    Teşkilat tarihimiz açısından Divan kısaca padişah huzurunda davaların görüldüğü meclis demekti. “Divan” başlangıçta her gün toplanırken sonraları Cumartesi, Pazar, Pazartesi ve Salı günleri toplanmıştır. Çok önemli ve acele işlerde, Padişahın huzurunda herkesin ayakta durduğu bir “ Ayak Divanı” kurulurdu.

    Divan’da; Önce iç ve dış olağan siyasi işler görüşülüp karara bağlanır, bu işler bitirildikten sonra başvuruların görüşülmesine geçilirdi. Divana başvuru konusunda herhangi bir sınırlama söz konusu olmayıp, ülkenin her neresinde olursa olsun, devletin herhangi bir faaliyetinden dolayı hakkı ihlal edilenler, valilerden, askeri görevlilerden, kadılardan, vakıf yöneticilerinden zulüm ve haksızlık görenler, mahalli kadılarca haklarında yanlış hüküm verilenler, dil, din, ırk, sınıf farkı gözetilmeksizin doğrudan divana başvurabilirlerdi.

    Nişancı; Divan-ı Hümayunun çalışmalarının hazırlanması ve yürütülmesi işleriyle görevli önemli kişilerden biride nişancı olup, divana gelen şikayetleri konularına göre ayırarak görüşülmeleri için divan gündemine almakta nişancının görevlerindendir.

    Divan-ı Hümayun-un; Yürütme ve idari alanda Padişah adına kullandığı sayısız görev ve yetkileri bulunmakta olup, bunlardan biride kendisi atamış olsun ya da olmasın her rütbe ve derecedeki kamu görevlisini denetlemek, bu konudaki şikayetleri dinlemektir. Ayrıca, Divanın ülkedeki tüm yargı örgütünü denetleme yetkisi bulunmakta, bu yetkisini bazen halktan gelen şikayetler üzerine, bazen de kendiliğinden gönderdiği müfettişler aracılığıyla doğrudan kullanmaktadır.

    İstanbul ve çevresinde zulümden yakınanlar yazılı ya da sözlü olarak divana doğrudan başvurabilirler, Taşradakiler ise, bu konuda hazırladıkları bir dilekçeyi mahkeme siciline kaydettirdikten sonra kendilerine en yakın kadıya verirler, kadı dilekçeyi divan-ı hümayuna gönderir ve oradan gelecek karara göre gerekeni yapardı. Görüldüğü gibi Divana başvuruda kesin bir yol öngörülmemişti. İsteyen yazılı, isteyen de sözlü olarak divana gelerek yakınmada bulunabilirdi. Türkçe bilmeyen teb’aya divanda bulunan tercümanlar yardımcı olurdu.

    Memalik-i Osmaniye’nin değişik bölgelerinde oturan, şikayeti olan kullara, İstanbul’da adalet dairesinin ve adalet kulesinin hala bütün debdebesi ve ihtişamıyla her tarafı aydınlattığı ve topal karıncanın bile hak aramak için oralara kadar ulaşabileceği ihsas edilmek isteniyor gibidir. Hani Kanun-i Sultan Süleyman-ın, saray bahçesindeki ağaçlara zarar veren karıncaların öldürülmesi için şiir şeklindeki fetva talebine, Ebuussuud efendinin yine şiirle mukabele etmesi gibi.

    Kanun-i Sultan Süleyman : Dar-ı Gurihte Zayi etse Karınca
    Zararı Varmıdır anı karınca
    diye fetva istemiş.
    Ebuussud Efendi : Birgün hak huzuruna varınca,
    Sultan Süleyman’dan hakkını alır karınca
    mısralarıyla cevap vermiştir.

    Padişahın yayınladığı adaletnamenin muhatabı şikayetlerin geldiği bölgenin yetkilisi beylerbeyi veya sancakbeyidir. “ Almayasız”, “etmeyesiz”, “ettirmeyesiz” emirlerinin muhatabıda onlardır. Yetkili kişi bu metinleri halka okumak, duyurmak, isteyenlere birer nüsha vermek ve en önemlisi haksızlıkları önlemek, şikayetleri azaltmakla yükümlüdür.

    Adaletnamelerin artış gösterdiği veya bir gelenek halini aldığı yıllara bakıldığında hem adalet dairesinin hem de adalet kulesinin sembolik anlamlarıyla birlikte fonksiyonlarınıda kaybettiği zamanlara rastladıkları görülecektir. Şeriatın ve örfi hukuk kurallarının çiğnendiği, suistimallerin arttığı, şikayetlerin ayyuka çıktığı dönemlerde, adaletnameler gerilimi azaltıcı ve kısmen zulmü önleyici potansiyel arazlar olarak karşımıza çıkıyor.

    Meşrutiyet Dönemi

    Kanun-i Esasi’nin (1876) Dilekçe hakkına ilişkin 14. maddesinde vatandaşların yalnızca şikayetlerinden sözedilmekte olup, dilekleriyle ilgili bir ayrıntı bulunmamaktadır. Dilekçe hakkını ülkemizde tanıyan ilk anayasa olan 1876 Kanun-i Esasi’nin 52. maddesi de 14. maddenin yanında dilekçe hakkını düzenleyen hükümler arasında yer almıştır. İlber Ortaylı hocamızın ifadesiyle Devlet geleneğimizde bazı köklü alışkanlıklarımızın bulunduğu ve bunlardan birinin de evrakların muhafazası yönündeki hassasiyet olduğu, evrakların kaybolmadığı ve yazılan dilekçelere her ne şekilde olursa olsun cevap verildiği, bu anlayışın alışkanlık şeklinde bürokrasının köklü geleneği haline geldiği , BM üyesi olan ülkelerin büyük çoğunluğunda böyle bir hukuki yapının olmadığı, bizdeki durumun gelenek tezahürü şeklinde cereyan ettiği belirtilmiştir.

    1924 Anayasası

    1924 Anayasası’nın 82. maddesi dilekçe hakkını “ihbar ve şikayet hakkı” biçiminde düzenlemiştir. Vatandaşlar kendileriyle ya da kamuyla ilgili dilek ve şikayetleri hakkında tek başlarına ya da topluca yetkili makamlara ve TBMM’ye yazıyla başvurma hakkına sahiptir.

    1961 Anayasası

    “Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir” diyen 1961 Anayasası’nın 62. maddesi, Alman Anayasası’nın 17. maddesi örnek alınarak hazırlanmıştır. Madde dilekçe hakkının ne yönde düzenlenmesi gerektiğini belirtmemiştir. Ancak, daha sonra yapılan çalışmalar sonucu vatandaşların TBMM’ye dilekçeyle başvurabilmeleri yasal olarak düzenlenmiştir.

    1982 Anayasası

    1982 Anayasası’nın ikinci kısmının dördüncü bölümü “Siyasi Haklar ve Ödevler” başlığını taşımaktadır. Bu bölümün son maddesi olan 74. madde “Dilekçe Hakkı” başlığı altında vatandaşına kendileriyle ya da kamuyla ilgili dilek ve şikayetler hakkında yetkili makamlara ve TBMM’ye yazıyla başvurma hakkı tanımıştır. Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir. Bu hakkın kullanılma biçimi kanunla düzenlenir.

    Görüldüğü gibi 1982 Anayasası 1961 Anayasası’ndan ayrı olarak dilekçe hakkının bir yasayla düzenleneceğini belirtmiştir.

    Dilekçe hakkı iki özelliği olan bir haktır. Bir açıdan dilekçi kendi ya da toplumun yararını korumaya çalışırken, devlet de kendisine sunulan dilekçeleri kabul inceleme ve sonucu dilekçiye bildirme yükümü altında bulunmaktadır. Dilekçe hakkının ülkemizde bu kadar eskiye gitmesine karşın bu alanda Cumhuriyet döneminden önce olduğu gibi sonra da sağlıklı bir istatistik tutulmuş değildir. Ayrıca bu alandaki araştırmalar parmakla sayılacak kadar azdır.

    Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı

    13-14 Ekim 2000'de Fransa'nın Biarritz kentinde gerçekleşen AB zirvesinde devlet ve hükümet başkanlarının bilgisine sunulup kabul gören Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı, 7-8 Aralık'taki "Nice Zirvesi"nde onaylanmış olup, 44. Madde de Dilekçe ile başvurma hakkı düzenlenmiş, birliğin bütün vatandaşları veya bir Üye Devlette ikamet eden veya kanuni adresi bu devlette bulunan bütün gerçek kişilerin veya tüzel kişilerin, Avrupa Parlamentosu'na dilekçe ile başvurma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
     
  3. Morwena

    Morwena Buralıyım rank8

    Kayıt:
    16 Nisan 2007
    Mesajlar:
    4.461
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Bence iyi bir araştırma Saolasın İrfan Abi .
     
  4. _CaspeR_

    _CaspeR_ Buralıyım rank8

    Kayıt:
    27 Nisan 2007
    Mesajlar:
    3.887
    Beğenilen Mesajlar:
    0
    Ödül Puanları:
    0
    Şehir:
    EXtraloob.com !!
    saol tşk ederim